Bugünün Işığında Mısır Köleliği
Soru: Pesah bayramının ilk akşamında Yahudilerin Mısır’ın esaretinden kaçışını temsil eden Haggadah’ı okumak ve özel bir yemek düzenlemek adettendir. Acaba bu hikaye sıradan bir tarih anlatısı mı, yoksa bugüne de uzanan daha derin bir anlamı var mı?
Cevap: Mısır sürgünü, ataların çağından oğulların çağına dek uzanır. İbrahim peygamber, Antik Babil’in her tarafından öğrenciler toplamaya başladı. O, tıpkı Babil’de olduğu gibi, böylesine bir iç çekişmenin ve bencilliğin içerisinde gelişmemizin ve birbirimize yakınlaşmamızın imkânsız olduğunu öğretti.
Babil Kulesi’nin inşası, göklere dek yükselen bencilliğin en uç formunu temsil ediyordu. Bütün Babil, “dillerin karışıklığı” olarak adlandırılan, karşılıklı nefret ve yanlış anlaşılma yüzünden parçalandı.
İbrahim, bütün insanlık için tek bir metodun olduğunu öğretti. Fakat kişileri buna zorlamak imkânsızdır, zira bu, kişinin olgunluğunu gerektirir. Bu metodun özü şudur; “sevgi tüm günahları örter.”
Her birimiz kendi egoizmimizin içindeyiz ama bunun üzerinde, aramızda bir bağ inşa etmeliyiz. Egoizm, birinin komşusuna duyduğu asılsız nefrettir. Eğer komşumun çimenlerinin benimkilerden daha yeşil olduğunu ya da benimkinden daha iyi bir araba aldığını görürsem, ondan nefret etmeye başlarım.
Bu sebepsiz nefrettir. Sadece benim oğlum güzel bir araba alırsa mutlu olurum. Çocuklarım ne kadar başarılı olursa ben de o kadar mutlu olurum, fakat komşumun başarısı benim keyfimi kaçırır.
Bu küçük bir alanda, mahallede, bahçede, evde gerçekleşti. Fakat bugün tüm dünya Babil’e dönüştü, zenginler ve fakirler tartışıyor, kendi fikirlerini savunuyor ve birbirleriyle anlaşamıyorlar.
Bizler, baskı olmadan iyi ve huzurlu bir hayatın ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Bu, tıpkı cennette yaşamak gibidir. Zaman ve mekân yok, her şey zahmetsiz ve kolay. Herkes birbirine yardım ediyor ve ileri gitmesine izin veriyor. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, herkes senin yardımına koşuyor. Her zaman, en doğru anda destek alabileceğinden emin olabilirsin.
Bizler böyle yaşamaya alışkın değiliz ve bunu hayal bile edemiyoruz. İbrahim, Babillilere, böylesine giderek büyüyen egoizmimizle ve karşılıklı çekişmelerimizle yaşamanın imkânsız olduğunu açıkladı. Bütün gücümüzün %99’unu bu iç mücadelenin getirdiği koşullarda hayatta kalmakla harcıyoruz.
Peki, bencillik bu derece büyükse ne olur? O bizi yönetir; herkesi kendi fikirleri için savaşmaya ve en zeki olanın kendisi olduğunu düşünmeye zorlar. Doğamızla savaşmak imkânsızdır ve zaten buna gerek yoktur, sadece onun üzerine yükselmemiz gerekir.
Tıpkı aile bireylerinde olduğu gibi herkesin kendi görüşü vardır, ancak biz hep birlikte ilgilenmemiz gereken bir ailede dayanışma içindeyizdir. Hayattaki bu örneği izlemeliyiz. Diyelim ki çocuklarım benimle aynı siyasi görüşü paylaşmıyor; biri daha muhafazakar, sağ görüşlere sahip, diğeri sol görüşlere sahip, üçüncüsü katı dindar olmuş, vb., herkes kendi partisine oy veriyor.
Fakat biz tek bir aileysek, buna rağmen herkesi sever ve yardım ederiz. Bizim için önemli olan, bunun bize yakın bir kişi, ailemizin bir üyesi olmasıdır. Bu şekilde, tüm insanlara tek bir aileymiş gibi bakmamız gerekir.
