Daily Archives: Eylül 13, 2025

Böcekler, Düşüncelerimiz Ve Uyum

Yorum: Birçok böcek türü azalıyor, nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya veya tamamen yok olmuş durumda. Bilim insanları, bu azalmanın felaket boyutunda bir çöküşe yol açabileceğini söylüyor. Böceklerin yok olması; bitkileri, hayvanları ve insanları olumsuz etkiliyor. Hamam böceklerinin, sineklerin ve diğer zararlıların sayısının artacağını yazıyorlar.

Cevabım: Dünya yavaş yavaş tükeniyor.

Yorum: Arılar yok oluyor. Olacak olan kötülüğün temeli bu, diyorlar.

Cevabım: Elbette, zira arılar, bitki dünyasının üreme sürecinde vazgeçilmezdir. Bu bir sorundur.

Soru: Bunu, şu anda yapmaya çalıştıkları gibi, bilimsel yöntemlerle durdurmak mümkün mü?

Cevap: Hayır, bunu yapamazsın. İmkânı yok. Yapay arılar mı üreteceksiniz?

Soru: Yani “robot arıların” veya robotik polinatörlerin işe yarayacağına inanmıyor musunuz?

Cevap: İnsanların milyarlarca dolar yatırdığı hiçbir hileye inanmıyorum. Bunların, insanlığın ahlaki çöküşünü, insanlar arasındaki ilişkilerdeki bozulmayı durdurabileceğine veya insanlığın hayatta kalmasına yardımcı olabileceğine inanmıyorum. İnsanlık, kendini gömdüğü bir koşula doğru ilerliyor.

Tam tersine, tüm bu bilimsel hileler kafamızı karıştırıyor. Eğer bunlar var olmasaydı, uzun zaman önce ne yapmamız gerektiğini sorgulardık.

Soru: Peki umut veriyorlar mı?

Cevap: Evet. Tüm bunları bilime havale ediyoruz ve milyarlarca doları onlara yatırırsak her şeyin yoluna gireceğine inanıyoruz. Onlar bizim için her şeyi yapacaklar ve biz de zafer sarhoşluğuna kapılıp rehavet içinde kalmaya devam edeceğiz. Ama bu işe yaramayacak.

Şunu anlamalıyız ki, yalnızca dünyaya, kendimize ve birbirimize karşı değişmemiz; dünyayı bütünsel hâle getirebilir ve doğanın doğru, bütünsel gelişimi için gerekli olan her şeyi yeniden yerine koyabilir. Doğa kapalı bir sistemdir ve bu sistemdeki bütünlüğü ihlal edersek, kimse bunu telafi edemez.

Soru: Yalnızca eylemlerimizle değil, düşüncelerimizle ihlal etsek bile mi?

Cevap: Elbette! Ama mesele şu ki, hâlâ umut ediyor ve düşünüyoruz: “Seralar inşa edeceğiz. Bir sera milyonlarca hektarlık arazinin yerini alabilir. Ve her şey yoluna girecek. Serada hiçbir şeye ihtiyacımız yok. Onları polenlemeyi biz yaparız. Bir şekilde hallederiz.”

Yorum: Bu arada, bu tür öneriler var.

Cevabım: Evet, elbette, onları anlıyorum. Ama bu işe yaramayacak! Doğa son derece akıllıca hareket eder. Değişebilmemiz için bizi belli bir noktaya getirmesi gerekiyor. Diyelim ki değiştik! Ama bu sadece bozduğumuz şeyleri düzeltmek anlamına gelmiyor—gerçekten değişmek zorundayız! Ve biz bunu istemiyoruz.

Her şeyi yapıyoruz. Dünyanın dört bir yanına yayılmaya devam ediyoruz, doğayı fethetmeye çalışıyoruz, egomuzu bir şekilde doyurmaya çalışıyoruz ve sonunda kimse mutlu olmuyor.

Yorum: Tüm insanlık, çeşitli çalışmalar yürüten ve bir şeyler icat eden bilim insanlarına, Nobel ödüllülere ve profesörlere saygı duyar. Ama sizinle konuştuğumda, hepsinin çocuklar gibi olduğunu hissediyorum. Asıl meseleyi anlamıyorlar.

Cevabım: Bilimi, yalnızca doğanın bütünlüğünü ve her şeyin kapalı, birbirine bağlı olduğunu görmemizi sağladığı ölçüde kabul ediyorum. Doğanın bütünlüğü ve uyumu duygusu, insan için çok önemlidir. Buna dayanarak, insan da uyum ve bütünleşme için çabalamaya başlar.

