Daily Archives: Eylül 16, 2025

Adem Adında İlk İnsan

Soru: On Sefirot’un Çalışılması’nda incelenen üst manevi dünyaların bir parçası olan Adam HaRishon’un Partzuf’u, Yaradan’ı ifşa eden ve aynı zamanda Adem olarak da adlandırılan ilk insanla (Adam HaRishon) nasıl ilişkilidir?

Cevap: Yaradan’ı ifşa eden ilk insan olan Adem, bizim gibi bir insandı. Anne ve babasından doğdu, bu dünyada yaşadı ve bir gün üst gücü, Yaradan’ı ifşa etmeye başladığı bir koşula ulaştı.

Onun içinde aniden böyle bir arzu uyandı ve şöyle düşünmeye başladı: “Ne için yaşıyorum, nereden geldim, neden ve beni kim kontrol ediyor?” Bu her birimiz için geçerlidir. O, manevi dünyayı bu şekilde ifşa etti.

O, bizimki gibi gelişmiş bir egoizmle kıyaslanamayacak kadar bayağı olmayan, çok hassas bir ruha sahip olmasıyla öne çıkıyordu. Bu nedenle, bu ifşayı kendi başına yapması daha kolaydı. Bu, tüm bu kırık ruhlar sisteminde, aşağıdan yukarıya yükselişinin başlangıcında ortaya çıkan ilk manevi gendi (Reşimo); bu, Yaradan’ı ilk ifşa eden insan olan Adem’di.

Adam HaRishon’un Partzuf’u, dünyalar yukarıdan aşağıya yayıldığında, Atzilut dünyasının Zeir Anpin (ZA) ve Nukva’sı tarafından yukarıdan yaratılan manevi bir nesnedir. ZA ve Nukva onu kendi seviyelerine, hatta Aba ve İma seviyesine yükseltir; burada, erkek ve dişi olmak üzere iki parçasını yani Adem ve Havva’yı birleştirir (Zivug), böylece Aba ve İma gibi olabileceğini ve her şeyi ihsan etmek uğruna yapabileceğini düşünür.

Ancak bu birleştirmeyi yaptığında, ihsan etmek uğruna bunu yapamayacağını ifşa eder ve parçalanır. Bu, Kabala biliminde çalışılan ortak ruh olan Adem HaRishon’un Partzuf’udur.

Parçalandıktan sonra onun parçaları düşer, daha da aşağıya iner, ta ki en “dibe” ulaşana kadar. Oradan itibaren kendi araştırmalarına ve netleştirmelerine başlarlar. İlk olarak, cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeler hakkında sayısız açıklama vardır; bunların özgür iradesi yoktur ve yalnızca ışık hareket eder, onları açıklığa kavuşturur ve birbirine bağlar, onlardan herhangi bir talep gerektirmez.

Ancak bu açıklamalar biriktikten ve sıra bir sonraki seviyenin arzularına ulaştıktan sonra, tüm kırık Reşimot’dan gelen insan seviyesinin bilgi geni ilk kez ortaya çıkar. Konuşan insan seviyesinde ilk kez ortaya çıkan bu yeni Reşimo, “Adem” olarak adlandırıldı ve 5.771 yıl önce yaşamış dünyamızdan bir adama aitti.

O, Yaradan’ı “aşağıdan yukarıya” yani bizim dünyamızdan edinen ilk kişiydi. Tıpkı bizim gibiydi, yalnızca böyle bir Reşimo’yu ifşa eden ilk insandı.

İlk olduğu için, Kabalistik bir grubu veya çevresi yoktu. Ancak ıslah, en hafif Reşimo ile başlar, bu yüzden ona yukarıdan manevi bir uyanış sağlamak yeterliydi ve ardından kendisi ifşayı aradı ve ulaştı. Ondan sonra ifşa olan Reşimot giderek daha da ağırlaştı.

Bizler bu günü, bizim dünyamızdan bir insanın, manevi dünyanın, Yaradan’ın ilk ifşasını, Yeni Yıl’ın, Roş Haşana’nın başlangıcı olarak kutluyoruz.

Ve dünya “ondan beş gün önce” yaratılmıştı; yani Adem, üst dünyaları, Sefirot’u, Partzufim’i kendi içinde bir şekilde hissetmeye başlamıştı ve bu ilk hafta boyunca ifşa ona geldi.

Yaradan’ı Hiçbir Şey Etkilemez

Yorum: Yetişkinler olarak şimdi nasıl bir oyun oynamalıyız?

Cevap: Ciddi bir şekilde oynamak, Yaradan’ı oynamak demektir.

Yorum: Bunun ne olduğunu açıklayın.

Cevabım: Yaradan’ın tüm düşüncelerimizde ve eylemlerimizde aramızda olduğundan emin olmaktır. Buna ciddi bir şekilde oynamak denir.

Soru: Herhangi bir şey yapmadan önce, Yaradan’a yalvarmaya çalıştığımızı söyleyebilir miyiz?

Cevap: Evet, bunu O’nun için, O’nun yararına, O’nun rızası için yaptığınızı hayal edin. O’nun için demek, başkaları için demektir. Yaradan’ı hiçbir şey etkilemez; O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Tek bir olasılık vardır, o da O’ndan başkaları için hareket etme gücü almaktır.

Soru: “Mutlu olmak istiyorum” formülü, “İnsanların mutlu olmasını istiyorum ki böylece etrafımdaki herkes mutlu olsun” şeklinde mi değişiyor?

Cevap: Ama gerçekten mutlu. Benim onların mutlu olmalarını istediğim gibi değil, Yaradan’ın mutlu olmalarını istediği gibi. Çünkü bu evrenin yasasıdır. Mutlak ve nesneldir.

Soru: Her şey ne kadar da kesin! Peki, Yaradan insanların nasıl mutlu olmasını istiyor? Yaradan için bu ne anlama geliyor?

Cevap: Başkalarının yerine geçmeye, oraya geçiş yapmaya ve onlar için en önemli olanı hissetmeye çalışın. Ve bunu onlarla birlikte inşa edin.

Soru: Geçiş sürecinde, insanlar için en önemli şeyin ne olacağını düşünüyorsunuz?

Cevap: Birbirlerine yakın hissetmek.

Soru: Bu mu? İnsanın içinin en derininde olan tek şey bu mu?

Cevap: Evet, insan bunda mükemmelliği hissetmeye başlar.

Soru: Yani içinde huzur, mutluluk ve güvenlik mi var?

Cevap: Bu her şeyin tamamlanmasıdır. Son değil, tamamlanma, saf mükemmellik.

Soru: Peki tüm insanlar yakın mıdır? Tüm insanlar kardeş midir?

Cevap: Evet, genel olarak şu an içinde bulundukları formdan çıkarlar. Sadece mükemmellik âlemine girerler.

Soru: Öyleyse şimdi başkasını kendi yararıma kullanmak istiyorsam, orada kendimi tamamen başkasına vermek mi isterim?

Cevap: Evet, kendimizi birbirimize vermenin anlamı budur. Kabala’da buna Haşpaa yani ihsan etmek denir. Bu, mükemmellik koşuludur; manevi koşuldur.

Yorum: Sonuçta büyük bir bilimle meşgul oluyoruz.

Cevabım: Bu henüz ifşa olmadı! Daha da geliştirilecek ve duygulara bölünecektir.

Kabala Kişiyi Boyunduruk Altına Almaz

Yorum: Kişi belirli bir topluma girdiğinde, o çevreden etkilenir. Diyelim ki “Brahma Kumaris” topluluğuna veya başka bir yere girdi ve gerçekten “Evet, orada Tanrı var” diye algılamaya başladı. İnsanlar Kabala çalışmaya geldiklerinde, siz de belirli bilgiler sunuyorsunuz ve bu da kişinin beynini yıkıyor.

Cevabım: Hayır! Çünkü Kabala, kişinin egoizmine, doğasına aykırıdır! Kabala ile bir kişiyi kendime tabi kılmam. Onu kendime karşı konumlandırırım.

Dikkat edin, bana saygı duyuyor ve beni zeki biri olarak görüyor olsanız da benimle aynı fikirde değilsiniz, benim altımda değilsiniz, çünkü ben sizlere, size zıt olan bilgiler veriyorum.

Benimle ancak kendinizi iptal ederseniz, hiçbir şey ve hiç kimse olmadığınızı kabul ederseniz hemfikir olabilirsiniz. Bu sizin içsel mücadelenizdir.

