Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 116

“İhsan Etme Kabı” Kavramı, Hem Kapta Hem De İhsan Edende Nasıl Mümkün Olabilir?

Gerçekten de, ihsan etme kabı, ihsan etme uğruna alma arzusu kavramlarında, garip bir şey var. Kabalistler manevi koşulları ifade etmek için dilbilimsel araçlardan yoksun oldukları için, çeşitli basitleştirilmiş ve yoğunlaştırılmış formülasyonlar kullandılar. Bunu yapmasalardı, Ibur (embriyonik koşul), Katnut (küçüklük), Roş (baş), Toh (iç kısım) vb. gibi koşulları tanımlamak için kitaplar yazmak zorunda kalacaklardı ve bu bile yeterli olmayacaktı. Bu nedenle, manevi koşulları ifade etmelerini sağlayacak bir dil geliştirdiler.

Bu dil nasıl çalışır? Önceden düzenlenmiş bir tür “şifre” aracılığıyla bilgi aktarılır. Bu şifre, konuyla ve yazarın niyetiyle ilgili kapsamlı ayrıntılar içerir. Okuyucu, yazar ile aynı manevi seviyedeyse, ortak bir kavramsal çerçeveyi paylaşırlar ve şifrenin anlamı onlara hemen net hale gelir.

Örneğin, İbranice’de “Roş” (baş) kelimesinin anlamını bilmeyen biri, bu kelimeyi duyduğunda ne yapacağını bilemez. Anlamını anlamak için kelimeye aşina olmamız gerekir.

Ancak, kelimeye aşina olmak, tam olarak anlamını kavramak için yeterli değildir. Terimin arkasındaki niyeti de anlamamız gerekir.

Kabala dili, sadece kodlarını tanıyanların, kelimelerin ardında gizli olan anlamı anlayabildiği şifreli bir dil gibidir. Yani, Kabalistik metinleri okumak için Kabalistlerin terimleriyle ne demek istediklerini bilmeliyiz. Onlar birbirlerine, şifreli mesajlarla iletişim kuran casuslar gibi yazarlar ve yazdıklarını kendileri dışında kimse anlayamaz.

Kabalistik kitapları okumak neden gereklidir? Baal HaSulam, “On Sefirot Çalışmasına Giriş” (madde 155)’de, kelimelerin içsel içeriğini anlamayı çok istediğimizde, kendimizi hayali, fiziksel temsiller oluşturarak kandırmadan (insanların Tora’yı tarihsel bir anlatıymış gibi okurken sıklıkla yaptıkları gibi) ve metni bedensel, materyalist bir şekilde yorumlamadan, bunun yerine kelimelerin gerçek, içsel anlamını kavramayı derinden arzuladığımızda, metnin tanımladığı koşuldan saran ışığı (Ohr Makif) kendimize çekeriz.

Ancak, Kabalistlerin yazdıklarının daha derin katmanlarına dalmak yerine, bu dünyadan görüntüler hayal edersek, hem anlatı hem de imgeler bu dünyanın çerçevesi içinde kalır. Böyle bir durumda, yukarıdan herhangi bir aydınlanma çekemeyiz ve ilerleyemeyerek durgun kalırız.

Bu, Kabala metodu ile Tora’yı incelemeye yönelik diğer yaklaşımlar arasındaki temel farktır. Kabala’da, saran ışığı kendimize çekmeye çalışırız. İçsel anlamı anlamaya çalışırız. Buna Tora’nın içsel yönünü incelemek, yani onun şifreli dilinde tam olarak neyi ifade ettiğini öğrenmek denir.

Sonra, çalışmamız süresince saran ışığı tekrar tekrar çekerek, manevi dünyaya girene kadar yavaş yavaş ilerleriz.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Önceki yazı: