Monthly Archives: Aralık 2025

Yavaş Yavaş Arınma

Dolayısıyla, kişi gizlilik ve ızdırapları aldığında, bilinen şifayı alacağı, kişinin içinde bulunduğu koşuldan çıkmasına Yaradan’ın yardım etmesi için daha çok dua edeceği kesindir. (Baal HaSulam, Şamati 8, “Keduşa’nın Gölgesi ile Sitra Ahra’nın Gölgesi Arasındaki Fark Nedir?”).

Soru: Bu ifadede, sanki kişi “Bu acı veriyor, beni bu durumdan kurtar” diye talep ediyormuş gibi, egoist bir unsur var gibi görünüyor. Dua nasıl olmalıdır?

Cevap: Yaradan’a yaptığımız yakarışın neden tamamen özgecil olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Yolumuza tamamen egoist olarak başlarız. Ancak yavaş yavaş egoizmden arınır ve kendimizi Yaradan’a yöneltiriz, böylece taleplerimiz daha özgecil hale gelir, başkaları adına, tüm insanlar için olur.

Bu nedenle, bizim için en önemli şeyin başkaları için endişelenmeyi bırakmak olduğunu düşünmemeliyiz. Tam tersi.

Hasta Bir Dostu Ziyaret Etmek

Soru: Dostlarınız olduğunda, kişisel talihsizliklere katlanmak neden daha kolaydır?

Cevap: Dostlarımla bağ kurduğumda, kişisel sorunum aramızda paylaşılır. Aramızda gerçekten güçlü bir bağ varsa ve onlar benim üzüntümü paylaşarak bana destek olurlarsa, o zaman bu üzüntü hepimiz arasında paylaşılır.

Hasta ziyaretinin anlamı da tam olarak budur. İnsanlar hastaları sadece durumlarını kontrol etmek, onlarla konuşmak, onlara elma ve portakal getirmek için ziyaret ederler diye düşünürüz, ama bunun çok daha derin bir anlamı vardır. Böyle bir ziyaret aslında dostumuzun acısını paylaşıp ona gücümüzü verdiğimiz için hastalığını hafifletebilir.

Her birimiz ayrı bir bedende var olsak da hepimiz tek bir sistemde birbirimize bağlıyız. Eğer birbirimize bağlıysak, o zaman tüm sistemlerimiz de birbirine bağlanır: zihinsel, duygusal ve henüz bilmediğimiz birçok diğer sistem.

Sonuç olarak, insanlar arasında ortak bir bağ sistemi oluştururuz ve gerçekte bu, hayal ettiğimizden çok daha büyüktür. Hastalık, kişisel sistemimde beni hasta hissettiren bir tür arızadır. Ancak benimle bağda olan dostlarım, bağı derinleştirmek amacıyla ziyarete geldiklerinde, benim hasarlı sistemime girerler ve onun bir parçası olurlar.

Eğer iki dostum beni ziyarete gelirse, rahatsızlığım üçümüz arasında bölünür. Henüz eşit olarak bölünmez, ancak güçlü, uygun ve doğru bir şekilde bağdaysak bölünmelidir. Diğerinin acısını nasıl üstlendiğimizi ve karşılığında hasta kişiye kendi neşe ve mutluluğumuzu verdiğimizi açıkça hissedeceğiz.

Soru: Peki, biri bana sorununu anlatırsa, bu durumu kolaylaştırır mı?

Cevap: Eğer aranızda bir bağ yoksa, bunun pratikte hiçbir etkisi olmaz. Yine de, iyi ya da kötü haberlerin kişiyi güçlü bir şekilde etkileyebileceğini, ruh halini iyileştirebileceğini ya da depresyona sokabileceğini biliyoruz.

Ama bu kişi benim dostumsa, sanki tek bir beden içinde var oluyormuşuz gibi birbirimize bağlıyız. Bu nedenle, hastalık sırasında beni ziyarete geldiğinde, sistemimdeki kusur ona da geçer ve benim için daha kolay hale gelir.

Tamamen bedenlerimizle birbirimizden ayrılmış olmamıza rağmen, duyusal düzeyde bağ kurabilmemiz sayesinde, bir dost hastalığımı iyileştirmeye yardımcı olabilir, sanki onun bir parçasını kendi içine alıyor gibi. O, benim sistemimdeki dengesizliğin bir kısmını alır ve kendi sistemi içinde dengeler.

O, sadece iyi ve doğru bir eylemde bulunarak benim acımı hafifletir ve bu dengesiz kısmı sevgiyle kendi üzerine alır. Bunun yanı sıra, onun sağlıklı sistemi, başka birinin hastalığının bu parçasını, doğası gereği kendisine ait olmadığı için tam olarak emebilir. Hastalığın bir kısmını alır, kendi içinde izole eder ve kendi alt sisteminde iyileştirir.

Soru: Bu bilinçsizce mi olur?

Cevap: Genellikle bilinçsizce olur, ancak bunun nasıl gerçekleştiğini görebilen daha yüksek seviyede insanlar vardır.

Arzu Birincil, Akıl İkincildir

Yorum: Arzu aklı geliştirir. Öğrenen kişinin zeki olmadığını söylüyorsunuz, ama yine de kişi daha akıllı hale geliyor.

Cevabım: Ancak bu akıl, yeni duyguların, hislerin ve kişinin arzularındaki değişikliklerin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Yorum: Yani daha güçlü bir arzu ortaya çıkar ve bunun bir yan etkisi olarak akıl gelişir.

Cevabım: Hayır, bu bir yan etki değildir. Bu gerçekten yardımcıdır. Artan, dönüşen arzulara hizmet eder.

Ama biz her zaman arzuların sadece bir tür tutku, başka bir şey olduğunu ve aklın güvenebileceğimiz bir şey olduğunu düşündük. Gerçekte durum böyle değildir. Her şeyin tamamen farklı olduğunu, dünyanın tam tersi şekilde düzenlendiğini görmeye başlarsınız, çünkü arzu maddenin temelidir.

Yani, sadece bizim dünyamızda eylem yaparsanız, bilgi arzuların üzerindedir. Ama üst dünyaya girmeyi arzularsanız, tüm ilerlemenizin arzularınızın değişmesine ve ıslah edilmesine bağlı olduğunu anlamaya başlarsınız. Bu nedenle, arzularınız sizin için ele almanız gereken ana konu haline gelir. Bilgi ve akıl ise yardımcı bir şey olarak yanındadır.

Yorum: Ben öyle demezdim. Sonuçta, önceki tüm bilginiz belirli şeyleri ifade etmenizi sağladı.

Cevabım: Ama daha fazlası değil. Sadece öğretmenlik mesleğimde, ama kişisel olarak buna ihtiyacım yok.

İçsel akıl yani içsel gelişim, elbette yardımcı olur ama bu ruhun türüne bağlıdır.

Ciddiyim. İnsanların, psikolojik ya da bilimsel olsun, dünyevi bilginin seviyesi ne olursa olsun, manevi gelişim için bir insana kesinlikle hiçbir şey kazandırmadığını anlamalarını istiyorum. Açıklamalar, iş, belki de dışsal şeyler için bir şey kazandırır. Ama kişinin kendisi için kazandırmaz.

Yolun Doğru Olup Olmadığı Nasıl Kontrol Edilir?

Bir yolun manevi olup olmadığını belirlemek çok kolaydır: bizim kabul ettiğimiz her şey manevi değildir!

Manevi olan, tam tersi olan şeylerdir, aklımız ve duygularımız tarafından kabul edilmeyen, istenmeyen ve nefret edilen şeylerdir. Bunlar, kesinlikle üzerinde çalışmamız gereken şeylerdir.

Eğer bir durumdan ne duygusal ne de zihinsel olarak herhangi bir fayda görmüyorsam, o zaman ancak o durumun üstüne çıkarak maneviyatı inşa etmeye başlayabilirim. Sonuçta, böyle bir durumda kesinlikle rüşvet almıyorum veya kişisel çıkar peşinde değilim ve bunun üstüne çıkmak için Yaradan’ın yardımına ihtiyacım olacaktır.

Bu yüzden kendimi sürekli kontrol ederim: bedenim çalışmama ne ölçüde direniyor? Ve bu benim için doğru ilerlemenin bir işareti olur.

Sonra bunu neden yaptığımı incelemem gerekir. Belki kendi üzerime çıkmak ve bazı kişisel hedefler peşinde koşmak istiyorum.

Ya da belki de “bedenimize” – egoist akıl ve duygulara – aykırı gelen, Yaradan sevgisini bulmak istiyorum. Ve ben, tamamen kendimle ilgili egoist düşünce ve arzuların üzerine inşa edilen bir sevgi arıyorum.

Ancak çoğu zaman bedenimizin üstüne çıkmaya çalışmıyoruz, mantık ve duyguların ötesinde olan bir koşulu aramak ve onun içinde olmayı arzulamak yerine, ancak bedenin içinde barındırdığı akıl ve duygulara göre çalışamadığımız için pişmanlık duyuyoruz.

Her şeyden önce, bedeni tüm duyguları ve mantığıyla bastırmalı, onların üstünde olmalı ve onları hesaba katmamalıyız. Yani, onları sadece onların üstüne çıkmak için hesaba katarız. Buna mantık ötesi inanç denir.

Bunun yerine şöyle hayıflanıyoruz: mantıklı bir insan gibi davranabilmem ve doğru ilerleme için, zekaya ve kendi gücüme sahip olduğumu bilebilmem için, neden her şey aklıma ifşa olmuyor?

Mantık Ötesi İnanca Nasıl Ulaşırım?

Soru: Son zamanlarda, mantık ötesi inancın ne olduğunu anlayamıyorum. Bu duruma nasıl ulaşıldığını ve bunun aslında ne olduğunu açıklayabilir misiniz? Anladığım kadarıyla bu, Yaradan tarafından verilir ve bu inanç olmadan insan hiçbir yere varamaz.

Cevap: Mantık ötesi inanç, ihsan etme ve sevme niyetinin, kişinin kendi çıkarı için olan niyetinden (önemde) daha üstün olmasıdır.

Bu, çalışma sırasında, gruba katılırken ve dağıtım sırasında inen saran ışığın etkisi altında gerçekleşir. Işık size bu niteliği verene kadar bunu anlayamazsınız.

Yaradan’a Olan Mesafemizin Sebebi

Gerçekten de Yaradan’a olan muazzam mesafemiz ve O’nun arzusunu çiğnemeye bu kadar meyilli olmamızın tek sebebi var ki bu tüm ızdırap ve çektiğimiz acıların ve sınıfta kaldığımız günahların ve hataların kaynağıdır. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”)

Yaradan’dan neden uzak olduğumuz, neden O’nu hissetmediğimiz sorusu içimizde yanıp tutuşmalıdır.

Açıkçası, bu nedeni ortadan kaldırarak tüm ızdırap ve acıdan anında kurtuluruz ve derhal kalpte, ruhta ve yücelikte O’na tutunma ile bahşediliriz.

Baal HaSulam, Yaradan’a olan mesafemizin gerçek nedeninin, O’nu hissetme, O’nun farkında olma ve O’nu bilme eksikliğinde yattığını söyler. Sonuçta, bizler O’nu içimizde olan ve bizi yöneten Biri olarak hissetmiyoruz.

Kaderinizle Hemfikir Olun

Soru: Her zaman kaderin önünde, Yaradan’ın belirlediği şeyin önünde iptal olmaktan bahsediyorsunuz. Bunu söylediğinizde tam olarak ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Demek istediğim; önüme konulan her şeyle bilinçli olarak hem fikir oluyorum.

Soru: Hastalıklarım ve benzeri şeylerle bile mi?

Cevap: Elbette.

Soru: Yani bunlar sizin tarafınızdan verilmiş ve benim için gerekli şeyler. Öyle mi? Peki o zaman benim acım, ıstırabım ne olacak?

Cevap: Onunla hemfikir olmak, insanın içinde huzur yaratır. Kişi kaderiyle hemfikir olur, Yaradan’la hemfikir olur, kaderine göre kendisine tahsis edilen her şeyi kabul eder.

Soru: Bu bir anestezi gibi midir?

Cevap: Evet.

Soru: Ve buna iptal olmak mı deniyor?

Cevap: Evet.

Soru: Ve kişi buna ulaşmalı mıdır?

Cevap: Öyle olduğuna inanıyorum.

Bunda Bilgeliğimiz Yatar

Yorum: İnsan nereye gideceğini bilmeden duruyor. Yolların bu tartışmasını duyuyor: birinin sonunda cehennem, diğerinin sonunda cennet var. Yine de hiçbir yere hareket etmiyor. Sanki parçalanmış gibi; hangi yöne gideceğini bilmiyor!

Cevabım: Bu bizim her saniye hissettiğimiz bir şey.

Yorum: Yani, bu yollar, sadece şu anda durup bir karar vermemle ilgili değil. Ben her zaman bu koşulun içindeyim.

Cevabım: Her zaman bunun içindesiniz.

Soru: Her zaman bir yol ayrımında mıyım?

Cevap: Evet, her an.

Soru: Peki, sonunda hangi yolu seçeceğime nasıl karar vereceğim?

Cevap: Hiçbir şeye karar vermezsiniz. Hiçbir şeye karar vermezsiniz; her şey yukarıdan belirlenir. Yönlendirilmeniz gerektiği gibi yönlendirilirsiniz. Ve bu zaten bilinir ve önceden belirlenmiştir. Öyleyse asıl önemli olan, bununla hemfikir olmak, endişelenmemek ve her şeyi düzenleyen Yaradan ile bağ kurmaktır. O, sizi elinizden tutup gitmeniz gereken yere götürecektir. Siz sadece itaatkar bir şekilde kendinizi ıslah edin, yani her an O’nunla hemfikir olun.

Soru: Öyle ya da böyle, bu yol ayrımında bir an, bir süre durup O’nunla hemfikir olup O’nun yönlendirdiği yere gitmem mi gerekiyor?

Cevap: Evet.

Soru: “Kalbin götürdüğü yere gitmek” bu mu demek?

Cevap: Öyle denir. Düz çizginin tanımına göre. Düz çizgi, aslında her noktasında bir dönüş olan bir eğridir.

Yorum: Bunu bilmiyordum. Benim için, ilkokul birinci sınıftan beri, bu, iki nokta ve aralarındaki düz bir çizgidir.

Cevabım: Hayır. Düz bir çizgi çizemezsiniz; son noktayı bilmiyorsunuz. Ama her noktada bir dönüş yaparsınız ve bu yüzden düz bir çizgi olur.

Yorum: İnsan kendi yolunu seçmez, diyorsunuz. Yaradan onun için seçer. Ve siz her zaman çizginin, Yaradan ile hemfikir olmak olduğunu vurguluyorsunuz.

Cevabım: Evet.

Soru: Neden hemfikir oluyorum? Bu, tükenmişlikten mi, bilgelikten mi kaynaklanıyor? Burada hangisi daha güçlü?

Cevap: Çünkü bu tek doğru seçenektir. Kendimi doğaüstü bir şeye ayarlamıyorum. Özel bir karar vermiyorum. Sadece, Yaradan ile anlaşma içinde, hayatın akışına kapılmak istiyorum, çünkü o başından beri benden üstündür.

Soru: Bu bilgeliğe nasıl ulaşırız? Sürekli olarak bir şeyler seçiyoruz.

Cevap: O zaman devrimci olun. Buyurun!

Soru: Bunun boşuna bir çaba olduğu zaten açık. Kabul ettiğimde bu gerçek bir devrim mi olur?

Cevap: Yaradan ile hemfikir olduğunda olur, çünkü bu sizin doğanıza aykırıdır.

Soru: Doğamın üstüne çıkmak bu mu demek?

Cevap: Evet, hayatımız kendi egoizmimizle, kendimiz için istediğimiz şeyle bir mücadeledir. Bu nedenle, sadece böyle bir yaklaşım gerçekten rasyoneldir.

Soru: Öyleyse “Ben karar veririm” bizim içimizde mi yaşıyor? Gerçek tersine çevirme şu mu: “Sen karar verirsin, ben değil”?

Cevap: Evet, bu yüzden yukarı sıçramalı, Yaradan’a tutunmalıyız ve bu şekilde ileriye doğru uçmalıyız.

Soru: Yaradan’a tutunmalıyım, bu nedir?

Cevap: Bu, tüm evrenin doğasıdır. Her şeyi döndüren büyük bir güç, en bilge güç. Ve bizler onun içindeki küçük parçacıklarız.

Gerçekten de, üstümüzde bizi kontrol eden bir şeyin olduğunu fark etme yeteneği bize verilmiştir. Onun yönettiğini kabul etmek, bunu ifşa edebilirsek, bu bizim bilgeliğimizdir.

Yorum: Ve her zaman söylediğiniz bu ek unsur, her şeyin iyi olduğu, kabul etmesi en zor olan şeydir.

Cevabım: Eğer O yönetiyorsa ve O’ndan başkası yoksa, o zaman bize ne kalır? Yapmamız gereken en mantıklı şey O’na boyun eğmektir. Zayıflıktan değil, anlayıştan dolayı boyun eğmek.

Soru: O zaman otomatik olarak iyiye doğru ilerlediğimi anlar mıyım?

Cevap: Evet ve sonra iyiye doğru ilerleyeceğiz.

Geleceği İyi Olarak Görmek

Soru: Bir Kabalist, on yıl içinde ne olacağını tahmin edebilir mi?

Cevap: Bir Kabalist asla kehanetle ilgilenmez. O, toplumun ve insanlığın gelişim eğilimlerini açıklayabilir; bunu da ıslahımıza müdahale etmeden egoist doğamızın gidişatını göstermek için yapar.

Ve ıslaha müdahale hakkında ise, hiç kimse bunu net bir şekilde tahmin edemez; çünkü her şey sadece Kabala çalışan kişilerin özgür iradesine bağlıdır.

Bu nedenle, Kabala’yı yaymak amacıyla kitaplarını basan, çoğaltan ve dağıtan Baal HaSulam, neslin henüz buna hazır olmadığı sonucuna varmıştır.

Hatta üçüncü ve dördüncü bir dünya savaşı olasılığından bile bahsetmiştir.  Ama yine de bir Kabalist, herhangi bir şeyin tam olarak ne zaman gerçekleşeceğini bilemez; çünkü özgür iradeyi belirli bir gerçeklik olarak kullanma hakkına sahip değildir. Bunu, bireyin kendisinin fark etmesine bırakır.

Böylece, bir Kabalist insanlığın doğal gelişim eğilimini tahmin edebilir. Ancak, bireyin özgür iradesi göz önüne alındığında, insanlığın bu sürece ne kadar hızlı gireceğini bilemez. Bu nedenle, spekülasyonlara girmeyecektir.

Soru: Belki Kabalistler iyi bir şey tahmin edebilir mi?

Cevap: Kabalistler, iyi bir şeyi ancak sizin iyi olmasını istediğiniz ölçüde tahmin ederler.

Yorum: Bu arada, iyi tahminler hiç okumadım. Bu garip.

Cevabım: Çünkü her şey kişiye bağlıdır! Eğer ıslah olmuşsanız, geleceği iyi olarak göreceksiniz. Eğer ıslah olmamışsanız, onu kötü olarak göreceksiniz. Ve kendi başına bir gelecek yoktur. Duyularınız ne kadar iyi ıslah olmuş ya da olmamış, bu şekilde hissedeceksiniz. Kendi geleceğinizi yaratan sizsiniz! Bu yüzden, denemeye devam edin!

Birlikte Yaşamak Yalnız Yaşamaktan Daha Kolaydır

Soru: İstatistiksel çalışmalar, daha fazla dostu olan birinin daha mutlu olma şansının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bu neden böyle?

Cevap: Dostların, bana mutluluktan çok daha fazla sorun getirmesi gerekirmiş gibi gelir.  Ne de olsa ruh hâllerini bana yansıtırlar ve başlarına gelen her şey için – iyi ya da kötü – endişelenirim. Bu yüzden aslında onlar yüzünden daha çok üzülmem gerekir; çünkü genellikle bir insanın hayatında sevinçlerden çok sorunlar vardır.

Ama mesele şu ki, insanlar sorunlarını gizlemeye ve başarılarından bahsetmeye meyillidirler. Bu nedenle, bana, çevremdekiler normal ve refah içinde yaşıyorlarmış gibi gelir. Ve başkaları pek mutlu olmasa bile, paylaşılan talihsizlik o kadar korkutucu değildir. Başkalarının da benimle aynı sorunları olduğunu görürüm ve artık durumumu mutluluk idealine göre ölçmem.

Başkalarından daha kötü durumda olmadığımı ve bunun hayatın ta kendisi olduğunu anlarım. Bunu verilen şekilde kabul eder ve beklentilerimi toplumda genel olarak kabul edilen seviyeye indiririm.

Ayrıca, ticari ve endüstriyel sistemlerin herkesin hayatını kolaylaştıracak şekilde inşa edildiğini görüyorum. Bu yüzden birleşip, şehirler ve fabrikalar yaratıyoruz. Birlikte bu dünyada hayatta kalmak daha kolay ve her birimizin tek başına yaşamaktan daha fazla hayatın tadını çıkarma fırsatımız var. Ormanda münzevi olarak yaşayan biri, hayatta kalırsa çok zor bir hayatla karşı karşıyadır.

Açıkçası, aramızdaki bağ bize fayda sağlıyor. Sorunlar ortaya çıktığında, bunlar paylaşılır ve herkes arasında bölünür. Toplum içinde yaşayarak, birbirimizden öğrenir ve başkalarından örnek alırız. Bu nedenle, topluma ne kadar çok dahil olursam, ondan o kadar fazla destek ve istikrar hissi alabilirim.

Hayatta olan her kötü ve iyi şey sonunda dengelenir. Sonunda toplum bana faydadan çok sorun getirse bile, bunlar herkesin sahip olduğu sorunlar olacaktır; bu yüzden onlarla hemfikir olurum.