Monthly Archives: Ocak 2026

Kabala Biliminin Ne Söylediğini Anlamak

Doğal egoizmi, kamuoyu ya da eğitim gibi yapay araçlarla ortadan kaldıramazsınız. Bunun doğal bir din dışında tedavisi yoktur. (Baal HaSulam, Son Neslin Yazıları).

Baal HaSulam,  ne eğitimin ne de kamuoyunun insanlığa yardımcı olacağına, sadece dinin yani mutlak ve sınırsız olan aydınlanmanın yardımcı olacağına inanır. Din derken Baal HaSulam Kabala bilimini ifade eder; bu bilim üst gücü ortaya koyar, bu sistem sayesinde bu güç, sonsuzluk dünyasındaki en yüksek noktasından itibaren tüm dünyaları, yönetim sistemini, en alt dünyamızda bizleri yönetir.

Bu sistemin nasıl işlediğini anlamadan ve ona kendi tarafımızdan, aşağıdan yukarıya uyum sağlamadan, hayatın anlamına ulaşamayız. Aynı zamanda “hayatın anlamı” kavramına herhangi bir felsefi çağrışım da yüklemiyoruz; çünkü hayatın gerçek özünü anlamadan normal şekilde işlev göremeyiz.

Yaratılışın amacına doğru olan gelişim yönüyle uyumlu her eylemimizin bize fayda sağladığı ve olumlu sonuçlar verdiği bir duruma doğru ilerliyoruz. Eylem tam olarak amaca yönelik değilse, bizi ona yaklaştırmıyorsa, olumsuz bir sonuç doğurur ve acı çekeriz. Üstelik bu sistemle benzer olmadığımız için, hangi eylemlerin hangi sonuçları doğurduğunu bilmeyebiliriz.

Gelişimimizin bu noktasında tam olarak ne yapmamız gerektiğini bilmek, yerimizde saymayı ya da geriye gitmeyi bırakmak; düşmemek, darbeler almamak ve krizden krize savrulmamak için, Kabala biliminin ne söylediğini anlamamız gerekir.

Kabala bilimi, insanın hangi sistem içinde yaşadığını ve onu hangi dünyaların kuşattığını; üst gücün, Yaradan’ın, bu dünyalar aracılığıyla alt dünyada bizi nasıl yönettiğini; Yaradan’ın yönetimine nasıl karşılık vermemiz gerektiğini ve varmamız gerekeni yani Yaradan’la tam benzerlik, uyum ve yapışma hâlini açıklar.

Günümüzde Kabala bilimi çok önemli hâle geliyor; çünkü bugün hiçbir küresel liderin ne filozofların ne de bilim insanlarının, nerede olduğumuz, kendimize nasıl davrandığımız ya da yıkıma doğru gitmek yerine az çok katlanılabilir bir “yarın” sağlamak için kendimizi nasıl yöneteceğimiz konusunda sağlam bir fikre sahip olmadığını görüyoruz.

Bugün birçok insan bunun giderek daha fazla farkına varıyor, ancak insanlar hâlâ “Kabala” olarak bilinen bir bilgi sistemi olduğunu anlamıyor.

Genel olarak, dine sadece üst güce olan inanç değil, onun incelenmesi diyoruz. Yani, Kabala bilimi üst gücün bilimidir. Eğer üst güç bizi bir sistem aracılığıyla yönetiyorsa, o sistemi inceleyebiliriz. Üst gücün kendisini incelemek imkânsız olabilir, ancak en azından onun bize etkisi anlaşılabilir, incelenebilir ve uygulanabilir.

Kabala bilimine geçmişte hâkim olmuş olan Kabalistler, zamanın derinliklerinden bize şunu yazarlar, üst gücün arzusu, bizim O’nu ifşa etmemiz, O’nun iyiliğini, ebediliğini ve mükemmelliğini anlamamız ve O’na benzemeye çabalamamızdır.

Önemsemenin İyileştirici Gücü

Soru: Hastalarımdan biri şeker hastasıydı ve depresyondan muzdaripti. Yalnızdı, bu yüzden etrafta ne bulursa onu yiyor, asla kendine yemek pişirmiyor, hazır yemekleri mikrodalgada ısıtıyor ve aceleyle yiyordu. Ona bir arkadaşı olup olmadığını sordum ve olumlu cevap aldıktan sonra, birbirleri için yemek yapmalarını tavsiye ettim. Tavsiyemi dinlediler ve ikisi de iyileşmeye başladı. Neden insan kendisi için bir şey yapamazken, başkası için zevkle yapar?

Cevap: Bu durum, özellikle kadında daha güçlü bir şekilde ifade edilir çünkü o annelik içgüdüsünden gelen bakım ve sorumluluk duygusuna sahiptir. İnsanlar sadece kendilerine yemek pişirmek için çok tembeldir. Bilindiği üzere, yalnız yaşayan bir kadın asla yemek pişirmez. Ama bir ailesi varsa, işleri kendi haline bırakamaz.

Başkalarına baktığımızda neden daha sağlıklı oluruz? Sistemlerimiz birbirini dengelediği için değil, doğayla, dengeye ulaşmak için çabalayan muhteşem güçlerin dolaştığı geniş çevremizdeki dünya ile dengeye girdiğimiz için. Birbirimizle çift kutuplar gibi var oluruz: artı-eksi, eksi-artı, bu muazzam alanla, bu muazzam güçle etkileşime girmeye başlar. Ve ona benzemek için çabaladığımızdan, bizi iyileştiren olumlu etkisini kendimize çekeriz.

Birbirimizle hangi seviyede etkileşime girdiğimizin önemi yoktur. İki kişinin küçük hoş şeyler paylaştığını varsayalım; ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, onları bu geniş alanla uyumlu hale getiren bir eylemin gerçekleşmesi ve ardından her ikisinin de iyileşmeye başlamasıdır. Birinin diğerine bir elma göndermesi ve diğerinin de aynı derecede önemsiz bir şey göndermesi önemli değildir; mesele bu değildir. Mesele, tam olarak çevreyle olan uyumda, kendinizi neye hizaladığınızda yatmaktadır: ya sadece olumsuz etkiler aldığınız yozlaşmış insanlıkla ya da doğanın büyük gücünün olumlu etkisiyle.

Dinlenmeye Gerek Yok

Soru: Ruhun sakinliği ve uyumu neye bağlıdır?

Cevap: Sakinlik ve uyum, bir Kabalist için iyi koşullar değildir. Yaratılışın amacına göre bunlara doğru çabalıyor olsak da daha yüksek bir hedefe yönelmiş bir kişi için sakinlik, dayanılmaz bir hoşnutsuzluk duygusu uyandırır; bunu tahammül edemez. Bu nedenle, kişi sakinlik hakkında düşünmemelidir.

Kişi farklı koşullardan geçer. Yine de dinlenmeye değil, hedefe doğru uygun harekete, sürekli yenilenmeye ve her zaman yeni hisler ve dolumlar elde etmeye çabalamalıdır.

Soru: Ama Yaradan her zaman dinlenme halindedir. Burada ne tür bir dinlenmeden bahsediliyor?

Cevap: Gerçekten de Yaradan veya üst ışık tam bir dinlenme halindedir. Mesele şu ki, O değişmez ve herkese sadece sonsuz sevgiyle yaklaşır. Değişmeyen hareket (hızlanma veya değişiklik olmadığında) da dinlenme olarak adlandırılır.

Bir cisim düzgün, doğrusal bir hareket halindeyse yani kendini değiştirmiyorsa, dinlenme halinde olduğu kabul edilir; onu yavaşlatacak veya değiştirecek hiçbir kuvvet etki etmez. Aynı şey burada da geçerlidir.

