Kristal Radyo Alıcısı Prensibi Bazında

Soru: Öğrenciler arasında en yararlı olan etkileşim yöntemi nedir?

Cevap: İçsel olandır, yazmadan veya konuşmadan, kalpten kalbe.

Yorum: Bunu kalpten hissettiğinizi söylüyorsunuz ama biz hissetmiyoruz. Bunu anlamak bizim için gerçekten zor.

Cevabım: Hayır, hiç de zor değil. Aslında siz sadece etrafımızda var olan dalgalara uyum sağlıyorsunuz. Kendinizi onlara göre ayarlamanız gerekir. Bu tam anlamıyla bir radyo alıcısı gibidir.

Soru: Ama kendinizi gruptan uzaklaştırırsanız dahi manevi ediniminizi kaybedemezsiniz, değil mi?

Cevap: Elbette hayır, zira içimde bu salınım devresi zaten vardır.

Basit bir kristal radyo alıcısının nasıl çalıştığını biliyor musunuz? Çocukken pil bile kullanmadan nasıl bir tane yaptığımızı hatırlıyorum. Uzun bir anten alırdık, mesela yirmi metre, bir bobin, bir diyot ve bir kulaklık, hepsi bu kadar. Anteni dışarı asar ve diğer ucunu toprağa bağlardık. Sinyalleri alırdı ve siz de onları duyardınız.

Bu benzetmede bobin, sinyalleri güçlendiren çevreyi temsil eder. Siz ise bobinle rezonansa girmesi için dalgaların yalnızca bir yönde geçmesine izin vermesi gereken detektörsünüz. Kulaklık sizin algılama organınız, ihsan etme niteliğinizdir: duyunuz, kulağınız. Başka hiçbir şeye gerek yoktur.

Bu düzenek, dalgaları yakalamak için kullanılan en basit cihaz olan kristal radyo alıcısıyla aynı prensipte çalışır. Diğer cihazları inceleyecek olursak hepsi bu prensibe göre çalışır.

Kendinizi tek bir dalgaya, tek bir yöne ayarlamalısınız. Yakınlarda, bu yönü güçlendiren bir ortam olmalıdır. Rezonansa girersiniz ve ihsan etme niteliği aracılığıyla dalgayı yakalarsınız.

Büyük anten, üst gücü yakalama arzusunu temsil ederken topraklama, egoizminiz ve arzularınızla doğru bir şekilde çalışmak için gereklidir. Toprak, arzuyu sembolize eder.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed