Önemsemenin İyileştirici Gücü
Soru: Hastalarımdan biri şeker hastasıydı ve depresyondan muzdaripti. Yalnızdı, bu yüzden etrafta ne bulursa onu yiyor, asla kendine yemek pişirmiyor, hazır yemekleri mikrodalgada ısıtıyor ve aceleyle yiyordu. Ona bir arkadaşı olup olmadığını sordum ve olumlu cevap aldıktan sonra, birbirleri için yemek yapmalarını tavsiye ettim. Tavsiyemi dinlediler ve ikisi de iyileşmeye başladı. Neden insan kendisi için bir şey yapamazken, başkası için zevkle yapar?
Cevap: Bu durum, özellikle kadında daha güçlü bir şekilde ifade edilir çünkü o annelik içgüdüsünden gelen bakım ve sorumluluk duygusuna sahiptir. İnsanlar sadece kendilerine yemek pişirmek için çok tembeldir. Bilindiği üzere, yalnız yaşayan bir kadın asla yemek pişirmez. Ama bir ailesi varsa, işleri kendi haline bırakamaz.
Başkalarına baktığımızda neden daha sağlıklı oluruz? Sistemlerimiz birbirini dengelediği için değil, doğayla, dengeye ulaşmak için çabalayan muhteşem güçlerin dolaştığı geniş çevremizdeki dünya ile dengeye girdiğimiz için. Birbirimizle çift kutuplar gibi var oluruz: artı-eksi, eksi-artı, bu muazzam alanla, bu muazzam güçle etkileşime girmeye başlar. Ve ona benzemek için çabaladığımızdan, bizi iyileştiren olumlu etkisini kendimize çekeriz.
Birbirimizle hangi seviyede etkileşime girdiğimizin önemi yoktur. İki kişinin küçük hoş şeyler paylaştığını varsayalım; ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, onları bu geniş alanla uyumlu hale getiren bir eylemin gerçekleşmesi ve ardından her ikisinin de iyileşmeye başlamasıdır. Birinin diğerine bir elma göndermesi ve diğerinin de aynı derecede önemsiz bir şey göndermesi önemli değildir; mesele bu değildir. Mesele, tam olarak çevreyle olan uyumda, kendinizi neye hizaladığınızda yatmaktadır: ya sadece olumsuz etkiler aldığınız yozlaşmış insanlıkla ya da doğanın büyük gücünün olumlu etkisiyle.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

