Daily Archives: Eylül 1, 2025

Yaratılış Sistemine Benzer Bir Ruh

Ortak ruh birdi ve birbirine bağlıydı, kırılmadan sonra birçok parçaya bölündü. Bu parçaları bir araya getirip birleştirmemiz ve onlar aracılığıyla Yaradan’ı ifşa etmemiz gerekiyor.

Orijinal kap ile kırıldıktan sonra düzeltilmiş kap arasındaki fark, kırılmanın daha önce net olmayan yeni nitelikleri ortaya çıkarmasıdır. Tam da bu nitelikler nedeniyle ruh paramparça olur. Onlar ıslah edildikleri zaman, bu bozulmuş arzulara karşı ek ışık nitelikleri ortaya çıkar.

Bu şekilde, bu ruhu yaratan ve onu ışığıyla düzelten Yaradan’ın içsel niteliklerini netleştiririz.

Eğer kırılma ve ıslah olmasaydı, sadece günah öncesi Adem’in hissettiği kadarını hissederdik; sadece Ruah deRuah’ın Nefeş’inin küçüklük koşulunu. Parçalanma ve ıslahtan sonra ise NRNHY’nin (Nefeş, Ruah, Neşema, Haya, Yehida) tüm ışığını ifşa ederiz, yani Yaradan’ın Kendisine bağlanırız, O’nunla form eşitliğine ulaşırız ve O’nun yollarını ve yaratılışta gömülü olan bilgeliği anlarız.

Bu nedenle bunu parçalanmadan ve ıslah olmadan yapmak imkânsızdır. Islahın sonu, yaratılış programına en başta yerleştirilmiş olan noktadır.

Ruh, tüm AK (Adem Kadmon) ve ABYA (Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya) dünyalarını içeren tüm yaratılış sistemine uyum sağlayacak şekilde kendini ıslah etmelidir. Ruh, tüm yaratılış sisteminin en içsel parçasıdır. Bu nedenle bizim ıslahımız da üst dünyaların tümüyle aynı formu almalı, baş, beden ve uzuvlardan oluşmalı; ardından üç çizgiden ve birçok karmaşık formdan meydana gelmelidir.

Bu parçalar birbiriyle bağ kurduklarında, farklılıklar yok olmaz; çünkü “sevgi tüm günahları örter.” Islah olmuş ruh, içindeki tüm büyük egoizmi, tüm büyük arzuları ve çelişkileri muhafaza eder.

Önceden ne varsa her şey kalır; hiçbir şey silinmez. Aksine, olumsuz tezahürler bize ışığın ifşasında yardım eder; çünkü ışığın üstünlüğü karanlıktan gelir.

Önümüzde büyük bir çalışma var, çünkü Adem’in başı, bedeni ve uzuvları yoktu; sadece bir bedeni vardı ve Hesed ışığıyla dolu bir seviyede bulunuyordu. “Sünnetli doğmuştu”, yani bir melek gibiydi, küçüklük koşulunda. Bir bebekte akıl yoktur, ayakta duramaz, sadece yatar; yani başı, bedeniyle aynı seviyededir.

Ama biz bu parçalanmış ruhu ayakları üzerine kaldırmalıyız; tam bir insan yüksekliğine, insana yakışır seviyeye. Bu nedenle çalışmamızda ruhun baş ve bedenine ait parçaları seçiyor ve her birinin işlevini netleştiriyoruz.

Parçalanmadan sonraki ruhun tüm parçaları zaten ıslaha hazırdır, ancak biz üst ışığı çekmeli, parçalanmanın yerlerini netleştirmeli ve onları düzeltmeliyiz.

Manevi çalışmaya çekilenler, ortak ruh olan Adem’in başı olarak adlandırılır. Geri kalanlar onun bedeninin parçalarıdır. Bu yüzden İsrail “Yaradan’a doğru”, “Li-Roş”, yani “benim için bir baş” olarak adlandırılır.

Muazzam Acıdan Muazzam Hazza

Yorum: Empati, başka bir kişinin duygularına karşılık gelen duyguları hissetme yeteneğidir ve merhamet, bir başkasının acısına sempati duymaktır.

Cevabım: Sanki başka bir kişinin içine yerleşiyor ve onların deneyimlerini hissediyorsunuz.

Soru: Kişi bunu kendi içinde nasıl geliştirebilir? Anladığım kadarıyla, eğer bu duygu geliştirilseydi, farklı yaşardık.

Cevap: Evet, o zaman insanları buna göre eğitiriz. Bunun mümkün olduğuna inanıyorum. Biz sadece bununla ilgilenmiyoruz. Genel olarak, 13 ila 14 yaşları arasında, insanlar zaten başka bir kişinin acısını derinden hissetme yeteneğine sahiptir. Ve bunun için eğitilmeleri gerekiyor.

Yorum: Bu kesinlikle, dünyayı tamamen değiştirir.

Cevabım: Tabii ki, şüphesiz.

Soru: Yani merhamet kişide geliştirilebilir mi?

Cevap: Kişi, başka bir kişi için merhamet anlayışını geliştirebilir ve kişiye, merhamet içinde bir başkasının acısını paylaşabileceği, kısmen kendi üzerine alabileceği ve böylece diğerinin acısını etkisiz hale getirebileceği bir noktaya kadar onu nasıl algılayacağını anlama yeteneği verebilir.

Soru: Ve bunu yapmaktan tükenmeyecek misiniz?

Cevap: Hayır, çünkü onların acılarını sizin katılımınızla, empatinizle ve merhametinizle etkisiz hale getirerek, acılarını yavaş yavaş birçok küçük parçaya bölersiniz ve bu şekilde kişi sakinleşir. Ve bunu yaparak, tüm dünyayı dengeye, zaten mutluluk olarak adlandırılabilecek bir içsel duruma yönlendirebilirsiniz.

Soru: Eğer merhamet, Dünya’nın tüm sakinleri arasında eşit olarak paylaşılsaydı, dünyaya mutluluk getirir miydi?

Cevap: Evet, birliğimizde başarmamız gereken şey tam olarak budur. Çünkü prensip olarak, önümüzde çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuz kesin. Sonuçta, egoizm büyüyor ve egoizmimizle ilgili olarak üst ışık giderek daha fazla ifşa oluyor. Yani, egoizmimizle ilgili olarak, o kadar artan baskılar hissedeceğiz ki, eğer birleşemez ve hepsini kendi aramızda paylaşamazsak, buna dayanamayacağız.

Soru: Şimdi, her zaman söylediğiniz şeyin özünü anlıyorum: “Birlik, bağ, iyi düşünceler ve iyi ilişkiler.” Bütün bunların temeli merhamettir, öyle değil mi?

Cevap: Evet, ama pratik olarak bu merhamet bile değildir. Bu, muazzam ıstırabın paylaşılmasıdır: muazzam arzu ile bu arzuyu doldurması gereken muazzam ışık arasındaki karşıtlık ve ışığın arzuyu doldurmasına izin verecek olan “kendisi için değil” niyetinin eksikliği.

Soru: Yani tatmin sadece başkalarının iyiliği için ise mümkün olabilir mi?

Cevap: Evet, bu yüzden burada dengeye ihtiyacımız var. Bu ancak merhametin nasıl öğrenileceğini, mutlak tatmin ile mutlak boşluk arasındaki karşıtlığın herkes arasında nasıl paylaşılacağını anlamakla gerçekleşebilir. Doğal olarak ne daha az ne de daha kötü olacak. Ama eğer bu şekilde paylaşılmasını istiyorsak, o zaman çelişkinin kendisi ortadan kalkar. Bu, birliğin özel niteliğidir.

Soru: Ve sonra, bu mutluluk gelir mi?

Cevap: Evet, o noktada, karşıtlık, imkânsızlık ve içsel ağlama hissi doygunluğa, daha yüksek bir şeye, hazza dönüşür. Artık muazzam acı ile muazzam haz arasında hiçbir fark yoktur. Bir araya gelirler.

Soru: Öyleyse, bu durumda acı ne olur?

Cevap: Bu hazza dönüşür çünkü onları birbiriyle dengelemişsinizdir.

Yorum: Bu gerçekten yüceltilmiş bir şey.

Cevabım: Bu böyle olur, daha yüksek bir seviyede.

Soru: Yani acı bize onu hazza dönüştürmek için mi verildi?

Cevap: Evet, elbette.

Soru: Ve en büyük acı nihayetinde en büyük haz haline mi gelir?

Cevap: Evet, bu karşıtları nasıl uzlaştıracağınızı biliyorsanız, haz alırsınız.

Ruhlar Üzerindeki Yargılar Her Zaman Adildir

Soru: ARİ’nin öğretisini neden sadece bir öğrenci, Chaim Vital anlıyordu da diğerleri anlayamıyordu? Neden özellikle o?

Cevap: Ruhlarla yukarıdan neden böyle bir düzenleme yapıldığını bilmek imkânsız. Baal HaSulam, kendisi hakkında, kendisine neden böyle bir görev verildiğini bilmediğini yazar.

