Monthly Archives: Aralık 2025

Bir Kabalistin Aklı

Yorum: Çok geniş bir zihne sahipsiniz, ancak insan beyni tüm evreni bu kadar geniş bir şekilde algılayıp hissedemez. Sizin içinizde bilgelik var.

Cevabım: Bu, manevi edinimin bir sonucudur, dünyevi seviyede zeki olmam değil. Dünyevi seviyede, Newton ya da Einstein değilim.

Soru: Peki bu engin bilginiz nereden geliyor?

Cevap: Gerçek şu ki, tamamen farklı bir arzu hacmine sahibim. Arzumun içinde, bu dünyada olan her şeye küçük çocukların oyunu gibi bakıyorum. Dünyamızı, tüm hacmiyle, tüm bağlantılarıyla yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya bütünüyle kolayca kavrayabileceğim bir seviyede görüyorum. Benim için bu, bir sandviçe benzer.

Onun dört bölümden: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinden oluştuğunu görüyorum ve bunların birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini ve insan seviyesinin sonunda yukarıya, manevi dünyaya yükselecek şekilde giderek nasıl geliştiğini ve diğer tüm seviyeleri de beraberinde yukarı çektiğini görüyorum.

Bunu tamamen spekülatif olarak, görsel şekilde görüyorum; ama bunu, içimde manevi bir Kli, manevi bir arzu geliştirmiş olduğum için görüyorum. Aksi hâlde, böylesine geniş bir hacimde ve böylesine net olarak, yukarıdan aşağıya göremez ve tabiri caizse onu bu şekilde yönlendiremezdim.

Dünyamızda, ‘birisi şöyle söyledi,’ ‘birisi böyle düşünüyor,’ ‘şuna göre,’ ‘buna göre’ gibi ifadelere dayanan çok fazla bilgi taşıyan, üstün zekâlı bilim insanlarıyla konuştum. Bilgi yığını içinde boğuluyorlar, onu sindiremiyorlar. Çünkü onlar bilgiye dayanırlar ve bu yüzden onlar için zordur.

Soru: Ama diğer insanların tüm koşullarını göremezsiniz, değil mi? Her şeyi bir tabaktaymış gibi görmek için her zaman her yerde değilsiniz.

Cevap: Evet, doğayı genel olarak görüyorum. Elbette tüm koşulları, tüm değişimleri, her insanın başına gelen ve yaşadığı her şeyi bilmiyorum. Sadece genel gelişim planını biliyorum. Ben bunu bizzat yaşadım ve bu nedenle başkalarının nelerden geçmesi gerektiğini anlıyorum; çünkü bireyin yolu ile bütünün yolu tamamen aynıdır.

Tüm dönüşümlerin ve değişimlerin doğasını biliyorum ve bu yüzden, bu benim için bir sır değil. Bir insanın özel koşullarını bilmem; başka birine bakıp ne düşündüğünü söyleyebilen, Wolf Messing gibi bir medyum değilim.

Bu arada, Kabala (dünyamızda birtakım duyu ötesi numaralar yapmak, çeşitli gösteriler gerçekleştirmek, yirmi basamaklı kesirleri, sayıları toplama gibi) böyle yetenekler hiç vermez. Geçmişi ya da geleceği bireysel anlamda görmeyi sağlamaz; yalnızca tüm gelişimin genel sistemini verir. Bu sistemin içinden nasıl geçtiğinizi hissedersiniz ve şu anda nelerden geçmekte olduğunuzdan, bunun nasıl gelişmesi gerektiğini anlarsınız.

Kişisel ruhlara girmezsiniz. Ve neden buna ihtiyaç var ki? Başkalarında ne görebileceğim ne fark eder ki?

Soru: Yani, yaşadığınız koşulları hatırlıyorsunuz ve sadece bu sayede bir insanda neler olup bittiğini mi anlayabiliyorsunuz?

Cevap: Elbette, sadece kendi deneyimimden ve sadece bugün bulunduğum dereceye bağlı olarak. Eğer bana bu derecenin üzerindekiler hakkında bir şey sorarsanız, sadece tahmin edebilirim; emin değilim, kesinlikle emin değilim.

Üstelik tüm deneyimim bana bunun kesinlikle yanlış olduğunu söylüyor. Öte yandan, bana: “Ne düşünüyorsunuz: şöyle mi yoksa böyle mi olacak?” derseniz, size her şeyi söyleyebilirim ve yine de bu öngörülemez olacaktır.

Doğa Koruyucu Perdesini Kaldırmaya Başladı – Bölüm 4

Doğa bizi bir kısıtlama yaratarak korur; yani doğa üzerindeki etkimiz, sadece içsel gelişimimiz ölçüsünde ortaya çıkar. Merhametli bir yargıç gibi ceza verirken, sadece suçları değil, aynı zamanda onları anlama ve fark etme yeteneğimizi de hesaba katar.

Doğa, adeta olumsuz etkilerimizi filtreler ve onları milyarlarca kez azaltır. Sonuç olarak, doğaya yalnızca çok az etki ederiz ve bunu da belli bir biçimde, sadece ondan öğrenmek ve gerçekten onu etkilediğimizi anlamak için yaparız.

Her şeyden önce, insan, insan seviyesinde doğanın ayrılmaz bir parçası olmalıdır; yani diğer insanlarla olan ilişkilerinde, herkesin tek bir beden olduğunu anlamalıdır. Kişi kendi ıslahını sağlamalıdır ve yalnızca çevreyi (cansız, bitkisel ve hayvansal) korumanın kendisine yardımcı olacağını ummamalıdır. Bu en temel noktadır.

Tüm atıkları “geri dönüşüme” yani yeniden kullanıma göndersek ve hatta tüm Atlantik Okyanusu’nu atıklardan temizlesek bile, bu doğayı kurtarmamıza yardımcı olmayacaktır. İnsanın doğayla bütünsel ilişkisi, düşünce ve arzu seviyesinde ifade edilir—doğa üzerindeki asıl etkimiz budur.

Doğada, evrensel bütünsel bağ yasası işler, çünkü doğa Yaradan’dır! Bir kurt bir koyunu öldürüp yese bile, bunu doğanın emriyle yapar; doğa ona hasta canlıları öldürmesini söyler.

Ormandaki tüm kurtları yok ederseniz, tüm hayvanlar hastalanır ve tüm orman yok olur. Doğada herkes başkaları için yaşar. Bunu farkında olmadan içgüdüsel olarak yapar. Kurt, hasta hayvanları yemek için yaşadığını bilmez.

Ama insanların hayatta kalmak için birbirini yemelerine gerek yok. Birbirlerine sadece egoizmleri yüzünden zarar veriyorlar.

Doğayı fiziksel seviyede “korumak” yerine, ondan doğanın tüm parçalarının var olduğu içgüdüsel doğru bağı öğrenmemiz gerekir. İnsan toplumunu da aynı yasalara dayandırmalıyız. Hayvanların fiziksel eylemlerle yaptıklarını, bizim manevi eylemlerde inceleyip yerine getirmemiz gerekir.

İnsanların düşünce ve arzuları, alt seviyelere; cansız, bitkisel ve hayvansal dünyalara bir uygulama olarak yansıtılır. Bu nedenle, insan toplumunu bütünsel bir biçimde inşa etmeli ve doğaya, bir parçası olduğumuz genel bir sistem olarak ele almalıyız.

Doğaya tepeden ya da yandan bakmak yerine, doğanın tamamının üst güç, Yaradan olduğunu ve insanlığın onun ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini hissetmeliyiz. Doğru katılımımızla, doğanın tamamı dengeye girecektir.

Doğadaki tüm dengesizlikler, insana kendini dengeye getirmesi için gösterilir. O zaman insan, doğaya olan etkisinde, her şeyin nasıl dengeye geldiğini görecektir. İnsan kendini ıslah ederse, Dünya bir Cennet Bahçesi’ne, mükemmel bir sisteme dönüşecektir.

Bunu yapmazsak, doğa bizi acımasızca eğitecektir ki son zamanlarda gördüğümüz de bu.

Anlamla Yaşamak – Bölüm 2

Soru: Hayatın herkes için ortak olan tek bir anlamı olduğunu kabul etmek zor. Her insan kendi anlamını aramıyor mu?

Cevap: Görünen o ki, herkes her gün yeni bir anlam arıyor; yani bugünden haz alacak bir şey. Ama hayatın gerçek anlamı geçici olamaz: Eğer anlam tükenmişse, o zaman hiçbir anlam yoktur. Bir gün benim hayatım sona erecek ve başkalarını önemsesem bile, onların hayatı da sonsuz değil.

Hayatın anlamı ancak sonsuz olabilir. Eğer bu mevcut değilse ve yaşam süremizle sınırlıysa, o zaman ya kendimizi bazı hobilerde hayalî bir anlam bularak kandırırız ya da hiç anlam aramadan, sadece şimdiki anı yaşarız.

Soru: İnsan, hayatın sonsuz anlamını bulma gerekliliğine ne zaman gelir?

Cevap: Bu, içsel gelişime ve acının ölçüsüne bağlıdır. İnsan, hayatının anlamsız geçmesi gerçeğinden acı duymalıdır. Hayatı çok refah içinde, adeta krallar gibi olabilir; tek bir şey dışında hiçbir eksiği olmayabilir: “Peki ben ne için yaşıyorum?” Bu dünyada her şeye sahip olabilir ama bu onu tatmin etmez. Bu, insanın içsel ihtiyaçlarına bağlıdır.

Eğer kendimizi hayatın sonsuz, gerçek anlamı ile doldurmazsak, o zaman bu, beden ölene kadar bedensel seviyedeki yaşamdır. Ancak gerçek anlama yükselmek istiyorsak, bu soruya cevap veren amaçla her zaman bağda olmalıyız. Tüm evreni yöneten doğanın üst gücüyle bağ kurmalıyız. Ona ulaştığımızda, hayatın anlamını ifşa edeceğiz.

Üst güçle bağ kurun kişi, her şeyin özel bir amaç için yaratıldığını anlamaya başlar. Ve bir hedefle bağ kuran biri bu dünyada bir köke dokunursa, onu eylemlerine anlam katmak için doğru şekilde nasıl kullanacağını bilir. Bu dünyadaki her detayı doğru şekilde kullanarak, onun aracılığıyla daha yüksek anlamla bağ kurabilir.

Böylece kişi, tüm bu dünyayı kutsar ve onu bir zamanlar bu dünyanın genişlediği üst köke geri döndürür. Görünüşe göre dünyayı doğru şekilde kullanmayı öğrenir. Gerçi bu eylemler dışarıdan fark edilmeyebilir çünkü her şey kişinin niyetine bağlıdır.

Çocuklarımız İçin Daha İnsancıl Bir Dünya

Soru: Bütün ebeveynler çocuklarını iyi, başarılı, eğitimli bireyler olarak yetiştirmek ister. Ancak siz eski yetiştirme yönteminin artık işlemediğini ve yeni araçlara ihtiyaç duyduğumuzu söylüyorsunuz. Bu “yeni yetiştirme” nedir?

Cevap: Öncelikle bize “yeni” bir yetiştirme değil, sadece “yetiştirme” gerekir, çünkü eski yetiştirme yöntemi artık yok. Şu anda hiçbir yetiştirme yöntemine sahip değiliz; bir insan şekillendirmiyoruz. Bu nedenle bugün İsrail’de ve tüm dünyada var olan eğitimi, bir yetiştirme sistemi olarak adlandıramayız.

Çocuklarımızı okula göndererek onları yetiştirdiğimizi düşünerek kendimizi kandırıyoruz. Okul onları yetiştirmiyor. Okulda çocuklar zararlı örnekler edinir ve okul sadece notlarla ilgilenir; bir çocuğun nasıl davranacağı öğretmenlerin umurunda değildir.

Herkes kabul eder ki, en sorunlu aileler gibi nadir istisnalar dışında, evde çocuklar genellikle kötü örnekler almazlar. Peki gençler kötü alışkanlıkları nereden edinirler? Ya internet’ten ya da okuldan, yani dış etkilerden. Bu nedenle dış etkilerin olumsuz değil, olumlu olması için özen göstermemiz gerekir.

Okul, çocukların yetiştirilmesi ile hiçbir şekilde ilgilenmiyor. Okulu, yalnızca bilgi veren bir yer olmaktan çıkarıp, kişinin terbiye ve karakter gelişimi aldığı bir yere dönüştürmek için yeni yetiştirme araçlarına ihtiyacımız var. O zaman çocuklarımızın nasıl olumlu yönde değiştiğini, birbirleriyle bağ kurabildiğini ve daha iyi, daha insancıl bir dünya inşa edebildiğini göreceğiz.

