Yaradan’a Yaklaşmanın İşaretleri

Önümüze çıkan tüm engeller ve gecikmeler, bir nevi yaklaştırmadır, Yaradan bizleri yakınlaştırmak ister ve tüm bu engeller sadece bizleri yakınlaştırır, zira bunlar olmasaydı, Yaradan’a yakınlaşma imkânımız olmazdı. Bu böyledir çünkü doğamız gereği, Yaradan yücelerin yücesi iken bizler saf maddeden yaratıldık, bundan daha büyük bir mesafe yoktur. Ancak kişi yaklaşmaya başladığında, aramızdaki mesafeyi hissetmeye başlar. [Kendisiyle Yaratıcı arasındaki mesafeyi. Bu uçurumun şimdi ortaya çıktığını düşünmesin. Kesinlikle hayır! O oradaydı ve kendini ona ancak şimdi ifşa ediyor.] Dolayısıyla, üstesinden gelinen her engel [bu sadece bağ içindedir], o kişi için, yolu daha da yakınlaştırır.

(Bu böyledir çünkü kişi, uzaklaşan bir çizgide ilerlemeye alışır. Dolayısıyla, kişi her ne zaman uzak olduğunu hissetse, bu, süreçte herhangi bir değişikliğe neden olmaz çünkü uzaklaşan bir çizgide ilerlediğini baştan biliyordur çünkü gerçek budur, Yaradan ile aramızdaki mesafeyi tarif edecek kelime yoktur. (Baal HaSulam, Şamati 172, “Engeller Ve Gecikmeler Konusu”)

Başlangıçta, Yaradan’dan son derece, kutupsal olarak, azami derecede uzak olduğumuzu ve her yeni koşulumuzun – ne olursa olsun, mutlak değer açısından bir ölçüye göre – bize daha uzak görünse de, Yaradan’a her zaman daha yakın olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sonuç olarak ben kendi gerçek durumumu ifşa ederim ve sonra onu ıslah ederim – sol adım, sağ adım ve bu şekilde devam eder.

Gördüğümüz gibi, bir insanın bu yoldan sapmadan tutunmasına yalnızca çevre yardımcı olabilir. Kendini daha kötü hissettiğinde, gerçekte artık Yaradan’a daha yakın olduğuna kendini nasıl ikna edebilir? İçlerindeki her şey onlara daha uzakta ve daha kötü olduklarını söyler. Kendilerini lanetlerler ve kınarlar.

Ama aslında ona ifşa edilen şey, sadece daha önce orada olandır, ancak şimdi onu ıslah etmek ve böylece gruba daha da yaklaşmak ve diğer hesaplara rağmen onlarla birleşmek için görmüştür.

Bu nedenle, giderek artan bir mesafede yürümeye alışmamız gerekir. Sonuçta, yolumuzda büyük uzmanlar hâline gelirsek, her küçük dönemeç ve her küçük engel bize büyük görünecektir.

Küçükken bu engelleri görmeyiz, fark etmeyiz ve bize hiç yokmuş gibi gelir. Ve sonra her küçük sapma, her küçük değişiklik büyük bir engel olarak hissedilecektir. Bir uzman ile sıradan bir insan arasındaki fark budur.

Bu nedenle, Yaradan’a yaklaştıkça, Rabbi  Şimon’un öğrencileri gibi, birbirimizi daha çok iteceğiz ve birbirimizden daha fazla nefret edeceğiz.

Yaklaşmak istemeyeceğiz; onluları kınamaya, hissettiklerimize ve gördüklerimize inanmaya başlayacağız: “Bu insanların yanında nasıl olabilirim? Eskiden farklıydılar! Onlardan uzaklaşmam lazım!” Ve benzeri şeyler. Bizi ancak karşılıklı yardım, karşılıklı destek, karşılıklı garanti kurtarabilir.

Yol boyunca “vagonumuzdan” düşen kaç arkadaşımız oldu! Yazık mı? Elbette, onlar geri gelecekler. Ama her seferinde, her adımda, öyle bir onlu, öyle bir Kli (kap) yaratacağımızı düşünmeliyiz ki, kimse ondan düşmeyecek.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed