Daily Archives: Ağustos 16, 2025

Dostlarınızın Hisaron’unu Nasıl Doldurabilirsiniz?

Soru: Dostlarımın Hisaron’unu (eksiklik) nasıl doldurabilirim?

Cevap: Onlara, eylemlerinizle yardımcı olarak. Ne istediklerini öğrenin ve o konuda onlarla birlikte olmaya çalışın.

Siz bir verici olursunuz çünkü dostunuzun neye ihtiyacı olduğunu görür ve onun bunu başarmasına yardım edersiniz. İşte böyle işler.

Ortak Bir Kli Yaratmak

Soru: Onluda birbirimize tavizler vermemiz, ortak bir Hisaron’un (eksiklik) ortaya çıkmasıyla nasıl ilişkilidir?

Cevap: Bu şekilde, diğerinin ne hissettiğini hissetmek istersiniz ve o da size karşı aynı şeyi yapar. Bu, ortak bir Kli yaratır.

Her biriniz, diğerinin ihsan etme arzusunda birleşmeye çalışırsınız: birinci ikincinin içinde, ikinci de birincinin içinde.

Soru: Dostlarımız karşısında kendimizi iptal ettiğimizde onlardan alabiliriz. Peki, bu durumda onlara ne verebiliriz?

Cevap: Onlarla, ortak bir Kli yaratmak amacıyla birleşirsiniz. Dost bana ihsan eder, ben de ona, birleşebildiğimiz ölçüde ihsan ederim.

Manevi Bir Düşüşü Nasıl Fark Edersiniz?

Manevi düşüşten ne kastedilir? Bazen insanlar, işten çıkarılmak ya da aile içi problemler gibi bazı maddi başarısızlıkların sonucu olduğunu düşünür.

Ama gerçekte düşüş, Yaradan’dan uzaklaşma hissidir; yükseliş ise O’na yaklaşmadır. Yükseliş ve düşüşleri bu şekilde anlamalı ve buna göre çalışmalıyız.

Yaradan’dan uzaklaşma, sizden ne istendiğini anlamamak, kendi durumunuzu anlamamak ve diğer insanlarla olan yanlış bağlarınızdan dolayı acı çekmek olarak hissedilir. Çare ise mantık ötesi yükselmek ve doğaya yerleştirilmiş ıslah arzusuyla, yani ihsan etme ve sevgi gücüyle bağ kurmaktır ki bu güç üzerinizde hüküm sürmeye başlasın.

İnanılmaz Bir Fark

Soru: Komşunu sevmek, her şeyi aşmamızı sağlayan büyük bir güçtür. Onun gelişmesi için koşul karşılıklılık mıdır? Dostlar arasındaki karşılıklı sevgi nedir?

Cevap: Dostlar arasındaki karşılıklı sevgi, birbirlerini tanıyıp anladıklarında ve birbirlerine yönelik arzularında birleşmiş olduklarında vardır. O zaman birlik, yapışma ve idraka ulaşırlar.

Her bir kişinin manevi dünyada kendi bireysel yerini hissetmesi ile hepsinin birleşerek manevi dünyada ortak bir yeri hissetmesi arasında büyük bir fark vardır.

Bu inanılmaz bir farktır! Bu, her birinin kendisi için bütün bir dünya inşa etmesi demektir.

Böyle bir birlik içinde, gruptaki birçok kişi arzularını öyle bir şekilde birleştirir ki, tüm grubu tek bir bütün olarak hissederler.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 69

İnsandaki Kötü Eğilimi Uyandırmak Neden Gereklidir?

Baal HaSulam bu sürecin tamamını “Zohar Kitabı’na Giriş”de şöyle açıklar:

  • 1. Koşulda Yaradan, Ein Sof’u yarattı ve beş dünya Adam Kadmon, Atzilut, Beria, Yetzira ve Assiya (AK ve ABYA) aracılığıyla yaratılanı bu dünyaya kadar indirdi.
  • 3. Koşulda yaratılan, kendi çabalarıyla Ein Sof seviyesine geri döner.
  • Yaratılanın Ein Sof’a geri dönüş sürecinin tamamına 2. Koşul denir.
  1. Koşul ile 3. Koşul arasındaki fark nedir? Ein Sof’ta yaratılan varlık, “yarattıklarına iyilik yapmak” olan yaratılış düşüncesinde tamamen ve mükemmel bir şekilde vardır. Işık ve kap, değişmeyen bir koşul içinde birleşmiştir – Yaradan’ın yarattığı, ebedi ve kusursuz olan tek ve biricik koşulda. Ancak bu koşulda, yaratılan, anne karnındaki bir fetüs gibidir; arzunun bayağılığının kök derecesinde (Aviut de Shoresh), yalnızca Nefeş ışığını, temel, asgari bir ışığı hisseder. Yaradan’la yapışmaya ulaşmak için yaratılan varlık, sanki Yaradan’a bağlanma arzusunu kendisi yaratıyormuş gibi, kabının inşasından geçmelidir.

