Daily Archives: Temmuz 29, 2025

Bizim Görevimiz

Soru: İlerlemek için Aviut’un gelişiminden yoksun muyuz?

Cevap: Aviut’un ifşa olup olmaması konusunda endişelenmemeliyiz. Verilen koşullar içinde aramızdaki bağla ilgilenmeliyiz. Aviut seviyesini, doğasına göre, seviyeye karşılık gelen tüm ağırlık, karışıklık ve engellerle birlikte alırız. Olması gereken de budur, nokta! Öfkelenecek hiçbir şeyimiz yok ve neden bunun böyle olduğunu ve başka türlü olmadığını bulmaya ihtiyacımız yok.

Biz bunu anlamıyoruz. En küçük parçasında bile ortak kabın ifşasına dair hiçbir kavrayışımız yok! Öyleyse bu konuda ne söyleyebiliriz?

Bunu bilginin üstünde kabul etmeliyiz. Elbette bunu araştırabiliriz ama tüm bu incelemeler bizi eylemin kendisinden uzaklaştırabilir.

Sadece tek bir yön vardır. Aviut’un seviyeleri ifşa olacak, engeller ifşa olacak, içsel ve dışsal her türlü koşul ifşa olacak ve bunları kabul etmeliyiz çünkü her ifşa oluş bir başka aşamanın ve bir başkasının ifşa oluşudur, burada bağlar kurmamız ve ortak bir Kli yaratmamız gerekecektir.

Bugün, ifşa olmakta olana göre, hazır olanlar arasında, açıkça, karşılıklı anlaşmayla birleşmeliyiz. Hazır olmayan ve neler olup bittiğini anlamayan dünyanın geri kalanında bu bilgiyi mümkün olan her şekilde dağıtmalıyız ki yukarı doğru yükselsin. Bizim görevimiz budur.

Kendimizi Doğurmak

Başlangıçta yaratılan kolektif ruhta, harikulade bir bağ içindeydik. Ancak tüm arzular arasında parçalanma meydana geldiğinde, her biri yalnızca kendisiyle ilgilenmeye başladı.

Bedenimizdeki çeşitli organların, hücrelere, moleküllere, atomlara ve en küçük temel parçacıklara kadar, binlerce olmasa da yüzlerce formda var olduğunu ve bağımsız hareket etmeye başladığını hayal edin.

Dünyamızın durumu tam olarak budur. Doğal olarak böylesine parçalanmış bir resimden nasıl olup da mükemmel bir biçimde birbirimize bağlı olduğumuzu anlamak çok zordur.

Her biri kendi küçük Kli’sine hapsolmuş bu kadar küçük parçacıklar, küçük, egoist zihinleriyle, tüm parçaların önce moleküler sistemlere, sonra organlara ve nihayetinde daha yüksek bir amaç için işlev görmesi gereken bütün bir organizmaya bağlandığını nasıl kavrayabilir? Bu bedenin üzerinde Yaradan diye bir şeyin var olduğunu ve O’na bağlanmanın, O’nun ifşasının tamamen farklı ve eşsiz bir varoluş biçimi olduğunu?

Her birimizin özünde olduğu temel bir parçacığın bunu anlaması kesinlikle imkânsızdır.

Ancak bu bizi ne muaf tutar ne de “Yaradan ve yaratılanın birliği” olarak adlandırılan yasanın etkisinden kurtarır. Her halükarda, aramızdaki Arvut (karşılıklı garanti) adı verilen bağ ortadan kalkmadan önce, ayrılmamızdan önce var olan aynı durumdan yönetiliyoruz.

O yerden, aslında oraya geri dönmek için, ama şimdi kendi farkındalığımızla hareket ediyoruz. Bugün kendimizi içinde bulduğumuz durumdan – dağınık ve kopuk, her biri sadece kendini hisseden – birleşmek, yakınlaşmak, bir üst güç vasıtasıyla bağlanmak gibi bir görevimiz olduğunu yeni yeni duymaya başlıyoruz.

Elbette bu temel parçacıklar kendi başlarına hiçbir şey yapamazlar. Ancak üst ışığın onları yeniden birbirine bağlayacağı ve her birine diğerleriyle tek bir sistem halinde birleşme arzusu vereceği arzusuna gelmeleri gerekir. O zaman, her bir bağ eylemiyle, yaşamda yeni bir amaç, daha yüksek bir varoluş biçimi için bir ihtiyaç edineceklerdir.

