Daily Archives: Ağustos 11, 2025

“Oğullarım Beni Yendi”

Soru: “Oğullarım Beni yendi” Kabalistik ilkesi ne anlama gelir?

Cevap: Yaradan içimizde çeşitli egoist nitelikler uyandırır ve birbirimizle doğru bir şekilde çalışarak, özgecil eylemler ve tutumlar geliştiririz. Bunu yaparak, Yaradan’ın içimizde uyandırdığı egoizm üzerinde çalışmaya başlarız.

Sonuç olarak, doğru içsel çalışma yoluyla, özel anti-egoistik güçler edinir ve kendi başımıza hareket etmeye başlarız.

Manevi Yaşam İçin Bir Formül: Ben, Grup, Yaradan

Dostlarınızda güçlü bir maneviyat arzusu görmüyorsanız, çevreden etkilenmiyorsanız, ihsan etmek için ilham almıyorsanız, o zaman kendiniz buna yatırım yapmıyorsunuz demektir. Kendinizi dostlarınıza yatırım yapmaya başlayın ve karşılığında onların da sizi nasıl etkilemeye başladığını göreceksiniz.

Bu çok basit bir formül! Grupla bağ kuruyorum ve birlikte birbirimizi etkilemeye başladığımız bir koşula ulaşıyoruz.

O zaman çemberimiz, maneviyata yönelik tüm arzularımızın, kalpteki tüm noktaların birleştiği ve bunların üzerinde anti-egoist bir perdenin oluştuğu manevi bir kap (Kli) haline gelir: karşılıklı ihsanımız.

Şimdi, hepimiz birbirimizi etkilerken, bunu Yaradan’a ihsan etmek için yapıp yapmadığımızı incelemeliyiz. Eğer evet ise, o zaman bir perdemiz ve yansıyan ışığımız vardır. Ve hemen, niteliklerimizin benzerliğine uygun olarak üst kuvvet bize ifşa edilir.

Ben → Grup → Ruh – tüm formül budur!

Herhangi Bir Koşul Olmaksızın Birleşme

Soru: Dua etmeye devam ediyoruz ama her geçen gün daha da ayrıştığımızı görüyoruz. Neden işler bu şekilde yürüyor?

Cevap: Çünkü birleşme ihtiyacından başka hiçbir şeye sahip olmadığınızı çok kesin bir şekilde netleştirmeniz gerekiyor. Bunu gerçekten hissettiğinizde, gelecekteki durumunuz önünüzde belirecektir: herhangi bir koşul olmaksızın herkesle bağ kurmak. Başarmanız gereken şey budur.

Yaradan Rızası İçin Alın

Soru: Alma arzusunu ihsan etme uğruna ne kadar kullanabileceğinizi test etmenin mümkün olduğunu söylediniz. İhsan etme arzusunun bir kısmını kullanıp diğer kısmını kullanmamak için bu çizgiyi nasıl çizebilirim?

Cevap: Bu yalnızca çalışmalarımıza, çabalarımıza dayanarak yapılabilir.

Soru: Sevincin bir kısmını kendim için değil de dostlarım için, Yaradan için nasıl kullanabilirim?

Cevap: Dostlarıma neşe getirmek için aldığım bu tür hazlarla çalışabileceğimi görüyorum. Bu benim için çok net.

Bu nedenle Yaradan benden belirli eylemler talep ettiğinde, bunu yapabilirim: O’nun rızası için alabilirim.

Kendinizi Düşünmek Yok

Çalışmamızda her zaman Yaradan’ın gözümüzdeki önemini ve yüceliğini vurgulamalıyız ki yaptığımız her şeyin bunu başarmak için olduğu, grup için net olsun. Bu arada, Yaradan’la birleşmeyi edinmek amacıyla alma arzumuzu kontrol etmek için çeşitli eylemler gerçekleştiririz.

Alma arzusu üzerindeki kontrol, her şeyden önce onun gücünden kurtulmamız ve onu kontrol etmeye başlamamızla ifade edilir. Bu ancak bir grup içinde bulunarak ve grup içinde destek alarak mümkündür. Alma arzusu üzerindeki gerçek güç, “komşunu kendin gibi sev” olarak adlandırılan çalışmayla elde edilir.

“Komşunu kendin gibi sev”, alma kaplarını, kendi çıkarları olmadan ve sadece başkalarını düşünerek, ihsan etme uğruna ihsan etmeye doğru ıslah etme süreci ve nihai durumdur.

Ne de olsa Baal HaSulam, “Sizde olan başkalarında da olacak” demez. Herkesle eşit olarak paylaşmayı teklif etmez veya böyle bir gereksinimi yoktur. Hayır, “komşunu kendin gibi sev” ilkesine göre çalışmamdaki şartım, tek yastığı, tek sandalyeyi vermem olmalıdır.

