Daily Archives: Aralık 25, 2025

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 3

Bir Kırlangıçla Yaz Gelmez

Soru: Kızım hâlâ çok küçük, ama ergenlik çağına geldiğinde ona ne olacağı konusunda şimdiden çok endişeliyim. Onu nasıl yetiştirmemi tavsiye edersiniz?

Cevap: Belirli bir durum için tavsiyede bulunamam, çünkü herkes herkesle bağlantılıdır. Birini diğerlerinden ayırmak imkânsızdır. Kişi, çevre yapay bile olsa toplumun ve çevrenin bir ürünüdür. Asıl sorun, yeni nesli yetiştirmek için bir programımızın olmamasıdır.

Soru: Bu, çocuk sahibi olan herkes için acı verici bir soru. Ne yapabiliriz?

Cevap: Çocukları gerçekten kimsenin umursadığını sanmıyorum. Ebeveynler sorumluluktan kaçıyor ve gençlerin sorunlarını duymak istemiyorlar. Şu anda söylediklerimi de dinlemek istemeyecekler; çünkü bunlar rahatsız edici şeyler. Hiçbir şey düşünmemek daha kolaydır, dedikleri gibi: “Çoğunluğun acısı, tesellinin yarısıdır.”

Herkes şöyle düşünüyor: “Benim çocuklarım diğerlerinden daha kötü değil. Onları farklı yetiştirirsem, yarının acımasız dünyasında yaşayamazlar. En iyisi herkes gibi olmaları.” Gerçekten de tek bir aile hiçbir şeyi değiştiremez; deyimde söylendiği gibi, “Bir kırlangıçla yaz gelmez.” Burada söz konusu olan bütün bir ülkedir.

Gelecek nesille ne yapacağımıza küresel ölçekte karar vermemiz gerekiyor. Küresel bir uzlaşıya, ne yapılacağına dair ortak bir tartışmaya ihtiyaç var. İnternette onlara verdiğimiz onca şeye rağmen çocuklar hâlâ bizim elimizde. Bu bizim sorunumuz ve bir çözüm bulmak zorundayız, çünkü onlar bizim sorumluluğumuz altında.

Bu mesele yalnızca tek bir ülke düzeyinde değil, UNESCO ve Birleşmiş Milletler düzeyinde de ele alınmalıdır. Artık bütün bu anlamsız işlerle uğraşmayı bırakıp genç nesli kaybettiğimizi fark etsinler. Eğitim nerede? Kültür nerede? Bunlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Bu devasa kurumlar, yapmaları gerekeni hiç yapmıyorlar.

Genel ve küresel bir eğitim programına ihtiyaç vardır. Sonuçta ne interneti ne de ülkeleri kapatabiliriz; bu yüzden uluslararası bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Bu konu en yüksek önceliğe sahip olmalıdır, çünkü genç nesli ilgilendirmektedir.

10, 15 ya da 20 yıl sonra onlar bizim yerimizi alacak ve hayatın sorumluluğunu bizden devralacaklar. O zaman ne olacağını bilmek istiyorsak, bugünün gençlerine, onları nasıl hazırladığımıza bakmalıyız. Ne yazık ki şimdilik iyi bir şey görünmüyor.

Üst Olana Tutunun

Yorum: Her sistem, her hiyerarşi bir lider üzerine kuruludur.

Cevabım: Hayır. Kabala’da liderler farklıdır. Bizim liderimiz, bana karşı kendini tamamen iptal eden kişi olacaktır. İnsanlar manevi dünyada hiyerarşinin ne kadar katı olduğunu hala anlamamaktadır.

Herhangi bir maddesel bilimde veya dünyevi başarıda, örneğin bilimlerin gelişiminde olduğu gibi, siz öğretmeninizi geçebilir, ilerleyebilir ve daha da ileri gidebilirsiniz. Aynı şey çocuklar için de geçerlidir: Onların daha da gelişmesini ve derinleşmesini isteriz.

