Monthly Archives: Aralık 2025

Nitelikli Bağ

Soru: Lişma’ya yaklaştıkça tüm dünyada duyulma olasılığımızın arttığını biliyoruz. Sizce tüm dünyayı daha güçlü şekilde etkileyebilmemiz için ne eksik: nitelik mi, nicelik mi?

Cevap: Nitelik eksiktir ki bu da aramızdaki bağın çok güçlü hâle gelmesini sağlar. Bu, birbirimizle birleşmemizi ve kaynağımızla, Yaradan ile bütünleşmemizi, O’ndan güç almamızı ve başkalarıyla kurduğumuz bağ aracılığıyla bu gücü tüm dünyaya aktarmamızı sağlayacaktır.

Güven Ve Doğrulama

Soru: Eğer Kabala bir bilimse, neden saran ışığın yalnızca inananlar üzerinde etkili olduğu söylenir?

Cevap: İnanç, ihsan etme gücüdür. Birinin sözlerine inanmakla ilgili değildir. Kabala biliminde inanç, ihsan etme gücüdür, Binah’tır; birinin söylediği ve başkası tarafından gerçek olarak kabul edilen sözler değildir.

Bilimde inanmak gelenek değildir ve Kabala da “inanç” kavramını bu anlamda kullanmaz. Bu bir din değildir!

Kabalistlerin öğütlerine, saran ışığı üzerime çekmek için güvenirim. Onlar, bana ne yapılması gerektiğini söylerler ve nedenini açıklarlar.

Onların yardımıyla sistemi öğrenirim, tıpkı bir çocuğun öğretmene veya ebeveynlerine güvendiği gibi onlara güvenirim. Küçük biri, daha yüksek bir seviyeye yükselmek için yetişkinlere güvenmelidir, oradan gelen talimatlara güvenmelidir, ama bundan fazlasına değil.

Oysa dünyamızdaki dinlerde inanç, yükseliş ve doğrulamayla birlikte gelen bir güven değil, gözleri kapalı fanatik bir sadakattir.

Kabalistlerin sözlerini gerçek olarak kabul etmem; onları uygular ve kendim üzerinde test ederim. Ve sonrasında, kendime tam bir bilgi ve kanıt seti sağladıktan sonra, araştırmaya kendi başıma devam edebilirim.

Tora Lişma – Yaradan’a Yaklaşmak

Soru: Özellikle Tora Lişma uğruna çalışmak için kişi ne yapmalıdır?

Cevap: Tüm derslere katılmalı ve öğrendiğimiz tüm koşulları yerine getirmeye çalışmalıdır. Her gün devam edin; günlük derslerde bizimle olun, o zaman başarırsınız.

Soru: Tora Lişma’nın nihayetinde yaratılıştaki yerimizi belirlediğini söyleyebilir miyiz?

Cevap: Elbette, bu en önemli şeydir. Kendimizi Tora Lişma’ya yönelttiğimizde, bu yolla Yaradan’a yaklaşırız. Çünkü O, hedef ve her şeyi sürdüren güçtür.

Bilginin İçinde Ve Üzerinde Çalışmak

Soru: Tora’nın bilgeliğinin yansıyan ışıkta ifşa olduğunu öğreniyoruz. Bu, bilginin üstünde bir çalışmadır. Peki, bilgi içinde Lişma çalışması için koşullar nelerdir?

Cevap: Bilgi içinde olan, sizin aklınızdır; Tora ’ya karşı sıradan yaklaşımınızdır.

Soru: Sıradan bir yaklaşım buna çalışma demek için yeterli midir, yoksa mutlaka onun üzerine çıkmak mı gerekir?

Cevap: Asla yeterli değildir! Kabalada “gerekli ve yeterli koşul”u mutlaka ifşa etmeli ve ustalaşmalıyız.

Soru: Yani genel olarak tüm Lişma çalışması bilgi üstünde mi gerçekleşir? Bilgi içinde herhangi bir düzeltme yapma yeteneğim yok mu?

Cevap: Şimdilik yok.

Bir Dostunuzla Mutluluğu Paylaşın

Soru: Bir dostun hastalığını, onun bir kısmını üzerine alarak hafifletmek mümkün mü? Ve mutluluk duygusunu bir dosta nasıl aktarabilirim?

Cevap: Eğer benim sistemim sizinkinden daha yüksekse, yaşamın ve dengenin daha yüksek bir seviyesinde bulunduğu için daha fazla mutlulukla doludur. Bu yüzden, siz umutsuzluk içindeyken, aramızdaki içsel bağ ölçüsünde size bir miktar enerji, bir ölçüde mutluluk aktarabilir.

Daha yüksek olan bu sistemden bakıldığında, siz küçük bir çocuk gibi görünürsünüz; o sistem sizden daha büyüktür çünkü mutluluk, farkındalık ve değer açısından memnuniyetsizliği üzerinde bir seviyededir. Bir kişiyi mutlu eden şeyin ne olduğu bile önemli değildir; çok basit bir şey bile olabilir.

Soru: Mutluluğu gerçekte birbirimize nasıl aktarırız: sözlerle mi, duygularla mı, düşüncelerle mi?

Cevap: Bunların hiçbirine ihtiyaç duymadan da mutluluk aktarabiliriz; her şey aramızdaki bağın seviyesine bağlıdır: cansız, bitkisel, hayvansal veya insan seviyesine. Mutluluk, bağımızın kalitesine ve o anda dostumun önünde kendimi ne kadar iptal edebildiğime bağlı olarak, daha yüksek bir sistemden daha düşük bir sisteme akar.

Tüm insanlar herkesle bağlıdır. Bu bağı kurmamız ya da kesmemiz gerekmez. Zaten beyin nöronları veya tek bir bedendeki hücreler gibi tek bir ağ içinde birbirimize bağlıyız.

Tüm evren, tek bir sistemdir. Tek soru, biz insanların bunu ne kadar fark ettiği ve bu bağı aramızda ve yaratılışın tüm parçalarıyla ne kadar ortaya çıkarmak, canlandırmak ve güçlendirmek istediğimizdir. Ancak bağ zaten mevcuttur. Bu bağın farkına varma derecemiz, dostluğumuzun ölçüsünü belirler.

Soru: Dostumun mutluluğunun bana akıp akmayacağı kime bağlıdır – ona mı yoksa bana mı?

Cevap: Bu karşılıklılık gerektirir; tek taraflı yapılamaz. Dostunuzla ilgili olarak bu tür bir aktarım için en azından kendinizi biraz açmalısınız. Diyelim ki kederiniz o kadar büyük ki tamamen içinize kapanıyor ve başkalarından kopuyorsunuz; o zaman onlardan hiçbir şey alamazsınız.

Soru: Kendimizi bir dostun etkisine açmak ne demektir?

Cevap: Onu kendiniz gibi sevmek demektir. Bu, gerçek bir kalpten kalbe bağdır; kendimizi ayrı bedenler veya yabancı sistemler olarak değil, sanki tek bir bütünmüşüz gibi birbirimize bu kadar yakın hissettiğimiz bir bağdır.

İki sistemimiz öyle iç içe geçer ki tek bir sistem gibi çalışırlar. Bağımız sınırsızdır; aramızda sonsuz miktarda bilgi, his ve düşünce akışı olur. Bunlar iki ayrı sistemdir ama mümkün olan en yakın şekilde birbirine bağlanmıştır.

Soru: Bir dostun olumlu etkisine kendimi nasıl açmalıyım?

Cevap: Bir bebeğin annesinin kucağında davrandığı gibi; tamamen onun önünde kendini iptal ederek. Bebek kendisi hakkında bir şey bilmez ve hiçbir şey anlamaz; sadece annesinden gelen her şeyi almaya ayarlıdır. Bu yüzden bebekler çok hızlı gelişir; sahip olduğumuz her şeyi onlara aktarırız.

Biz sadece nazik sözleri ve gülümsemeleri değil, enerjiyi, tutumumuzu da aktarırız. Bir bebek bu enerjiyi, sahip olduğu binlerce algılayıcı aracılığıyla emer.

Tıpkı bebekler gibi olmalıyız; tüm sorunlarımızla birlikte, dostlarımızın etkisi karşısında kendimizi tamamen iptal etmeliyiz. O zaman onlar diledikleri kadar mutluluklarını bize aktarabilirler. Mutsuzluğun aksine, mutluluk paylaşıldığında azalmaz; yalnızca artar. Ne kadar çok kişiyi mutlu edersek, o kadar mutlu oluruz.

Mutluluk enerjisinin sınırı yoktur. Başkalarına ne ölçüde verebilir ve onları doldurabilirsek, kendimizde bunu yapma arzusunu ve kapasitesini daha da büyük hissederiz. Sonuçta, bu şekilde Büyük Patlama’nın enerjisinin kaynağına ve tüm evreni yaratan, sürdüren üst güce bağlanırız.

Soru: O hâlde buna göre, başkalarına hizmet eden insanların çok mutlu olmaları gerekir. Neden bunu görmüyoruz?

