Monthly Archives: Eylül 2025

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 219

Soru: Bir dostumun eksikliğini kendime dahil etmek, ona yardım etmek istiyorsam, ama onun direnişini görüyorsam ne yapmalıyım?

Cevap: Devam et. Çok uzun süre değil, ama devam et. Yapabileceğin en önemli şey onu kucaklamak ve birlikte yeni bir yere taşınmak.

Soru: Onları yargılamadan, aksine Yaradan’a doğru yükseltmek için onlara ihsan etmek amacıyla dış çembere kendimi nasıl açılabilirim?

Cevap: Bunun için önce başkalarını yükseltecek kaplar hazırlamalısın, ancak ondan sonra bu çalışmaya başlayabilirsin.

Soru: Bir dostumuzun karşılıklı sorumluluk için çaba göstermediğini görürsek, ondan uzaklaşmamız gerektiğini söylediniz. Bir dosttan kendini uzaklaştırmak ne demektir?

Cevap: Bu yolculuğa sadece, yükselişler, düşüşler vb. tüm eylemlerde bizimle birlikte hareket edecek olanları yanımıza almalıyız.

Dostluk Ortamı

Soru: Örneğin, derse katılmayan bir dosta karşı uygun baskı şekli nedir?

Cevap: Sanırım dostların önünde kendini ayrı tutmaya gerek yok. Grup içinde, kuralları ihlal eden kişinin kendini gruptan dışlanmış hissedeceği bir tutum geliştirmek gerekir.

Soru: Böyle bir atmosfer nasıl yaratılabilir?

Cevap: Bu, grubun kayıtlarına geçmeli ve herkes tarafından kabul edilmelidir.

Bağ Ekleyin

Yorum: Kabala’nın düşüncelerini dünyaya yaymamız gerektiğini ve ancak bu şekilde ilerleyebileceğimizi söylüyorsunuz.

Cevabım: Bu doğru, ancak yine de Yaradan’ın kendini ifşa edeceği içsel bağınızın üzerinde durmalısınız. Biri ancak diğeriyle gerçekleşebilir.

Burada, biri diğeriyle çelişiyor gibi görünen bir paradoksla karşı karşıyayız. Bu çelişki ortadan kaldırılmalıdır, çünkü popülizmimizin bir sonucu olarak, her şeyin başarısının bağlı olduğu birliğe yönelik gerçek içsel çalışmayı ihmal etmeye başlıyoruz.

Bir yandan, her şey dünyadaki dağıtımımıza bağlı, ancak bu, içsel olarak güçlü olmamız koşuluyla geçerlidir.

Artık, içsel olarak aramızda bir bağ kurmamız ve bu bağın içinde, form eşitliği yasasına göre Yaradan’ın açık bir şekilde kendini ifşa etmesini sağlamamız gerektiği anlaşılmaktadır. O zaman bu, dünyada da kendini gösterecektir.

Yaradan’a Nasıl Yaklaşabiliriz?

Soru: Yaradan ile etkileşim kurmak için iki yaklaşımdan bahsettiniz: O’nu bana yaklaştırmak veya kendimi O’na doğru itmek. Aralarındaki fark nedir ve bu konuda bir seçim hakkım var mı?

Cevap: Yaradan’a yaklaşmak niyetiyle hareket edin. Bu yakınlığın tam olarak nasıl sağlanacağı O’na kalmıştır; O seçer ve size izin verir.

Soru: Bu iki yönlü bağı aramalı mıyım?

Cevap: Hiçbir şeyi aramanıza gerek yok; sadece tüm manevi egzersizlerimizde bizimle kalın, bu sizi kaçınılmaz olarak bizimle bağa götürecektir.

Lişma’yı Arzulayın

Soru: Kişi Yaradan’ın Lişma’ya ulaşmak için verdiği armağanı almak için nasıl hazırlanabilir?

Cevap: Lişma olarak adlandırılan Yaradan ile bağ kurma koşuluna ulaşmak için çaba gösterin.

Soru: Yaradan’ın armağanları için duyduğumuz utancı, O’na şükran duyarak ortadan kaldırabilir miyiz?

Cevap: Evet, kesinlikle. Mümkün olduğunca çok şükran gösterin.

İhsan Etmek

Gerçek ihsan, ancak Kabala’yı bir grup içinde çalıştığımızda, üst ışığın etkisi altında gerçekleşebilir.

Işığın arzu üzerinde gerçekleştirdiği ihsan eylemlerini anlatan kitapları okuyarak, onun kendi arzularımız üzerindeki etkisini de yaratmış oluruz. Her şey aslında çok basittir.

Soru: İhsan etmek hangi ölçüyle değerlendirilir?

Cevap: İhsan etmek, arzunun üzerinde ölçülür yani ihsan etmek için ne tür bir arzunun üzerine çıkabildiğimle ilgilidir. Belki 10 dolardan vazgeçebilirim, belki 20, belki 10 milyon, hatta 20 milyon.

Bu örnek sizin için açıktır. Bu, sizin ne kadar yükselebileceğinize bağlıdır. İhsan etmek, aştığınız arzunun büyüklüğüyle ölçülür; ihsan uğruna göz ardı ettiğiniz arzu ile değerlendirilir. Buna “fedakarlık” denir. Örneğin, 10 milyonunu feda edersiniz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 125

Neden Saran Işığa İhtiyacımız Var?

Saran ışığa ihtiyacımız var çünkü sorunların içine düşüyoruz. Yaradan, çevremizdeki her şeyi karartır, bu da Yaradan’ın çalışmanın bir kısmını gizlilik içinde, bir kısmını ise açıkça gerçekleştirdiği anlamına gelir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 124

Ne Olduğunu Bilmeden Nasıl Erkek Olmayı, İhsan Etmeyi İsteyebiliriz?

Erkek arzusu yukarıdan verilir. Bu, “yarım” veya “yarım kuruş” gibidir. Çalışmanın ilk yarısını kendimiz yapmalıyız, ardından hazır olduğumuz ölçüde, ışık yukarıdan gelir ve işi tamamlar yani kabı yaratır. Elbette, bu ıslahların içimizde gerçekleştirilmesi arzusuyla kendimizi donatmalıyız. Saran ışıkla bu ıslahlara kendimizi hazırlarız.

Yaratılış Sistemine Benzer Bir Ruh

Ortak ruh birdi ve birbirine bağlıydı, kırılmadan sonra birçok parçaya bölündü. Bu parçaları bir araya getirip birleştirmemiz ve onlar aracılığıyla Yaradan’ı ifşa etmemiz gerekiyor.

Orijinal kap ile kırıldıktan sonra düzeltilmiş kap arasındaki fark, kırılmanın daha önce net olmayan yeni nitelikleri ortaya çıkarmasıdır. Tam da bu nitelikler nedeniyle ruh paramparça olur. Onlar ıslah edildikleri zaman, bu bozulmuş arzulara karşı ek ışık nitelikleri ortaya çıkar.

Bu şekilde, bu ruhu yaratan ve onu ışığıyla düzelten Yaradan’ın içsel niteliklerini netleştiririz.

Eğer kırılma ve ıslah olmasaydı, sadece günah öncesi Adem’in hissettiği kadarını hissederdik; sadece Ruah deRuah’ın Nefeş’inin küçüklük koşulunu. Parçalanma ve ıslahtan sonra ise NRNHY’nin (Nefeş, Ruah, Neşema, Haya, Yehida) tüm ışığını ifşa ederiz, yani Yaradan’ın Kendisine bağlanırız, O’nunla form eşitliğine ulaşırız ve O’nun yollarını ve yaratılışta gömülü olan bilgeliği anlarız.

Bu nedenle bunu parçalanmadan ve ıslah olmadan yapmak imkânsızdır. Islahın sonu, yaratılış programına en başta yerleştirilmiş olan noktadır.

Ruh, tüm AK (Adem Kadmon) ve ABYA (Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya) dünyalarını içeren tüm yaratılış sistemine uyum sağlayacak şekilde kendini ıslah etmelidir. Ruh, tüm yaratılış sisteminin en içsel parçasıdır. Bu nedenle bizim ıslahımız da üst dünyaların tümüyle aynı formu almalı, baş, beden ve uzuvlardan oluşmalı; ardından üç çizgiden ve birçok karmaşık formdan meydana gelmelidir.

Bu parçalar birbiriyle bağ kurduklarında, farklılıklar yok olmaz; çünkü “sevgi tüm günahları örter.” Islah olmuş ruh, içindeki tüm büyük egoizmi, tüm büyük arzuları ve çelişkileri muhafaza eder.

Önceden ne varsa her şey kalır; hiçbir şey silinmez. Aksine, olumsuz tezahürler bize ışığın ifşasında yardım eder; çünkü ışığın üstünlüğü karanlıktan gelir.

Önümüzde büyük bir çalışma var, çünkü Adem’in başı, bedeni ve uzuvları yoktu; sadece bir bedeni vardı ve Hesed ışığıyla dolu bir seviyede bulunuyordu. “Sünnetli doğmuştu”, yani bir melek gibiydi, küçüklük koşulunda. Bir bebekte akıl yoktur, ayakta duramaz, sadece yatar; yani başı, bedeniyle aynı seviyededir.

Ama biz bu parçalanmış ruhu ayakları üzerine kaldırmalıyız; tam bir insan yüksekliğine, insana yakışır seviyeye. Bu nedenle çalışmamızda ruhun baş ve bedenine ait parçaları seçiyor ve her birinin işlevini netleştiriyoruz.

Parçalanmadan sonraki ruhun tüm parçaları zaten ıslaha hazırdır, ancak biz üst ışığı çekmeli, parçalanmanın yerlerini netleştirmeli ve onları düzeltmeliyiz.

Manevi çalışmaya çekilenler, ortak ruh olan Adem’in başı olarak adlandırılır. Geri kalanlar onun bedeninin parçalarıdır. Bu yüzden İsrail “Yaradan’a doğru”, “Li-Roş”, yani “benim için bir baş” olarak adlandırılır.

Muazzam Acıdan Muazzam Hazza

Yorum: Empati, başka bir kişinin duygularına karşılık gelen duyguları hissetme yeteneğidir ve merhamet, bir başkasının acısına sempati duymaktır.

Cevabım: Sanki başka bir kişinin içine yerleşiyor ve onların deneyimlerini hissediyorsunuz.

Soru: Kişi bunu kendi içinde nasıl geliştirebilir? Anladığım kadarıyla, eğer bu duygu geliştirilseydi, farklı yaşardık.

Cevap: Evet, o zaman insanları buna göre eğitiriz. Bunun mümkün olduğuna inanıyorum. Biz sadece bununla ilgilenmiyoruz. Genel olarak, 13 ila 14 yaşları arasında, insanlar zaten başka bir kişinin acısını derinden hissetme yeteneğine sahiptir. Ve bunun için eğitilmeleri gerekiyor.

Yorum: Bu kesinlikle, dünyayı tamamen değiştirir.

Cevabım: Tabii ki, şüphesiz.

Soru: Yani merhamet kişide geliştirilebilir mi?

Cevap: Kişi, başka bir kişi için merhamet anlayışını geliştirebilir ve kişiye, merhamet içinde bir başkasının acısını paylaşabileceği, kısmen kendi üzerine alabileceği ve böylece diğerinin acısını etkisiz hale getirebileceği bir noktaya kadar onu nasıl algılayacağını anlama yeteneği verebilir.

Soru: Ve bunu yapmaktan tükenmeyecek misiniz?

Cevap: Hayır, çünkü onların acılarını sizin katılımınızla, empatinizle ve merhametinizle etkisiz hale getirerek, acılarını yavaş yavaş birçok küçük parçaya bölersiniz ve bu şekilde kişi sakinleşir. Ve bunu yaparak, tüm dünyayı dengeye, zaten mutluluk olarak adlandırılabilecek bir içsel duruma yönlendirebilirsiniz.

Soru: Eğer merhamet, Dünya’nın tüm sakinleri arasında eşit olarak paylaşılsaydı, dünyaya mutluluk getirir miydi?

Cevap: Evet, birliğimizde başarmamız gereken şey tam olarak budur. Çünkü prensip olarak, önümüzde çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuz kesin. Sonuçta, egoizm büyüyor ve egoizmimizle ilgili olarak üst ışık giderek daha fazla ifşa oluyor. Yani, egoizmimizle ilgili olarak, o kadar artan baskılar hissedeceğiz ki, eğer birleşemez ve hepsini kendi aramızda paylaşamazsak, buna dayanamayacağız.

Soru: Şimdi, her zaman söylediğiniz şeyin özünü anlıyorum: “Birlik, bağ, iyi düşünceler ve iyi ilişkiler.” Bütün bunların temeli merhamettir, öyle değil mi?

Cevap: Evet, ama pratik olarak bu merhamet bile değildir. Bu, muazzam ıstırabın paylaşılmasıdır: muazzam arzu ile bu arzuyu doldurması gereken muazzam ışık arasındaki karşıtlık ve ışığın arzuyu doldurmasına izin verecek olan “kendisi için değil” niyetinin eksikliği.

Soru: Yani tatmin sadece başkalarının iyiliği için ise mümkün olabilir mi?

Cevap: Evet, bu yüzden burada dengeye ihtiyacımız var. Bu ancak merhametin nasıl öğrenileceğini, mutlak tatmin ile mutlak boşluk arasındaki karşıtlığın herkes arasında nasıl paylaşılacağını anlamakla gerçekleşebilir. Doğal olarak ne daha az ne de daha kötü olacak. Ama eğer bu şekilde paylaşılmasını istiyorsak, o zaman çelişkinin kendisi ortadan kalkar. Bu, birliğin özel niteliğidir.

Soru: Ve sonra, bu mutluluk gelir mi?

Cevap: Evet, o noktada, karşıtlık, imkânsızlık ve içsel ağlama hissi doygunluğa, daha yüksek bir şeye, hazza dönüşür. Artık muazzam acı ile muazzam haz arasında hiçbir fark yoktur. Bir araya gelirler.

Soru: Öyleyse, bu durumda acı ne olur?

Cevap: Bu hazza dönüşür çünkü onları birbiriyle dengelemişsinizdir.

Yorum: Bu gerçekten yüceltilmiş bir şey.

Cevabım: Bu böyle olur, daha yüksek bir seviyede.

Soru: Yani acı bize onu hazza dönüştürmek için mi verildi?

Cevap: Evet, elbette.

Soru: Ve en büyük acı nihayetinde en büyük haz haline mi gelir?

Cevap: Evet, bu karşıtları nasıl uzlaştıracağınızı biliyorsanız, haz alırsınız.