Eğer bu işi yaparken çaba sarf eder ve yardım için ışığa dönerlerse, o zaman bir zamanlar onları daha yüksek bir seviyede ayakta tutan aynı ışık gücüyle, orijinal hallerine geri dönerler.

Ama aradaki fark nedir? Fark şudur ki, şimdi sanki kendilerini doğuruyorlar. Yeniden bağlanırlar, kendilerini ıslah ederler, kendi kararlarıyla varlıklarını güvence altına alırlar, böylece bağımsızlık, akıl, edinim ve anlayış elde ederler ve gerçekliğin tüm yapısına dair bir anlayışla donanmış olarak önceki varoluş durumlarına geri dönerler.

Kendilerini bilmeye başladıktan sonra, kendilerini yaratan ve birbirine bağlayan ışığın eylemlerini de bilmeye başlarlar ve böylece Yaradan’ın seviyesini edinirler: “Biz Seni eylemlerinden bileceğiz.”

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 122

“Dişi” Doğuştan Sahip Olduğumuz Doğal Niyet Midir?

“Almak için” doğal bir niyetle doğmayız. “Almak için” sadece Yaradan ile ilişki içinde ifade edilen bir niyettir ve sadece hayattan haz alma dürtüsü değildir. Sadece hayattan haz almak hiçbir ıslah gerektirmez. Almak için bir bardak su içersek, bu eylem “ihsan etmek için” olmaz. “Almak için” veya ‘ihsan etmek için’ sadece Yaradan’la ilgili olarak ifade edilir, başka herhangi bir konuda değil. Bu nedenle, Kabala bilgeliği bu dünya ile ilgili değildir; sadece Tanrısallık ile ilgilidir. Yaradan’la nasıl ilişki kurduğumuzla, O’ndan almak ya da O’na vermek isteyip istemediğimizle ilgilenir.

Arzunun Büyüklüğüne Göre

Soru: Arvut (karşılıklı garanti) küçük ve büyük Aviut’lu Kelim (kaplar) için aynı mıdır?

Cevap: Arvut yasası Aviut’a bağlı değildir. Doğal olarak, Aviut seviyesine ve kişinin edindiği Kli’nin doğasına uygun olarak farklı şekillerde tezahür eder.

Arvut ile ilgili olarak Aviut dereceleri arasındaki fark nedir? Örneğin, İbrahim ve ev halkı Arvut yasasını yerine getirdi, çünkü Kelim’in onları manevi yaşamın bir seviyesine yükseltecek olan üst ışığı ifşa etmesi için birbirleriyle belirli bir dereceye kadar bağlı olması gerekir.

Ancak çaba sarf etmelerine pek gerek yoktu çünkü ruhları o kadar saftı ki, yapışmaya nasıl ulaşacaklarını ve kendi aralarındaki bağ yoluyla ışıkla form eşitliğine nasıl ulaşacaklarını anladılar.

Her bir kişi kendini gruba adadığı ölçüde, ışığa benzerliği hak eder. Ve tüm grup ihsan etme uğruna niyette öyle güçlü bir bağa ulaşır ki ışık içinde parlamaya başlar.

Bununla birlikte, grup içindeki arzu daha bayağı hale geldiğinde, doğal olarak Arvut yasası artan Aviut’a göre farklı bir biçimde uygulanmalıdır. Bu bir sorun yaratır: bir metodolojiye ihtiyaç vardır; Kelim’in ıslah edilmesi için özel ışıklara ihtiyaç vardır. İşte Tora dediğimiz şey budur.

Bu nedenle, ilk etapta Arvut’u edinme ihtiyacının nedeni daha az belirgin hale gelir; ortadan kaybolur. Artan Aviut, Yaradan’ı gizler, ışık geri çekilir ve bunun neden gerekli olduğu belirsizleşir.

Alma arzusu kendisi için her türlü şeyi talep etmeye başlar ve kişi artık dünyanın komşuyu sevme yasasına göre işlediğini açıkça göremez. Kişinin algısı bulanıklaşır.

Bu durum, insanlar artık bu gerçekliğin başkalarına yönelik sevgi yasasına göre işlediğine inanmayana kadar devam eder.

Birbirleriyle kendi alma arzularına göre ilişki kurmaya başlarlar, bu da giderek büyür, kişinin kafasını karıştırır ve giderek daha da alçalmasına neden olur.

Bize olan da tam olarak budur. Kendimizi bir ilhamın içinde buluruz, sonra da düşüşe geçeriz. Bir an kendimizi teslim edebileceğimizi ve o durumda kalabileceğimizi hissederiz ve sonra aniden daha hayvansal, daha dünyevi hesaplar yapmaya başlarız.

Bize öyle geliyor ki gerçek dünya bu, böyle yaşamalıyız, uymamız gereken yasalar bunlar. Her şey içinde bulunduğunuz mevcut durumla, alma arzunuzun artıp artmadığıyla ya da içinizde sakinleşip sakinleşmediğiyle uyumludur.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 39

Yaradan’ın Niteliklerini Duygulardan Arınmış Olarak Nasıl Edinebiliriz?

Yalnızca duygulara güvenemeyiz. Bir duyguyu diğeriyle karşılaştırıp hangisinin gerçek olduğunu nasıl ayırt edebiliriz? Akıl bu sürece rehberlik etmelidir.

İyi ve kötü, tatlı ve acı, doğru ve yanlış kavramları vardır. Tatlı ve acı duygusal yargılar iken, doğru ve yanlış entelektüel değerlendirmelerdir. Doğru ayrım yapabilmek için bizi Keduşa’dan uzaklaştırabilecek tatlı ve acı yerine doğru ve yanlış ölçülerini kullanmalıyız.

Keduşa’nın zıttını anlamak faydalıdır, ancak böyle bir anlayış bile tatlı ve acı gibi duygusal ölçülere güvenmek yerine akıl gerektirir.

İçsel Güçlerin Dışsal Tezahürü

Soru: Yaradan’a yapılan bir talebin doğru bir şekilde formüle edilebilmesi için, bunun mevcut koşulumuzu, gelecekteki koşuluma ilişkin bir vizyonu, gruba dahil olmam için harcadığım çabayı ve bu grubun geçirmesi gereken değişiklikleri içermesi gerekir mi?

Cevap: Evet, Yaradan’a yapılan bir talep tüm bunları içermelidir. Bu yüzden buna MAN, (Mei Nukvin) denir; burada “Mayim” (su) Bina’nın bir niteliği, “Nukva” ise Malhut‘un bir niteliğidir.

Başka bir deyişle, mevcut koşulumuz ve gelecekteki koşulumuz, benim yeteneklerim ve grubun yetenekleri, ne şekilde birleşmemiz gerektiği ve Yaradan’ı ne şekilde ifşa etmek istediğim ve ihsan etme niteliği hakkında arzu edilen bir vizyona sahip olmalıyız.

Yaradan’ın ifşasını başka bir şeyle karıştırmayın. Bu ihsan etme, sevgi ve bağ kurma niteliğidir. Yaradan’ın içimizde tezahür etmesinin tek yolu budur; aksi takdirde O hiç var olmaz. Üst gücün kendi içinde ne olduğunu bilmiyoruz, sadece içimizdeki tezahürünü biliyoruz.

Diyelim ki elektrik hakkında konuşuyoruz. Bunun ne olduğunu nasıl bilebilirim? Sadece bu özelliğin, bu etkinin bazı eylemlerindeki tezahürünü biliyoruz. Bir iletkenden geçer, ısıtılır, voltajı değişir vb.

Yani, herhangi bir niteliği reaksiyon yoluyla inceleriz. Örneğin, yerçekimi kuvvetinin ne olduğunu bilmiyoruz, ancak bunun maddenin doğasında var olan bir nitelik olduğunu biliyoruz, başka bir şey değil. Biz her zaman reaksiyonu inceleriz.

Kendimizi, grubu ya da Yaradan’ın Kendisini tanımıyoruz, ancak bu güçlerin sadece dışsal tezahürlerini inceliyoruz. Bu nedenle, Yaradan’a döndüğümüzde, en doğru yaklaşım O’nun etkisini bizim değişimlerimizin bir sonucu olarak tasavvur etmektir.