Bu yarı yarıya bir paylaşımla ilgili değil, hayır. Neden mi? Çünkü o zaman sadece alma kaplarımla çalışırım ve iyi hissetmem için herkesi doldurmam gerektiğini görürüm. Aksi takdirde, gelip sahip olduklarımı elimden alacaklar. Bu yüzden herkesin eşit pay almasına izin verin.

Bu, diğer şeylerin yanı sıra, Sovyet Rusya’da ya da Kibbutzimlerde ortaya çıkan sosyal girişimin hatasıydı. Bir sloganları vardı: “Herkes eşittir ve herkes eşit şekilde alır.” Bu, alma arzusunu ıslah etmek için yeterli değildir.

Alma arzusu kendisinden koparılmalıdır çünkü onun nihai hedefi Yaradan’la birleşmektir. Yaradan’ın Kendisi hakkında hiçbir düşüncesi yoktur: “Böylece Ben onlar gibi olabilirim ve onlar da Benim gibi olabilirler.”

Islah Yukarıdan Geldiğinde

Kabalistler, ülke çapında dine dönüş planlamıyorlar ki herkes tefilin takmak için sıraya girsin. Hiçbirimiz bu yönde düşünmüyoruz bile. Özellikle de dünya uluslarıyla ilgili olarak. Islah olmuş olsalar bile, onlar da tüm bu emirleri yerine getirmek zorunda kalacaklar mı? Tabii ki hayır!

Baal HaSulam, kişinin kendi dininde bile kalabileceğini yazar, zira bunun bizim ne yaptığımızla hiçbir ilgisi yoktur. Tüm bunlar zaten sadece manevi olarak gerçekleştirilir: ilişki, niyet ve kişinin Yaradan’la olan içsel bağı.

Bunu açıklamak kolay olmayabilir ama bu içsel, kişisel ıstırabın ölçüsüne ve genel, kolektif ıstırabın derecesine bağlıdır. Eğer gerçekten bunu üstlenmemiz gereken bir duruma ulaşırsak, bu bizim içsel hazırlığımız olarak hizmet edecektir ve insanlar bunu duyacak ve yardım isteyecek başka bir yerimiz olmadığını anlayacaklardır.

Buna Yaradan’a yakarış denir. Bu bir duadır, MAN yükseltmektir – tüm bunlar aslında aynı şeydir. Başka seçeneğiniz yok, buna mecbursunuz. Acı çeken, sevdiği biri ciddi şekilde hasta olan bir kişinin içsel endişesi, korkusu, kaygısı bu şekildedir. Bu kesinlikle onda ifşa olur. Bu şeyler genel olarak onun durumunu ıslah eder ve biz de bunun böyle olduğunu görürüz.

Islah ediyorlar ne demek? Tabii ki hiçbir şeyi ıslah edemezler ama yukarıdan gelen bir ıslaha yol açarlar.

Yaradan’a Tutunun

Biri beni rahatsız ediyorsa, bunu “bana karşı yardım” olarak kabul etmeliyim ki bu da bana Yaradan’a henüz nerede bağlanamadığımı gösterir.

Bu rahatsızlık sayesinde, Yaradan’a yaklaşıyorum ve bu nedenle bu kişiye her şeyin en iyisini diliyorum ve iyi için olduğu gibi kötü için de şükrediyorum. Ne de olsa bu rahatsızlıklar sayesinde her seferinde Yaradan’a doğru yükselme fırsatına sahip oluyorum. Onlar olmadan ilerlemem mümkün olmazdı.

Bu nedenle, bir yandan maddesel hayatta kendimi savunmalı ve bu tür rahatsızlıklara karşı savaşmalıyım. Ama özünde, içsel çalışmamda, onları tamamen kabul ediyorum ve tüm kötülükler için iyilikler için olduğu gibi şükrediyorum.

Bize çok fazla çaba, para ve zamana mal olsalar da, bize ıslahı getiren tam da bu tür rahatsızlıklardır. Önemli olan onlarla doğru biçimde ilişki kurmak, yani onların üzerinde Yaradan’a tutunmayı istemek için onlara karşı savaş açmaktır.

Yaradan’ın bana bu rahatsızlıkları gönderdiğini anlıyorum ve tüm bunlarla birlikte O’na bağlı kalmak istiyorum. Ne de olsa, Yaradan’a olan bağlılığım O’na ne kadar güçlü tutunduğumla sınanır.