Dolayısıyla, bu başarılardan ve sonuçlardan bahsetmeli, bunları bilimden alıp insan toplumuna aktarmalıyız. Diğer tüm bilimsel başarılar, sonunda insana mutluluk getirmeyecektir.

Yorum: Peki, bilimsel olarak bir sonuca varmanın mümkün olduğu fikri tamamen savunulamaz mı?

Cevabım: Bu, sonunda kendinizi değiştirmek zorunda kalacağınız bir koşula yol açacaktır.

Soru: Böceklerin yok olmasını önlemek ve ekolojinin normale dönmesini sağlamak için neler yapılabilir?

Cevap: İnsanlara, her birinin ayrılmaz bir varlık olduğunu ve doğayla doğru etkileşime girmesi gerektiğini anlatmak yeterlidir. Ve sonra, kutsal kitabın dediği gibi, her şeyin, tüm hayvanların, bitkilerin ve cansız doğanın insanı izleyerek uyum içinde olduğunu göreceğiz.  “Kurt ve kuzu barış içinde yaşayacak, küçük bir çocuk onları güdecek.”

En Büyük Egoist

Yorum: Hong Konglu aktör ve film yapımcısı Chow Yun-Fat, bir milyoner; ancak kısıtlı bir bütçeyle yaşıyor, toplu taşıma kullanıyor, kıyafetlerini yalnızca indirimden alıyor ve “Rahat olduğum sürece başka hiçbir şeye ihtiyacım yok” diyor. 17 yıldır küçük bir telefonu vardı ve yakın zamanda akıllı bir telefonla değiştirdi. Servet uğruna servete ihtiyacı olmadığını söylüyor.

Cevabım: O, bu şekilde yaratılmıştır. Tamamen böyle bir yaşam tarzını seven insanlar vardır; bu şekilde kendilerini daha iyi hissederler. Bu, egolarının üstesinden gelmek değil, daha çok doğalarının bir ifadesidir.

Onun egoizmi dengelidir. Her şeye hevesli ve dünyevi, egoist bir hedefe ulaşmak için hayatlarını feda etmeye hazır çok sayıda insanda büyük bir egoizm vardır. Burada, mutlu olmak için bu özlemleri nasıl dengeleyebileceğimizi göstermeliyiz.

Soru: Egoları tavan yapmış, patlayan insanlara kendinizi daha yakın hissediyor musunuz?

Cevap: Evet, bu tür insanlar bana daha yakın çünkü onlar insan. Ama o şöyle diyor: “İşte yeşil çimenlerim var ve bu güzel. Güneş, su… hepsi bu!”

Soru: Siz, giderek daha çok ve daha çok para kazanan, hatta başkalarının üzerinden geçen milyonerlere daha yakın olduğunuzu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet, onlar, doğanın muazzam egoizminin insanlığın içinde de var olduğunun farkındalar. Bu nedenle insanlık, egoizmin kötülüğünü fark etmeye başlayacak. Tam olarak bu milyonerler sayesinde. Onlar, doğanın genel yasasına uygun şekilde çalışıyorlar ve onlara minnettar olmalıyız. Tüm insanlığa, bu egoizmi ne kadar çabuk yakmamız gerektiğini gösteriyorlar; aksi takdirde hiçbir şey gerçekleşmeyecek.

Onun boşluğunu, işe yaramazlığını ve anlamsızlığını fark etmeliyiz. En önemlisi, bizi hiçbir iyi hedefe götürmüyor. Bu bilgi ve olumsuz sonuçların birikimiyle edinilen deneyim bizim için gereklidir.

Soru: Yani her şey tam tersi. İnsanlar bu kişiye hayranlık duyuyor. Ancak siz, insanları ezip geçen, milyonlar ve milyarlar kazanan birine daha yakınsınız, hepsi bu. O kırıp geçiriyor! Ve o size daha mı yakınsın?

Cevap: Elbette. Tam da onlar sayesinde insanlık, içinde neyi ıslah etmesi gerektiğini anlıyor.

Soru: Bu kadar çabuk mu gelecek?

Cevap: Elbette. Bu, ancak kötülüğün ve egoizmin doğasının giderek büyüyüp herkes tarafından daha da fazla farkına varılmasıyla ve bizim tarafımızdan, onun yozlaşmışlığının ifşasıyla mümkün olacaktır.

Soru: Sadece bu yolla mı?

Cevap: Bir şeyi iyi bir şekilde yapma imkânı varsa, o zaman tek seçenek budur. Eğer yoksa, o zaman acı çekerek olur. Umalım ki böyle olmasın.

Hayatınızın Patronu Olun

Bir hafta, bir ay, bir yıl, on ya da yirmi yıl içinde başıma ne geleceğini öğrensem ne kazanırdım ki? Bence, hiçbir şey bilmeden yaşamak çok daha ilginç. Hiçbir şey bilmiyorsun! Bu çok daha ilginç, heyecan verici.

Her şeyi bildiğinde, sanki bir sinema salonuna film izlemeye gelmişsin, koltuğa oturmuşsun ve birden bu filmi çok iyi hatırladığını fark etmişsin gibi olur; zaten izlemişsin. Tüm heyecan yok olur.

Yorum: Yani, sizin dediğiniz gibi yaşamak daha iyidir: yarın yarındır, ne olacaksa olur. Her şey üsttekinin ellerindedir. Bu yüzden bu akışla ilerlemeliyiz.

Cevabım: Evet, en iyisi bir şey bilmemek ve kendi hayatının patronu olmaktır.

Patron olduğun kadar patronsundur; olmadığında ise bunu anlamaya başlayacaksınız; sadece böyle olması gerekmiyor. Yaradan’ın bana ulaşmam için belirlediği kurallara göre ilerliyorum. Tamamen bana sunduğu koşullar içinde O’na yaklaşıyorum. Daha fazlasını istemiyorum. Bundan fazlasını görmek istemiyorum, en ufak bir parça bile! Başka bir şey istemiyorum! Tam olarak böyle olmak istiyorum -Yaradan’ın sadık bir takipçisi.

Bu olabilecek en harika şeydir! Bir insan böyle davranabildiğinde, bu onun için büyük bir ödüldür!

Ve aynı zamanda, onların senin geleceğin hakkında konuştuğunu duymak mı? Asla! Biz ihsan etme koşuluna gelmeliyiz.

Soru: Ya dediğiniz gibi, kendinizi Yaradan’a adama hareketinin hemen köşesinde aniden korkunç şeyler olursa?

Cevap: Korkunç ya da korkunç olmayan diye bir şey yoktur. Her şey, ona nasıl yaklaştığınıza bağlıdır. Eğer açık bir kalp ve ruhla kendinizi ona verirseniz, o zaman ne olursa olsun olur, ancak bu Yaradan’dandır; korkunç hiçbir şey yoktur.

Her şey bir sonraki anda basit, net ve yumuşak hale gelir. Yaradan’a karşı tutumunuz, O’nu Yaradan yapan şeydir. Hepsi bu. Burada, aynı zamanda aranızdaki doğru bağ da devreye girer.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 139

Maneviyat Arzusu

Yaradan, alma arzusunu “yarattıklarına iyilik yapma” amacına uygun olarak, alma arzusunu mükemmellik durumuna getirmek için yarattı. Çünkü Yaradan’a göre “iyilik yapmak”, bunu O’nun gibi mükemmel bir şekilde yapmak anlamına gelir. Mükemmellikten daha azı gerçek iyilik olarak kabul edilmez. Sadece Yaradan mükemmelliktir.

Yaratılan varlığı denkliğe, böyle bir mükemmelliğe getirmek için, yaratılan varlığın ıslah olmayı, değişmeyi ve mükemmelliğe zıt olan durumu nihai mükemmelliğe getirmeyi istemesi gerekir. Mükemmellik, “karanlıktan ışığın avantajı”, “akşam vardı ve sabah vardı” ifadelerinde olduğu gibi, ancak zıttından elde edilir. Eksiklik hisseden bir kapta dolum hissedilir ve hissedilen bir eksiklikten haz algılanır. Hiçbir şeyi karşıtından başka bir şeyle anlayamayız veya elde edemeyiz.

Hazzın özü, ışığın özü, Yaradan’dır. O’na edinmek ve hissetmek, ancak zıt bir forma sahip olmakla mümkündür. Bu, yaratılan varlığın doğasının, mükemmellik koşulundan, Yaradan’ın derecesinden haz alması için Yaradan’ın doğasına zıt olması gerektiği anlamına gelir. Bu nedenle kapların kırılması gerçekleşir. “Yoktan varoluş” olan yaratılan varlığın alma arzusuna kapların kırılması yoluyla, Yaradan’ın nitelikleri (“varlıktan varoluş”) yerleşir. Dolayısıyla, doyumlar için zorunlu olarak Yaradan’dan gelen arzular ediniriz.

Yaratılışın amacına ulaşma yolu, hayvanlarda da bulunan yiyecek, seks ve barınma gibi temel bedensel-hayvansal arzulara sahip olduğumuz en alt dereceden başlar. Yalnız yaşarken bile onları arzularız. Daha sonra, toplumun aşıladığı zenginlik, onur ve bilgi için insani-sosyal arzular geliştiririz. Bu arzuları az ya da çok bildikten, tanıdıktan ve tatmin ettikten sonra, ne bedenin ne de toplumun yerine getiremeyeceği, sadece Yaradan’ın yerine getirebileceği “manevi arzular” olarak adlandırılan arzulara ulaşırız.

Arzunun gelişiminin üç aşaması vardır. Gelişim, “bu dünyanın arzuları” olarak bilinen hayvani ve insani arzuları yerine getirmekle başlar. Bir insandan, ancak manevi arzular uyandığı andan itibaren bahsetmeye başlarız, bu arzular sadece üst ışıkla, Yaradan’la, Yaradan’ın hissiyatıyla doldurulabilir. Bunlara “gelecek dünyanın arzuları”, manevi dünya denir.

Maneviyat arzusu geliştiren bizler, maneviyat arzusunun doğduğu yerde, bu arzuyu diğer tüm arzulara karşı geliştirmek ve yerine getirmek için çalışırız. Kalpteki nokta üzerinde, diğer tüm bedensel ve insani arzulara karşı, manevi tatmin arzusu üzerinde çalışırız. Bu zıtlıklara karşı, toplumu, çalışmayı ve içsel arayışı kullanarak, tüm gücümüzle mücadele ederiz. Kalpteki noktayı, maneviyat arzusunu, diğer tüm bedensel arzulara karşı büyütmek ve beslemek isteriz.

Bu çalışmayı tamamlarsak (ve bunun ne zaman olacağını bilmiyoruz), gece ve gündüz, “uyumama izin vermeyene kadar” olarak tanımlanan bir koşulda sadece maneviyatı arzularız ve diğer arzuları lüks olarak değil, yalnızca temel varoluş için gereklilikten dolayı yerine getiririz. Eğer tüm bu koşullar yerine getirilirse, bu dünyadaki çalışmamızı tamamladığımızın bir işaretidir ve ardından bize yeni bir derece verilir: çalışma seviyesi yükseltilir. Kalpteki genel bedensel arzular yerine, bize Klipot adı verilen arzular verilir.

Kalpteki noktanın karşısında, genişlemiş nokta yerine, bize Yaradan’ın hissi verilir. Artık, hayvani ve insani arzularla dolu bir kalp ve maneviyata yönelik belirsiz bir arzu duyan küçük bir nokta yerine, içinde Keduşa’yı barındıran yeni bir kalp, bir Klipa alırız. Klipot, Yaradan’a karşı, O’nun birliğine karşı, topluca “Firavun” olarak adlandırılan, çeşitli düşünceler ve arzulardır. Keduşa, Yaradan’a, ruha duyulan arzu ve özlemdir. Klipa ve Keduşa arasındaki ilişki, bu dünya seviyesindeki kalp ile kalpteki nokta arasındaki ilişki gibidir.

Böylelikle çalışmalarımıza devam ederiz. Tüm bağımız, hayatımız ve özlemimiz Yaradan’a yönelirken, Firavun (Klipot, karışıklıklar) sürekli olarak onlara direnir. Yine de yazıldığı gibi, “Firavun, İsrail oğullarını Gökteki Babalarına yaklaştırdı.” Tam da bu rahatsızlıklar aracılığıyla, Klipot aracılığıyla, Yaradan’a olan bağımızı, özlemimizi ve arzumuzu güçlendirir ve büyütürüz.

Çalışmayı tamamladığımızda, çalışmanın sonuna “ıslahın sonu” denir, tüm arzularımızın mükemmellik ve Tanrısallığa uygun olarak tamamen ıslah olduğu bir duruma gireriz ve üst ışıkla tamamen dolarız. Bunlar, bu dünyanın dereceleri ile öbür dünyanın dereceleri arasındaki, hayvani ruh ile Tanrısal ruh arasındaki farklardır.