Monthly Archives: Temmuz 2025

Evrenin En Parçalanmış Kısmı

Yaradan tek bir arzu yarattı, bu arzu gelişti ve sonra küçük parçalara ayrıldı. Ortak arzunun ayrı parçacıklara bölünmesiyle başlayarak, aralarında egoizm ortaya çıktı, birbirlerini karşılıklı olarak reddettiler ve kendilerini dünyamızda yerleşmiş hissetmeye başladılar.

Hissetmeye başladığımız tüm cansız, bitkisel, hayvansal ve insani arzuları, çevremizdeki dünya biçiminde kendi dışımızda görmeye başladık. Birbirimize yönelik arzularımız cansız, bitkisel, hayvansal ve insan, ya da 0, 1, 2, 3, 4 olarak adlandırdığımız dört seviyeden oluşur.

Bizim işimiz egoist dereceden çıkmaktır, çünkü onun üzerinde durarak nerede olduğumuzu dahi hissetmeyiz.

Egoizm başından itibaren bizi kendi içimize kapatır -her birimizi. Onun içindeyken kendi dünyamızdan başka hiçbir şey hissetmeyiz. Bu, Evrenin en alçak, en önemsiz ve en kırık parçasıdır. Bu nedenle kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, ne için var olduğumuzu bilmiyoruz – kesinlikle hiçbir şey bilmiyoruz! Belki de kendimizi bunalmış hissediyoruz. Ve hatta bu gerçeği bile hissetmiyoruz.

Ancak bize bizi geliştiren güç verilmiştir. Birbirimizle birlik olma ihtiyacını hissetmemizi sağlayan ihsan etme niteliği olan daha fazla üst ışık, yavaş yavaş, her seferinde daha fazla üzerimize iner.

Aile İçinde Nasıl Erdemli Olunur?

Soru: Bir kişi aile içinde nasıl erdemli olabilir?

Cevap: Eşinizle bir anlaşma yapın, o sizi erdemli bir insan haline getirecektir. Oldukça ciddi konuşuyorum. Eğer kadın isterse, kocasını her konuda, her eylemde sistematik olarak etkileyecek ve kocası da istemeden kendini düzeltecektir.

Soru: Herkesin inişler ve çıkışlar yaşadığını öğreniyoruz. Muhtemelen bir kadın da bunu yaşıyordur. Kocasını her zaman etkileyemeyebilir. Bu düşüş anlarında ne yapılmalıdır?

Cevap: Tabii ki burada karşılıklı çaba gereklidir çünkü her ikisi de ailelerini doğru ve erdemli hale getirmek isterler ki çocukları da aynı şekilde olsun.

Bu nedenle, devam edin ve harekete geçin, başaracaksınız.

İnsanın Süper Güçleri Nasıl Geliştirilir?

Yorum: Çeşitli bilim insanları ve araştırmacılarla görüşen popüler fütürist ve fizikçi Michio Kaku, teknoloji sayesinde yeni cihaz ve makinelerin daha iyi olmamıza yardımcı olabileceği bir süper geleceğe doğru ilerlediğimiz sonucuna varmıştır.

Yanıtım: Herkese telefon yerine bizi sürekli daha iyi hale getirecek cihazlar dağıtabilseydik, bu harika olurdu.

Yorum: Bir insanın dijitalleştirilmesi, anılarının dijitalleştirilmesi olasılığından bahsediyoruz.

Yanıtım: İstediğiniz her şeyi yapabilirsiniz. Ancak insanları geliştirmezseniz, insanlığa korkunç bir gelecek getirirsiniz.

Bugün öyle bir eşikteyiz ki, eğer teknik imkânlarımız doğrultusunda kendimizi geliştirmeye başlamazsak, herkesin bir hap alıp ölmek isteyeceği bir dünyaya doğru yol alacağız.

Üzerimizde çalışan muazzam bir süper bilgisayar var. O sonsuzdur; gerçektir! O en yüksek zekâdır. O, Yaradan’dır ve biz burada hiçbir şey ve hiç kimse değiliz! Başımıza gelen her şey, önemsizliğimizin farkına varalım ve O’nunla bağ kurmak isteyelim ve O’nun seviyesinden hayatlarımızı görelim diye O’nun tarafından yapılır.

Soru: Süper insan nedir?

Cevap: Süper insan, Yaradan’ın niteliklerini özümseyen kişidir.

Eğer kendimi dünyanın tüm bilgilerinin bir koleksiyonuna dönüştürürsem, sadece bir aptal olurum. Bu Dünya’dan manevi olarak yükselelim! Şimdilik geçici olarak bedenlerimizde kalacağız, ama manen ve anlayış olarak yükselmeye başlayalım! Başka bir bilgi ve eylem düzeyi göreceğiz, dünyevi meselelerimizle ilgili olmayan bir düzey. Bugün bunu şimdiden hayal edebiliyoruz.

