İyiyi Ve Kötüyü Kayıtsızca Kabul Edin

Yorum: Biliyor musunuz, bugün dünyada olup bitenlere baktığınızda, “Bütün bunlara nasıl geldik?” diye düşünüyorsunuz. Yakınınızdaki ve uzaktaki insanlara, kendinize bakıp, “İnsan nasıl bir yaratıktır?” diye düşünüyorsunuz.

Cevabım: İnsan, mutlak surette tüm kötülüklerin ve tüm iyiliklerin bir toplamıdır. Bu nedenle, herhangi bir durumda iyiden kötüye, kötüden iyiye geçebilir. Ve onu bir şey için suçlayabilecek başka birini asla anlamayacaktır.

Soru: Yaptığı en büyük kötülüğü bile her zaman haklı mı çıkaracaktır?

Cevap: Elbette! Ve bunu içtenlikle yapacaktır! Hatta sizi, tamamen doğru davrandığına ve belki de dünyadaki tek doğru insan olduğuna ikna etmeye bile çalışacaktır.

Soru: Öyleyse içimizde olan nedir?

Cevap: Kendimizi bilmiyoruz.

Soru: İçimizdeki bu sensörler nelerdir?

Cevap: İçimizdeki mutlak iyilik ve mutlak kötülük yer değiştirebilir. Çeşitli ve farklı olabilirler.

Soru: Yani yaptığım kötülüğü, en fena kötülüğü, kendi içimde dönüştürebileceğimi mi söylüyorsun?

Cevap: Ve siz bunu kesinlikle iyi olarak değerlendireceksiniz.

Yorum: Ama bu kötülük.

Cevabım: Hayır. Zaten kendinizi bunun kesinlikle iyi olduğuna ikna etmişsiniz.

Yorum: Tamam, birileri, ama şunu anlıyoruz ki…

Cevabım: Yanılıyorsunuz. Başka biri farklı düşünüyorsa nasıl ikna edebilirsiniz ki?

Soru: Peki bununla ne yapmalıyız? Kötülüğü nasıl iyiliğe dönüştürebiliriz? Bu mümkün mü?

Cevap: Kötülüğü giderek daha fazla fark ettikçe, onu, karşılık gelen iyiliğe dönüştürmelisiniz.

Soru: Yani sonunda bu kötülüğün içimde olduğu sonucuna mı varmalıyım?

Cevap: “Üçüncü” denen bir şey varsa bu mümkündür. Yani, kötülük vardır, iyilik vardır ve bu niteliğin kaynağı olan Yaradan vardır.

Soru: Hem iyilik hem de kötülük O’ndan mı kaynaklanır?

Cevap: Evet.

Soru: Öyleyse, bir şekilde üçüncüye mi yönelmeliyim? Aklım ve kalbim -yani sözde iyi ve kötü- ve sonra bir üçüncü var. Buna mı yönlendiriliyorum?

Cevap: Elbette! Bunun için eğitiliyor ve besleniyorsunuz.

Soru: Her türlü korkunç eylemi yapmama izin veriyorlar, değil mi?

Cevap: Her şeye. İçinizden geçen her şeye.

Soru: Sadece bu üçüncüye, Yaradan’a mı ulaşmam gerekiyor?

Cevap: Evet. Ama bu birçok koşul, nesiller vb. alır.

Soru: “Nesiller” bile mi dediniz? Sadece bir hayat değil mi? Nesiller mi sürer?

Cevap: Elbette.

Soru: Buna değer mi? Bütün bunlar…

Cevap: Size sorulmuyor. Siz büyük bir deneyin malzemesisiniz.

Yorum: Bu bir kabus! Tüm tarih kanla, savaşlarla, acılarla dolu, insanlığın tüm tarihi, sizin dediğiniz gibi, sadece bu üçüncüye ulaşmak için.

Cevabım: Ve sevinmek, haz almak ve şükretmek için!

Soru: “Sen bunu yaptın ve beni Kendine getirdin” demek için mi?

Cevap: Evet.

Soru: Gerçekten O’na ulaşmak istediğimde yalvarışım nasıl olmalı?

Cevap: Sonunda O’nun bilgeliğini, size karşı eylemlerinin mükemmelliğini edinmek için olmalı.

Soru: Ve her şeyi haklı mı çıkarıyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: İnsanlık buna ulaşacak mı?

Cevap: Elbette!

Yorum: Bana öyle geliyor ki, insanlığın buna doğru nasıl dev adımlarla ilerlediğini artık görebiliyoruz.

Cevabım: Evet, bizi enerjik bir şekilde yönlendiriyor.

Soru: Enerjik bir şekilde! Öyle bir senaristimiz ve yönetmenimiz var ki, bundan sıyrılmak imkânsız. Bunun sebebi yavaş hareket etmemiz mi?

Cevap: Hayır, biz kimiz ki hızı, vektörü vb. belirleyelim?

Soru: Görüyorum ki bizi hiç hesaba katmıyorsunuz – genel olarak insanlığı!?

Cevap: Bizler, bir şekilde deneyimleyebilen ve bu deneyimleri kendi içimizde uyarlayabilen küçük varlıklarız. Tüm bunları bir şekilde kendi içimizde karşılaştırabilir ve bunları kademeli olarak birbirinden akan eylemlere dönüştürebilir, böylece içimizde bir tür içsel başarı, onay vb. süreci oluşturabiliriz.

Soru: Peki bu mantıksal bir zincir mi?

Cevap: Elbette.

Soru: Yaradan ve tüm bunlar, her türlü mantığın ötesinde mi?

Cevap: Her türlü mantığın ötesinde; bu benim O’nunla hemfikir olmam.

Soru: Öyleyse, O’nunla hemfikir olmak zorunda değilim ama hemfikirim, bu mantıklı mı? Yönlendirildiğim şey bu mu?

Cevap: Başka seçeneğiniz yok. Aksi takdirde var olmanın bir yolu yok.

Soru: Peki O’nunla hemfikir olduğumda ne olur?

Cevap: O zaman O’nu haklı çıkararak O’na yaklaşmaya başlarsınız. O’nun size karşı eylemlerinin anlamını ifşa etmeye başlarsınız. Bu sizi doldurur ve hayatınız haline gelir. İçinde yelken açıp O’nu edindiğiniz o akış haline gelir.

Soru: Bu nehir beni huzura ve sevgiye mi götürür? Böyle bir şeye, huzura, sevgiye tutunmayı çok isterim. O’nun haklı çıkarılması beni oraya, bu noktaya mı götürür?

Cevap: Evet. Götürür.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed