Daily Archives: Ocak 9, 2026

Yağ Kavanozu -Tek Bir Arzu

Soru: Şu anda onlunun içinde ne tür bir “yağ kavanozu” vardır? Bu nasıl kontrol edilebilir?

Cevap: Bu, üzerinde çalışılması gereken bir şeydir. Eğer şu anda birbirinizle bağ kurmaya yönelik tek bir arzu oluşturur ve bunu Yaradan’a yöneltirseniz, bunu hissedeceksiniz. Bu, sizin ortak arzunuz olacak.

Ve sonra bu arzunun kendisini hissetmesini sağlamalısınız; böylece onun Yaradan’la ne kadar bağda olduğunu hissedeceksiniz.

Acı Çekmek Bizi Arındırır Mı?

Soru: Diyelim ki bir kişi ciddi bir hastalık geçirdi, çok acı çekti ve sonra iyileşti. Bu, onun Yaradan’a daha da yaklaştığı anlamına mı gelir?

Cevap: Prensip olarak böyle bir acıyı deneyimlemek, kişinin koşulunu ve yeteneklerini daha ciddiye almaya başlamasına neden olur.

Ancak hiç kimse acı çekerek Yaradan’a yaklaşmaz, bu yanlış bir metottur. Yaradan’ın bizim acımıza kesinlikle ihtiyacı yoktur. Aksine Yaradan, kişinin, dünyayı yarattığı, içinde insanı yarattığı ve ona kendisine yaklaşma imkanı verdiği gerçeğinden dolayı sevinç duymasını ister.

Bu nedenle, hiçbir koşulda acıya boyun eğmemeliyiz. Bu hem Yaradan’a hem de hayata karşı yanlış bir tutumdur. Her zaman kendimizi Yaradan’ın iyiliksever alanında hissetmeye çalışmalıyız. Çektiğimiz acılar bize böyle koşullara tekrar girmemeyi öğretmelidir.

Soru: Peki ya acı çekmenin sonucu olarak kişi “Ne için yaşıyorum?” sorusuna gelirse, bu Yaradan’a daha fazla yakınlaşmak mıdır?

Cevap: Bu, onu ne için yaşadığını açıkça netleştireceği özel bir koşula getirmesi gereken bir sorudur.

Ancak hiçbir koşulda kişi kendi kendine azap çekmenin içine batmamalıdır, çünkü bu bizi Yaradan’dan uzaklaştırır. İnsan, acı çekerek daha saf hale geldiğini düşünebilir. Bu yanlıştır. Kabala’da böyle bir görüş yoktur. Birçok dinin bunu kabul etmesi oldukça olasıdır, ancak Kabala hiçbir koşulda bunu kabul etmez.

Acı çekmek, insanı asla egoizmden arındırmamış, egonun üstüne çıkma yeteneği de vermemiştir. Aksine, acı çekmekten korktuğu için onu egoizmi kullanmaktan uzaklaştırır. Ama bu bir ıslah değildir.

Acı çekmek, bizi sadece daha doğru bir karara doğru iter. Doğru sonuca varmalı ve gerektiği gibi hareket etmeliyiz.

Arzularımızın Fiziği


Gerçekten de Yaradan’a olan muazzam mesafemiz ve O’nun arzusunu çiğnemeye bu kadar meyilli olmamızın tek sebebi var ki bu tüm ızdırap ve çektiğimiz acıların ve sınıfta kaldığımız günahların ve hataların kaynağıdır. Açıkçası, bu nedeni ortadan kaldırarak tüm ızdırap ve acıdan anında kurtuluruz ve derhal kalpte, ruhta ve yücelikte O’na tutunma ile bahşediliriz. Ve size şunu söylemeliyim ki ilk neden “O’nun Yaratılanları üzerindeki İlahi Takdirini anlama eksikliği”nden başka bir şey değildir, yani O’nu tam olarak anlamıyoruz. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”).