Yaratılan varlık, bu eksiklikten yani Yaradan’a yapışma arzusundan yoksundur. Bunu geliştirmek için yaratılan varlık, Ein Sof’a zıt bir duruma inerek ve kendi iradesiyle, bu eksiklikle birlikte tekrar Ein Sof’a yükselmelidir, bu sürece “MAN yükseltmek” denir. Bu, dua ve iyi işler aracılığıyla yapılır. Başka bir değişle, ıslahlar sayesinde ruh, Ein Sof’a yükselir.

Bu çalışmayı başarabilmek için iki zıt güce, iki “meleğe” sahip olmamız gerekir. Işık ve kabın nitelikleri olan bu iki güç, zaten Ein Sof’ta mükemmellik ve bütünlük içinde zaten mevcuttur. Ancak onların zıt hale gelmesi için, “kapların kırılması” denilen manevi bir eylem gerçekleşir. Bu süreçte, perde (kap ile ışık arasındaki bağlantı) parçalanır. Artık onları bağlayan hiçbir şey olmadığından, içimizde iki ayrı gücü hissetmeye başlarız: iyi ve kötü güçler arasındaki mücadele; yani iyi eğilim ve kötü eğilim. İyi güç, “Yukarıdan gelen Şehina’nın bir parçası” olarak adlandırılan Yaradan’ın kıvılcımıdır. Kötü güç ise taştan kalptir, Amalek ve üç kötü kabuktur (Klipot).

Biz ortadayız, bu iki gücün, iyi ve kötünün, Klipat Noga olarak adlandırılan, ne tamamen iyi ne de tamamen kötü olan bir durumda. Bu, hangi güçle -iyi ya da kötü- aynı safta olduğumuza bağlıdır. Bu nedenle, Klipat Noga’ya “yarı iyi, yarı kötü” denir.

İyi ve kötünün nerede olduğunu nasıl bilebiliriz? Yolumuz sürekli inişler ve çıkışlarla doludur: inişler, çıkışlar, tekrar inişler, tekrar çıkışlar… Önce sol çizgiye girer, onun kötü olduğunu görür ve sağ çizgiye geçeriz; sonra tekrar sola döner ve yeniden sağa geçeriz. Böylece bu iki güç arasında hareket ederek, ıslahın sonuna kadar yükseliriz.

Bir basamağa doğrudan çıkmak mümkün değildir. Önce sola düşmeli, onun kötü olduğunu görmeli, sonra sağa geçmeliyiz. Peki, neden en baştan sağa geçemiyoruz? Çünkü doğamız gereği, başlangıçta kötü eğilime çekiliriz; nitekim şöyle yazılmıştır: “İnsanın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür.”

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 68

Özgür Seçim

Sıradan bir hayat yaşayan biri ile bunun yanı sıra manevi olarak da ilerlemeye çalışan biri arasında bir fark vardır. Fark şudur: Manevi olarak ilerleme arzusuna sahip kişi “casuslara”, şüphelere sahiptir ve Yaradan’dan yardım istemek zorundadır. Böyle bir kişi, hayatında bir memnuniyetsizlik hisseder çünkü içindeki kalpteki nokta, yalnızca Yaradan’ı hissetmek ve ışığı deneyimlemekle karşılanabilecek bir tatmin talep eder.

Yaradan’a yardım için dönmek, bizi Kabala bilgeliğini çalışmaya çeken özel bir histir. Ardından, bize hiç huzur vermeyen “casuslarla” karşılaşırız. Bunlar, manevi yol hakkında sürekli şüpheler uyandırır ve neden bu yolda olduğumuzu sorgulatır: “Hayatımızda zaten sahip olduklarımız neden yeterli değil?” ve “Bu yolla aradığımız özel olan şey nedir?” gibi sorularla.

Casuslar, ilerlediğimiz nedenler ve kaplardır. Bize etki eden olumsuz güçler gibi görünürler ama aslında bizi İsrail Toprakları’na daha kesin bir şekilde girmeye hazırlamak amacıyla Yaradan’ın elçileridir.