Peki, bizim değişikliklerimiz ne olabilir? Sadece grup değişiklikleri. Yaradan bir ihsan etme niteliğidir. Bu niteliği nerede gözlemleyebilirim? Sadece grupla olan bağımda ve başka hiçbir şekilde değil.

Bu nedenle, eğer Yaradan’a dönersem, şu anki koşulumu, grupla ve dünyayla birlikte olduğum koşulumu ve Yaradan’ın eylemi gerçekleştiği zamandan sonraki sürede hangi koşulda olacağımı tasavvur etmeliyim.

Bu nasıl gerçekleşecek? Aramızdaki daha büyük bir yakınlıkla. Ve sonra, yakınlaştığımız ölçüde, O’nun niteliği kendini gösterecektir – ihsan etme ve sevgi niteliği. Bunu üst dünyanın bir niteliği olarak hissetmeye başlayacağız. Bu en yüksek manevi kazanım olacaktır. Bunun başka bir yolu yoktur.

Rehavete Kapılmayın!

Soru: Kişi öfke, nefret ve saldırganlık gibi güçlü duygularla başa çıkmayı nasıl öğrenebilir? Bu duygular dışa vurulmalı mı yoksa kişi onları dizginlemeyi mi öğrenmeli? Bunların üstesinden gelmenin sınırı nerededir?

Cevap: Sizi etkileyen ve insanların birbirleri için doğru örnekler oluşturduğu belirli bir ortamda değilseniz, ilerleyemezsiniz.

Yalnızsanız, her zaman düşer ve yükselirsiniz, ancak bu gerçek bir ilerleme olmaz. Bu sadece aramızdaki bağı sağlamanın gerekliliğini fark etmenizi sağlamak için olur.

Rabaş ve diğer tüm Kabalistler, birliğe yönelik çabalar olmadan, hiçbir manevi çalışmanın mümkün olmadığını yazarlar. Bu sadece aramızdaki bağın sürekli derinleşmesi ile gerçekleşir. Sadece bu şekilde.

Soru: Peki ya hem eşim hem de ben bir gruptaysak ve yine de bu duygularla baş edemiyorsam?

Cevap: Başa çıkamadığınızı anlıyorum ve böyle de olması gerekiyor. Bu her zaman böyle olacak! Kötülük her zaman iyiliği aşacaktır, bu yüzden kötülüğün ıslahını istersiniz; aksi takdirde rehavete kapılırsınız.

Dünyaya Ne Anlatmamız Gerekiyor?

Zamanımızda, Kabalistik bilgiyi yaymak en büyük ve en önemli koşul haline gelmiştir. Yaradan tüm Kli’nin, kesinlikle tümünün ıslahını beklemektedir.

Ve sadece başkalarına vermek, başkalarını yakınlaştırmak için çabaladığınız ölçüde, ihsan için çalıştığınızı söyleyebilirsiniz. Dağıtım dışındaki tüm diğer eylemleriniz, nereden bakarsanız bakın, yine de egoistçedir.

Biz sadece insanlara birlik olmaları gerektiğini söylemek için dağıtım yapıyoruz.

İnsanlar için birlik daha iyi, daha güvenli, daha keyifli bir yaşam anlamına gelir. Ama bizim için birlik, ortak Kli’nin parçalanmış parçalarını Yaradan’a yaklaştırmak anlamına gelir. Mekanik birlik ölçüsünde, üst ışık onları etkiler ve böylece daha da fazla birleşmelerine yardımcı olur.

İnsanlar için bunun bir önemi yoktur. Onlar için önemli olan bunun iyi geleceklerini garanti altına almasıdır. Dünyaya aktarmamız gereken şey de budur. Bugün dünyanın umutsuzca birliğe ihtiyacı var! Küresel dünya tamamen bölünmüş ve parçalanmış durumda. Bu korkunç bir durum!

Size tek bir şey söyleyeceğim: şu anda bunu hafife alıyorsunuz, ancak inişler, çıkışlar ve bunların her birinin alacağı zaman, yalnızca halka, kitlelere ulaşma gücümüze bağlıdır.

