Daily Archives: Ağustos 19, 2025

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 244

Soru: Parçalanmanın ifşasına nasıl hazırlanabiliriz?

Cevap: Birbirimizle ne ölçüde bağ kurarsak, aramızdaki parçalanmayı çalışmaya ve onu hissetmeye o kadar derinlemesine dalabiliriz. Bu şekilde ıslaha giden yolumuzu kısaltabiliriz; yani parçalanmayı ıslah etmek için onu kendimize daha da yakınlaştırabiliriz.

Soru: Çalışmada ne kadar çok çaba harcarsak, dünya da kötülüğünü o kadar ifşa ediyor. Dünyanın başlangıçta ıslah olmuş olduğu konusunda, Yaradan’ı nasıl haklı çıkarabiliriz?

Cevap: Dünyanın başlangıçta ıslah olmuş olduğunu yine de ifşa etmek zorundayız. Ancak o zaman doğru duaya yani aramızda ve Yaradan’la yakınlık için duaya ulaşabiliriz.

Soru: Onluda aramızda birlik hissediyoruz, fakat tüm onlular arasında tek bir Kli içinde birleşme hissi yok. Bu parçalanmayla nasıl çalışmalıyız?

Cevap: Bunun üzerinde çalışmalıyız. Çalışmak demek, her onlunun içinde var olan egoizme rağmen bağ kurmak demektir.

Basit Bir Seçim

Soru: Yaradan’dan gelen tüm koşullarda, arzularımızı ve niyetlerimizi Atzilut dünyasının Malchut’una yönlendirmek için nasıl sıralayabiliriz? Seçimi nasıl yaparız ve bu ne tür bir seçimdir?

Cevap: Seçim çok basittir: onlunun tamamı birleşmelidir.

Ortak arzunuz, ortak niyetiniz, ortak hedefiniz temelinde – sahip olduğunuz her şeyle –  tek kalp tek adam olarak birbirinizle bağ kurduğunuzda, o zaman bunu istemeye başlarsınız.

Atzilut Dünyasıyla Bağı Hissedin

Soru: Atzilut’ta ıslah için kutsallık kıvılcımları yükseltmemiz ne anlama geliyor?

Cevap: Henüz bunu hissetmiyoruz, ancak ortak çabalarımızla, hep birlikte Atzilut dünyasının derecesine zaten bağlı olduğumuzu ve tüm arzularımızın, acılarımızın ve arzularımızın o dereceden Yaradan’a yönlendirildiğini hissedeceğimizi umuyoruz.

Tam da bu dereceden, O’ndan üst ışık formunda destek almayı umuyoruz, bu da bizi Atzilut dünyasına yükseltecektir.

Manevi Dünyalara Girin

Soru: Günlük faaliyetlerimiz sırasında, kutsallığın kıvılcımlarının bir yerlerde yükseldiğini hissetmiyor, düşünmüyor veya inanmıyorsak, bu, onları yükseltmediğimiz anlamına mı gelir? Yoksa onları yükseltiyoruz ama bu bizden gizli midir?

Cevap: Bu sizden gizlenmiştir. Grup ile bağ içinde gerçekleştirdiğiniz her eylem manevidir. Sizler yine de, eylemlerinizle, üst Partzuf’ta sizi ona bağlamak ve üst ışığı sizin aracılığınızla, onun aracılığıyla ve daha da ötesinde Assiya dünyasının Malchut’una iletmek için bir arzu uyandırırsınız.

Soru: Örneğin, derslerden sonra bir dua oluşturuyoruz, sonra gün içinde toplanıp dua ediyoruz vb. Bu eylemlere, Atzilut’a kıvılcımları nasıl yükselttiğimize dair düşünceler eklemek, bunun hakkında düşünmek ve konuşmak yararlı mıdır? Bu, kutsallığın kıvılcımlarına karşı duyarlılığı artırır mı?

Cevap: Evet, duyarlılığı artırır. Ancak diğer yandan bu, henüz ustalaşmadığınız ek nitelikleri de beraberinde getirir; yani henüz bu seviyelerde değilsiniz.

Böylelikle yavaş yavaş, bir ders daha, iki ders daha, hep birlikte buna adım adım gireceğiz. Diyelim ki bugün dersimizin BYA dünyalarının Malchut seviyesinde olduğu düşünülüyor. Ve yarın, yarından sonraki gün, belki de bir seviye daha yukarıda olacağız ve daha da ileri gideceğiz.

İlerlemenin Temeli Nedir?

Soru: Baal HaSulam, parçalanmanın esas olarak var olmadığını söylüyorsa, bu, kişinin kendisi için alma arzusunun da gerçekten var olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Vardır, ancak ifşa olmuş bir formda değil.

İlerlememizin, ıslah olmamış Kelim’e göre kendi koşullarımızı ifşa etmemize ve bu nedenle giderek daha fazla parçalanmış hissetmemize dayandığını anlamamız gerekir. Bu şekilde, koşulumuz yalnızca mevcut durumumuzda neyi aradığımıza ve neyi elde etmeyi arzuladığımıza bağlıdır.

Prensip olarak, parçalanmış Kli’ye yaklaşırız ve ardından onu parçalar halinde analiz etmeye başlarız.

Oradan, Kli’nin parçaları arasındaki parçalanmaya dayanarak, Yaradan’a bir dua yükseltiriz ki böylece O, bir araya gelmemize, aramızdaki ayrılığı fark etmemize ve tüm yolumuzu net bir şekilde görmemize yardım etsin.

Dostlar Toplantısının İlke Ve Amacı

Dostlar toplantıları, Kabalistler arasında yüzyıllar boyunca uygulanmış ve oldukça etkili ve popüler olmuştur. Kabalistler, manevi çalışmalarını tartışmak üzere bir araya gelirlerdi.

Ben, Kabala ile hiçbir bağlantısı olmayan yeni öğrencileri öğretmenime getirdiğimde, onları 10 – 15 kişilik gruplara ayırmaya başladı. Bizim için, haftalık toplantılarda okuduğumuz makaleler yazdı.

Birinin evinde ya da diğerinin evinde buluşur, bu makaleleri birlikte çalışırdık. O zamanlar dostlar toplantısı böyleydi.

Bugün, Kabala’yı uzun yıllar çalıştıktan sonra, dostlar toplantımız farklı bir şekil aldı. Küresel grubumuz, dünyanın dört bir yanından birkaç bin kişiyi kapsıyor. Bu nedenle, tüm dostlarımız için video yayınları, birçok dile çeviriler vb. içeren, büyük ve birleşik toplantılar düzenliyoruz.

Bu hâlâ bir dostlar toplantısı sayılır mı? Bence tam da olması gerektiği gibi çünkü aramızdaki bağlara, özel bir önem veriyoruz.

Bu toplantılarda, belirli bir makaleyi çalışıp çalışmamamız önemli değil; çünkü prensip olarak bunu düzenli derslerimizde yapıyoruz. Önemli olan, birbirimize daha da yakınlaşmaya çalışmamızdır çünkü duyusal ve bilinçli olarak ne kadar yakınlaşırsak, Yaradan hissiyatına o kadar yaklaşırız. Dostlar toplantısının ilkesi ve amacı budur.

Dostları, Islah Olmuş Olarak Görürseniz

Soru: Dostları, tamamen ıslah olmuş olarak gördüğümüz koşul nedir? Bu koşulda, onlar gibi olmak,  onlara yakınlaşmak için, çalışma gücü vardır. Burada ne tür bir çalışma gereklidir?

Cevap: İhtiyacımız olan en önemli şey, başımıza gelen her şeyin, birbirimizden uzak olmamızdan, bir arada olamayıp birbirimizi destekleyemememizden kaynaklandığını ifşa etmektir. Kendi içimizdeki ıslah ihtiyacını uyandırmak, yani aramızdaki yakınlaşma ihtiyacını uyandırmak dışında, ıslah olmuş koşula yaklaşmanın başka bir yolu yoktur. O zaman başarılı oluruz.

Soru: Peki,  dostlarımızı zaten ıslah olmuş olarak gördüğümüzde, bizden ne tür bir çalışma talep edilir?

Cevap: Bu, bize sadece ıslah olmuşuz gibi geliyor. Kökümüze, Yaradan’a kıyasla ne ölçüde hala ıslah olmamış olduğumuzu belirlemeliyiz. O zaman tam olarak neyi ıslah etmemiz gerektiğine dair net bir anlayış kazanacağız.

Nesiller Boyu Dostlar Toplantısı

Soru: Rabaş, dostlar toplantısından sonra herkesin mükemmellik koşulunda olduklarını hissetmeleri gerektiğini yazar. Peki, ya ben bunu hissetmezsem?

Cevap: Eğer dostlar toplantısından sonra mükemmelliği hissetmiyorsanız, bu doğru sonucu elde edemediğin anlamına gelir çünkü bağ, Yaradan hissiyatını getirmelidir. Yaradan, ortak bir merkeze yönelik paylaşılan özlemlerin toplamıdır.

Soru: Kişi dostlarıyla ne sıklıkta toplanmalı?

Cevap: Rabaş bunu haftada bir olarak tanımlamıştır. Ona yeni öğrenciler getirmeden önce, yeni ay şerefine ayda bir kez yemek sırasında toplantılar yapılırdı. Ülkenin her yanından öğrenciler gelirdi. Genellikle yarım saatten fazla toplanmazdık.

Soru: Baal HaSulam zamanında da böyle toplantılar yapılır mıydı?

Cevap: O zamanlar durum biraz farklıydı, çünkü insanlar birbirine çok yakın küçük kasabalarda yaşıyorlardı. Bugünkü gibi zorluklar yoktu.

Soru: Bir kural olarak, dostlar toplantısı, öğretmen olmadan mı gerçekleşir?