Yaradan bu süreci bizim için neden tasarladı? Çünkü yalnızca emirleri yerine getirmek, Tora’nın içerdiğini elde etmek için yeterli değildir. Onunla yapışma arzusu gibi ek bir arzu edinmemiz gerekir. Bu nihai hedeftir. Üstelik, Yaradan’a yapışma arzusu, ancak başka hiçbir yolla çözüm ya da tatmin bulamayacağımızı gördüğümüzde gerekli hale gelir.

Bu nedenle, casusların getirdiği sayısız hayal kırıklığı ve zorluk, bizi tekrar tekrar hedefimize kendi çabalarımızla ulaşamayacağımız noktaya kadar hayal kırıklığına uğratır. Yavaş yavaş kalbimizde bir his, bir hazırlık ve bir anlayış oluşur: Yaradan’ın yardımı olmadan asla hedefimize ulaşamayacağız. Bu, bir şeyi çok isteyen çocukların, sonunda kendi güçsüzlüklerini fark edip, istediklerini elde etmenin anne veya babalarına bağlı olduğunu anlamalarına benzer. Aynı şekilde, biz de yavaş yavaş Yaradan’a dönme ihtiyacımızı fark ederiz.

İnsan arzularının ve doğasının Yaradan’a tamamen zıt olduğu hakkında şöyle yazılmıştır: “İnsanın kalbinin eğilimi gençliğinden beri kötüdür.” Bu nedenle, içten bir ihtiyaç olmadan asla Yaradan’a dönmeyiz. Hayal kırıklıkları aracılığıyla Yaradan’a yönelme arzusunu ediniriz ve böylece O’nunla yapışmaya ulaşırız. O zaman, Yaradan’ın bizim için hazırladığı tüm yolların – casuslar, hayal kırıklıkları, önceki tatminler ve birçok seviye – bizi yalnızca Yaradan’a ihtiyaç duymamız noktasına getirmek için olduğunu görürüz.

“Ben”imiz, alma arzumuz, yoktan var edilmiştir ve Yaradan’ın doğasına zıttır. Alma arzumuzu, ihsan etme niyetiyle ihsan etme arzusuna dönüştürdüğümüz ölçüde Yaradan’a yaklaşırız, ta ki form eşitliğiyle O’na yapışana kadar.

Dolayısıyla ıslah, arzunun kendisinde değildir. Çünkü o bizim doğamızdır, onu değiştiremeyiz. Yalnızca arzunun kullanım şeklini ve amacını ıslah edebiliriz. Eğer arzunun kullanımı, Yaradan’a yapışmaya ve O’nunla form eşitliğine ulaşmaya yönelikse, O’na yaklaşmaya başlarız. Yaradan’a ne kadar yaklaşsak, o kadar üst ışıkla dolarız ve böylece sonsuzluğa ve mükemmelliğe ulaşırız.

Biz yalnızca kaplarımızı hazırlayabiliriz ve ardından Hohma ve Bina’daki Yud-Hey’deki (HaVaYaH ismindeki) bolluk bizi doldurur. Bu nasıl olur? Kök seviye olan Keter, ışığın indiği , “yarattıklarına iyilik yapmak” olan yaratılış düşüncesidir. Abba ve İma olarak anılan Hohma ve Bina, ışığı hazırlar. Bu, üst sistemdir, üst ışıktır, yani tüm yaratılış planının kaynağıdır.

Zeir Anpin ve Malhut (ZA ve Nukva, ZON) alt seviyelerdir; “oğullar”, yani iyi işlerimizdir. Alt seviyeler, Hohma ve Bina ile ne kadar hizalanırsa, oradaki sınırsız bollukla o kadar dolarlar. O zaman yaratılışın amacına ulaşırlar.

Baal HaSulam’ın “On Sefirot’un Çalışmasına Giriş”de yazdığı gibi, hayatımızın anlamını sormaya başlamamıza neden olan boşluk hissine verilecek cevap “Tat ve gör ki Yaradan iyidir” sözüdür. Bu, kapları yani yaratılanın ruhunu doldurması gereken üst ışıktır.

Sonuçta, Zeir Anpin, Hohma’ya, Malhut ise Bina’ya benzemelidir, şöyle yazılmıştır: “MA, AB olacak ve BON, SAG olacak.” Bu, ıslahın sonuna ulaşmanın şartıdır.

Grupta İyi Gücü Uyandırın

Soru: Sessiz kalmak ve kendini tutmak, Yaradan ile içsel bir diyaloğa girmek için bir fırsattır. Kendimi bu diyalog içinde gördüğümde arzumda ne olur: azalır mı, artar mı, yoksa daha yoğun bir hal alıyormuş gibi küçülür mü?