Ancak şunu anlamalıyız ki, bu yalnızca dünyevi bakış açımızdan, seçilmiş ruhlar ve önemsiz, “ikincil” ruhlar varmış gibi görünüyor; çünkü egoizmimizin prizmasından bakıyoruz.

Ancak maneviyat söz konusu olduğunda, büyük veya küçük diye bir şey yoktur. Orada her şey ihsanla ölçülür ve en büyük; en çok ihsan eden, herkese hizmet eden, herkesten aşağıda duran ve onlara destek ve temel sağlayan kişidir.

Ortak Çalışmanın Sonucu

Soru: Dördüncü safhanın Kli’sini inşa etmemiz ve ardından önceki üç safhanın ışığını almamız gerektiğini söylediniz. Ortak çalışmamızda dördüncü safha nasıl inşa edilir?

Cevap: Yaradan’a yakınlaşmayı arzularız, O’nun niteliklerine benzer olmak için dualarımızı, arzularımızı ve eksiklerimizi gidermeye yönelik isteklerimizi yükseltiriz. Bu, Yaradan’ı etkiler ve bu şekilde O, içimizdeki arzuları değiştirir.

Ortak Kalbi Açın

Soru: Bir araya gelmek için büyük çaba sarf ettik. Birbirimizden güçlü izlenimler aldık. Yine de metne ve olup bitenlere daha yakın olmak için bir şeyler daha eklemek istiyoruz. Fiziksel olarak bir araya gelmek için gösterdiğimiz büyük çabanın yanı sıra başka ne ekleyebiliriz?

Cevap: Ortak kalbinizi açın, içine girin ve bu ortak noktayı tüm gerçekliğin merkezine, tüm yaratılışın merkezine yönlendirin.

Yaradan’a Sorun Ve Israrla Cevabı İsteyin

Soru: Yaradan ile iletişim kurduğumda, hazırladığım her şeyi O’na vermem gerektiğini söylediniz. Yaradan’a sunmak için ne hazırlamalıyım?

Cevap: O’ndan herhangi bir isteğin, dileğin veya rican var mı?

Yorum: Evet.

Cevabım: Hazırlamanız gereken şey budur. Sonra Yaradan’dan bu dileklerin yerine getirilmesini kesin olarak istemeye başlayın.

Soru: Onluda bu dilekleri biriktirip bir talep seti oluşturabilir miyiz?

Cevap: Elbette yapabilirsiniz. Sonra isteklerinizin nasıl değiştiğini, onlunun bununla nasıl dönüştüğünü vb. takip edebilirsiniz.

Soru: Yaradan’ın bize cevap verdiğini hissetmek mümkün mü?

Cevap: Hayır, kafanızı karıştırmayın. Şimdilik sadece O’ndan talep edin ve ısrarla cevabı isteyin.

Çevrenin Arzusuna Göre

Soru: Kabala’da, kişinin arzularına karşı çalışmak en etkili yöntem olarak kabul edilir. Ancak kişi sürekli arzularına karşı gelirse, bu sürece dayanamayabilir. Ya dalgayı yakalayıp onunla birlikte akarsınız ya da arzularınıza karşı gelirsiniz. Hangisi daha etkilidir?

Cevap: Eğer fazla kilolu olmak istersem, ancak çevremdeki ortam beni zayıf olmaya zorlarsa, yani her taraftan bana zorbalık yapar ve benimle alay ederse, sonunda kilo vermek zorunda kalırım. Zayıflamak benim için arzu edilir hale gelir.

Çevre beni o kadar derinden değiştirebilir ki, çevrenin arzusuna göre kendi arzularımın aksine davranırım ve hatta bundan haz alırım. Çevremdeki ortamın görüşü, benim orijinal kişisel görüşümden daha ağır basar. Biz bu şekilde yaratıldık.

Bu nedenle, kişi öncelikle akranlarının bulunduğu bir ortama yerleştirilir. Bu ortamı, kendisini eğitmesi ve amaca doğru net bir rehberlik sağlaması için kendisine uygun şekilde düzenlerse, kendini sınırlayarak, zorlayarak veya onların bir şey yapmasına gerek kalmadan bile bu amaca doğru ilerlemekte hiçbir zorluk çekmez. Çevrenin arzusunu yerine getirirken mükemmellik, güç ve haz hisseder.

Kendimizi İhsan Etmeye Nasıl Yönlendirebiliriz?