Kabalistler sürekli olarak ilerlemeye, değişmeye, dolmaya, hızlanmaya çalışırlar; bu nedenle dinlenmeye ihtiyacımız yoktur.

Kabala’da, hızlanma olmadan ilerlemek, ilerleme olarak kabul edilmez. Her gün derse gelebilir, yıllarca bir şeyler yapabilirsiniz; bu ilerleme olarak kabul edilmez. Kendinizi hızlandırmak için çaba göstermelisiniz.

Geleceğin Formülüne Müdahale Etmek

Soru: Kabala bilimi geleceği tahmin etmemizi sağlar mı?

Cevap: Kabala bilimi, doğanın tüm planlarını, yani Yaradan’ın planlarını, geçmemiz gereken tüm yolu bilir. Sonuçta, tüm seviyelerdeki pozitif ve negatif güçlerin dengesi, Kabala’da bilinen formüllere göre gerçekleşir. Ancak bu formüllerde küçük bir faktör daha vardır: insanın özgür iradesi.

Bu, şu anda ve gelecekte bu formülleri etkileyebileceğimiz ve şimdiki zamandan geleceğe nasıl geçeceğimizi belirleyebileceğimiz anlamına gelir.

Anında yenilenen ve geçmişe dönüşen her an, bir sonraki anda veya daha uzun bir süre içinde bir koşuldan diğerine nasıl geçeceğimi belirleyebilirim.

Koşullarımız, aramızda sağlamamız gereken genel dengeye doğru ilerlemelidir. Doğanın tamamı, insan sistemi, insanlık da dahil olmak üzere, denge için çabalar.

Ancak, insanlığın son ıslahı olarak adlandırılan bu denge koşuluna tam olarak nasıl ulaşacağımız bize bağlıdır. Katılımımıza bağlı olarak, bu koşula olumlu veya olumsuz yaklaşabiliriz.

Soru: Son ıslahı gerçekleştirmek için ayrılan belirli bir süre var mı?

Cevap: Süre sınırı 6.000 yıldır ve şu anda 5776 yılındayız [2016]. Yani, insanlığın kendini ıslah etmek ve içindeki güçleri, yani iyiliği ve kötülüğü dengelemek için 224 yılı var. Bu iki gücün sadece dengelenmesi gerekiyor. Kötü bir güç ya da iyi bir güç yok; tek kötü şey, aralarındaki dengenin olmaması. Bizler, insanlar, bunları dengelemekle yükümlüyüz.

Ancak 224 yıl beklememize gerek yok; bunu çok daha erken yapabiliriz. İnsanlık içindeki güçleri birkaç ay içinde dengelemek mümkündür. Kötülüğün gücü çok büyüktür; her eylemimizde hakim olan kötü doğamız, egoizmimizdir. İyiliğin gücü ise çok zayıftır. Egoizmimizi sadece biraz yumuşatır, bu da birbirimizi öldürmeden veya yemeden, bir şekilde bir arada yaşamamızı sağlar. Ama özünde, hepimiz egoizmimiz tarafından yönlendiriliyoruz ve herkes diğerinden üstün olmak, daha uzun, daha güçlü, daha zengin olmak istiyor.

Öncelikle egoizmin ana düşmanımız olduğunu ve dengelenmesi gerektiğini kabul etmeliyiz. İçimizde egoizmimizi dengeleyebilecek iyi bir güç var; sadece onu geliştirmemiz gerekir.

İyiliğin gücü ve kötülüğün gücü doğru bir şekilde dengelenmeli ve “orta çizgi” denen noktaya ulaşmalıdır, böylece iyilik ve kötülük arasında denge kurarız. Bu iki gücün dengesi sayesinde dengeli, iyilik dolu bir dünyaya ulaşırız.

Tüm doğa iki zıt güçlere dayanır: ışık ve karanlık, gündüz ve gece, artı ve eksi, soğuk ve sıcak, elektronlar ve pozitronlar. Dünyada karşı gücü olmayan hiçbir güç yoktur.