Aile kurabilecekler ve internetteki her türlü bilgiye erişebilecekler. Onlara insan, insan bedeni, cinsiyetler hakkında daha fazla bilgi vermeliyiz ama doğru ve açık bir biçimde.

Aynı zamanda, çocuk dışarıdan bilgi alırken, açıklamalar da eklemek gerekir ki böylece neden bu tür arzulara ve düşüncelere sahip olduğunu anlayabilsin.

Onları utandırmamalıyız, konuları utanmadan, doğru ve açık bir şekilde, rahat bir dille konuşmalıyız ki çocuk kendi içine kapanmasın ve doğasını nasıl kontrol edeceğini bilemez hâle gelmesin. Burada ebeveynlerin, psikologların ve uzmanların ortak çalışması gereklidir.

Soru: Eğitim Bakanlığı’nın psikologları, öğretmenleri, ebeveyn desteği ve büyük bir bütçesi var. Öyleyse neden iyi sonuçlar yok?

Cevap: Bugün okullarda, günümüz nesilden iyi insanlar yetiştirebilecek uzmanlar görmüyorum. Okul eğitiminin sonuçlarını nerede görebiliriz?

Yorum: Kızım 11. sınıfta ve her gün onu saat 16.00’ya kadar, bazen 18.00’e kadar okulda tutuyorlar. Bu hükümete çok paraya mal oluyor.

Cevabım: Ancak bunların hiçbirine gerek yok. 11. sınıftaki kızımın, okulda geçirdiği zamanın yarısını, kendi içinde bir insanı nasıl inşa edeceğini, çevresini ve ailesini nasıl kuracağını, iyi bir dünyada iyi hisseden bir insan olmayı öğrenmeye ayırmasını isterim.

Okul bununla hiç ilgilenmez. Sadece matematik, fizik, biyoloji öğretir; yani çocuğu üniversiteye hazırlar, başka bir deyişle nasıl para kazanılacağını öğretir. Bu nedenle bu tür sonuçlar elde ederiz.

Yaradan’ın Tutumunu İfşa Edin

Soru: Yaradan’ın yönetiminin O’nun iyiliksever olduğunun ifşası nasıl gerçekleşir? Sonuçta, edindiğimiz her şey, sanki O’nu doğrudan ifşa etmek istemiyormuşuz gibi, mantık ötesi inançla edinilir.

Cevap: Eğer kişi, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu, sadece kendisine karşı değil, gerçekten O’nu ifşa etmek için kendini ayarlarsa, uyguladığı baskıya, arzusuna göre, Yaradan’dan bir yanıt alır.

Sonuçta anlaşılır ki, Yaradan’ın kendisine karşı tutumunu bilmek için bir soru ile Yaradan’a döner ve bir yanıt alır.

Eğer Yaradan’ı Hissetmiyorsanız

Soru: Tüm dünyanın ihsan etme niteliğiyle dolu olduğunu hissettiğiniz, ancak içinde Yaradan’ı hissetmediğiniz bu koşul nedir?

Cevap: Bu doğru olmayan bir koşuldur. Sizin dünyanızda, sizin maneviyat algınızda, Yaradan’ın kendisi mevcut değildir.

Bu sizden, ciddi bir şekilde düşünmenizi ve O’nun sizinle etkileşime girmesini, O’nunla birlikte olmayı ve O’nu memnun edecek şeyleri yapmayı arzulamanızı talep etmenizi gerektirir. Sonra O’nun bunu yerine getirmesini beklersiniz.

Dostlara Özlem

Soru: Ders bittikten sonra dostlarınızı özlemeye başladığınızda, onları bedeninizin vazgeçilmez bir parçası gibi hissettiğinizde, yani sürekli onlarla bir olmak istediğinizde hissettiğiniz bu duygu nedir?

Cevap: Bu doğru bir duygudur. Çalışmaya devam edin, gruplar için verilen tüm görevleri tamamlayın ve kendinizi bu koşuldan yukarı doğru yükselirken göreceksiniz.

Eğer Mutluluk Herkes Tarafından Paylaşılırsa

Toplumun kişi üzerindeki etkisinde özel bir olgu vardır. Eğer büyük bir toplumla birlikte bir sorunla karşı karşıya kalırsam, bu sorun herkes arasında bölünür ve bu sorunla tek başıma kaldığımı hissetmem. Nadir görülen ve ağır bir hastalığa yakalanırsam, çok endişelenirim. Ancak bu bir salgınsa ve çevremdeki herkes hastaysa, o zaman bu o kadar korkutucu olmaz.