Soru: Ders sırasında Yaradan’dan yayılan büyük bir ışık ve iyilik hissi var. Sadece kabul ve onay var ve büyük bir minnettarlık hissi var. Bu, ihsan etme anı mıdır?

Cevap: Hayır, bu ihsan etme değil, almaktır. Ancak, Yaradan’ın önceden kutsadığı kaplarda alıyorsunuz.

Soru: İhsan etme kaplarını nasıl geliştirebiliriz? Kendimizi, az da olsa, ihsan etmeye nasıl yönlendirebiliriz?

Cevap: Sevgi, sevgi ve karşılıklı sorumluluk içinde ortak çalışma yoluyla.

Manevi İlke

Soru: Manevi bir ilkeyi internete koymak mümkün müdür?

Cevap: Manevi ilke, Yaradan’ın ifşasıdır. Bir insanı yönlendirmemiz gereken şey budur. Birini yönlendirmek, onda başkalarıyla bağ kurma ve kendinden çıkma ihtiyacını mümkün olduğunca en üst düzeyde yaratmak anlamına gelir. Sonuçta, kişi başkalarını kendisi gibi hissetmeye başlar başlamaz, hemen kendi dışında Yaradan’ı keşfedecektir.

Bizi çevreleyen topluma neden ihtiyacımız var? Onun aracılığıyla “kendimizden çıkmayı” uygulamak için.

Yaradan benim dışımda var ama ben O’nu hissetmiyorum. Ancak bizi çevreleyen toplum, her şekilde, benim içimde ama Yaradan bunu kasıtlı olarak benim dışımda var gibi görünmesi için düzenlemiştir.

Bu görünüşte dışsal, illüzyonlu resmi alıp kendime yakından bağlarsam, öyle ki dışsal ve içsel benim içimde birleşirse, yani “benliğim” ve çevreleyen dünya bir bütün haline gelirse o zaman, algımı gerçekten dışımda olanı hissetmeye hazırlarım. Ve hemen Yaradan’ı algılarım çünkü benim dışımda var olan tek şey O’dur.

Peki, tüm insanlık nerede? Onun benim içimde olduğunu ifşa ederim. O her zaman benim içimdeydi. Yaradan’ı algılamam, kendimi bir müzik aleti veya bir duyu organı gibi ayarlamam için sadece benim dışımda var gibi görünüyordu.

Bu yüzden kendimizi iki parçaya bölünmüş olarak algılarız; ben ve dünya. Gerçekte, benim dışımda bir dünya yoktur.

Başkalarına bu uyumun gerekliliğini göstermeliyiz; “komşunu kendin gibi sev” diyen Kabala’nın amacını açıklamalıyız. Bunun tek amacı, bizi tüm iyiliğin ve mükemmelliğin kaynağı olan Yaradan’ın algısına ulaştırmaktır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 120

Darbelerden Kaçabilir Miyiz?

Darbelerden kaçmak imkânsızdır. Tüm öğrenmemiz, bunları nasıl aşacağımıza dayanır. Tüm bu koşullar önceden belirlenmiş olsa da, farkındalık ve istekle yolu nasıl izleyeceğimizi öğreniriz, böylece farklı koşullar bize sunulsa bile, yine de kendimizi ve Yaradan’a nasıl zıt olduğumuzu öğrenmeyi tercih ederiz.

Başka bir deyişle, yolu tam farkındalıkla yürümek isteriz. Ve bunu yaptığımızda, darbeleri acı olarak yaşamayız. Bunun yerine, onları sevinçle geçeriz.

Hayal kırıklığının acısını hissedebiliriz ama aynı zamanda kendimizi dışarıdan, sanki ameliyat masasında yatan, operasyon ve ıslah için hazır bir vücutmuşuz gibi gözlemleriz. Kendi ıslahımıza aktif olarak katılırız. Bu dış bakış açısıyla zorlukları deneyimlemek tamamen farklı bir duygudur. 50 yıl boyunca her darbeye katlanmak yerine, bunları 10 dakikada geçebiliriz.

Maddi dünyada acı çekerek (çünkü acı aynı zamanda bedeni arındırır) bir ömür boyu mücadele gerektiren ıslahlar, Kabala’yı çalışan birinin yaptığı ıslahlarla karşılaştırıldığında hiçbir şey değildir.

Bu zorlukları tam bir bilinçle yaşamanın ne demek olduğunu bile anlamıyoruz. İnsanlığın binlerce yıldır yaptığı şey, bizim kendimizin birçok reenkarnasyon boyunca yaptığımız şey, artık tek bir yaşamda, tek bir büyük sıçrayışla tamamlanabilir.