Yapmamız gereken tek şey, bu iki gücün tüm tezahürlerinde aralarındaki denge noktasını bulmaktır; bunun içinde kendimizi o kadar iyi hissedeceğiz ki, bu iki gücü dengelediğimizde, ebedi ve mükemmel bir dünyada, Cennet Bahçesi’nde yaşıyormuşuz gibi gelecek.

Büyümenize Yardımcı Olan Bir Fantezi

Yaradan, bizi, kendimizi içeriden hisseden tek kişinin biz olmadığımıza, çevremizde bizi algılayan ve değerlendiren başka insanlar da olduğuna inandırır. Bu bir yanılsamadır, bir aldatmacadır! Dışarıda hiçbir şey yoktur, her şey sadece benim içimdedir.

Bu ek izlenimlerle, O, bizim Kelim’imizi genişletir, yeni seviyemizi inşa eder ve bizi hayvansal seviyenin üzerine, O’na benzer olmamız için, “Adam” (“Yaradan’a benzer”) seviyesine yükseltir.

Bize öyle gelir ki, Yaradan dışarıdadır ve biz de dışarıdaki biriyle konuşuyor, etkileşime giriyor ve işbirliği yapıyoruz. Onu karşımda hayal ederim, sonra O’nu içeri alıp O’nunla birleşirim. O zaman önümde hiçbir şey kalmaz, O ve ben bir oluruz.

Ama şimdilik, O’nu kendimin dışında hayal ediyorum. Bu aldatıcı bir fantezidir, ama bu nedenle Kelim’imi “dışsal” olarak gördüğüm için, arzu ve egoizm (kendimi başkalarına göre veya başkalarını kendime göre hissettiğim bir arzu) konusunda ek Aviut kazanırım, bu da üst nitelikli elde etmeme ve Yaradan gibi olmama yardımcı olur.

Sadece bu görüntüyü dışarıdan içeriye getirmem gerekiyor ve sonra O’nunla birleşeceğim!

Gmar Tikkun denilen bu son ıslahın ardından ne olacak? Kabalistler, ıslahımızın sonunun sadece yeni bir koşulun başlangıcı olduğunu söylerler. Arzularımı ıslah ettikten sonra, yeni bir safha başlayacak. Bekleyip görelim.

Manevi Dinlenme Nedir?

Soru: Manevi dinlenme nedir?

Cevap: Bu dünyada da, öbür dünyada da dinlenme yoktur denir. Sürekli, kesintisiz bir şekilde ilerlemeliyiz. Ve tam bir ıslaha ulaştığımızda, yani nihayet egoizmimizin üstesinden gelip üst dünyayı tam anlamıyla elde ettiğimizde, o zaman her şey gerçekten tam ve sonsuz bir dinlenme durumuna gelecektir.

Tüm Evren Ölçeğinde Büyük Yanılsama

Her ruh, ışıkların ve Kelim’in (kapların) giderek zayıfladığı, manevi derecelerin bir zinciri, bir merdiveni aracılığıyla sonsuzluk dünyasına bağlıdır. Sonsuzlukla bağ kurduğum anda, bu sistemi uyandırırım. Aslında, bu sistem benim içimde vardır ve sadece bana dışımdaymış gibi görünür.

Evrende iki şey vardır: insan ve Yaradan. Ve insana, Yaradan’ın dışında var olduğu hissi bir şekilde verilmesi gerekiyor ki, O’ndan ayrılığın, karşıtlığın, mesafenin, yakınlaşmanın ve Yaradan’a yapışmanın ne olduğunu anlayabileyim. Bu nedenle, ben kasıtlı olarak, gerçekliği içimde olan ve dışımda olan olarak ikiye bölünmüş bir şekilde algılayacak biçimde yaratıldım.