Doğru tanımlamalar konusunda büyük bir sorunumuz var. Kabbalistik metinlerin üslubu bazen o kadar dindarca görünür ki, bizi gerçeklikten ve kendimizle ve dünyayla, karakteristik karşılıklı ilişkileri, vektörleri, sayısal göstergeleri ve ölçüm verileriyle belirli bir güç ve sistem düzeni olarak ilişki kurmamız gereken doğru bakış açısından uzaklaştırır.

Bizler böyle özel bir yaklaşıma alışkınız; bu nedenle, yüzyıllardır kullanılan terimlerin, varsayımlarımızdan dolayı hata yapmamamız veya kafamızın karışmaması için modern, açık tanımlara ihtiyacı vardır.

İşte bu yüzden Baal HaSulam, Yaradan’dan uzaklaşmamızın nedeninin O’nu anlamamamız olduğunu yazar. Bu yanlış anlama öncelikle terimlerin tanımıyla ilgilidir.

“On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”, Baal HaSulam’ın tüm giriş yazıları arasında en önemlisidir. Bu, onun ana eserinden önce gelir ve bize ne tür bir karşılıklı ilişki sisteminde olduğumuzu, aramızda neler olduğunu ve birbirimizle ve gerçekliğin tamamıyla nasıl bağ kurduğumuzu gösterir. Kendimizden çıkıp, insanları birbirinden uzaklaştıran gücün olduğu, aramızdaki boşluğa adım atarız. Bu gücü aşmaya başlayarak, farklı bir alan oluştururuz; bir reddetme alanı değil, bir yakınlaşma alanı – mesafe.

Şimdi aramızda olumsuzluk, reddetme (“–”) var; hepimizin birbirimizi reddettiği bir alan. Herkes sadece kendini hissetmeye hazırdır ve bu koşula “bu dünya” denir. Kendimizden dışarı çıkıp aramızda olanı hissetmeye başlarsak, bu koşula “üst dünya” denir.

Aramızdaki reddetme bir “suçtur”: Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, Yaradan’ın arzusuna karşı günah işleriz. Aramızdaki birlik arzusu, bir “emir” (+) olarak adlandırılır. Günahtan emre geçiş bir “ıslah”tır. Günahtan emre, egoizmimden, almaktan vermeye geçmek için gösterdiğim çaba bir “çaba” olarak adlandırılır.

Bütün bu güçleri ölçebilirim: ne kadar almak istediğimi, ne kadarını aştığımı, almaktan vermeye ne kadar yöneldiğimi, ne kadar güç harcadığımı, ne kadar çaba gösterdiğimi, daha önce egoist arzularımı ve bu dünyayı ne ölçüde hissettiğimi, şimdi kendimden ne ölçüde çıkıp dışsal yönde, üst, manevi dünyayı hissetmeye başladığımı ve ne kadar güçle, hangi seviyede hissettiğimi ölçebilirim. Bütün bunlar ölçülebilir.

Kabala bilimi işte bununla, insan arzularının fiziğiyle ilgilenir. Elbette, siz ve ben henüz ilgili güçlere hakim olmadığımız için pratikte bu tür ölçümleri yapamayız. Ancak genel olarak, tüm bu parametrelerle gerçek bir şekilde çalışabilir, ilişkimizi fiilen doğrulayabilirsiniz: size ne kadar veriyorum ve sizden ne kadar alıyorum. Bunu yapmak için, doğamızın üstüne çıkmalı ve onun dışında (almanın ötesinde, ihsan etmenin ötesinde, her şeyin ötesinde) objektif bir pozisyon almalı, dışarıdan kontrol etmeli ve olanları gözlemleyip ölçmeliyiz.

Bunu yapabilme yeteneğine “kısıtlama” denir ve bu da basitçe doğamızdan kopmamızı sağlar. Tamamen ondan kurtulamayabiliriz, ancak onun bize hükmetmesini engelleyebiliriz. Buna “özgürleşmek” denir. Bundan sonra, tüm parametreleri gerçekten ölçebiliriz.