Tüm Gerçeklik Yaradan’ın Tek Bir Düşüncesiyle Yaratıldı

Tüm gerçeklik Yaradan’ın tek bir düşüncesiyle yaratılmıştır. Bu tek düşünce, yaratılışın geçmesi gereken tüm süreci başlatır ve sonuçlandırır. Kendisi hem tüm gerçeklik hem de nihai ödüldür. Yaradan’ın arzusu dışında her şey O’nun niyetini gerçekleştiren bu düşüncenin içinde yer alır. Yaradan’dan yayılır ve yaratılan tüm varlıklar onun içinde tezahür eder.

Beklenen ödül de onun içindedir çünkü tüm eylemler ve onların tüm sonuçları ıslahın sonuna ulaşmaya yöneliktir.

Kişinin Yaradan’ı kendi üzerinde bir Kral olarak konumlandırması gerektiği söylenir. Yani, Yaradan’ın bizim için her şeyi, yaratılışı ve gelişimini, var olan ve olacak olan her şeyi hazırlamış olması yeterli değildir. Önemli olan, insanın Yaradan’ın eylemlerini incelemek ve O’nu üst gerçekliğe yükseltmek için de çalışması gerektiğidir: O’nu kendi üzerine bir Kral olarak yerleştirmek.

Kişi yaratılışı tüm seviyeleriyle incelemeye ve bu sayede her şeyi üst güce bağlama becerisi kazanmaya çabalar. O zaman bu üst gücün Yaradan olduğunu görür.

Kişi doğru seçimi yapar ve yaratıldığı dünyada doğru yolda yürürse, yavaş yavaş bu dünyayı yöneten gücü ifşa eder ve onun önünde eğilme gerekliliğini hisseder.

İnsan doğaya yaklaştıkça, onun içinde, kendisi de dâhil olmak üzere her şeyi kuşatan bir üst güç olduğunu keşfeder. Birbirimizle olan bağımız aracılığıyla ifşa etmemiz gereken işte bu güçtür.

Dostlarımızla daha da yakınlaşmaya ve daha da derin bir şekilde birleşmeye çabalarken, yavaş yavaş tüm bunların bizim için Yaradan tarafından hazırlandığını ve birliğimizin merkezinde Yaradan’ın ifşasına yol açtığını görmeye başlarız. Bunun başka bir yolu yoktur.

Böyle bir çalışmanın kalitesi kişiyi diğer her şeyin üzerine çıkarır çünkü bu sayede Yaradan’a benzemeye doğru adım atar. Kişi Yaradan’la en ufak bir benzerlik bile edindiğinde, Üst’e bağlılığı sayesinde O’na doğru yükselmeye başlar. Bağ çalışması bizi üst güce yaklaştırır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 121

Gerçek Doğa

Her bir safhadan geçmeden kökümüze, yaratılış amacımıza ulaşamayız. Bazen bize belirli bir safhadan zaten geçmişiz ya da onu zaten tanıyıp anladığımız için deneyimlememize gerek kalmayacakmış gibi gelebilir. Ancak bu bize yardımcı olmayacaktır. Tüm safhalardan geçmemiz gerekir.

Kitaplarda yazılı olan tüm anlayışları ve hatta bahsedilmeyenleri bile kapsarız. Yani, kirlilik (Klipa), kutsallık (Keduşa), Firavun, melek ve benzeri tüm anlayışların içine girmeli, onların içinde olmalı, onların içinde olmamayı istemeli ve kendimizi onlardan çıkmaya ve ilerlemeye hazırlamalıyız, her seferinde yeni bir form ve yeni bir rol giyerek, bir aktör gibi, böylece birçok giysiden geçerek.

Bir şeyin farkına varmaktan kaçınamayız, yani dereceleri atlayamayız. Dişi olmadan önce erkek olmayı arzulayamayız. Dişi olmalı ve hissetmeliyiz, bu koşulu reddetmeliyiz ve sonra bu reddetme ve pişmanlıktan erkek koşuluna ulaşacağız. Her bir koşulda, ıslah için bir eksiklik ve sonrasında da tamamlama için bir eksiklik hazırlamamız gerekir.

Peki, bizim gerçek doğamız nedir? Doğamız ne erkek ne de dişidir. Erkek ve dişi, her bir derecede birbiri ardına geçmemiz gereken iki koşuldur. “Erkek” ve “Dişi” niyetleri temsil eder, alma arzusunu değil.