Ancak Kabala’da çok ilginç bir süreç yer alır. Bu süreçte iki yol vardır: yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya, sonsuzluk dünyasından bize ve bizim dünyamızdan sonsuzluk dünyasına.

Bilgi ve manevi öğretilerin alınması, yukarıdan aşağıya doğru gerçekleşir ve bu nedenle Adem, İbrahim, İshak, Yakup, Musa, Harun, Yusuf, Davut vb. yani tüm Kabalistler ve nihayetinde öğretmenim ve ben aracılığıyla öğrencilerime ve hatta öğrencilerim olmayanlara ulaşır.

Diyelim ki insanlar bizi bir süre dinlediler, bu teması kurdular ve kim bilir nereye kayboldular; bu önemli değil. Başka bir yerde yaşayıp başka biriyle çalışsalar bile, bu önemli değil. Sonuç olarak, aynı sonuca varacaklar ve sonra, sanki geri dönecekler.

Ne demek istiyorum? Yukarıdan bilgi alırken, öğrenci benim önümde kendini iptal etmelidir. Buna, perdenin ortak seviyesinde, benden “ağızdan ağıza” (“peh el peh”) öğrenmenin koşulu denir. Bu çok önemlidir! Baal HaSulam birçok eserinde bu konu hakkında yazmıştır.

Bunu öğrencilere söyleyemem, çünkü öncelikle, benim onların tapınmasına ihtiyacım olduğunu veya kendilerini tamamen “silip atmaları” gerektiğini düşünenler olacaktır. Öğrenci, üst olana tutunmanın ne anlama geldiğini yavaş yavaş anlamalı ve diğer yandan, her zaman bağımsız olmaya çalışmalıdır.

Herhangi bir manevi koşul iki zıtlıktan oluşur ve sorun, bizim buna uyum sağlamamızda yatmaktadır. Bu nedenle, bazen öğrencilerimin beni reddetmesi beni çok üzüyor. Ama yapacak bir şey yok.

Ya da kendileri öyle aptalca şeyler yapıyorlar ki, bunların telafisi ancak yıllarca sürecek araştırmalar ve daha önce yapmaları gereken ıslah önlemleri yerine alternatif eylemlerle mümkün oluyor.

Benim öğretmenimle de durum aynıydı. Bunu tamamen sorunsuz bir şekilde atlatmak gibi bir şey yoktur. Ondan birçok küçük, aptalca uzaklıklar vardı; itaatsizlik, hatta ihmal, tüm bunların değerlendirildiği, ölçüldüğü, tartıldığı seviyeye bağlı olarak.

Tarihte, ilk andan son ana kadar kendini öğretmenin önünde tamamen yok edebilen, böylece bilginin anne karnındaki bir fetüs gibi, kendini tamamen yok edip annenin vücudunun ayrılmaz bir parçası haline gelerek gelişen bir öğrenci hiç olmadığından kesinlikle eminim.

Bana olanların, öğrencilerime de çok sık olduğunu görüyorum. Ben en uysal öğrenci değildim; aksine, içimde bir şey vardı…

Soru: Bir öğrencinin ilerlemesi için uysal olması mı, yoksa asi olması mı daha iyidir?

Cevap: Ruhun köküne bağlıdır.

Yorum: Her şeyi sorgulamadan yapan öğrenciler olduğunu biliyorsunuz. Öte yandan, direnenler de var.

Cevabım: Bu tür bir direnç ve bu tür bir itaat değil. İtaat gururdan kaynaklanabilir, direnç ise tam tersine, kişinin kendini değiştirmesi gereken çelişkilerde, temasın kesiştiği noktada mümkün olduğunca çabuk hissetme arzusundan kaynaklanabilir.

Umut Ateşi Asla Sönmeyecek

Soru: İnsanlar bir kara parçası bulmak veya bir şey keşfetmek için okyanusları aşarlar. Bu umuttur. Her şey yanıp kül olduğunda, umudun tüm mumları söndüğünde – sevgi, inanç, huzur, her şey – nasıl umudumuzu kaybetmeyiz?

Cevap: Her şeyin Yaradan’ın elinde olduğunu bilerek, çünkü insan hiçbir şeyin kendi elinde olmadığını kesin olarak anlar.

Soru: Bu mum bir umut mu? Her şey Yaradan’ın elinde, bir sonraki adım bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: Yaradan neden bize her zaman bu küçük adımı, bu son mumu bırakır?

Cevap: Son dakikada, son saniyede veya son anda bizi yakalamak ve bizimle beraber devam etmek için.

Bu mum, bu dünyadaki bir kişi ile üst dünyadaki bir kişi arasındaki bağın mumudur.

Soru: Bu mum sürekli yanar mı?

Cevap: İleriye doğru kişiye eşlik eder.

Soru: Bu mumun yanmadığı, umudun olmadığı koşullar var mı? Böyle koşullar mevcut mu sizce?

Cevap: Hayır, her zaman yanar.

Soru: “Yaradan iyi ve iyilik yapandır” dediğimiz şey bu mu?

Cevap: Evet, aksi takdirde böyle bir kişi doğmazdı, çünkü Yaradan onun tüm hayatını sonuna kadar önceden bilir.

Soru: Neden bu mumu çoğu zaman görmüyoruz ve umudumuzu kaybediyoruz?

Cevap: Var oluşumuza o kadar da uyum sağlamış değiliz.

Soru: Doğru yaklaşım nedir?

Cevap: Doğru yaklaşım, Yaradan’ın iyiliğinin her zaman önümüzde olduğu düşüncesidir.

Yaradan’dan Özel Bir Armağan

Soru: Bir kişi, ancak onsuz yapamayacağını anladığında hayatın anlamını kavrayabilir, onu ifşa edebilir ve hissedebilir. Yani bu, hayatın ve ölümün üzerinde olmalıdır. Böyle aşırı bir koşula kişi mi kendisini getirir, yoksa bu koşula getirilir mi?

Cevap: Hayır, bu ruh tarafından yapılır. Bu, bu hayattan kurtulmak, bu hayatın bağlarından özgürleşmeyi isteyen ruhtur.

Soru: Öyleyse bunlar özel ruhlar mıdır ve bunun bize ne zaman olacağını bilmiyor muyuz?

Cevap: Evet, ama giderek daha fazla ruh bu duruma yaklaşıyor.

Soru: Buna ağlama, dua mı diyoruz?

Cevap: Evet.

Soru: Bu yukarıdan gelen bir armağan mı?

Cevap: Bütün bunlar bir armağan. Kesinlikle her şey Yaradan’ın bir armağanıdır.

Soru: Öyleyse bunu başarmak için gösterdiğim çabalar da bir armağan mı?

Cevap: Evet.

Soru: Bunların bir insana kendiliğinden gelmesinin hiçbir yolu yok mu?

Cevap: Hiç kimseye, hiçbir zaman, hiçbir şekilde gelmez. Bu sadece Yaradan’dan gelir ve sadece O’nun bunun için belirlediği kişilere gelir.

Soru: Lütfen söyleyin, gerçeğin ifşa olması çalışmanın sonu mu yoksa başlangıcı mı?

Cevap: Gerçeğin ifşa olması başlangıçtır.

Soru: Ve sonra yine nefes alamadığımızı hissederiz ve yine ifşa mı olur?

Cevap: Ama bu sefer farklıdır.

Soru: Gerçek nedir?

Cevap: Yaradan’ı edinmek, Yaradan aracılığıyla tüm evrene edinmektir. Bu, Yaradan’ın eylemlerinin mükemmelliğinin farkına varmaktır.

Soru: Edinmemiz gereken şey bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: Herkes er ya da geç, bunu bir şekilde edinmek zorunda mı?

Cevap: Evet.

Soru: Herkes bu “Nefes alamıyorum, ta ki…” durumundan geçmek zorunda mı kalacak?

Cevap: O kadar büyük ölçüde değil. Böylesine büyük bir süreçten kendileri geçmek zorunda kalan özel ruhlar vardır. Ve onların ardından, onların izinden, toplu halde bu süreçten geçenler de var.