Cevap: Çünkü onlar iradelerine karşı veriyorlar ve bu yüzden sürekli tükenmiş hissediyorlar. Oysa bebeğini seven bir anne, fiziksel olarak yorulabilir ama ona bakmaktan ya da onu sevmekten asla yorulmaz.

Manevi Çalışma ile İlgili Sorular – 275

Soru: Baal HaSulam, İsrail ulusu, Tora ve Lişma emirlerinin yerine getirilmesine ulaşmadığı sürece dünyadaki sıkıntıların sona ermeyeceğini yazar.

Bunca yıl boyunca, hem Yahudilere hem de dünya uluslarına yönelik farklı çağrılarımız oldu. Sizce bu İsrail ulusu kimdir ve biz kime hitap etmeliyiz?

Cevap: Şu anda derslerimize katılan ve bizim yardımımızla yaradılış amacına ulaşmak isteyenlerdir.

Soru: Tüm insanlığa etki edecek güce sahip olmadığımızı söylediniz. Bu gücü istemeli miyiz, yoksa şimdilik onlu grubundaki çalışmaya odaklanmak daha mı iyi?

Cevap: Onluya odaklanmamız gerekir; tüm güçleriniz onun içinde olsun ve kendinizi tamamen onun güçlenmesine adamaya hazır olun.

Işığı İleten Yol

Soru: Tüm insanlığa ihsan etme niteliğinin geçtiği bir kanal gibi olabileceğimizi söylediniz. Buna hazır mıyız?

Cevap: Kendinize sorun. Yukarıdan, Yaradan’dan gelen ışığın tüm kaplara yayılacağı, dünyamıza ulaşacağı ve bizi dolduracağı bu kanal, bu yol olmak için neye ihtiyaç duyduğunuzu netleştirin.

Soru: Işığın bizim aracılığımızla tüm insanlık üzerinde etki etmesi için neden gücümüz yok?

Cevap: Hâlâ gerçek, doğru niyetlere sahip değiliz.

Doğru düşünmeye nasıl başlayacağımızı, kiminle bağda olacağımızı ve birbirimizle hangi yolla birleşeceğimizi ancak şimdi öğreniyoruz. Yakında bu daha da netleşecek.

Böylece Yükseliyoruz…

Soru: Nasıl yukarı doğru yükseliriz?

Cevap: Küçüklük koşulunda (Katnut), altta olan, yardım etmek için kendisine inen ve yanında duran üsttekine sıkıca tutunursa, üstteki yükselmeye başladığında, altta olanı da kendisiyle birlikte yukarı çeker. Alttakinin tek yapması gereken, ona daha da sıkı tutunmaktır.

Üsttekinin kendi yerine yükselişi, sürekli olarak ihsan etmeyi eklemesi ve kendi koşuluna geri dönmesi anlamına gelir. Alttakinin ise sürekli olarak kendi tarafında çaba göstermesi gerekir. O ihsan etmeyi ekleyemez, böyle niteliklere sahip değildir; tek yapabileceği, giderek daha sıkı bir şekilde üsttekine tutunmaktır.

Sanki bir ipin ucunu tutmuşsunuz ve ip aniden yükselmeye başlamış ve sizi yerden kaldırıp gittikçe daha yükseğe çıkarmış gibi. Yerden ne kadar uzaklaşırsanız, o kadar korkarsınız ve ipe o kadar sıkı tutunursunuz. Üsttekine daha sıkı tutunmak budur, bu alttakinin görevidir.

Üstteki ihsan etme eylemlerini gerçekleştirirken, alttaki ihsan edemez, sadece kendini iptal eder.

Dereceler arasındaki fark – şayet bir derecedeyken başka bir dereceye yükseldiysem – perde tarafından ıslah edilen arzunun derinliğindedir. Örneğin, Aviut Alef’e (birinci bayağılık) sahiptim ve yükselip Aviut Bet’i (ikinci bayağılık) aldıysam, o zaman kendimi daha fazla iptal etmeliyim.

Üstteki, arzunun derinliğini artırır ve yükselir. Yükseliş, boşlukta bir hareket değildir; arzunun derinliğinin ve perdenin gücünün artmasıdır. Üstteki bu şekilde yükselir. Ve buna göre, alttaki kendini iptal etmelidir. Ama neye göre kendini iptal etmelidir?

Arzu ve perde ekleyen üstteki, daha büyük bir ihsan etme seviyesine ulaşır. Ve altta olan, bu ihsan etmeye bakar ve kendini kötü hisseder! Bunu istemez, yapamaz, ne yapacağını bilemez. Bu nedenle, kişi üsttekine daha sıkı sarılmalıdır ki, üstteki, şimdi önünde gördüğü ihsan karşısında egosunu, egoist arzusunu ortadan kaldırmasına yardım edebilsin ki, böylece bu ihsan onu korkutmasın.

İllüzyondan Doğru Gerçekliğe

Bizler içsel bir illüzyon içinde yaşıyoruz ve bu nedenle kendimizi gerçekte var olan sisteme getirmemiz gerekiyor. Bugün, Kabala’da “hayali dünya” (Olam HaMedume) veya bizim dünyamız olarak adlandırılan illüzyon bir sistem içinde yaşıyoruz.

Üstelik bunun için, 21. yüzyılda Hollywood filmlerindeki gibi bir matris yaratmaya gerek yok. Tüm bunların adım adım anlatıldığı 5.000 yıl önceki kitaplara başvurmak yeterli. Açık bir kapıyı kırmaya gerek yok.

Bizim dünyamız tamamen bir illüzyondur. Sürekli içimizde işler. Tek yapmamız gereken, kendi içimizde, illüzyon yerine bize gerçekliğin doğru resmini verecek normal, doğal, gerçek duygular ve düşünceler yaratmaktır.

Ancak bu gerçek resim de bizim içimizdedir, bize göründüğü gibi dışarıda değildir. Hepsi tamamen arzularımızın içindedir. Işık, arzuların niteliklerini ve isteklerini, farklılıklarını veya benzerliklerini karşılaştırarak arzunun içinde belirli imgeler çizer. Bu, dünyanın resmidir.

Bu nedenle bizim görevimiz, büyük bir illüzyondan daha küçük bir illüzyona, oradan da daha küçük bir illüzyona geçmek ve sadece ışığın bizi doldurduğu doğru gerçekliğe yaklaşmaktır. Ve ondan başka her şey, sadece çeşitli ölçülerde, sanal bir gerçekliktir. Bu nedenle tüm dünyalar, “olama” (gizlenme) kelimesinden gelen “dünyalar” olarak adlandırılır, bu da doğru gerçeklikten, sonsuzluk dünyasından gizlenmiş olarak yaşadığımızı gösterir.

İnsanlar başka bir gerçekliği resim şeklinde hayal ederler: duvarlar, tavanlar, zeminler veya başka şeyler. Ama ben bunu içsel deneyimler ve hisler şeklinde hayal ediyorum.

Örneğin, size şunu soruyorum: “Dünden önceki gün hangi koşuldaydınız, hatırlıyor musunuz?” Bu koşulu bu şekilde hatırlarsınız ve bu, sizin için aynı anda bir yer ve zamanla yani “zaman”, “yer” ve ‘hareket’ koordinatlarıyla ilişkilendirilebilir. Sonra size “Deneyimleriniz, hisleriniz nelerdir?” diye sorsam ve siz de bunları bana aktarırsınız, sanki hafızanızdan, arşivinizden çıkarır gibi ve bunları tarif edersiniz. Yani, bu deneyime tekrar dalarsınız ve onu açıklarsınız.

Bu, manevi alanda olanlara benzer. Orada maddi bir hacim yoktur. Bu hacim “arzudur” ve içinde geçmişteki koşulumu tekrar hissetmeye başlarım ve bir şekilde size aktarırım. Hepsi bu. Sadece arzunun içinde.

Bu tıpkı bizim dünyamızdaki gibidir. Etrafımızdaki her şeyden kendinizi kopardığınızı ve sizinle benim, yukarısının, aşağısının, hiçbir şeyin olmadığı, sadece boşluk olan kozmik bir uzayda olduğumuzu hayal edin. Ama içimizde belirli bir ortak empati, duygu, düşünce, hafıza ve diğer her şey vardır. İşte bunlar, sanki birer manevi koşul gibidir.

Manevi Çalışmada Yasaklar

Soru: İçsel çalışmamızda ve tüm dünyayla çalışmamızda ifşa etmemiz yasak olan şeyler nelerdir?

Cevap: İfşa etmemiz yasak olan şeylere henüz sahip değiliz, bu yüzden onları bilmiyoruz.

Ve onları öğrendiğimizde, o zaman aramızdaki bağların nasıl ifşa olduğunu, hepsinin birbirimize yardım etmemizin anahtarı olup olmadığını göreceğiz, çünkü bu en önemli şeydir. Bunu doğru bir şekilde kullanmalıyız.