Daily Archives: Aralık 30, 2025

Maneviyata Giriş Hazırlığı

Soru: Hazırlık dönemi boyunca yaptığımız her şey, yeteneklerimizle ilgili hayal kırıklığına uğramamıza mı yöneliktir?

Cevap: Elbette! İlk aşama, tüm varlığımın düşüncelerimde, eylemlerimde ve arzularımda bütünüyle egoist olduğunu doğrulamak için gereklidir.

Bu egoizm beni Yaradan’dan koparıyor; asıl mesele bu. Ben sadece bir egoist değilim. Egoizm beni Yaradan’dan öylesine koparıyor ki, kendime, başkalarına ve O’na karşı öfkelenmeye başlıyorum ve bunun neden başıma geldiğini sorguluyorum. O’nunla benim aramda bir mücadele içindeyim ve yaşadıklarım için O’nu haklı çıkarıp çıkarmayacağımı bilemiyorum.

En rahatsız edici, korkunç şeyler, sıradan bir insanın karşılaşmadığı ölçüde, yoğun bir içsel sorgulama ve analiz eşliğinde başıma geliyor. Bana egoizmin alçaklığını göstermek için, toplum içinde son derece utandırıldığım ve kötü düşünce ve arzularımın “ortaya çıkmasından”, yargılanmaktan ya da dışlanmaktan çok korktuğum durumlar veriliyor.

Bu tür hisler, insanı sarsmak, onu koşullarının üzerine yükseltmek, onları hafife almamasını sağlamak ve bunların tamamının kendi egoizminin ürünü olduğunu fark ettirmek için bilinçli olarak yukarıdan gönderilir. Yani, ihsan etme niteliğinde olabilmek için, kendinizi düşünmemelisiniz, aksine kendinizin üstünde olmalısınız; bu utançtan kaçınmak için değil, ihsan etme niteliğinin her şeye değer olduğunu gerçekten ifşa etmek içindir.

Dolayısıyla, tarif edemeyeceğiniz türden içsel sorgulamalar vardır. İnanıyorum ki gelecekte, Kabalistlerin makalelerinde ele aldıkları konuları daha sanatsal ve psikolojik açıdan detaylı bir biçimde anlatan sanat eserleri ortaya çıkacaktır.

Gerçeklikten Kaçış

Soru: İnsanın gelişmesi ve değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bazı insanlar dünyada neler olup bittiğini ve nedenini akıllıca açıklayabiliyor. Bazı dinler bunu şöyle açıklıyor: “İnsanlar Tanrı’ya inanmadığı için Tanrı onları cezalandırır.” Bu kadar çok zeki insan arasından nasıl öne çıkabiliyorsunuz?

Cevap: Öne çıkmayacağım.

Yorum: Ama insanların gerçeği bilmesini istiyorsunuz.

Cevabım: Söyleyeceklerimi söylerim, fakat başkalarını eleştirmek istemem. Sebep–sonuç olgularının ciddi biçimde analiz edilmesini ve sorgulanmasını arzulayan bir kişi, bende rasyonel bir tohum görecektir, diğer herkeste ise onların başarısızlıklarını görecektir.

Yorum: Birçok insan Budizm’e geçiyor. Budizm’de huzur bulacaklarını düşünebilirler.

Cevabım: Böyle düşünebilirler; birkaç yıl orada otururlar ve sonra akılları başlarına gelir, çünkü bir çözüm bulamayacaklardır. Onların çözümü bu dünyadan kopmak, nirvanaya ulaşmak ve her şeyden elini eteğini çekmektir.

Budistlerin mutlu olduğu bir örneği nerede görüyoruz? Hindistan’da (kast sistemi ve bölünmüşlükle, insanların sefalet içinde yaşadığı ve herkesin ekmek parası için savaştığı ve sokaklarda dolaşan kutsal ineklere taptığı bir ülkede) böyle yaşamamız gerektiğine dair bir örnek nerede görüyoruz? En azından bu hayattan bir kaçış yolu bulup illüzyonlara kapılmaları mı? Yoksa ruhları yakıp ardından Ganj Nehri’nde mumlarla aydınlatılmış tekneler salma inanışları mı?

Bunda hiçbir şey görmüyorum, ne devlet yapılarında ne de “sevgi” diye bağırırlarken birbirleriyle olan ilişkilerinde. Kast sistemlerinde başkasına elini bile uzatamayacağın, başka bir kasttan biriyle evlenmenin mümkün olmadığı; bu kadar yoksulluğun, sınıflar arasında böyle bir ayrımın olduğu bir yerde nasıl bir sevgiden söz edilebilir?

Hangi konularda örnek olabilirler? Gerçeklikten kaçış konusunda.

