Monthly Archives: Ağustos 2025

Yaradan, Tüm Taleplerin Köküdür

Soru: “Herkes kendi bozukluğuna göre yargılar.” diye yazılmıştır. Bir Kabalist, bir yandan dünyanın kötü koşullar ve savaşlarla dolu olduğunu görür. Diğer yandan, tüm bunları kendisinin yaptığını anlar ve kendini bunlarla ilişkilendirir. Bu iki durum nasıl bir araya gelebilir? Nasıl mümkün olabilir?

Cevap: İnsan dünyaya baktığında kendini, kendi yansımasını görür. Tüm bunların kendi içinde olduğunu anlar. Ancak hiçbir şeyi kendi başına düzeltemeyeceği için ona bir grup (onlu) verilir. Kendini suçlayacak hiçbir şeyi yoktur. Her şeyi olduğu gibi kabul eder.

İnsan Yaradan’ı suçlayabilir. Bununla kendisinin hiçbir ilgisi yoktur. Bu, kendisinin bozulmuş ruhudur ve onu ıslah edebilmesi için verilmiştir.

Kendini ne kadar ıslah ederse, görüşü o kadar keskinleşir ve dünyayı daha da bozulmuş görür, çünkü en küçük kusur bile ona çok büyük bir şey gibi görünür. Aynı zamanda, Yaradan’a karşı tek bir talebi vardır: O’ndan ıslah eden ışığı almak. Ve bunun için Yaradan’a minnettardır çünkü dünyanın olumsuz ve zaten ıslah edilmiş olumlu niteliklerini kendi içinde özümseyerek, Yaradan’ın yüceliğini edinmeye ve O’na benzemeye başlar.

Soru: Bu, bir Kabalistin kendisinden başka kimseye karşı hiçbir talebi olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Kendisine karşı da değil, zira her şey Yaradan tarafından yapılır. Yaradan, tüm koşulların, var olan her şeyin köküdür ve bu nedenle tüm yakarışlar O’na yapılmalıdır. Açıklığa kavuşturulması gereken tek şey, kişinin O’na nasıl yalvarması gerektiğidir. Yaradan neden bize böylesi kötü nitelikleri verdi? Neden onları Kendisiyle bağlamamıza yardım etti? Onlarla ne yapmalıyız?

Soru: İnsanların birbirlerine karşı değil de yalnızca Yaradan’a veya kendilerine karşı talepleri olsaydı, dünya farklı mı görünürdü?

Cevap: Talepleriniz olmasaydı dünyayı ıslah edemezdiniz. Kimsenin talebi olmasaydı, herkes sadece hayvan olurdu. Hayvansal seviyede, biri diğerini yer ama talepsizce. İnsanlar birbirlerine karşı talepte bulunmalı ve aynı zamanda onların köklerinin Yaradan olduğunu anlamalıdırlar. O, ruhlarımızı bilerek kırdı ki, onları birleştirmeye çalışıp başarısız olalım, başaramayalım ve sonra O’ndan onları düzeltmesini ve ruhun ıslahında O’nun ortağı olmayı talep edelim.

O zaman, en başından beri ne istediğini, neden tek bir ruhu yarattığını, onu parçalara ayırdığını ve ardından ruhun ıslahını üstlenip, O’ndan yardım dilememiz için bize yöneldiğini açıkça anlardık.

Ve tek ortak ruhun ıslahına doğru attığımız her küçük adımla, O’ndan yardım ister, O’nun ortağı olur ve böylece O’nun seviyesini ediniriz. İnsanlığın nihai koşulu, Yaradan’a eşit olmaktır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 248

Soru: Maneviyatta “nesne” nedir?

Cevap: Maneviyatta nesne, ışığı alma arzusudur.

Soru: On Sefirot’un niteliklerinin on Sefirot’un içinde ifşa olması için, olgunlaştığımız hissine kapılıyoruz. Bu süreci hızlandırmak için birbirimize nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Makalelerde ve On Sefirot Çalışması’nda okuduklarımızı uygulamaya çalışmalıyız. Bu sayede neyi, nasıl, kiminle ilişkili olarak yapmamız gerektiği daha net anlaşılacaktır.

Soru: On Sefirot Çalışması’nda açıklanan şey, maneviyat bilimidir ve günlük hayatımıza neredeyse hiç değinmez. Maneviyatta incelediğimiz kısıtlama kavramları, kendimi çeşitli aşırılıklardan alıkoyduğumda günlük hayattaki kısıtlamalarla ne ölçüde bağlantılıdır? Bu, manevi ilerlemeye ne kadar yardımcı olur?

Cevap: Manevi ilerlemeye çok yardımcı olur. Bunu kesinlikle söyleyebilirim.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 115

Embriyo Erkek Mi Yoksa Dişi Midir?

Maddi dünyamızda bir embriyo erkek veya dişi olabilir. Maneviyatta kişi çeşitli koşullardan geçer: cansız, bitkisel, hayvansal, konuşan, meleksi ve Yaradan’a benzeyen. Bu koşulların her biri binlerce aşama içerir.

Bu, her ruhun önce Nekeva, sonra Zachar ve tekrar Nekeva ve sonra Zachar olarak gelişim gösterdiği anlamına gelir. Ancak dünyamızda, bu dönüşümlü durumlar, erkek veya dişi olmak üzere sabit bir fiziksel form alır, çünkü maneviyat açısından dünyamız cansızdır yani değişmez.

Bu nedenle, maneviyatta her aşama, her eylem, her nitelik, orada var olan ve sürekli değişen her şey, tıpkı bir embriyoda olduğu gibi, dünyamızda sabit ve değişmez bir form alır.

Bunun ötesinde, ruhların tiplerinde de çeşitlilik vardır. Bu, arzunun, Adam HaRishon’un hangi kısmından kaynaklandığına bağlıdır. Ruh, Adam HaRishon adı verilen, genel ruh içindeki bireysel bir arzudur ve onun doğası, bu manevi bedenin hangi kısmından geldiğine bağlıdır.

Adam HaRishon’un bedeninde sağ taraf, sol taraf, üst taraf, alt taraf, göğüs üstü, göğüs altı vb. gibi sayısız ayrım vardır.

Benzer şekilde, insan vücudundaki hücreler de birbirinden farklıdır. Her hücre kendine özgü bir şey içerir, farklı işlev ve davranışlar sergiler ve diğer hücrelerle kendine özgü çeşitli şekillerde bağlantı kurar.

Bu durum maneviyatta da geçerlidir. Ruhlar da aynı şekilde birbirine bağlıdır. Fiziksel hücrelerimiz, maneviyatta olup bitenlerin yalnızca bir sonucu, bir kopyası, fiziksel bir tezahürüdür.

Bundan, birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzu, ancak aynı zamanda tek bir bedenin parçaları olarak nasıl birbirimize bağlı olduğumuzu anlayabiliriz.

Hangisi Daha Avantajlı?

Soru: Baal HaSulam, ihsan etme arzusunun, alma arzusu üzerinde üstün geldiği üç ön aşama olduğunu yazar. Bu, belirli bir aşamada hem ihsan etme arzusunun hem de alma arzusunun aynı anda var olduğu anlamına mı geliyor? Bu nasıl aynı anda olabilir?

Cevap: Maddi hayatta bile, biraz ihsan etmek ve aynı zamanda almak istediğimizde bu olur, çünkü biz iki zıt arzudan oluşuruz.

Soru: Ama biz sadece alma arzusundan oluştuğumuzu öğreniyoruz.

Cevap: Evet, ama alma ya da ihsan etme arasında seçim yapmamız gerektiğinde, arzumuz için hangisinin daha avantajlı olduğunu tartarız.

Işık İfşa Olsun Diye

Soru: On Sefirot Çalışmasını dinlerken, bunun dostlar arasında ifşa olması ve kişiyi yoldan saptırmaması için koşul nedir?

Cevap: Sizi hiçbir şekilde yoldan saptırmayacaktır. İlerleyeceksiniz. Bu nedenle, ilerlemenizde nasıl birlikte olabileceğinizi düşünmeniz yeterlidir ve bunun gerçekten de sizi daha fazla etkilediğini göreceksiniz.

Ya zaten var olan şeyin içinde kalacaksınız ya da ilerleyeceksiniz, neler olduğunu anlamaya çalışacak ve ışığın kendiliğinden üzerinize parlaması için hangi niteliklerin eksik olduğunu giderek daha fazla hissedeceksiniz. O zaman her şeyi anlayacaksınız.

Edinimin Referans Noktası

Soru: “Edinmediğimiz hiçbir şeyi ismen bilemeyiz” denir. Bu, özün kendisini, en temelini ifade eder. Bunu unutmamamız gerektiği bize şiddetle hatırlatılır.

Edinimin referans noktası nedir? Bu özü ne zaman adlandırabiliriz?

Cevap: Arzularınız ışığı almaya uygun hale geldiğinde, ışık arzunuzun içinde parlar. O anda, kendisi, siz ve eylem hakkında net bir tanım verir. Şu anda bunu ayrıntılı olarak konuşmak için henüz çok erken ama çok yakında konuşabileceğiz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 247

Soru: Sonsuzluk dünyasının Malhut’unun, üst ışıkla form eşitliğine gelmek için kendini süslediği söylenir. Bu ne anlama gelir?

Cevap: Malhut, yaratılışın başlangıcında ortaya çıkan sonsuzluğun ışığıyla dolmak için, alabileceği biçimi seçer.

Soru: Tzimtzum’dan önceki gerçeklik ile son ıslahtan sonraki gerçeklik arasındaki fark nedir?

Cevap: Gerçek gerçekliğin ifşa olmasıdır.

Soru: Tzimtzum, esasen, Yaradan ile form eşitliğinin mümkün olduğu tek eylem midir?

Cevap: Şu an için evet. Daha sonra ise Kli’nin ne kadar ve nasıl alacağına bağlı olacaktır. Eşitlik bu şekilde olacaktır.

Soru: Tzimtzum eylemi, ihsan etme arzusunun kısıtlanmasıyla bağlantılı mıdır?

Cevap: Evet, Tzimtzum eylemi, alma arzumuzun kısıtlanmasıdır.

Tam Arzu

Yorum: Bazen o kadar umutsuz hissediyorum ki boğazım düğümleniyor.

Cevabım: Bu normaldir, ancak bu tür durumlar doğru ve rasyonel bir şekilde kullanılmalıdır. Tek ayakla yürüyemezsiniz, ancak iki ayakla yürüyebilirsiniz. Yaradan’a olan arzu ve arzunun gücü dengelenmelidir. Bu yüzden birçok kişi bunu ifade etmek ister, ancak yapamaz.

Bir yandan Yaradan’a karşı bir arzuları vardır ama diğer yandan, bu sadece kuru bir arzudur, bir çocuğun arzusu gibi. Yaradan’a ulaşmak için, bu arzuya ek olarak şunlar da olmalıdır: tam olarak ne istiyorum, ne için, neden vb. O zaman Yaradan’ın cevap vereceği tam bir arzunuz olur.

Son Hisaron

Soru: Onlunun çabalaması gereken Hisaronot’un (eksiklikler) bir ana, nihai Hisaron’u (eksiklik) var mıdır? Varsa, onlu Yaradan’dan hemen böyle bir Hisaron (eksiklik) talep edebilir mi, yoksa belirli aralıklarla çabalamaları mı gerekir?

Cevap: Özel bir eylem gerekmez. Sadece dostlarınıza, herkesi Yaradan’a yükseltmek istediğiniz tek bir bütün olarak hissedip algılayabileceğiniz kadar yakın olmaya çalışmanız yeterlidir. O zaman bu gerçekleşecektir.

Mesleki Tükenmişlik Sendromu

Yorum: Çalışanların çok yüksek bir yüzdesi mesleki tükenmişlik belirtileriyle karşılaşmış, yorgun ve sinirli hissetmiş, işlerine karşı kayıtsız kalmış ve mesleki yeteneklerine güvenlerini kaybetmişlerdir. Bazıları ise işle ilgili stres nedeniyle sık sık baş ağrısı ve uykusuzluktan şikâyetçi olmuştur.

Bu sorunların açıkça tartışılıp ele alınması halinde, bu tür zorlukların çoğunun önlenebileceği düşünülmektedir.

Tükenmişlik sendromundan açıkça muzdarip olan kişiler, genellikle motivasyonsuz ve pasif davranırlar. Sonuç odaklı değildirler ve yapıcı problem çözme eğilimi göstermedikleri için onlarla çalışmak zordur; hatta onlar dahil olduklarında problemler daha da kötüleşir.

Cevabım: Tatminsiz bir ego; ödüller, tatiller, problemler hakkında konuşmak vb. yoluyla, ancak geçici olarak yatıştırılabilir çünkü bu soruna, dünyamızda gerçek bir çözüm yoktur. Ego, doğal büyüme sınırına ulaşmıştır ve artık hiçbir şey onu tatmin edemez. Onu daha fazla uyarmaya çalıştığımızda, sadece boşuna çaba harcar.

Sonunda, tek bir çıkış yolu kalır: işini, kendini doldurmaktan başkalarını tatmin etmeye çevirmek.

Kendimizi kendi başımıza değiştirmek imkansızdır, ancak bizi yaratan güç, yarattığını değiştirebilir. Ve bunu yapmaya hazırdır, ancak sadece bizim isteğimiz üzerine, böylece onunla temas kurabiliriz.