Diyelim ki tavana bağlamak istediğim beş kiloluk bir yük var. Bunun için en az beş kilo ve biraz da güvenlik için daha fazlasını tutabilecek bir yapıştırıcıya ihtiyacım var. Bu nedenle tutkalın gücünü yükün ağırlığına göre değerlendiriyorum. Eğer yükü takarsam ve düşerse, tutkal yükün ağırlığından daha zayıf demektir. Bu demektir ki Yaradan’a olan bağlılığım, O’nun gönderdiği rahatsızlıktan daha azdır.

Fakat Yaradan’dan, rahatsızlıktan daha büyük bir güçle O’na tutunmam için bana yardım etmesini istersem ve tüm bu sorunla birlikte tavana yapışırsam, mantık ötesi bir inanç, akılda hissedilen rahatsızlıktan daha güçlü bir tutunma gücü edinirim demektir.

Yaradan’dan aldığım tutkal, isteğim üzerine bana gelen ışıktır, Yaradan’a bağlı kalarak O’na ihsan ettiğim ihsan etme gücüdür, Bina’dır. Beni Kendisinden uzaklaştırdığı bu rahatsızlığın üzerine çıkıp, O’na tutunmak istiyorum ki tüm günahlar Yaradan’a olan sevgiyle örtülsün.

Günah işlememiş erdemli yoktur. Her zaman rahatsızlığın kendisine, bize sorun çıkaran kişiye veya duruma odaklanarak düşeriz. Rahatsızlığa asla hazırlıklı olmayız çünkü her seferinde yeni bir şey olur, kırılmadan yeni bir Reşimo ortaya çıkar. Ve sanki sorun Yaradan’dan gelmiyormuş gibi, düşmeye ve aldatmacaya boyun eğmeye zorlanırız.

Ancak hemen ardından doğru algıya dönmek gerekir. Buna “şeytanın çimdiklemesi” denir; hafif bir çimdikleme, kişinin aklını başına getirmeye yeter.

İlk başta, rahatsızlığın hissinden dolayı “ah” diye ağlıyorum ve ikinci “ah” bunun bir rahatsızlık olmadığını, Yaradan’ın beni kendisine çektiğini fark etmemden kaynaklanıyor. Bütün bunlar tek bir nefeste gerçekleşir. Her rahatsızlığa verilecek tek yanıt, Yaradan’a daha da güçlü bir şekilde tutunmaktır.

 

Niyette Yaşayın

Soru: Günün 24 saati niyette kalma gücünü nasıl kazanabilirim?

Cevap: Grup sizi zorlayarak değil ama etkileyerek mecbur bırakabilir. Bunu istemenizi sağlayabilir, gece gündüz bunu düşünürsünüz ve bu düşünce sizi terk etmez.

Soru: Yükselişteyken böyle bir niyeti sürdürebilirim ama arzu olmadığında ne yapmalıyım?

Cevap: Eylemlerden ziyade niyetlerde yaşamaya başlamalısınız. Bu farklı bir boyuttur: Eylemlerle ve ilişkilerle yaşamıyorum, niyetin içinde yaşıyorum! Ben ve Yaradan – O’nunla nasıl bağ kurarım? Her zaman bu niyetin içinde kalarak.

Eğer böyle bir duruma 24 saat boyunca girerseniz, bu Mahsom’u geçtiğiniz ve manevi dünyaya girdiğiniz anlamına gelir. Sonuçta manevi dünya, Yaradan’a olan niyetinize dayanan tavrınızdır.

Elbette bu olduğunda kaygılarınız değişir, içiniz bambaşka bir şeyle dolar, bununla yaşarsınız! Bu yüzden korkmayın!

O zaman ister okuyor, ister yiyor, içiyor, ister maddi hazlara dalıyor olun, her ne olursa olsun bu niyette kalırsınız. Bizler bunu yapabiliriz. Bunun olacağına söz veriyorum.

Açıklamalar Yerine

Yorum: Kabalayı insanlara açıklamanın her aşaması kendi içinde bir kanıt gerektirir. Birinci aşama – daha yüksek bir güç olduğu, ikinci – bu gücün bizi etkilediği, üçüncü…

Cevabım: Kanıt aramamalıyız. Dünyamıza odaklanmalıyız ve bir yandan onun içinde var olduğumuzdan, diğer yandan da daha yüksek dünyaya ait bir şeye (metodolojimize) sahip olduğumuzdan, bunları organize etmekten ve birbirine bağlamaktan başka bir şey yapmamalıyız. Örneğin, doğa olayları ve onların doğa ötesi açıklamaları gibi: bu olayların nereden kaynaklandığı ve bize neden bu şekilde göründükleri.

Sadece doğru bağlantıyı, doğru resmi, açık, ikna edici ve anlaşılır bir şekilde kurmamız gerekiyor ve bu da yeterlidir.