Monthly Archives: Eylül 2025

Yaradan’ın Cevabını Duyun

Soru: Yaradan’dan Hisaron (eksiklik) talep ettiğimizde, O’nun bizi duyduğundan eminiz; ancak bazen O’nun cevabını hissedemeyiz. Böyle bir durumda ne yapılmalıdır?

Cevap: Eğer Yaradan’ın cevabını hissetmiyorsanız, bu, arzularınızı henüz O’nun seviyesine yükseltmediğiniz anlamına gelir.

İçinizde ortaya çıkan ve gelişen arzuların daha da derinlerine inmeniz gerekir, o zaman Yaradan’ın cevabını duyacağınız dünyaya gireceksiniz.

Baal HaSulam Ve Rabaş’ın Öğretileriyle “Beslenmek”

Soru: Baal HaSulam, ARİ’nin başlattığı ruhun ıslahına ne eklemiştir?

Cevap: ARİ’nin kendisi hiçbir şey yazmamıştır. Yazanı, öğrencisi Marhu (Chaim Vital) idi ve yazıları ARİ’nin ölümünden sonra üç nesil boyunca yayımlandı.

Baal HaSulam, ARİ’nin tüm öğretilerini açıkladı ve sistematik hale getirdi. Ondan önce, ARİ’nin öğretisi yapılandırılmış bir şekilde düzenlenmemişti ve bu yüzden onu doğru bir şekilde çalışmak mümkün değildi. ARİ’yi çalışmaya başlayan birçok kişi sonunda Ramak’ın eserlerini çalışmaya yönelirdi.

Baal HaSulam’ı keşfedene kadar ben de Ramak’ı çalıştım. Ramak’ın kitapları açık ve düzenli olduğu için ARİ yerine Ramak’ı çalışmayı tercih eden birçok Kabalist gördüm.

ARİ’nin yazıları yapılandırılmış değildi. Baal HaSulam onları sistematik hale getirdi, detaylandırdı, açıkladı ve düzenledi: üç çizgi, birinci ve ikinci kısıtlamalar, Yaradan ve yaratılan varlık, dünyaların tanımları, Sefirot, Partzufim, NRNHY, KHB, ZON ve hatta Elan kitabında üst dünyaların diyagramlardan oluşan bir koleksiyon bile oluşturdu.

Her ne kadar daha sistematik hâle getirebileceği bazı bölümler eksik olsa da (örneğin Adam HaRishon ve BYA’nın saf olmayan dünyaları), bunlarla ilgilenmemeyi tercih etmiş gibi görünüyor. Baal HaSulam olmasaydı, ARİ’nin metoduna sahip olamazdık. ARİ’yi anlamak imkânsız olurdu.

Bugün diğer Kabalistleri okuduğumuzda, onları yalnızca Baal HaSulam’ın çalışmalarına aşina olduğumuz için anlayabiliyoruz. O olmasaydı, kafamız karışırdı.

İster Hasidizm, ister Ramak, ister Agra üzerine kitaplar olsun, ne okursanız okuyun, bunları yalnızca Baal HaSulam’ı çalıştığınız için anlarsınız. Rabaş’ın makaleleri olmasaydı, bizden ne istendiğini ve Yaradan çalışmasının gerçekte ne anlama geldiğini anlayamazdık.

Birbirlerini tamamlayan bu iki Kabalist; Baal HaSulam ve RABAŞ olmasaydı, ıslah metoduna doğru bir yaklaşıma sahip olamazdık.

Hatanızı Bulun

Soru: Yaradan’la bağ kurduğumda, hayatımdaki her şey dağılıyor ve dibe vuruyorum. Bu neden oluyor?

Cevap: Yaradan’la nasıl bağ kurduğunu ya da bunun neden bir düşüşe yol açtığını bilmiyorum. Genel olarak bu, kişinin önceki koşulundan daha yüksek bir seviyeye yükselmesine yol açmalıdır.

Bu nedenle, kendinize bazı örnekler vermelisiniz; böylece hatalarınızı göreceksiniz. Örneğin: Yaradan ile şu ankinden daha fazla bağda olmak ne anlama geliyor, bunu nasıl yapıyorsunuz ve bunu yaparken neler hissediyorsunuz?

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 130

Toplumu Geliştirme Konusunda Nasıl Endişelenebiliriz?

Ne kadar bu bize bağlı olsa da, elimizden geldiğince kendimizi hazırlamalı ve harekete geçmeliyiz. Dostlarımız arasında olup bitenlere karşı duyarlı olmalıyız. Belki de eksik oldukları her şey zaten onların arasında var, ama onlar bunu görmüyor veya hissetmiyorlar, tıpkı insanların bacakları arasında dolaşan ve etrafındaki değişen koşulların farkında olmayan bir kedi gibi. Bu nedenle, her şeyden önce, toplumumuzda olan biten her şeye karşı duyarlılığımızı uyandırmalı, dostlarımızdan etkilenmeli ve onları göz ardı etmemeliyiz.

Duyusal reseptörlerimizin, toplum için hayranlık uyandırabilecek şeylere karşı son derece duyarlı olmasını sağlamalıyız. Bunu başarmak için şunları yapmalıyız:

1) Kabalistik metinleri okuyarak, Kabalistik müzik dinleyerek vb. kendimizi uyandırmalıyız.

2) Hassasiyetimize rağmen, toplumdan, dostlarımızın bizim için “performans sergilemelerini”, yani duyularımızı harekete geçirecek şekilde davranmalarını, böylece onların eylemlerini duyularımızla algılayabilmemizi, onları görebilmemizi ve duyabilmemizi ve dostlarımızın gizli erdemli kişiler gibi kalmamalarını, talep etmeliyiz. Onların eylemlerini görünür kılarak, onlardan etkilenebiliriz.

Aslında bu davranış bir nevi yalandır, ancak bu yalan sayesinde amaca ulaşırız. Bu nedenle, insanların birbirlerinin önünde rol yapmaları önemli değildir. Yahudilikte ve Hasidizm’de, herkesin dostlarına nasıl dua ettiklerini ve nasıl davrandıklarını göstermeleri gelenekseldir, çünkü birbirlerinden bu şekilde öğrenirler. Ancak Kabala’da bu, içsel bir koşula ulaşmak için yapılır.

Sonsuzluğun Dairesel Kısıtlaması

Sonra, tam orta noktadan boş bir yer, hava ve boş bir alan kaldı. Ve bu kısıtlama, o boş orta noktanın etrafında bile dengeliydi, öyle ki boşluk yer her tarafta dairesel, tamamen eşitti. Dik açılı bir kare şeklinde değildi, çünkü Eyn Sof da kendisini her tarafta eşit bir daire gibi kısıtlamıştı. (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, Cilt 1, Kısım 1, Bölüm Bir, #4).

Işığın tarafından bakıldığında, hiçbir derece yoktur ve her şeyi eşit şekilde doldurur; bu yüzden Malchut, ışıktan aldığını hissederek eşit bir kısıtlama yapmıştır. Bu noktada, üst ve alt arasında hiçbir fark yoktur, derece yoktur, yalnızca kişinin kendi iyiliği için herhangi bir alıma karşı tamamen eşit bir tutumu vardır ve bu, onun içinde ifşa olur.

Kısıtlama, en küçük ve en büyük egoist arzular için aynı şekilde işler. Sanki Malchut şöyle der: “Eğer ihsan etmeye yönelmemişsen, o zaman bana ait değilsin!” ve tüm bu nitelikleri kendinden uzaklaştırır.

Bu çok incelikli bir ilkedir. Saf, küresel, son derece adil ve talepkar bir yaklaşımı gösterir ve bizlere son ıslahın (Gmar Tikkun) durumuna dair bir fikir verir. Bu ilkede en küçük şey bile eşit ağırlık taşır; bütünün en küçük parçası bile ıslah edilmemişse, sanki hiçbir şey ıslah edilmemiş gibidir.

Milyarlarca arzu olabilir, ama aralarında büyük veya küçük, üst veya alt, sağ veya sol, hiçbir ayrım yoktur. Arzunun doğası önemli değildir: biri yemek, diğeri içmek, bir üçüncüsü dinlenmek isteyebilir. Önemli olan, bunu egoistçe mi yoksa ihsan etme amacıyla mı istediğinizdir? Bu tür katı ve seçici ilkeler maneviyatta etkilidir.

Her Şey Yaradan’a Bağlıdır

Soru: Çalıştığımız alıntılardan, Yaradan’ın çağrısı sonucunda kişinin tövbeye dönmek istediği ve utanç veya aşağılık hissedebileceği anlaşılıyor. Böyle bir his, Yaradan’ın sesini mi yoksa egomun sesini mi duyduğumu kontrol etmek için bir ölçüt müdür?

Cevap: Hayır, bu tam olarak doğru değildir. Gerçek şu ki, sürekli olarak Yaradan’a dönmeli ve O’nunla sürekli bağ kurmalıyız, ancak bunun yalnızca bize bağlı olduğunu ve Yaradan’a hiç bağlı olmadığını iddia etmemeliyiz.

Hissettiğimiz her şey Yaradan’a bağlıdır. Bunlar değişmeyen durumlar olsa bile, yine de Yaradan’dan gelirler. Bunları algılar, onlara göre değişir ve bu şekilde, sürekli değişimlerimizle, O’na daha da fazla yöneliriz.

Soru: Birliğe ve başkalarının iyiliğine yönelen düşüncelerin Yaradan’dan, beni uykuya iten düşüncelerin ise egomdan geldiğini ayırt etmek doğru mudur?

Cevap: İkisi de Yaradan’dan gelir, ancak aralarında ayrım yapmalıyız.

Her Şey Işıkta Vardır

Soru: Düşünce ışık mıdır? Ona ait olmayan bir şeyi ışıktan ne zaman ayırabiliriz?

Cevap: Hayır, ışığın içinde olandan başka bir şeyden bahsedemeyiz.

Soru: Öyleyse arzu da ışık mıdır?

Cevap: Evet.

Soru: Her şey ışıktır. Peki, yaratılışın kendi kendini belirlemesi, yani Yeş mi-ayin (“yoktan var olma”) noktası da ışıkta mıdır?

Cevap: Evet, her şey ışıkta vardır.

Soru, Karanlığın Bir Parçasıdır

Soru: “Bir, Eşsiz ve Birleşik” ifadesi, “en yüce olandan daha yüce” anlayışıyla nasıl örtüşür?

Cevap: İleride TES çalışacağız ve bunun ne anlama geldiğini göreceğiz.

İnsan binlerce soru sorabilir. Asıl önemli olan, bu soruların Baal HaSulam’ın bizi yönlendirdiği aynı kanal boyunca birlikte akmalarıdır.

Soru: Yaradan’ın ışığı ürettiği ve karanlığı yarattığı söylenir. Karanlık, yani kötülük yaratılış planında gerçekten var mıdır, yoksa sadece bizim hayalimiz midir?

Cevap: Esasında, içimizde beliren her bir soru, henüz insan tarafından anlaşılamamış olan karanlığın bir parçasıdır ve bu yüzden kişi kendini böyle bir durumda bulur.

Kime Soruyorum?

Soru: “O”, sonsuzlukta var olan ışık anlamına gelir ve “O’nun Adı” sonsuzluğun ışığının içindeki yerdir, arzudur. Yaradan’a dönmek ve dostlarım adına sormak istediğimde, ne hayal etmeliyim, kime hitap ediyorum?

Cevap: Her şeyi var eden, içinde var olduğumuz, etrafımızı saran ve hissettiğimiz güce hitap ediyorsunuz. İşte siz buna “Yaradan” diyorsunuz.

Alma, Yaradan’dan Gelir

Soru: Kendi başımıza ulaştığımız edinimi biz mi hak ederiz, yoksa bu Yaradan’dan gelen bir armağan mıdır?

Cevap: Her şeyi Yaradan’dan aldığımız, büyük Kabalistler tarafından açıklanmış iyi bilinen bir gerçektir. Ancak bu alışı, bir armağan mı, bir hak ediş mi, bir ödeme mi ya da başka bir şey olarak mı, nasıl değerlendireceğimiz ve bununla nasıl ilişki kuracağımız, hâlâ netleştirmemiz gereken bir konudur.

Soru: Yaradan’dan gelen şeyler her durumda kendi çabanızla hiçbir ilgisi olmayan bir şey olarak mı hissedilir?

Cevap: Yaradan ile aramızda, O’nun bize bir şey verdiğini ve bizim de bunu aldığımızı hissetmediğimiz pek çok ilişki vardır. Hatta bedensel hayatımızı bile ele alalım. Aldığımız şeylerin O’ndan geldiğini, bizi canlandırdığını ve var olmamıza imkân verdiğini hissetmeyiz.