Monthly Archives: Aralık 2025

İnanç, İhsan Etmektir

Soru: İnanç nedir?

Cevap: İnanç, ihsan etmektir; alma arzusuna rağmen verebilme yeteneğidir (mantık ötesi inanç). Bizler alma arzusu olduğumuz için, ihsan etme niteliği olan inanç her zaman doğama aykırıdır.

Kişi, bunu ancak kendi üzerine yükselme, kendi arzumuzla değil başkalarının, Yaradan’ın arzusuyla (başkasının iyiliği için, Yaradan’ın rızası için) hareket etme yeteneğini veren üst ışığın yardımıyla edinebilir. Bu bağlamda, kendime (kendimin hizmetkârı) değil, üste (Yaradan’ın hizmetkârı) bağımlı hale gelirim. Eğer bana inanıyorsanız bu, yeteneklerinizle benim için hareket ettiğiniz anlamına gelir. Bana benzer hale gelirsiniz. Genellikle, her insan diğerinin tam tersidir. Ama birinin bana inandığını söylersem, örneğin %50 oranında, bu onun arzularını %50 nötralize ettiği ve bu ölçüde benimle birleşebileceği anlamına gelir.

Sadece bilgi vardır; kişinin kendi arzuları uğruna yaptığı, ne istediğini bildiği eylemler vardır. Bir de inanç vardır, başkasının arzularını doldurmak için yapılan eylem. Bu niteliğin ölçüsünde insan, kendinin dışında, diğerlerinin arzularının içinde hisseder. Onlarda hissedilen şeye “üst, manevi dünya” denir. Bu nedenle inanç, sevgiyle, başkasını sevmeyle bağlantılıdır. Sevgi, kişinin kendi arzusunu başkasının arzusu ile değiştirebilme ve onu doyurabilme yeteneğidir.

Gördüğümüz gibi, Kabala’da inanç, daha yüksek ihsan etme niteliğine hakim olmaktır. Ve bunun, dünyamızda kabul gören inanç tanımı olan başkasının bilgisine inanmak ve bunu bir gerçek olarak kabul etmekle hiçbir ilgisi yoktur. Demek ki, başkasının bir icadı bile, benim için bir gerçek, bir kesinlik hâline gelir ve üzerine sonraki eylemlerimi, hayatımı inşa ederim.

Manevi Hayat Nasıl Edinilir?

Sadece alma arzumdan çıkmaya çabaladığımda, bunu yapmayacağımı ifşa ederim. Egoizmimin tüm hayatımı belirlemesini istemem, çünkü bu, beni sonsuzluğa, mükemmelliğe ve yaratılışın amacına ulaşmaktan alıkoyan kötü bir eğilimdir; başkalarıyla olan bağımı engeller ve böyle bir bağın içinde yatan iyiliği görmemi körleştirir.

Egoizm benden her şeyi gizler, sahte değerler aşılar ve beni geçici, fani bir hayata mahkûm eder. Bu yüzden onu düşmanım ilan ederim.

Egoizm, Adam HaRishon’un ruhu kırıldığında, onun arzuları arasındaki bağ koptuğunda ortaya çıktı. On tam Sefirot’tan oluşan bir kap vardı ve bu kap parçalandı. Artık tüm bu parçalar arasında birlik yerine reddetme ve nefret ortaya çıktı.

Bu, “kötü eğilim” denen şeydir; her insanın yalnızca kendisinin hükmetmesi ve kendi çıkarını düşünmesi gerektiğini, başkalarının ise ona hizmet etmesi gerektiğini düşündüğü zamandır. Bu yüzden egoizme “ölüm meleği” denir; çünkü başkalarından kopuksam, yalnızca bu dünyada şu anda hissettiğim yaşamı hissederim: varoluşun zayıf bir kıvılcımı.

Ancak başkalarına bağlı olursam, herkesin içinden geçen ortak yaşam akışını hissederim. Manevi yaşamın anlamı budur. Ya bugün olduğu gibi bir yaşam hissederiz ya da her biri bir öncekinden daha yüksek olan 125 derecenin olduğu kolektif yaşam hissine ulaşırız. Yine de bunların hepsi, aramızda ışığın akması sayesinde hissettiğimiz ebedi yaşama aittir.

Şu anda, kendim için bir şey istememin basit gerçeğinde ölüm meleğini hissedemiyorum; çünkü bu anlayış yukarıdan, üst ışıktan gelmelidir. Bunun için en azından hafif bir aydınlanmaya ihtiyacım var fakat henüz buna sahip değilim. Bu nedenle, arzuma karşı, inançsız bir şekilde gruba girerim ve dostlarla bağ kurmak için çaba gösteririm. Ne ben bağ kurmak istiyorum ne de onlar, fakat Kabalistlerin tavsiyesine göre hareket ediyoruz.

Çünkü isteksizliğimizin üzerinde birleşmeye çabaladığımızda, üst ışığı zorla kendimize çekeriz. Ve o üzerimize parladığında, manevi yaşam ile maddi yaşam arasındaki farkı hissetmeye başlarız ve yavaş yavaş ilerleriz.