Doğa Koruyucu Perdesini Kaldırmaya Başladı, Bölüm 3

Yorum: Son zamanlarda meydana gelen doğal afetlerin sayısına bakıldığında, insanların doğaya düzensizlik getirdiğini görüyoruz. Ancak doğayı cansız bir sistem gibi davranmak ve ona sadece “mekanik” zarar verdiğimizi düşünmek yaygın bir kabul görmektedir.

Oysa siz, sorunun kökünün daha üst bir seviyede, insanlar arasındaki yanlış ilişkilerde olduğunu söylüyorsunuz.

Cevabım: Asıl sorun, kendimizi doğanın içinde görmeyi öğrenmektir, genellikle düşündüğümüz gibi dışında değil. Doğaya karşı, içinde yaşadığımız eve karşı sorumluyuz. Düğmelerle dolu bir eve yerleştirildik ama bunların ne işe yaradığını bilmiyoruz. Bir düğmeye basıyoruz ve bir kasırga vuruyorr; başka bir düğmeye basıyoruz ve bir tsunami ya da yangın çıkıyor. Üçüncü düğmeye basıyoruz ve her şey harika oluyor.

Peki, ne yapacağız? İnsanlık, ormanın ortasında küçük bir evde oturan ve nasıl davranacağını bilmeyen çaresiz bir çocuk gibidir. Bunun anlamı, gerçekten özgür olmak için doğru şekilde büyümemiz gerektiğidir.

Bir kişi evinden ayrılıp ormana veya dağlara gittiğinde, “doğanın içine girdiğini” düşünür, ancak bu yanlış bir bakış açısıdır. Sanki evinden çıkıp hayvanların evine adım atıyormuş gibi. Ama doğa da aynı zamanda onların evidir! Doğanın bütünsel sistemini kendimizden ayrı bir şey olarak görmeyi bırakmalıyız.

Doğanın içinde olduğumuzu, onu etkilediğimizi ve onun da bizi etkilediğini ve bu karşılıklı bağın şu anda yanlış olduğunu hissetmemiz gerekiyor. Bu nedenle değişmesi gereken kişi insandır.

Doğanın cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeleri, doğa sistemi ile içgüdüsel bir uyum içindedir. İnsan da, tamamen zıt bir doğaya sahip olmasına rağmen, onunla tam bir uyum içinde olmalıdır.

Hayvansal seviyenin üzerine çıkmak istiyorsak, bütünsel bir sistemin içinde olduğumuzu hissetmek ve doğanın cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyeleriyle bütünsel olarak nasıl bağ kuracağımızı öğrenmek için, doğaya karşı bilinçli olarak doğru bir tutum geliştirmeliyiz.

Doğanın geri kalanının işleyişine dayanan aynı ilkelere göre insan sistemini inşa etmekle yükümlüyüz. Bu, hayvansal seviyede gelişimimizi tamamladığımız ve şimdi daha da evrimleşmeye başladığımız için, insan sistemini nasıl yapılandıracağımızı doğadan öğrenmemiz gerektiği anlamına gelir. Ve burada, içsel insan seviyesinde, artık kendimizi tamamlamamız gerekiyor.

Kişinin görevi, doğadan, onunla nasıl bağ kurulacağını öğrenmektir. Doğa bize, tüm unsurlarının birbiriyle bağlantılı olduğunu gösterir. Bu karşılıklı bağlılık tüm seviyelerde belirgindir.

Böylece şu soru ortaya çıkar: Bir insan, çevresini doğru bir şekilde hissedebilecek, karşılıklı alışverişte bulunabilecek, doğayla denge içinde alıp verebilecek şekilde, tıpkı doğanın diğer tüm unsurları gibi, bu sisteme nasıl entegre olabilir? Cansız, bitkisel ve hayvansal seviyeler, içgüdüsel olarak karşılıklı dengeyi korurlar.

Bize, birbirlerini yok edip öldürüyorlar gibi görünebilir, ancak bu sadece bizim egoist bakış açımızdan böyle görünür. Gerçekte, doğanın genel yasasının onlara yüklediği doğru dengeyi içgüdüsel olarak korurlar.

Ancak bu yasa, insanı zorlamaz çünkü biz onu bilinçli olarak uygulamalıyız.

Hayvanlar içgüdüleri tarafından yönlendirilir, ancak insanlar doğa ile dengeye ulaşmak için kendi çabalarını göstermelidir.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Sonraki yazı: