Monthly Archives: Temmuz 2025

Hayali Bir Gerçeklikten, Gerçek Olana

Dünya, bir sonraki dereceye yükselmesi gerektiği için kendini istikrarsızlaştırmaya başladığı bir koşula girmiştir. En yüksek derecesi “Adem” (insan) olarak adlandırılır çünkü tüm doğa dört seviyeye ayrılmıştır: cansız, bitkisel, hayvan ve insan.

İnsanlık tarihinin sonu olan 6.000 yıla yaklaşıyoruz. Dünyanın döndüğünü ve dönmeye devam edeceğini düşünüyoruz. Hayır, Dünya sonsuza dek dönmeyecektir, çünkü dünya yalnızca bizim kendimize ve çevremize ilişkin algımızdır. Kendi içinde ve kendi başına var değildir. Biz olmadan dünya da olmaz. Tüm bu gerçeklik bizim hayal gücümüzde var olur.

Bu gerçeklikten bir sonraki seviyeye, manevi olana geçme zamanımızın geldiğini anlamalıyız. Yani, egoist güçleri birbirine bağlama metodolojisine dayalı olarak var olan bir dünyadan, ihsan etme niteliği metodolojisine göre var olan bir dünyaya geçmeliyiz.

Bu geçiş ancak birbirimize yaklaşmaya çalıştığımızda ve Yaradan’dan bize birlik gücü vermesini istediğimizde, insanların birbirine bağlanmasıyla sağlanır. Ama buna ihtiyacımız olduğunu hissetmeliyiz; yani grup içinde öyle bir negatif potansiyel yaratmalıyız ki, bu güce öyle bir ihtiyaç duymalıyız ki, Yaradan aramızda gerçekten ifşa olsun ve birlik gücü bizi yönetmeye başlasın. O zaman, Partzuf’un başı olarak bizim aracılığımızla, bu güç insanlığın diğer tüm parçalarına akacaktır.

“Çatlak Bir Testi” Olmayı Nasıl Bırakırız?

Soru: Biri çatlak olan, iki testiyle su taşıyan bir bilge hakkında bir kıssa vardır. Her gün çatlak testiyi sadece yarısı su dolu olarak eve getirirmiş. Bir gün testinin kendisi şöyle demiş: “Görevimi tam olarak yerine getiremediğim için üzgünüm.” Bilge cevap vermiş: “Tamamen yerine getiriyorsun. Senin sayende, yolun senin tarafındaki patika boyunca yetişen çiçekleri suluyorum.”

Bir yandan içimizde bir çatlak var. Bu, sürekli bahsettiğiniz egoizmimiz. Öte yandan, bu çatlağın gerekli olduğu, bir şeyler verdiği, bir şeyleri suladığı ortaya çıkıyor. Neyi suluyor? Benim egoizmim neyi sulayabilir?

Cevap: Egoist arzularımızı sulayabilir. Eğer bunlar yoksa, o zaman bunları ıslah etmemiz mümkün olmayacaktır. Eyleme geçemeyiz, var olamayız. Bu egoist arzularla doğduk, onlarla yaşıyoruz ve onlardan ne zaman kurtulacağımızı kim bilebilir.

Soru: Ama bunlar gerekli mi?

Cevap: Onlar gerekli.

Soru: Burada testinin kendisi sonunda işlevini yerine getirmediğini söyledi. Bilgeye dedi ki: “Sen beni taşıyorsun ama ben çatlağım.” Çatlak olduğunu anlamak, testinin kendisi için ne anlama gelir? Egoist olduğumuzun farkına varmak bize ne kazandırır? Böyle çatlak testiler olduğumuz gerçeği insana ne verir?

Cevap: Bu safhaya göre değişir. Ama prensip olarak, bu farkındalıktan hiçbir yerde kaçamayacağınız için, acı ve pişmanlığa neden olur.

Soru: Bu, çatlak olduğumuzu fark etmemizin çok iyi olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır, bu farkındalık iyidir ama sonra ne olacak? Sonra Yaradan’ı bir şekilde etkilememiz gerekir ki O da bizim egoizmimizi ıslah etsin. Ve bu ne yazık ki çok zordur.

Soru: Egoist olduğumuzu fark ettiğimiz ve orada durduğumuz bir safha olabilir mi?

Cevap: İşte orada dururuz, evet.

Soru: Bu yanlış mı?

Cevap: Tabii ki yanlış.

Soru: Bir insan için hangisi daha önemlidir: “çatlaklarını” onarmak mı yoksa onları kullanmayı öğrenmek mi?

Cevap: Doğru kullanabildiğinizi kullanmalı, doğru kullanamadığınızın ise ıslah olmasını talep etmelisiniz.

Manevi Perdenin Özü

Soru: Onludaki dostlarımızla bağ kurmak için alma arzumuzu gizlemeye çalışıyoruz. Perde yardımıyla çalışmalarımızda ifşaya nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Beni egonun üzerine yükselterek, dostlarımla bağ kurmama ve bağımızdan Yaradan’a dönmeme yardımcı olacak olan üst ışığı egoizmimin üzerinde almak istiyorum.

Perdenin özü, onun yardımıyla egoizmimle çalışmam ve onu dostlarımla ve Yaradan’la bağ kurmak için ihsan etme niteliğine dönüştürmemdir. Buna karşılık olarak Yaradan bize bunu başarmamız için güç verir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 8

Dualar Sabit Bir Islah Düzeni Midir?

Her yeni koşul bir ıslah sürecidir. Yeni bir koşula “yeni bir gün” denir. Bu yeni koşul yukarıdan gelir ve o günün ıslahlarını yerine getirme çabamız dışında üzerinde hiçbir etkimiz yoktur. Her seviyedeki ıslahlar esasen aynıdır, ancak dış koşullar değişir ve kişinin çalışması da buna göre değişir.

Her seviyedeki, her kabın yapısı on Sefirot’tan oluştuğu için ıslahların sırası aynı kalır. Ancak, ışık ve kap farklı olduğu için his tamamen farklıdır. Bu nedenle, içsel benliğimizi arındırmadan, tüm duaları tek bir dua, yani Siddur’dan okuduğumuz bir dua olarak görürüz. Ancak, içsel benliğimizi arındırırsak, her dua her seferinde yenidir.

On Sefirot Çalışması’nın 12. Bölümünde, günün akşam başladığı yazılıdır; yani bir sonraki güne hazırlık bir önceki günün enerjisiyle başlar. Bu hazırlık akşam Şema’sını, yatmadan önceki Şema’yı içerir ve önceki gün sayesinde gece boyunca devam eder. Ancak gece yarısından itibaren kaplar değişir. Tamamen yeni bir kap yaratılır ve bu kap sabahki kurbanlar aracılığıyla hazırlanır. Ardından kurbanlar için Şema, Işığın Yaratıcısı için Şema ve bu şekilde devam eder.

Karşılıklı Dahiliyet Neye Yol Açar?

Soru: Karşılıklı dahiliyet ve birlik aynı nitelik midir?

Cevap: İkisi de aynı niteliktir.

Soru: Dünya, içinde karşılıklı olarak dahil olma arzusunun ifşa olduğu bir koşula ulaşacak mı?

Cevap: Elbette ulaşmalıdır. Dünyanın tüm gelişimi bizi yakınlaşmaya zorlamaya doğru ilerliyor.

Kendi niteliklerimizin üzerine çıkma arzumuzla insanlığı etkiliyoruz çünkü bu niteliklerin nihai hedefe ulaşılmasını nasıl tehlikeye attığını görüyoruz.

Soru: İnsanlar karşılıklı dahiliyetin kendilerine yaşam sevinci getirdiğini hissettiklerinde mutlu olacaklar mı?

Cevap: Aramızdaki bağ tam olarak bunu sağlar; bize kolaylık ve yükselme hissi verir.

O Özellikle Ailesinden Bir Eş Almalıdır

Soru: Maneviyatta “O özellikle ailesinden bir eş almalıdır” ne anlama gelir?

Cevap: Ruhlar – yakın ve daha uzak olanlar – arasındaki bağı ifade eder. Atalarımız ve ata kadınlarımız bir anlamda akrabalarımızdı. Bu konu Tora’da yazılıdır.

Manevi açıdan bakıldığında “eş”, bir kişinin Yaradan’la olan bağını temsil eder ve bu da onun üst olanı ifşa etmesine yardımcı olur.

Soru: İhsan etmek için alma arzusuna sahip olmamız gerektiğini anlamakta haklı mıyım? “Ailesinden” bu anlama mı gelir?

Cevap: Evet, her alma ihsan etmek için olmalıdır. Bu bizim ruhumuzdan gelişir.

Dostlarınıza ihtiyaç duydukları şeylerde yardımcı olun ve bunu yaparken kendiniz için alma arzunuzun azalacağını göreceksiniz.

Yaradan’ın Rızası İçin Sevinç

Soru: Yaradan’ın rızası için sevinç nedir?

Cevap: Yaradan’ın bizden ne istediğini ve hangi koşulları beklediğini hayal etmeliyiz, o zaman koşullarımızla O’nu memnun edip etmediğimizi söyleyebiliriz.

Yaradan’a karşı tutumumuzu, O’nun bize karşı tutumunu hissedebilir ve aynı zamanda ilerleyebiliriz.

O’ndan bizi unutmamasını ve bizi işine dâhil etmesini talep etmeye devam ederiz.

Yaradan’a döndüğümüzde, O’nunla bağ kurmak için çabalamaktan sevinç duymalıyız; bu duygu içimizi doldurur.

Her seferinde, biraz maneviyatı, biraz kendimizi ve başkalarını hissetme fırsatı verdiği için, O’nu kutsamalı ve Yaradan’a yaklaşmakla O’ndan uzaklaşmak arasındaki farkı ayırt etmeliyiz. Bu bizim için çok önemlidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 7

Dua Ne Zaman Tamdır?

Kalbimiz, Yaradan’la tamamen hemfikir olduğunda ve Yaradan’la aramızda “O iyidir, iyilik yapar” hissini bozacak hiçbir şey olmadığında, tam bir duaya ulaşırız. Sonuç olarak, duamız Siddur’da (dua kitabı) yazılı olanlarla veya On Sefirot Çalışması’nın 12. Bölümünde yazılı olanlarla uyumlu hale gelir: kurbanlar, Şema, On Sekiz Dua, vb.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 203

Soru: Yaradan’a karşı sevgimiz var. Bunu nasıl uygulamaya koyabiliriz? Onları nasıl doldurabileceğimizi anlamak için her dostun eksikliğini nasıl araştırabiliriz?

Cevap: Sorun, talep edin. Yaradan size açıklayacaktır. O’nu doldurabilmek için ne yapılması gerektiğini size gösterecektir.

Soru: Onluda maneviyat eksikliği ne anlama gelir? Bu nasıl hissedilebilir?

Cevap: Bu, onlunun kendi içlerinde maneviyatın yüceliğini yükseltmek için çalışmadığı anlamına gelir.

Soru: Bir yandan özgür seçim istiyoruz, ama diğer yandan “O’ndan başkası yok”a geliyoruz. Dua her iki koşulda da aynı mı olmalıdır?

Cevap: Hayır, dua herhangi bir şey olabilir, herhangi bir sözcük, herhangi bir duygu. Bu önemli değildir.

Soru: Yaradan’a ne zaman daha fazla baskı yapabiliriz: yükseliş sırasında mı yoksa düşüş hissinde mi?

Cevap: Düşüş hissi içinde.

Soru: Dünya uluslarının acılarını hissettiğinizde, tek teselli ve sevinç her şeyin Yaradan’dan geldiğidir. Ama bu biraz egoistçe geliyor çünkü ben O’ndan başkasının olmadığını biliyorum, dünya ulusları ise bunu bilmiyor. Bu duyguyu onlara nasıl aktarabilirim?

Cevap: Mümkün olan her şekilde iletin: makaleler yazın, şarkılar besteleyin, şarkı söyleyin. Bunu fark etmelerine yardımcı olmak için elinizden geleni yapın.

Doğru Şekilde Almak İçin Arzuyla Nasıl Çalışabiliriz?

Soru: Kötü eğilimle mümkün olan en iyi şekilde mücadele etmek için, alma arzusuyla nasıl doğru bir şekilde çalışabiliriz?

Cevap: Dua etmeli ve Yaradan’dan bize O’na verme uğruna kullanabileceğimiz bir alma arzusu vermesini istemeliyiz. Yani, Yaradan’dan gelen her şeyi kabul eder, alır ve bizim için yaptıklarından dolayı O’nu kutsarız.

Soru: Kişi tüm arzularının karşılığını alamadığında ortaya çıkan üzüntüyle ne yapmalıdır?

Cevap: Bu, dostlarıyla ve Yaradan’la yanlış bağda olduğu anlamına gelir.

Doğru bağ, sadece ihsan etme niyetiyle Yaradan’dan almayı istemektir. Ve ne kadar çok alırsa, alma Kli’sini o kadar yükseltir ve o kadar çok verir.