Yönetim seviyemize, yönetildiğimiz yere yükselelim ve her şeyi tamamen farklı tanımlarda, farklı hacimlerde, farklı sınırlamalarla görmeye başlayalım. Orada dünyevi hiçbir şey yoktur. Ve oradan nereye kadar gidebileceğimizi göreceğiz. Ama bu tamamen farklı bir boyuttur! Bu dört boyutlu değil, başka bir şey.

Yorum: Makalelerinizden birinde, sonsuzluğun yaratılış ve Yaradan arasındaki sonsuz sayıda bağ olduğunu yazıyorsunuz.

Yanıtım: O sınırsızdır, Yaradan ve yaratılanlar arasında ayrı bağların olmadığı, her kim ve nasıl olursa olsun, hepsinin tek bir bütün halinde birleştiği yerdir. Kablolar olmadan, her şey tek bir sistemde birleşir.

Soru: Nöronlarda aksonlar bağlayıcı görevi görür. Fakat sınırsız bağlarda bağlantı unsuru nedir?

Cevap: Hiçbiri yoktur; ortadan kaybolurlar. Koşul, kontrol eden ve kontrol edilen arasında hiçbir farkın olmadığı bir kaynaşma haline gelir; birbirlerini o kadar tam olarak tamamlarlar ki tek bir bütüne dönüşürler. Buna “Bir” denir.

Kendimizi Yönetmeyi Nasıl Öğrenebiliriz?

Yorum: Genetik mühendisliği, Kutsal Kitap’a meydan okumuş ve Adem ile Havva’nın Tanrı tarafından yaratılmadığını söylemiştir.

Bilim, her yerde olduğu gibi bir embriyonun oluşumunda bile belirli bir yönetici bileşen gözlemlediğimiz sonucuna varmıştır. Genomu inceleyerek ve yöneten ve yürüten hücreler olduğunu bilerek, bu süreci sadece anlamak değil, aynı zamanda yönetmek de mümkündür.

Yanıtım: Biyolojik süreçlerin yönetiminde hiçbir sorun yoktur. Ancak bu onları bizim yarattığımız anlamına gelmez. Onların çalışmalarına müdahale ediyoruz ve buna yönetim diyoruz.

Soru: Peki onları kim yaratıyor?

Cevap: Bu, insanın üstünde bir seviyede gerçekleşir. Bunun için kişinin kendisinin üzerine çıkması gerekir.

Nasıl? İşte Kabala ilmi burada ortaya çıkar. Bir sonraki seviyeyi idrak etmek istiyor musunuz? Onu ifşa etmek ister misiniz? Lütfen, yapabilirsiniz. Ancak bunu yapmak için, kendiniz ve bir sonraki seviye olan, yöneten seviye ile olan bağınız üzerinde ciddi bir şekilde çalışmalısınız.

Her şeyden önce, her zaman bu yöneten seviyenin altında olduğunuzu hayal edin, onun altında. O size sürekli rehberlik eder ve sizi tutar. Onunla rezonansa girmeye çalışırsınız. Onun tarafından yönetilirsiniz. Onun tarafından yönetilmeyi kabul ediyor ve istiyorsunuz. Kendi başınıza hareket etmek istemezsiniz – ne arzularınızla ne de düşüncelerinizle, yani ne kalbinizle ne de zihninizle – hiçbir şekilde!

Siz sadece bu seviyeyi hissetmek ve her şeyi ona yönelik arzunuzla gerçekleştirmek istiyorsunuz; o nasıl isterse, bırakın sizi o yönetsin. Ve siz de kendinizi onun yönetimine katmaktan mutluluk duyacaksınız.

Bir sonraki adım bu şekilde edinilir. Buna “kendini iptal etme”, kişinin egoizmini iptal etmesi denir.

Bu şekilde hareket edersek, bir sonraki seviyeyi hissetmeye başlarız – onun yönetimini, niteliklerini, doğasını ve niyetini. Buna Yaradan’ı edinmek denir, çünkü benim için bir sonraki adım Yaradan’ımdır.

Eğer Bir Rehber Gözünüzde Yüceyse

Soru: Kabala tarihinde bir rehberin sizin kadar çok öğrencisi olduğu bir zaman oldu mu? Olduğunu sanmıyorum.

Cevap: Ben de olmadığını düşünüyorum ama bu bir şey ifade etmez.

Soru: Bunun sizin en yüce olduğunuz anlamına geldiğini düşünüyoruz ve böyle bir rehber için Yaradan’a şükrediyoruz.

Cevap: Eğer ben sizin gözünüzde yüceysem, o zaman size verdiğim ödevleri yerine getirmeye çalışın.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 9

Kişi Dua Sözcüklerinin İçeriğini Ne Zaman Hisseder?

Bir “sözcük” belirli sayıda bileşeni içeren özel bir durumdur. Tüm bu bileşenler, birlikte kişide bir Tanrısallık hissi yaratan kaplar ve ışıklardır.

Sadece Kabala çalışmasıyla ve ancak uzun yıllar süren çalışmalardan sonra kalp, kitaplarda yazılanlarla uyumlu olarak “kalpteki noktadan” işlemeye başlar ve ancak o zaman yazılı içeriği anlarız. O zamana kadar, Siddur’da okuduğumuz her şey sahip olduğumuz fiziksel kaplara göre anlaşılır. Örneğin, fiziksel kaplarımıza göre, “merhametli” kelimesini şefkatli, “lütufkâr” kelimesini bağışlayıcı vb. olarak anlarız. Fiziksel bedenimizde ne hissediyorsak ona göre yorumlarız.

Manevi hislere ve üst akla ulaştıktan sonra, sözcükler yeni bir içerik kazanmaya başlar. Her sözcükle birlikte, Yaradan’ı o sözcüğe göre hissederiz; sözcüğün özünü ve anlamını hissederiz. O zaman her bir sözcük, duyularımızda birlikte beliren gerçek bir kap ve ışık haline gelir.

Bilgenin Niteliklerini Öğrenmek

Soru: Beden, bilgenin niteliklerini nasıl öğrenir? Bunun gerçekleşmesine nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Birleşmeye ve toplu bir dua yükseltmeye çalışarak bedene yardım ederiz. Bizi ıslah eden üst ışığı bu şekilde çekeriz.

Soru: Küçük bir kendini iptal etmenin bize daha sonraki biraz daha büyük iptal olma için güç verdiğini varsayabilir miyiz?

Cevap: Evet, her zaman bu şekilde olur. Bu nedenle asla durmayız, ama en ufak sorunları bile sürekli olarak açıklığa kavuştururuz.

Soru: Bilgenin niteliğini öğrenmek için, aklın ve mantığın üzerine nasıl yükseliriz?

Cevap: Sadece birlikte Yaradan’a toplu dua ederek.

Bizi Mutlu Olmaktan Ne Alıkoyar?

Yorum: Bilim insanları 2050 yılına kadar insanlığın 10 büyük sorunla karşı karşıya kalacağı sonucuna varmıştır: insanların genetik modifikasyonu, yaşlı nüfus oranının artması, şehirlerin ortadan kalkması, sosyal ağların evrimi, yeni jeopolitik gerilimler, ulaşım güvenliği, doğal kaynakların tükenmesi, diğer gezegenlerin kolonileştirilmesi, beynimizin yeteneklerinin genişlemesi ve yapay zekânın artan etkisi.

Yanıtım: Bunların hiçbiri gerçekleşmeyecek. Şu anki tüm gelişimimiz bizi bir çıkmaz sokağa götürmeyi amaçlıyor. Görünüşe göre birden fazla sorunla başa çıkabilir, gezegenleri doldurabilir, çölleri geliştirebilir, her şeyi yapabiliriz. Her şeyi inşa edebilir, yok edebilir ya da çıldırtabiliriz. Ancak egoizmimiz bunu yapmamıza izin vermeyecektir.

Hayatlarımızı çekilmez hale getirecek ve aramızda sürekli bir çatışmalar zinciri koşuluna yol açacaktır: aile üyeleri, çocuklar ve ebeveynler arasında, aynı şehirde veya aynı ilçede yaşayan komşularla. Nerede ve ne hakkında olduğu önemli değil, birbirimizle o kadar anlaşamayacağız ki, ıssız sokaklarda makineli tüfekle fırına koşmak zorunda kalacağız. Ve bu korkunç bir hayat olacak. Egoizm bizi buna sürükleyecek.

Hiçbir icat bize yardımcı olmayacak. Hiçbir şey vermeyecekler. Her şeyden önce, onları tüm insanları boyunduruk altına almak, herkesten kâr etmek, herkesi bastırmak için kullanacağız. Teknolojinin nasıl ilerlediğini ve ne amaçla kullanıldığını görebiliyoruz.

Öyleyse mutlu olmamızı engelleyen şeyin ne olduğuna bir göz atalım!

Mutluluk başka gezegenlerde, bu cansız gök cisimlerinde yaşamak değildir, bizim yerimize sürücüsüz arabaların kullanması ya da 200 yıl yaşamamız da değildir. 70 ya da 80 yaş bizim için yeterli. Daha fazlasına gerek yok! Mesele ne kadar yaşayacağımız değil, nasıl yaşayacağımızdır! Ölümden kaçmanın hiçbir yolu yoktur. Onu uzaklaştırmak sadece aptalca bir arayıştır!