O zaman “ben” ve Yaradan’ın ne olduğunu, kırılma ve bağı, bilinçsizlik ve gizliliği, ya da tersine O’na yaklaşmayı ve tek bir bütün halinde birleşmeyi anlamak benim için daha kolay hale gelir.

Yaradan, içimde hissettiğim her şeyi dışarı atar ve algımın ikiye bölündüğü ortaya çıkar: içsel olan, aldığım her şey; dışsal olan ise, doğru niyet olmadan verdiğim şeylerdir Dolayısıyla, dış dünya, bana kasıtlı olarak yabancı ve farklı olarak sunulan Kelim’imdir, böylece ihsan etmenin ne olduğunu anlayabilirim. Eğer onlarla kendimin bir parçası olarak ilişki kurmaya başlarsam, o zaman ihsan etmenin benden ne kadar uzak olduğunu ve ne kadar zıt ve istemediğim bir şey olduğunu anlayacağım!

Komşunuzu kendiniz gibi sevmeye çalışın; bu hiç de kolay değildir. Yapamam. Ve bu da ihsan edemeyeceğim, Yaradan’a yaklaşamayacağım anlamına gelir. Hayır, durun, ben Yaradan’ı istiyorum! Ama O’nu nasıl istiyorsunuz? Bunu göstermelisiniz ve bu da doğru olan tek yoldur.

Direkt Ve Yansıyan Işıkların Karışımı

Soru: Direkt ve yansıyan ışıklar nasıl birleşir?

Cevap: Direkt ve yansıyan ışık bir araya geldiğinde, her bir ışık Sefirası, dalgaların birbirine karışması gibi, birçok dalganın üst üste binmesiyle oluşan girişime benzer bir şekilde, tüm Sefirot’a girer. Bu nedenle, bizler yaratılışın planının, Yaradan’ın içine daha derinlemesine gireriz, bu üst üste binen dalgaların ve bireysel Sefirot’un ortaya çıktığı, O’nun özgün arzusunu ediniriz.

Özel olandan genel olana doğru ilerleyerek, bu üst genellemenin içine derinlemesine girer ve Yaradan’ın yaratılanlara yönelik düşüncesini ve niyetini edinirsiniz. O’nun eylemini edindiğinizde, siz de aynı olursunuz.

Direkt ve yansıyan ışık, başkalarıyla olan ilişkiniz içindeki çalışmanızdır. Malhut’unuza ulaşan direkt ışığın dokuz Sefirot’u, sizin çevreye dâhil olmanızdan doğar. Aksi hâlde direkt ışığı ifşa edemezdiniz. Onu ancak grupla bağda olduğunuzda ifşa edebilirsiniz.

Arzunuz üzerine bir kısıtlama yaparak çevreyle bağ kurabildiniz ve onun içinden direkt ışığı ifşa ettiniz.

Öncelikle, çevrenizle bağ kurmak istediğiniz ve içinizdeki kötülüğü, herkesi kullanma arzunuzu keşfettiğiniz bir duruma ulaşmanız gerekir. İyi bir arzu için dua edersiniz ve uzun bir çabanın ardından kısıtlama gücünü kazanarak, başkalarına karşı egoizminizi etkisiz hâle getirirsiniz. Bundan sonra, başkalarına ihsan etme gücünü talep edersiniz. Aranızda bir bağ olduğunu keşfetmeye başlarsınız.

Sizinle başkaları arasındaki bağ içinde, oradan size doğru parlayan direkt ışığı ifşa etmeye başlarsınız. Arzunuz kısıtlanmış olduğu için ışık size parlayabilir. Bu, kısıtlama ölçüsünde, bu bağdan, başkalarının sıcaklığından, sevgisinden ve onların katılımından egoistik hazdan kaçınabildiğiniz ölçüde size parıldar.