Ancak o zaman dikkatimizi görüş farklılıklarına vermeyiz. Birileri farklı yaşamak istiyorsa, bırakın öyle yaşasınlar. Herkes kendini başkalarını sevmekle yükümlü hissediyorsa, kendi egosuyla kalabilir. Başkaları benden farklı düşünüyordur, fakat onlara baskı yapmam ve onları zorla ikna etmem. Herkes olduğu gibi kalmakta özgürdür yani tüm kötülükler, sevgiyle örtülür tıpkı iyi bir ailede olduğu gibi.
Kendimi başkalarının önünde iptal ediyorum ve görüşlerimi başkalarına dayatmıyorum, aksine, onların arzularına dahil olmaya ve onlara yardımcı olmaya hazırım. Ve böylece herkes diğerlerine destek oluyor, bu sayede, aile hissiyatı ya da “tek adam” adı verilen özel, sıcak bir ortak alan yaratmış oluyoruz.
Bizler sevgi, ortak katılım, birlik olma, sıcaklık ve karşılıklılık bulutuyla kuşatılmış durumdayız. Bu tamamen yeni bir şey. Bu daha önce yoktu, “sevgi tüm günahları örter” kuralına göre inşa edildi.
Herkes kendi egoizmiyle kalır, ancak biz bununla nasıl baş edeceğimizi biliriz. Sonuç olarak, egoizm bize doğa tarafından verilmiştir ve bugün bu konuda hiçbir şey yapamayacağımız kesindir. Fakat İbrahim’den, egoizmimizi aşabileceğimiz ve birlik olabileceğimiz bir metodu aldık.
Egoizmin üzerine çıkmayı bilenlere, “Yehud” (birlik) kelimesinden gelen Yahudiler (Yehudim) veya İsrail halkı, Yaşar-El yani Yaradan’a doğru denir. İsrail milleti bu temelde yaratılmıştır.
Küçük çekişmelerle Babil’den ayrıldıktan sonra İsrail, Mısır sürgünü adı verilen egoizminin kölesi olduğu bir dönemde bulur kendini. Egoizm bizi yönetir ve bağ kurmamıza izin vermez. Ne kadar denersek deneyelim, ne kadar sıkı çalışırsak çalışalım, hiçbir işe yaramaz.
Buna kölelik denir yani bedensel varlığımız üzerinde yorucu bir çalışmadır. Aramızda bir şeyler inşa etmeye çalışırız ama egomuzun üzerine çıkmamız gerektiğini fark edene kadar hiçbir şey elde edemeyiz. Bu, birçok darbe ve sıkı çalışmadan sonra gerçekleşir.
Neticede, bu şekilde var olmanın imkânsız olduğuna karar veririz. Bugün kendimizi içinde bulduğumuz durum budur. Aksi takdirde, bir iç savaşta birbirimizi sadece yok edeceğiz.
Hayatımızın kölelik olduğunu gerçekten anlamamız gerekiyor. İçimizde yaşayan kötülüğün gücü bizi yiyip bitiriyor. O zaman daha önce yaptığımız gibi egoizmin üstesinden gelmeyi kabul edeceğiz. Bunu nasıl yapacağımızı bilmiyoruz ama en azından karşılıklı nefretten kaçıyor, Firavun’un gücünden kurtulmak istiyoruz.
Bu, Mısır’dan ayrılıp karanlıkta kimsenin bilmediği bir yere doğru koştuğumuz anlamına geliyor. Tek anladığımız, artık orada var olamayacağımız. Ve sonra Sina Dağı’na varıyoruz ve aramızda ne tür bir nefretin (günahın) var olduğunu görüyoruz.
Bu nefretin üstesinden gelip tek kalp, tek adam olarak birleşme, karşılıklı güvenceyi sağlama, Tora’yı yani birleşme metodunu kabul etme ile hem fikiriz. Tora’nın temel kuralı, komşunu kendin gibi sevmektir. İşte o zaman, “Bugün Benim halkım oldunuz” dediği gibi, İsrail halkı olarak doğarız.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

