Tarafsız Dağıtım
Soru: Eğer bir kitlenin ilgisini çekmeye yardımcı olacaksa, kitlelere bir şeyler anlatırken neden duygulara yer verilmemelidir?
Cevap: Mesele şu ki, bir açıklamaya duygu kattığınızda kendinizi, ya boş Kelim’inizi ya da doldurulmuş Kelim’inizi tanıtmış olursunuz. Ancak bu kişisel bir şeydir.
Ve mantıklı konuştuğunuzda, görünüşe göre duyguların üstünde olan gerçeklerden bahsedersiniz. Gerçekler gerçeklerdir. Onlar mantık ötesi inanç gibidirler. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, bu bir yasadır, gerçekliktir. Sonra bunu kendinizden ya da başkalarından bağımsız bir şey olarak başkalarına aktarırsınız.
Sizler sadece insanlara yasayı görme fırsatı veriyorsunuz; yasanın yanında ya da karşısında olmak istiyorlarsa bu onların bileceği bir iş. Aksi takdirde, başka bir ıstırap döngüsüne gireriz. Ve kişi bunu kendi duygularına çevirir.
Bu tür bir dağıtımın en iyisi olduğunu söyleyebilirim: söylediklerinizden ilham almış gibi görünmezsiniz, sanki “kendiniz” konudan tamamen çıkarılmış gibi konuşursunuz.
Bilgi veren bir mekanizma gibisiniz ve hepsi bu. İsrail ulusuna ya da dünya uluslarına ait olmanız fark etmez, insanlara neler olduğunu anlatan yardımcı bir güç, cennetten gelen bir tür melek gibisiniz.
Bu en iyisidir, zira o zaman herkes sizin tarafsız olduğunuzu hisseder.
Ancak tarafsız olmakla, insanlarla onların içinde duygular uyandıracak şekilde konuşmuş olursunuz. Dağıtımda bulmamız gereken form tam da budur, hem bize bağlı hem de bize bağlı değil.
Çünkü yaşam öyle bir hale gelecektir ki, kişi burada en iç noktasına dokunduğunuzu hemen hissedecektir.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