Arzular Kaybolursa

Soru: Klasik bir söz vardır: İnsan hayatında bir ağaç dikmeli, bir ev yapmalı ve bir oğul sahibi olmalıdır. Diyelim ki kişi küçük evini yaptı, bahçesini dikti ve benzeri şeyleri gerçekleştirdi. Peki, bütün bunların anlamı nedir? Büyükbabalarından nefret eden torunlar etrafta koşuşturur; çocuklar onun nihayet ölmesini bekler. Ve hayatın sonunda hayal kırıklığından başka iyi bir şey olmaz.

Bir insan hayatının sonunda mutlaka hayal kırıklığına mı uğramalıdır?

Cevap: Zorunda değilsiniz; hayal kırıklığına uğramanıza gerek yok. Bu size bağlı. Kural olarak, doğal bir ölümle vefat eden insanlar, ölmeleri gerektiği konusunda hemfikirdirler. Onlar sadece tükenmişlikten ölürler.

Soru: Ama sevinçten değil mi, bir gülümsemeyle değil mi?

Cevap: Hayır, bunu söylemem çünkü bu bir tür kurtuluştur. Bir insan ölümü korkunç bir şey olarak düşünmez. Bu, ona çeşitli sorunlardan kurtuluş gibi görünür; özellikle çözülemeyen ve hâlâ üzerinde asılı kalan ve bıktığı sorunlardan.

Yorum: Sizin yaşınızdaki birçok insanın kendinden vazgeçtiğini gördüm.

Cevabım: Artık hiçbir şeyleri kalmamıştır. Özellikle kişi emekli olduğunda, bedeni ne kadar dayanırsa o kadar sürecek olan hayvansal varoluşunu sürdürmekten başka bir şeyi kalmaz. O zaman zaten yapılacak bir şey yoktur; istemsizce yaşarsınız, çünkü beden yaşıyordur.

Yorum: Ama aynı zamanda hiçbir şeyi algılamak da istemezler. Sanki kendilerini küçük dünyalarının içine kapatmış gibidirler.

Cevabım: Yorgun! Yorgun.

Yorum: Bir zamanlar her şeye hazırdı. Ona açıklarsınız…

Cevabım: Ona hiçbir şey açıklayamazsınız çünkü içimizde tüm eylemlerimize neden olan arzu çalışır.

50 yaş civarı ve sonrasında, bir kişinin arzuları azalmaya başlar. 40’a kadar kişi açık gözlerle yaşar. 40 ile 50 arasındaki biri istikrar kazanmaya başlar ve sonra arzuları yavaş yavaş azalır. Ve bu arzular tamamen kaybolduğunda, beden ölür.

Arzular, yaşamı, gelişmeyi veya bedenin ölmesine yol açar. Hepsi bu! Beden kendi başına binlerce yıl yaşayabilir. Ayrılan, arzudur.

Efendi’nin Günü Ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Gündüz ve gece, Dünya’nın dönmesine bağlı olarak güneşin doğuşuyla tanımlanabilir. Peki, Yaradan’ın günü ve Yaradan’ın gecesi nedir? Gündüzün ve gecenin nerede olduğunu nasıl kontrol ederim? Elbette bunun astronomi ya da fiziksel dünyayla hiçbir ilgisi yoktur çünkü orada cansız seviyedeki güçler çalışır.

Yaradan’ın günü ve gecesi, insanın içinden geçtiği koşulları ifade eder. Kişi ne kadar ilerler ve kendini Yaradan’la özdeşleştirirse, O’na o kadar yaklaşır; buna bağlı olarak da Yaradan için günün ve gecenin ne olduğunu hisseder. Kişi, bu sürece eşlik eden koşul değişimlerini hisseder. Yaradan’da hiçbir değişim yoktur; Yaradan’ın gecesi mi gündüzü mü olduğuna karar veren, kişidir.

Gecenin olmadığı gün, günün olmadığı gece yoktur. Tora elbette günlerden ve gecelerden manevi anlamda söz eder; yani Yaradan’ın günü ve gecesinden. Bu kavramların içine dalmalı, manevi gündüz ve gecelere göre yaşamaya başlamalıyız ve gelişimimizin tüm sürecini, sonsuz manevi doğanın sonsuz evrimini fark etmeliyiz.

Manevi çalışmamızda kişi, karanlığın ışık gibi parladığı ve akşam ile sabahın tek bir gün hâline geldiği noktaya gelmelidir.

Yaradan’ın gününde tüm dualar kabul edilir; çünkü o anda ben Yaradan’a yakınımdır ve O’nunla doğrudan bağdayımdır: ben O’nunla, O da benimle. Buna Yaradan’ın günü denir. O zaman Yaradan dualarımı kabul eder ve Yaradan’ın bana ne şekilde hitap ettiğini anlarım. Aslında, her zaman Yaradan ile bağdayız ama ben bunu anlamıyorum ve O’nunla iletişimde olduğumu da fark etmiyorum.

Yaradan’ın gününü beklemek, mantık ötesi inanç için yani ihsan etme nitelikleri için çabalamak demektir. İnanç öyle güçlü olmalıdır ki, Yaradan’ın dünyayı iyilikle yönettiğini açıkça görebilelim.