Bu yüzden Kabala, bir kişiyi boyunduruk altına almayan tek metottur. Bu bir din değildir ve başka metotlar da değildir.

Ben sadece öğretirim ve bilgi veririm, ancak bunu kendi içinizde nasıl gerçekleştireceğiniz sizin sorununuz ve çok zor bir sorun, çünkü bunu ancak kendinizle savaşarak çözebilirsiniz. Bu yüzden bana asla itaat etmeyeceksiniz. Her zaman bana karşı olacaksınız ve benimle aynı fikirde olsanız bile, bu ancak mantığınızın ötesinde olacaktır.

Işığın Nitelikleri İçin Çaba Gösterin

Soru: Tüm yaratılışı yaratan ışığın ek uyanışı, yaratılanların içinde nereden gelir?

Cevap: Gerçek şu ki, yaratılan, ışığın niteliklerine ulaşmak için çaba gösterme ihtiyacı duyar. Bu nedenle, kendi içinden bu sistemi geliştirir ve Malhut’tan Keter’e kadar ışığı elde etmek için çaba göstermeye başlar.

Soru: Bu arzunun başlangıcı nereden gelir?

Cevap: Başlangıçta yaratılanda Hohma’nın ışığı yoktur, Yaradan’ın hissiyatı yoktur, bu nedenle onu bilmeyi arzular.

Yaradan’ın Işığını Alın

Soru: Alma arzusu, içimizdeki bir eksiklik hissidir. Ancak Yaradan’ın hiçbir eksikliği yoktur. İhsan etme arzusu da içimizdeki bir eksiklik hissi midir?

Cevap: Yaradan’ın ışığını almak, O’na bağlanma arzusu, şu anda bizim ihtiyacımızdır (eksikliğimizdir). Bunu hissetmek, bizi Yaradan’ın ışığını almaya başlamak için nasıl davranmamız gerektiğini aramaya yönlendirir.

Ne İstiyorsunuz?

Soru: Biz, yaratılanlar olarak, içimizdeki ışığın bir tür tezahürünü hissetmeye başlıyoruz. O noktada neyi arzulamalıyız: Yaradan’ı incelemek mi, yoksa bir sonraki koşula geçmek mi?

Cevap: Neyi arzulamalıyız? Yaradan’ı edinmeyi. Bunun için Kabala’ya geldik.

Kökümü edinmek dışında benim için hiçbir şey önemli değil. Eğer onu edinirsem, onu anlarsam, bir şekilde onunla bağ kurarsam, bu sadece mekanik bir biçimde veya kendi içimden olsa bile, o zaman buna uygun olarak ona daha da yaklaşırım.

O zaman birbirimize karşı hissettiğimiz karşılıklı duygu, Yaradan’ı bana sürekli olarak daha yüce, daha eşsiz, daha güçlü olarak ifşa edecek ve ben, O’nun arzularını ve formlarını, O’nunla birbirimize benzediğimiz duruma ulaşana kadar edinmek isteyeceğim.

Soru: Yaradan şu anda bizden ne gibi değişiklikler istiyor?

Cevap: O’nun tüm yaratılış üzerindeki, tüm dünyalar üzerindeki otoritesini fark etmemizi ve O’nu kendimize ifşa etmek amacıyla kendimizdeki her türlü değişikliği kabul etmemizi istiyor.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 145

Çalışmada “Toz Tadı” Nedir?

Sağ çizginin tam tersi olan sol çizgide olduğumuzda, her seferinde toz tadını hissederiz. Örneğin, sabah kalkar kalkmaz paraya ihtiyacımız olduğunu hissederiz. Ama kalkıp çalışmamız gerekir ve bunu bir toz tadı olarak hissediyoruz. Belki de bu aynı para arzusu, lükslere ve hazlara ulaşmak için koşup çok para kazanma isteği olarak kendini gösterebilir, oysa bunun yerine oturup çalışmamız gerekir.

“Toz tadı” ifadesinin anlamı, dün sahip olduğumuz arzu ya da zaman zaman içimizde uyanan arzu yoluyla artık herhangi bir haz alma ihtimali görmememiz veya hissetmememizdir. Bu arzunun karşısında bizi aydınlatan, cezbeden, bize haz verebilecek bir şey olduğunu hissetmiyoruz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 144

Manevi Çalışmadan Neden Tat Almayız?