Cevap: Evet, elbette. Toplananlar, aralarında birleşmeye ihtiyaç duyan dostlardır. Öğretmenin pratik olarak araya girmeye hakkı yoktur, ancak dostlar kabul ederse, bir dost olarak toplantıya katılabilir.

Soru: “bir dost olarak” ne anlama gelmaktedir?

Cevap: Kendini dost seviyesine indirebilir. Sorun, öğrencilerin onu bu rolde algılayıp algılayamayacaklarıdır.

Açıklama: Bugün bir dost olarak, yarın bir öğretmen olarak… Elbette bu bir insan için kolay değildir.

Cevap: Gerçekten, bu zor olabilir.

Son Kapılar

“Gözyaşı kapıları hariç tüm kapılar kilitlidir.” 

Tüm kapılar kilitliyken, o zaman gözyaşı kapıları için yer vardır ve o zaman onların kilitli olmadığını görürüz. “Ruhum gizlice ağlayacak” sözlerinin anlamı budur, yani kişi gizlilik koşuluna geldiği zaman, “Ruhum ağlayacak” tır, çünkü başka bir seçeneği yoktur. “Edinebilmek için elinizin ve gücünüzün yapabileceği her şeyi yapın” sözlerinin anlamına budur. (Baal HaSulam – Şamati 18)

Ve sonra gözyaşı kapılarına geleceksiniz ve onu açmak için zorlayacaksınız.  Yaradan’ın sarayına, üst dünyaya bu şekilde gireriz;  sadece kendi gücünüzden tamamen umudunuzu kestiğinizde ve hiçbir şeyin size yardımcı olamayacağını, ancak hedefe ulaşmanız gerektiğini bildiğinizde, gözyaşı kapılarından geçersiniz. Bu, büyük bir çalışmanın sonucudur.

Ekleyecek hiçbir şeye sahip olmadığınızdan yüzde yüz eminsinizdir ve o zaman maneviyata giriş size açılır. Yavaş yavaş, “gözyaşı kapıları” denen bu durumu oluştururuz.

Kapılar nedir? Bir şeyler yapabileceğinizi düşündüğünüz sürece, önünüzde bir duvar görürsünüz. Sonra birden duvarda bir açıklık, bir geçit, bir giriş fark edersiniz ve içeri girersiniz.

Maneviyatta da durum böyledir: Önünüzde giderek güçlenen ve yükselen, aşılmaz bir duvar durur. Yine de onu aşmaya çalışırsınız, ama duvarda hiçbir kapı bulamazsınız ya da bütün kapılar kilitlidir.

Önünüzde bir duvar görmek, çok ileri bir safhadır. Ama sonra bu duvar açılır ve aniden içinden bir geçit belirir. Öğretmenim Rabaş, bir keresinde bana maneviyatta işlerin böyle yürüdüğünü söylemişti: ya bir duvar ya da bir giriş vardır ve duvarda girişin nerede olacağını önceden görmek imkânsızdır.

Bu, kalbinin etrafındaki duvardır. Kalbinizin duvarlarında bir delik açamazsınız ki böylelikle Yaradan’ın niteliği, ihsan etme niteliği oraya girebilsin. Kalp kapalıdır, mühürlüdür ve aşılmaz, sert bir kabukla kaplıdır. Geriye kalan tek şey duadır, gruptan gelen dua.

Onluda birlikte birleşmek ve talep etmek gerekir; herkes için talep etmek, sonra bir kişi için Talep etmek. Bugün bir dost için, yarın bir başkası için, sırayla her biri için dua ederiz. İşte bu şekilde, Yaradan’dan dostlarla ilgilenmesini talep etmeye alışmaya başlayacağız.

Yaradan’ın Arzusuna Göre Çalışmak

Bizler, kendi duygularımızı dikkate almadan, “yükü çeken bir öküz, yükü taşıyan bir eşek gibi.” mantık ötesi inançla çalışmalıyız. Bir zamanlar öküz ve eşek gibi evcil hayvanlar özgürdü, kendi aileleriyle, sürüleriyle doğada kendi hayatlarını yaşıyorlardı. Ama şimdi tüm hayatları efendilerinin isteklerini yerine getirmeye adanmış durumda. Kendilerini bir kap yem karşılığında sattılar ve efendilerinin istediği her işi yapmaya hazırlar.

Aynı şekilde, bizler de Yaradan’ın arzusuna göre tüm işi yapmayı kabul etmeliyiz, “yükü çeken bir öküz ve yükü taşıyan bir eşek gibi”. Peki, ama hangi ödül için? Var olmak için gereken en asgari düzeyde bir şeyden başka bir şey için değil. Kendim için hiçbir şey istemiyorum, sadece var olmak istiyorum, peki ne amaçla? Sadece Efendimin arzusunu yerine getirmek için, böylece O beni öküzü veya eşeği gibi sevsin.

Efendi neden hayvanlarını besler ve temizler? Çünkü onlar çalışırlar. Benim istediğim de tam olarak budur, daha fazlası değil. Kendimi saf niyete alçaltmam gerekir.