Öyle bir hale getirmeliyiz ki, bu dünyada hala hayattayken kendimizi ebedi, sonsuz bir şekilde var olmuş hissetmeye başlayalım. Sorunun çözümü budur, kendi egoizmimiz içinde dünyevi sorunları çözmeye kapılmamak. Bu zaten bizim için her şeyi mahvedecektir.

Bugün 50 yıl önce yaşayanlardan daha mutlu olduğumuzu söyleyemeyiz. Bizim şu anda oynadığımız elektronik aletlere sahip değillerdi ama bu onları daha az mutlu yapmadı.

Günümüz istatistiklerinden insanların daha az mutlu olduğunu ve insanlığın daha derin bir depresyon içinde olduğunu görüyorum.

Bugünlerde herkes kaçmak için nasıl ve nerede marihuana ya da başka bir şey tüketeceğini düşünmeye başladı. Bir insan neden 200 yıl yaşamak zorunda olsun ki?! 100’ünü narkotik bir rüyada geçirebilmek için mi?!

Kendimiz için iyi bir yaşam yaratmak zorundayız. Bu da çok basit bir şekilde, aramızdaki nazik ilişkilerle sağlanır. Aksi takdirde Armageddon’a mahkûm oluruz.

Armageddon’un ne olduğunu biliyor musunuz? İsrail’de Megido adında küçük bir dağ vardır (İbranice’de har dağ demektir). Birkaç bin yıl önce orada bazı çatışmalar yaşanmış. O zamandan beri bu mecazi ifade kullanılmaktadır: Armageddon – dünyanın sonu.

Aslında bunu beklemek zorunda değiliz. Hâlâ bu tepeye tırmanabilir ve aşağıya bakabilirsiniz. O kadar da büyük değil, sadece 700 ila 800 metre yüksekliğinde. Kendimizi aşırı uçlara itmeyelim. Hayatlarımızı 50 yıl sonra değil, bugün sakin, iyi ve mutlu hale getirelim.

Ve en önemlisi, Kabala ilminin yardımıyla, bir sonraki yaşamı, üst dünyayı, bir safhadan diğerine, bir döngüden diğerine geçişi hissetmeye başlayabiliriz. Bunların hepsi bizim gücümüz dâhilindedir.

Büyümenin ve tatmin olmanın ebedi halini kendiniz için keşfetmenizi dilerim.

Yaradan Neye Cevap Verir?

Sıklıkla kendimize sorarız: Yaradan neye cevap verir? Yaradan, ortak ıslaha, tüm yaratılıştan beklediği amaca yönelik her şeye cevap verir. Bu nedenle, gerçek bir dua bağ için yapılan bir duadır.

Elbette diğer her şey de gereklidir, ancak isteklerimizin aşırı egoist olmadığından emin olmak için gerektiği kadar kullanılmalıdır.

Yaradan’a yönelmenin en iyi yolu dostlarım için dua etmektir. Bu kesinlikle net bir şekilde algılanır ve O’nun alanıyla mükemmel bir şekilde hizalanır ve böylece O’nunla benim aramda bir bağ ortaya çıkar. Bu bağ henüz açık ya da somut olmayabilir ama şimdiden bir etkileşim biçimidir.

Lişma’da Çalışma

Soru: Tüm eylemlerimizin Lo Lişma koşulundan gerçekleştirildiğini açıkça fark ediyoruz ve bu bizi kendi kötülüğümüzün farkına varmaya götürüyor. Yaradan için çalıştığımızı bilerek bu sürece sevinçle eşlik etmeli miyiz?

Cevap: Kişi, almanın doğasına ve ihsan etmenin doğasına yönelik tutumunda çeşitli aşamalardan geçer. Nerede olduğumuzu anlamak için çaba göstermeliyiz. Elbette bu bizden gizlenir ama yavaş yavaş buna dair bir his geliştirebiliriz.

Belirli eylemleri gerçekleştirirken, bunları kimin için, ne amaçla ve neden yaptığınızı açıkça anlamalısınız. Yavaş yavaş, ilerleyip ilerlemediğiniz konusunda eylemlerinize dair doğru bir farkındalık geliştireceksiniz.

Genel olarak, yaptığımız neredeyse her şeyin kendimiz için değil, Yaradan için olduğu bir koşula ulaşmalıyız.

Çabalarımızın, niyetlerimizin, isteklerimizin ve niteliklerimizin bu kademeli birikimi gerçekleşir ve egoizmimizi onlara doğru kaydırır ve Yaradan için hareket etmemizi sağlar. Bu Lişma’nın çalışmasıdır.