Manevi olarak maddesellikteki aynı modele göre ilerleseydik, maneviyatı bizim için daha iyi olduğundan dolayı tercih ederdik ya da hemen ardından daha iyi olduğu için maddeselliği tercih ederdik. Böylece alma arzumuzda her ikisini de arttırırdık.

Ancak, manevi tatmini edinmiş olanlara, bunun bizim için de değerli olduğunu tavsiye edenlere inanırsak ve kendimizi bu dünyada zaten sadece geçici hazları tadabileceğimize ve maneviyata özlem duymanın daha iyi olduğuna ikna edersek, Kabala ile ilgilenen bir gruba katılır ve onlardan, bu dünyanın hazlarının peşinde boşuna koşmak yerine maneviyatla nasıl tatmin olunacağını öğrenmeye başlarız. Kendi üzerimizde beyin yıkaması yaparız ve maneviyata olan arzumuzu yoğunlaştırırız.

Bu “ihsan etmek için” düşündüğümüz anlamına mı gelir? Hayır, sürekli olarak maneviyatın bize bir şeyler vereceğini hayal ederiz, tıpkı tüm hazların bize bir şeyler vermesi gibi. Buna Lo Lişma’da büyümek denir. Lo Lişma’dan Lişma’ya nasıl geçebiliriz? Özel bir çare (Segula) ile, çünkü Yaradan uğruna kendi başımıza düşünemeyiz.

Kendimizi başka türlü kandırmamalıyız. Gerçek budur. Her birimiz yalnızca kendi çıkarımızı düşünürüz ve güzel, yüce sözler bunu değiştirmez. Bizler yalnızca kendimizi düşünecek şekilde yaratılmışız. Sadece düşünmekle kalmıyoruz, aynı zamanda tüm bedenimiz, beynimiz, hormonlarımız, muhakemelerimiz, her hücremiz ve mekanik hareketlerden biyolojik olanlara kadar her seviyedeki her şey yalnızca kendi yararımız doğrultusunda hareket edecek şekilde gerçekten programlanmış ve yapılandırılmış bir koşuldayız. Bu bizim doğamıza işlemiştir. “İhsan etmek için” diyebiliriz ama yalnızca kendi yararımız için hareket ederiz.

Bu nedenle, yalnızca özel bir çare aracılığıyla Lo Lishma’dan Lishma’ya geçebiliriz. Bu çare bize Kabalistler tarafından onların kitaplarında verilmiştir ve Kabalistlerin yazdıklarıyla meşgul olduğumuz için ve onlar manevi dünya hakkında yazdıkları için, gerçekten Tora’nın verilmesi kavramıyla meşgulüz. Tora’nın verilmesi, kendimizi manevi dünyaya giden bariyeri aşmaya hazırlayabileceğimiz yukarıdan gelen bir araçlardır.

Yani, arzumuzun sürekli büyümesi, resmin sadece bir parçasıdır. Arzumuz hayvansal hazlardan paraya, onura, bilgiye ve son olarak da Tanrısallığa doğru büyür. Ancak Tanrısallığa yaklaştıkça, özel bir ekleme olur: sadece bir arzu diğerinin yerini almakla kalmaz, aynı zamanda Tanrısallık arzusunun “ihsan etmek için” denilen ek bir form kazanması gerekir.

Bir arzunun olumlu ya da olumsuz olması önemli değildir. Her tür arzu, içimizde ifşa olan en düşük koşuldan en yüksek koşula kadar sürekli olarak büyür. Örneğin ruhumuzda bir ton arzu varsa, bize her seferinde bunun yalnızca bir kısmı gösterilir; bir gram, beş gram, başka bir on gram, başka bir yirmi gram. Sanki her seferinde arzu kutumuzda biraz daha geniş bir delik açılıyor ve giderek daha fazla arzu hissederiz.

Arzular zaten içimizde mevcuttur. Sadece yavaş yavaş ifşa olurlar ve her seferinde daha güçlü ve daha büyük arzular olarak görünürler. Aşağıdan yukarıya doğru, bu dünyadan ıslahın sonuna kadar, mutlak arzu ölçüsünde büyürüz. Ancak, bunun yanı sıra, eğer “bu dünya” denilen belirli düzlemin ötesine geçmek istiyorsak, arzu kendi yararımıza değil, Yaradan’ın yararına yönlendirilmelidir.