Bu kısıtlamaya ek olarak, dostlarınıza nasıl davranacağınızı ve Yaradan’a, Keter’e, onlar aracılığıyla nasıl vereceğinizi belirleyen bir perde oluşturmalısınız. İşte bu şekilde Yaradan’a yanıt verme sistemini, yansıyan ışık sistemini geliştirirsiniz,

Direkt ışığın dalgaları yukarıdan size gelir ve yansıyan ışık aşağıdan yükselerek, üst üste binen dalgalar gibi direkt ışığın üzerine biner ve onu tamamlar. Üstelik her bir dalga, özel bir açıklıktan, arzudan geçerek kendine özgü bir biçim kazanır. Sonuç olarak, siz tüm arzularınızla birlikte, başkalarının tüm nitelik ve arzularının içine dâhil olmuş olursunuz. Ve sonunda Keter’e ulaştığınızda, kendinizden Yaradan’ın küçük bir benzerini yaratırsınız. Buna yansıyan ışık denir. Ve orada, Keter’de, siz O’nunla birleşirsiniz.

Ama tüm bunlar başlangıçta başkalarıyla olan bağın içinde ifade edilir; aksi takdirde ne direkt ışığı hissedebilirsiniz ne de yansıyan ışığı yaratabilirsiniz. Yaradan’a doğrudan yönelik hareket edemeyiz. Biz, genel kırık bir arzu içinde hareket ederiz; onunla birleşmeye, ona dâhil olmaya çalışırız.

Bize toplum biçiminde sunulan kırık arzularımızdan başka hareket edecek yerimiz yok. Yaradan, tüm bu arzuların birikimidir; bizi kontrol eden gizli bir kaynaktır. Bizim görevimiz, O’nun yönetimine karşılık vermek ve O’na gelmektir; o zaman O ifşa olacaktır. Yani bütün iş, başkalarının arzularının içine nüfuz etmektir.

Çalışmada Yansıyan Işık

Soru: Manevi çalışmada “yansıyan ışık” ve “direkt ışık” nedir?

Cevap: Yansıyan ışık, yaratılanın O’na benzer olmayı arzuladığında, Yaradan ile karşılıklı ilişkisidir. Bu, yaratılanın Yaradan’ın eylemlerine benzemek niyetiyle gerçekleştirdiği eylemdir. Yansıyan ışık, yaratılanın Yaradan’a ne ölçüde benzediğinin, O’nunla ne kadar eşitlendiğinin ölçüsüdür. Bu direkt ışığın giysisidir; onların birbirleriyle birleştiği kaptır.

Yansıyan ışık, ihsan etmektir. Bu, yaratılana üst gerçekliği ifşa eden şeydir. Kişi yansıyan ışığını geliştirdiği ölçüde, dünyada kendi egoizminden başka neyin var olduğunu görmeye başlar; yani hayal ettiğimiz gerçekliğin ötesini.

Bütün bunları yansıyan ışıkta, sanki tek ve birleşik bir duyu organı varmış gibi algılarız. Yansıyan ışık, bize kendi dışımızda olanı görme yeteneği verir. Tüm niteliklerimiz, bütünsel bağlarına göre, diğerlerine ihsan etmeye göre düzenlenir. Tüm içsel niteliklerimizi ihsan etme imgesinde birleştirmeye ve bunu edinmek için onları en iyi şekilde nasıl bağlayacağımızı incelemeye başlarız.

Yansıyan ışık, benim içsel çalışmamın sonucunu ifade eder. Bu benim sevgiyi, ihsan etmeyi, birleşme arzusunu, özlemi ve çabayı ifade eden tutumumdur. Ve bunun içinde, direkt ışığı, Yaradan’ın bana yönelik tutumunu ifşa ederim ve yansıyan ışık da benim O’na yönelik tutumumdur.

İlişkilerden başka hiçbir şey yoktur. Yaradan’dan maddi bir şey alacağınızı mı sanıyorsunuz? O’na ihsan etmek istediğiniz tutumla dolacaksınız. Sevgi, sizin doyumunuz hâline gelir. Bize ifşa olan şey, yalnızca Yaradan’ın yüceliğinin hissidir ve bu, alma arzusuna tam bir doyum verir. NRNHY ışığı, sonsuzluk ışığı, bunların tümü, Yaradan’a yönelik kendi tutumunuzdur.

