Yorum: İnsan nereye gideceğini bilmeden duruyor. Yolların bu tartışmasını duyuyor: birinin sonunda cehennem, diğerinin sonunda cennet var. Yine de hiçbir yere hareket etmiyor. Sanki parçalanmış gibi; hangi yöne gideceğini bilmiyor!
Cevabım: Bu bizim her saniye hissettiğimiz bir şey.
Yorum: Yani, bu yollar, sadece şu anda durup bir karar vermemle ilgili değil. Ben her zaman bu koşulun içindeyim.
Cevabım: Her zaman bunun içindesiniz.
Soru: Her zaman bir yol ayrımında mıyım?
Cevap: Evet, her an.
Soru: Peki, sonunda hangi yolu seçeceğime nasıl karar vereceğim?
Cevap: Hiçbir şeye karar vermezsiniz. Hiçbir şeye karar vermezsiniz; her şey yukarıdan belirlenir. Yönlendirilmeniz gerektiği gibi yönlendirilirsiniz. Ve bu zaten bilinir ve önceden belirlenmiştir. Öyleyse asıl önemli olan, bununla hemfikir olmak, endişelenmemek ve her şeyi düzenleyen Yaradan ile bağ kurmaktır. O, sizi elinizden tutup gitmeniz gereken yere götürecektir. Siz sadece itaatkar bir şekilde kendinizi ıslah edin, yani her an O’nunla hemfikir olun.
Soru: Öyle ya da böyle, bu yol ayrımında bir an, bir süre durup O’nunla hemfikir olup O’nun yönlendirdiği yere gitmem mi gerekiyor?
Cevap: Evet.
Soru: “Kalbin götürdüğü yere gitmek” bu mu demek?
Cevap: Öyle denir. Düz çizginin tanımına göre. Düz çizgi, aslında her noktasında bir dönüş olan bir eğridir.
Yorum: Bunu bilmiyordum. Benim için, ilkokul birinci sınıftan beri, bu, iki nokta ve aralarındaki düz bir çizgidir.
Cevabım: Hayır. Düz bir çizgi çizemezsiniz; son noktayı bilmiyorsunuz. Ama her noktada bir dönüş yaparsınız ve bu yüzden düz bir çizgi olur.
Yorum: İnsan kendi yolunu seçmez, diyorsunuz. Yaradan onun için seçer. Ve siz her zaman çizginin, Yaradan ile hemfikir olmak olduğunu vurguluyorsunuz.
Cevabım: Evet.
Soru: Neden hemfikir oluyorum? Bu, tükenmişlikten mi, bilgelikten mi kaynaklanıyor? Burada hangisi daha güçlü?
Cevap: Çünkü bu tek doğru seçenektir. Kendimi doğaüstü bir şeye ayarlamıyorum. Özel bir karar vermiyorum. Sadece, Yaradan ile anlaşma içinde, hayatın akışına kapılmak istiyorum, çünkü o başından beri benden üstündür.
Soru: Bu bilgeliğe nasıl ulaşırız? Sürekli olarak bir şeyler seçiyoruz.
Cevap: O zaman devrimci olun. Buyurun!
Soru: Bunun boşuna bir çaba olduğu zaten açık. Kabul ettiğimde bu gerçek bir devrim mi olur?
Cevap: Yaradan ile hemfikir olduğunda olur, çünkü bu sizin doğanıza aykırıdır.
Soru: Doğamın üstüne çıkmak bu mu demek?
Cevap: Evet, hayatımız kendi egoizmimizle, kendimiz için istediğimiz şeyle bir mücadeledir. Bu nedenle, sadece böyle bir yaklaşım gerçekten rasyoneldir.
Soru: Öyleyse “Ben karar veririm” bizim içimizde mi yaşıyor? Gerçek tersine çevirme şu mu: “Sen karar verirsin, ben değil”?
Cevap: Evet, bu yüzden yukarı sıçramalı, Yaradan’a tutunmalıyız ve bu şekilde ileriye doğru uçmalıyız.
Soru: Yaradan’a tutunmalıyım, bu nedir?
Cevap: Bu, tüm evrenin doğasıdır. Her şeyi döndüren büyük bir güç, en bilge güç. Ve bizler onun içindeki küçük parçacıklarız.
Gerçekten de, üstümüzde bizi kontrol eden bir şeyin olduğunu fark etme yeteneği bize verilmiştir. Onun yönettiğini kabul etmek, bunu ifşa edebilirsek, bu bizim bilgeliğimizdir.
Yorum: Ve her zaman söylediğiniz bu ek unsur, her şeyin iyi olduğu, kabul etmesi en zor olan şeydir.
Cevabım: Eğer O yönetiyorsa ve O’ndan başkası yoksa, o zaman bize ne kalır? Yapmamız gereken en mantıklı şey O’na boyun eğmektir. Zayıflıktan değil, anlayıştan dolayı boyun eğmek.
Soru: O zaman otomatik olarak iyiye doğru ilerlediğimi anlar mıyım?
Cevap: Evet ve sonra iyiye doğru ilerleyeceğiz.
Filed under: Kabala, Maneviyat, Yaradan -
Bunda Bilgeliğimiz Yatar için yorumlar kapalı