Cevap: Alma arzumuzdan çıkmaya, ihsan etme arzusuna yükselmeye ve dostların benzer arzularıyla birleşmeye çalışmalıyız. Arzu ne kadar büyür ve yoğunlaşırsa, grupta iyi gücü nasıl uyandırabileceğimi ve böylece dostların benimle birlikte yükselmelerine nasıl yardımcı olabileceğimi o kadar çok düşünebilirim.

Birleşmek İçin Hazır Olduğunuzu Yaradan’a Gösterin

Soru: “Güçlü el” ifadesi, Firavun’un üzerine gelen darbeleri mi ifade ediyor?

Cevap: Genelde, bu durum kişiye bağlıdır; kişi bu darbeleri şu veya bu şekilde yorumlar. Ama asıl önemli olan, bizi birbirimizden ayıran kötü eğilimlerimizi aşmaya ve birbirimizle birleşmeye ne kadar hazır olduğumuzu Yaradan’a göstermek istememizdir. Gerçekten bize yardım eden şey budur.

Soru: “Güçlü el” dua olmadan ifşa olabilir mi?

Cevap: Hayır, duanızın ölçüsü dışında, onun güçlü olduğunu hissetmezsiniz.

Yaradan Rızası İçin Birleşin

Soru: Eğer tamamen kendimizi iptal etme noktasına ulaşırsak, Yaradan’ı dostlarım yerine ben mi ifşa ederim?

Cevap: Dostlarını ifşa edersin ve onların içinde bir sonraki dereceyi yani Yaradan ile bağı ifşa edersin. İşte bu, onlunun birleşmesi gereken dua noktasının tam kendisidir.

Yaradan’ı ifşa edebileceğimiz bir Kli’ye sahip olmak için, Yaradan rızası için birleşmeliyiz. Sonuçta, asıl amacımız, egoizmimize rağmen birleşebildiğimiz ölçüde, O’nu ifşa etmektir. Bu bizim  çalışmamızdır.

Yaradan’ın İfşasına Giden Yol


Zohar Kitabı’nı okuduğumuzda, kalpteki tüm noktalarımızı onun içinde birleştirmek istediğimiz ortak bir alan yaratmaya çalışırız; işte bu, Tora’yı çalışmak anlamına gelir. Böyle bir niyet olmadan Tora çalışması yoktur.

Kalpteki nokta, Yaradan’a yönelen arzu anlamına gelen İsrail’dir (Yaşar–El). Çalışma aracılığıyla, bizi ıslah eden ışık olan Tora’ya ulaşmaya çabalarız. O zaman, aramızdaki bağ içinde Yaradan’ı ifşa ederiz.

Aramızdaki bu bağda ve dolayısıyla Yaradan’ın ifşasında, 125 derece veya 5 dünya, yani NRNHY’nin 5 ışığı vardır.

Birleşme çabalarımıza başladığımız bağın tamamen yokluğu “bu dünya” olarak adlandırılır. Aramızdaki nihai birlik noktası ise sonsuzluk dünyası olarak adlandırılır.

İşte bu şekilde, “Adam HaRishon”, “Şehina” veya “sonsuzluğun Malhut’u” olarak adlandırılan kolektif Ruh’un tüm sistemi ifşa olur. Bu manevi kabın (Kli) formuna “Yaradan” (Kadoş Baruh Hu) denir; bu, ifşa ettiğimiz ihsan etme ve sevgi niteliğidir.

Her şey bu sistemin içinde vardır. Kabala bilgeliğinin tamamı, yalnızca “form eşitliği” yasasına göre Yaradan’ın nasıl ifşa edileceğini anlatır. Nitekim şöyle denmiştir: “Yaratılan sevgisinden, Yaradan sevgisine.” Birbirimize bağlanarak, aramızda, ihsan etmenin üst gücüne benzeyen bir bağ sistemi oluştururuz.

Zohar Kitabı’nı okurken bu tasvir her zaman gözümüzün önünde olmalıdır. Sürekli olarak, bu bağ merdiveninde nerede olduğumu, Zohar’ın o an neyi anlattığını, başkalarıyla bağ kurmak isteyip istemediğimi ya da buna karşı mı direndiğimi ve beni engelleyen şeyin ne olduğunu incelemeliyim.

Sürekli olarak yalnızca şunu düşünmeliyim: Ben (İsrail), başkalarına, bizi birleştiren güç (Tora) aracılığıyla nasıl bağlıyım ve doğru bağımızın içinde ihsan etmenin asli niteliği (Yaradan) nasıl ifşa oluyor?