Hayatın Anlamı Nedir?

Soru: Tüm hayatınızı hayatın anlamını araştırarak geçirdiniz. Ama hayatın anlamı her kişi için farklı değil mi? Sonuçta tüm hayatımız yetiştirilme tarzımıza ve çevremize bağlı; dolayısıyla kararlarımız ve düşüncelerimiz de yaşadığımız deneyimlere bağlı. Eğer özgecil hedefler başlangıçta içimize yerleştirilmiş olsaydı, nasıl yaşardık ve bu bize ne kazandırırdı?

Cevap: Öncelikle, hayatın anlamı; yaşamak, sonra onun anlamını bulup, ardından ölmek değildir. Hayatın anlamı, hayatın en başında zaten anlaşılmalıdır.

Soru: Öyleyse hayatın anlamı hâlâ herkes için farklı mı?

Cevap: Herkeste ortak olsa bile herkesin kendi hayatının anlamı vardır. Hepimiz çok benzer özelliklere sahip küçük hayvanlar gibiyiz. Hiç kimsede ya da hiçbir şeyde özel bir şey yoktur.

Gerçekten hayatın anlamına sahip olan tek bir doğa vardır; o da kendini doğru şekilde bir sonraki hale getirmek, bir sonraki seviyeye yükselmek ve bizi de oraya yükseltmektir.

Bu seviyeye yükselebilmek için evrimimizin nereye doğru gittiğini anlamalıyız; böylece doğada genellikle olduğu gibi, şu anda karşılaştığımız çeşitli felaketler yoluyla bu seviyeye girmeyelim.

Bu geçişin böylesine aşırı, ani ve dramatik durumlar içinde gerçekleşmemesini sağlayalım. Bilimde, sanatta, insan toplumunda, birbirimizle iletişimde, kuşaklar arasında, her alanda bir krizin içindeyiz, bir duvarın önünde duruyoruz.

Soru: Hayatın anlamı sorusu tam olarak şu anda, bu duvarın önünde mi gündeme geliyor?

Cevap: Evet ve bu netleştirilmeli. Bu çok önemli. Kabala bilimi bununla ilgilenir. Bu yüzden herkese ifşa oluyor ve kendini insanlığa sunuyor.

Soru: Öyleyse doğanın yaşamının anlamı, bizi bu soruya getirmektir ve insan yaşamının anlamı ise bu soruyu netleştirmektir. Peki, o zaman hayatın anlamı nedir?

Cevap: Hayatın anlamı, insanın kendi başına bir sonraki evrimsel seviyeye yükselmesidir. Tıpkı cansız, bitkisel ve hayvansal doğa seviyelerinde her zaman otomatik olarak yükseldiğimiz gibi, şimdi insan seviyesinde olduğumuz için bir sonraki, daha yüksek seviyeye yükselmeliyiz.

Buna maneviyat diyebilirsiniz, ancak dinlerle hiçbir ilgisi yok. Kişinin içsel anlamında, manevi varoluşunda, üst dünyayı kendi içinde ifşa etmesidir.

İçimizdeki doğanın üzerine çıkabilirsek, tamamen farklı bir dünyayı hissetmeye başlarız.

Soru: Bu, bugüne kadar egoizmimiz tarafından yönlendirildiğimiz, egoizmin artık sınırına ulaştığı ve artık egoistçe yaşamamamız gerektiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Bir sonraki seviyeye yükselmeliyiz, ancak artık egoizmle değil. Bunu, ışık adı verilen doğanın özel bir gücünün yardımıyla yapmalıyız, bu gücü üzerimize çekmemiz gerekir. O, bizi düzeltir, değiştirir ve bir sonraki, daha yüksek seviyeye benzer hâle getirir.