Yaradan’ı Neden Hissetmiyorum?

Soru: Eğer Yaradan’dan başkası yoksa, bundan benim O’nun bir parçası olduğum sonucu çıkar. Onu hissetmemem normal mi? Bu, yaratılış planına göre olması gereken şey mi, yoksa algımdaki bir aksaklık mı?

Cevap: Hala “ben” diyorsanız, bu O’nu hissetme koşuluna ulaşmanız gerektiği anlamına gelir. O zaman “ben” duygusuna sahip olmayacaksınız ve soru ortadan kalkacak.

“Ben”den “biz”e geçiş, bizi diğer insanları kendimiz gibi, ancak Yaradan ile ilişkili olarak hissetmeye hazırlar.

Boş Beslenme Kabında

İnsanlığa ölüm için bir çare, ölümsüzlük iksiri olduğunu göstermeliyiz. Ama bunu, bir kişinin denemesine izin verecek şekilde değil; kişi dener o kadar; ona daha fazlasını vermeyeceğim.

Kişi Kabala’yı çalışmaya başladığında, birkaç ay boyunca, başka koşulların var olduğu ona biraz gösterilir ve sürekli olarak bu koşullardan geçer.

Kendisinde bir şeylerin değiştiğini görür: ruhu, psikolojisi, dünyaya, hayata ve kendine karşı tutumu; bilinci genişler; iki seviyede düşünmeye başlar – manevi ve dünyevi seviyede.

Tamamen yabancı birine, metot hakkında biraz bilgi vermek, mantıklı örnekler vermek yeterlidir. Baal HaSulam, Son Nesil adlı kitabında başka bir çıkış yolu olmadığını yazar.

Dünyamızdaki örneklerde, hem dünyayla hem de kendimizle ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini göstermemize nasıl yardımcı olunduğunu her şekilde görüyoruz. Dünyamız iyi durumda olsaydı, bir insanı maddi beslenme kaynağından koparmak çok daha zor olurdu. Ama şu anki durumda, insan beslenme kaynağının çoktan boşaldığını ve yakında her şeyin biteceğini görüyor.

Dağıtımın Uygunluğu

Soru: Dağıtım nasıl ifade edilmelidir? Aşamayacağımız belirli sınırlar var mı?

Cevap: Sınırlar kabul edilebilir, uygun olmalı, ancak korku, belirsizlik veya ima içermemeli. Basitçe, direkt bir şekilde. Arkadaşlar, bugün sahip olduklarımıza bakın: bir yanda ızdırap yolu, diğer yanda ıslah yolu. Akabinde kendinizi ve dünyayı hemen farklı hissetmeye başlayacaksınız.

Evet, bu kolay değil. Ama birlikte olursak basit. Bu ne anlama geliyor? Sosyal ilişkilerde bir değişim anlamına geliyor. Bu, kardeşlik, dayanışma, karşılıklı yardımlaşma ve tek bir sistemin unsurları olduğumuz gerçeği üzerine kurulu yeni sosyal ilişkiler anlamına geliyor. Kendimizi tam olarak bu sistemin içimizde var olduğu haliyle inşa etmeye başlayalım. Bu ağ aramızda var.

Öncelikle birbirimize zarar vermemeyi bir hedef olarak kabul edelim. Her yerde—evde, işte, yolda, nerede olursanız olun—kendimizi tek bir ailenin üyeleri olarak düşünelim.

Yorum: Bu içgüdü, karıncaların yuvalarını koruma içgüdüsüne özgüdür.

Cevabım: Ne fark eder ki? Bunun yardımıyla Yaradan seviyesine ulaşırsınız! Ve aslında, bugün siz bir karıncasınız.

Kabala yasalarını yerine getirerek kendimizi alçaltmayız, aksine kendimizi yükseltiriz çünkü aramızdaki doğru bağda, doğanın üst gücünü ifşa ederiz.