Sorun, benim sadece bir parçası olduğum tüm toplumla anında paylaşılır. Bu nedenle, korkum artık sorunun kendisinden kaynaklanan tam bir korku değildir, herkes arasında bölünür ve milyonda bire indirgenir. Bu, benim isteğimden bağımsız olarak gerçekleşir, çünkü ben diğerleriyle tek bir sistem içinde bağlıyım. Dolayısıyla, ortak sorunda benim payım sadece milyonda birdir.

Bu, sorunun bana olmayacağı anlamına gelmez, olacaktır. Ancak korku ve tehdit duygusu, insanların algısında herkes arasında bölünür. Diğerleriyle bağlı olduğum ölçüde, zorluklar hakkında daha az endişelenirim.

Ancak mutluluk olduğunda, bu herkesle paylaşıldığında azalmaz. Çünkü mutluluk herkesle birlikte hissedilir. Dert kişinin kendi içinde hissedilir, ancak mutluluk dışarıda, aramızda hissedilir. Tüm dünyayı yaratan iyiliksever güç herkese etki eder ve bölünmez. Mutluluk olduğunda, herkes tam anlamıyla sevinir.

Dahası, paylaşılan mutluluk, her birimizin mutluluğunu artırır. Örneğin, bir savaşta zafer kazanıldığı haberi gelir. Bu mutluluk, bir milyona bölünerek bana mutluluğun milyonda birini bırakmaz. Aksine, bir milyonla çarpılır ve ben bir milyon kat daha fazla mutluluk hissederim! Sokağa çıkarım, herkesin kutladığını görürüm ve evde yalnız olsaydım hissedeceğimden tamamen farklı bir mutlulukla dolarım.

Birliğin gücü, eşsiz ve mucizevi bir niteliğe sahiptir. Acıyı herkes arasında bölüştürürken, sevinci ve mutluluğu herkes arasında katlar. Bu, yaratılışın kaynağından, Büyük Patlama noktasından, tek bir güçten ortaya çıktığımız gerçeğine dayanır.

Bu nedenle, bugün tüm doğanın tek bir sistem olduğunu ifşa ediyoruz. Bu güce ne kadar yaklaşırsak, doğanın birleşik sistemine o kadar benzeriz, o kadar çok kazanırız ve çok da büyük bir kazanç sağlarız; milyonda bir yerine, birin bir milyonla çarpımını elde ederiz!

Bütünsel eğitim yoluyla bunu doğru bir şekilde kullanmayı öğrenirsek, mutluluğun zirvesine ulaşırız.

Her Şey Bağın Gücüne Bağlıdır

Soru: Yaradan’ın açık yönetimini eninde sonunda ifşa edeceğimi biliyorsam, bu bilgiyi egoizmden uzak bir şekilde nasıl kullanabilirim? Er ya da geç Yaradan’ı edineceğime inanıyorum ve gelecekteki koşulumu şimdiden uygulayabileceğimi düşünüyorum.

Cevap: Bunu nasıl uygulayabilirsiniz?

Yorum: Yaradan’ı ifşa edeceğime olan inancımla.

Cevabım: Henüz inanç niteliğine sahip değilsiniz. Sadece gelecekte bir gün onu edineceğinizi düşünüyorsunuz. Bunu şimdi mi yoksa başka bir zamanda mı edineceğiniz bilinmiyor.

Bu nedenle, daha büyük bir birliktelikle Yaradan’ı ifşa etmek için dostlar grubunuzla birlikte daha da ilerlemeye odaklanın. Her şey bağınızın gücüne bağlıdır.

Anlamla Yaşamak – Bölüm 1

Soru: İnsanın, hayatının anlamlı olduğunu hissetmesi çok önemlidir. Hayatın anlamı herkes için evrensel mi yoksa herkes kendi anlamını mı bulmalı mı?

Cevap: Hepimizin hayatının tek anlamı var: insan gelişiminin zirvesine ulaşmak ve bizi yaratan ve yöneten daha yüksek gücü edinmek. Ona yaklaşabilir, anlayabilir, tanıyabilir ve ortağı olabiliriz. Hayatımızın anlamı bu gücü edinmekte yatmaktadır. Yaratılışın düzenine göre başka bir anlam yoktur.

Doğayı, bu dünyayı ya da kendimizi yaratmadık. Herhangi bir anda başımıza ne geleceğini veya tepkilerimizi belirlemeden, bir yasalar sistemi içinde varız. Hiçbir şey bize bağlı değil. Peki, ağa yakalanan balık gibi olduğumuz bu sistemde bize ne kalıyor?

Bizler, cansız, bitkisel, hayvansal ve insani her seviyede ve geçmiş, şimdi ve gelecek tüm zamanlarda, tüm biçimlerde ve birbirleriyle her türlü kombinasyonda etkileşimde bulunan bir güçler sisteminin içine gömülüyüz, bu da beni geçmişte, şimdide ve gelecekteki tüm nesillerle bağlar. Kendimi onlara ait hissederim çünkü temelde, binlerce yıllık tarih boyunca milyarlarca insandan biriyim.

Bu yüzden hayatın anlamını ararken, önce şu anda yaşadığım günü analiz ederim ve hemen anlamı anlamadığımı keşfederim. Keşke benim ve doğanın yaşadığı tüm süreci bilseydim. Ama küçük bir insan böyle yüce şeyleri nasıl bilebilir ki?

Bu durumda, kişi kendini bu geçici, kısa yaşamda anlam aramakla sınırlamak zorundadır. Bu da artık yaşam ve ölümün ötesindeki nedenlerini ve sonuçlarını sormadığım, sadece hayatın içine baktığım anlamına gelir.

Ve insanlar böyle yaşar: başarıya ulaşmak, aile kurmak, iyi çocuklar yetiştirmek, dünyayı gezmek, ünlü bir bilim insanı ya da müzisyen olmak vb. isterler. Her birey, kendisine en yakın olanda anlam bulur.

Belki sadece eğlenmek istiyorum ya da sadece gerektiği kadar çalışmak ve akşamları eve gelip kanepeden kalkmadan televizyon izlemek istiyorum. Bu da hayatın anlamı olarak kabul edilebilir.

Ama sorun şu ki, kendi planlarımıza göre yaşamıyoruz. Gelişim motoru sürekli döner ve bizi çevirir ve tüm hislerimizde, niteliklerimizde, entelektüel, duygusal ve içsel gelişimimizde bizi ileriye doğru iter. Bu yüzden değişiriz ve dünün yaşam anlamı bugün anlamını yitirir. Eski çocukluk hayallerim çoktan buhar olup uçmuştur.

Örneğin, üç yaşında torunum çöp kamyonu şoförü olmayı hayal ediyordu. Böylesine devasa bir makineyi kontrol eden ve böylesine büyük bir ses çıkaran kişi olmak, ona mutluluğun zirvesi gibi geldi. Bugün torunum on yaşında ve tabii ki artık çöp kamyonu hayal etmiyor.

Başka bir deyişle, hayatın anlamı sürekli büyür. Peki, bu dünyada yaşayan biri hayatın anlamını anlar mı, yoksa sorunların ağırlığı altında sadece olana razı mı olur? Anlam olup olmamasıyla ilgilenmez. Onun için önemli olan kendini iyi hissetmektir.

Okulda öğretmenime hayatın anlamı hakkında sorduğumu hatırlıyorum ve şu cevabı almıştım: hayatın anlamı iyi bir kitap okumak, ilginç bir film izlemektir…

Ve bir arkadaşım, on dört yaşından itibaren kendini Fransız Otuz Yıl Savaşları’nı incelemeye adadı. Bunu hayatının işi haline getirdi ve gerçekten bu konuda önemli bir uzman oldu. Hayatının anlamını böyle buldu, ancak sonradan bu tutku söndü.

Böylece herkes hayatta bir anlam buluyor – ailede, çocuklarda. Ama insanlara günlük hayatlarının anlamının ne olduğunu sorarsanız, nasıl cevap vereceklerini bilemezler ya da hayatın anlamının sadece yaşamak olduğunu söyleyeceklerdir. Eğer doğmuşsak, artık gidecek yer yoktur; yaşamalıyız. Ama ne amaçla yaşanacağını kimse bilmez. Ve böylece hayat anlamsız devam eder.