Daily Archives: Temmuz 26, 2025

Tam Birbirine Bağlılık Formülüne Göre

İnsanlara birlikteliğin bizim için ikinci bir doğa haline geldiğini hissettirmeliyiz. Sonuçta bir araya geliyor ve bizi tamamen yeni bir insanlığa dönüştürecek ortak bir bağlar sistemi yaratmaya çalışıyoruz.

Bu birliktelikten insanlar arasında yeni, daha net ve daha istikrarlı bağlar ortaya çıkmalı ve bu bağlar içerisinde sosyal ilişkiler tamamen yeni bir düzeyde oluşmaya başlamalıdır.

Hatta bu ağdan yeni işletmeler, eğitim sistemleri ve medya sistemleri doğmalıdır. Birliğe ve mutlak eşitliğe dayanan karşılıklı bağ sistemimiz, tam olarak birbirine bağlılık ve tam eşitlik formülü üzerine kurulu yeni bir insanlığın sistemlerini üretmeye başlamalıdır. O zaman üst güç gibi olacağız, çünkü hiç kimse bir diğerine hükmetmeyecek. Bu sayede Yaradan’a tamamen benzeyeceğiz.

Gerçek şu ki, insanlık hiçbir zaman eşit olma fırsatına sahip olmadı. Yüzyıllar boyunca pek çok kişi bunun ideal olduğunu anlayarak özgürlük, eşitlik ve kardeşlik için çabaladı.

Ancak bu sorunu çözemedik çünkü yeterince gelişmemiştik ve içimizde her zaman egoizm kaynıyordu. Birkaç idealist bunu düşünürken, geri kalanlar bundan bencilce kazanç elde etmeye çalıştı.

Şimdi bu sorun küresel hale geldi. Her insan, her aile bunu hissediyor. Dolayısıyla, şimdi her şeyi yeniden düşünme ve yeniden tanımlama fırsatına sahibiz, çünkü bugün üst gücü çekebilir ve onun yardımıyla kendimizi ıslah edebiliriz.

Başka bir deyişle, kongrelerimiz merkezler haline gelecek ve bu merkezler arasında, yeni fikri -tümüyle yeni bir paradigma, tüm insani kurumların üzerine yeniden inşa edilmesi gereken tamamen yeni bir temel- kavrayabilecek, giderek genişleyen bir insan topluluğu inşa edeceğiz. Buna sanayi, ekonomi, bankacılık, insan ilişkileri, aile bağları, çocuklar ve ebeveynler arasındaki ilişkiler ve eğitim dahildir.

Bu Dünya üzerinde yaptığımız her şey küresel bir yönetim sistemine uygun olarak yeniden inşa edilmelidir. O zaman gerçekten talihli ve mutlu olacağız.

İnanıyorum ki kongrelerimiz bu fikri insanlığa taşımaya başlayacak ve insanlar bunun aslında kendimiz için daha iyi bir yaşam inşa edebileceğimiz yeni bir anlayış ve bilgi kaynağı olduğunu fark edecekler.

Dünyadaki En Büyük Güç

Yorum: Islah sürecinin hâlihazırda gerçekleşmekte olduğu bir döneme girdiğimizi söylüyorsunuz. Ancak bizim için bu fark edilebilir bir şey değil. Her şeyin daha yoğun bir şekilde gerçekleşiyor olması dışında bir şey görmüyoruz.

Yanıtım: Egoist doğamızı ifşa etme süreci gerçekten de gerçekleşiyor ve herkes için açık hale geliyor. Bu konular üzerine düşünen psikologlar, sosyologlar ve politikacılar, doğamızın ta kendisi olan egoizmin esasen bizi yok eden şey olduğunu az çok fark etmeye başladılar.

İnsanlar bunun bir çaresi olmadığını düşündükleri için pes ediyorlar ve eskisi gibi yaşamaya devam ediyorlar: “Ne yapılabilir ki? Biz böyleyiz işte. Birbirimizi yemeye devam edeceğiz.”

İşte bu yüzden insanlara bunun böyle olmadığını göstermek için Kabala bilgeliğini geliştirmemiz gerekiyor. Süreç başlamıştır, ancak bilinçli bir kontrol altına alınmalı ve kendimiz tarafından hedefe doğru yönlendirilmelidir ki doğa bizi “sopayla” mutluluğa doğru sürüklemesin. Elbette henüz egoizmin ıslah edildiğini görmüyoruz ama egoizmin kötülük olarak kabul edildiğini zaten görüyoruz. Ve bu bir ön aşamadır.

Şimdiden dünya çapında birkaç milyon insan egoizmin ıslah edilmesi gerektiğini duyabiliyor, böylece tam da onun aracılığıyla Yaradan’ın seviyesine yükselebiliyoruz. Bu bilgiyi dağıtmak için çaba sarf edersek, aramızda birleşerek insanlığın inançsızlığını, boşluğunu ve tembelliğini kıracak ve insanlara mükemmelliğin ve sonsuzluğun ulaşılabilir olduğunu ve çok ciddi, yüksek bir sürecin eşiğinde durduğumuzu anlama fırsatı vereceğiz.

Bizler dümensiz ya da yelkensiz, klansız ya da kabilesiz varlıklar değiliz. Doğanın en yüksek süreci içinde, bizi yaratılışın bir ucundan diğer ucuna götüren Yaradan’ın içinde varız. Şu anda bilinçli bir şekilde hareket etmeye başlayabileceğimiz, önümüzdeki dünyaları ifşa edebileceğimiz ve kendimizi evrenin bir parçası olarak hissedebileceğimiz çok kritik, doruk bir noktadayız.

Şu anki koşulumuzun özel olduğuna inanıyorum. Kabalistler de böyle yazıyor. İnsanlığın bu günlerini daha yoğun hale getirmeye, insanlığın önünde duran büyük hedefi daha fazla ifşa etmeye çalışmalıyız. Bu doğa tarafından yaratıldı ve ona her halükarda ulaşacağız, ancak şimdi onu bilinçli ve hızlı bir şekilde kendimiz gerçekleştirme fırsatına sahibiz.

Soru: Islah sürecinden sadece grup için değil, tüm insanlık için mi bahsediyorsunuz?

Cevap: Tüm insanlığa. Grup ayrıdır. Dünyanın dört bir yanında bunu duyan ve halihazırda özümseyen yüz binlerce insanı içeren uluslararası grubumuzla ilgili olarak tek bir şey söyleyebiliriz: bu grup halihazırda dünyada gerçek bir manevi güçtür, insan standartlarına göre değil, manevi niteliklere göre. Eğer sayılarla değil de manevi niteliklerle ölçersek, dünyadaki en büyük güç biziz.

Topluluğumuza saygı duymalı ve insanlığın gelişimini hızlandırmak, bölünme, endişe ve dünya savaşı ya da ekolojik felaket korkusu içinde devam etmesine izin vermek yerine onu keyifli, kolay ve ilham verici hale getirmek için nasıl bir fırsata sahip olduğumuzu anlamalıyız.

Aydınlık Ve Karanlık Şeritlerden Geçen Yol

Soru: Manevi yükseliş nasıl gerçekleşir?

Cevap: Kişi Kabala çalışmaya başladığında, çeşitli koşullardan geçmeye başlar. Bu yeni koşulların nereden geldiğini bilmezler ama esasen tüm değişimler bir üst seviyeden gelir.

İki seviye vardır: üst ve alt. Üstte, bir üst ve alt kısım (GE ve AHAP) ve altta da GE ve AHAP vardır. Bunlar birlikte ruhumuzun yapısı olan on Sefirot’u oluştururlar.

Sadece bu dünyada var olduğum ve ruhumu ıslah etmeye başlamadığım sürece, bedenim, yaşamım olarak sadece kendimi, mevcut seviyemi algılarım. Ve bunun ötesinde hiçbir şey yok.

Ancak Kabala çalışmaya başladığımda ve bir gruba katıldığımda, beni saran ışığı almaya başlarım. Buna bana göre “saran” denir çünkü beni saran şeyde gizlidir: kitaplarda, öğretmende, bu ışığı aldığım dostlarda.

Onu sadece “havadan” almam; havada üst ışık yoktur. Manevi seviyelerin merdiveninden bahsediyoruz. Ancak bir kişiye göre, şimdiye kadar çeşitli yollarla onlara iletilen bir ışık olarak tezahür eder.

Bazen bu ışık kişiyi uyandırır, bazen de tam tersine, ışığın ters yüzü olan karanlık hissi verir. Bilge bir yetişkinin öğrencisine bir şeyler anlatması gibi, üstteki alttakine bir şeyler anlatabilir. Ve öğrenciler duyduklarından keyif alır ve bilgeleşirler. Bunu ışığı, bilgiyi ve hissi almak olarak algılarlar.

Ya da tam tersine, öğretmen öğrenciye göre öyle bir durumdadır ki, onlara öyle bir malzeme ve bilgi, öyle bir deneyim verir ki, öğrenci maneviyattan ne kadar az anladığını ve ne kadar az hissettiğini, ne kadar kapalı ve boş olduğunu görür. Ve sonra, öğretmen onlara ne kadar çok şey verirse, öğrenci için o kadar karanlık olur.

Bu Hohma’nın ışığının mevcut olup olmamasına değil, üst tarafın alt tarafa ne kadar uyum sağladığına bağlıdır. Yine de eğer üst alttakine çok fazla uyum sağlarsa, onları herhangi bir bağımsız eylemde bulunma fırsatından mahrum bırakır.

İnsanlığın Acil Görevi

Soru: Belli bir zamana kadar tüm kongreler hazırlık dönemiyle ilgiliydi. Şimdi ise kongreler yeni bir döneme, bir ıslah dönemine işaret ediyor. Herkes yeni bir şeylerin ortaya çıktığını hissediyor. Nedir bu ve bu durumdan en iyi şekilde nasıl yararlanabiliriz?

Cevap: Dünya henüz niteliksel değişikliklerin damgasını vurduğu tamamen yeni bir gelişim aşamasında olduğunu anlamış değil.

Dünyanın önceki egoist gelişim dönemi sona ermiştir. Eski paradigma sona erdi; daha fazla güç, para ve bilginin geleceğe daha fazla güven duymanız, daha fazla güç, zenginlik ve diğer her şeye sahip olmanız anlamına geldiği paradigma.

Tüm bu bencil birikimler, değerler, güç ve başarılar yeni dünyada hiçbir şey ifade etmiyor çünkü güç ve başarı bu dünyada farklı tanımlanıyor. Bunlar yaratılışın parçaları arasındaki, doğanın tüm parçaları arasındaki doğru etkileşimin ölçüsü ile belirlenir.

Bunu şimdiden ekolojide, toplumda ve ülkeler arasında, her yerde görüyoruz. Yani, herkesle doğru bir şekilde etkileşime girmeyi bilen hayatta kalacak ve başarılı olacaktır. Bu küresel doğanın bir yasasıdır ve artık bu yeni aşamaya girmiş bulunuyoruz.

Örneğin, belli bir yaşa kadar, diyelim ki üç ya da dört yaşına kadar bir çocuk diğer çocukları hissetmez. Onlar sadece kendilerinden bir şeyler almak için bir fırsat sunarlar, hepsi bu. Onlarla iletişim kurma olasılığını anlamaz.

Ama dört ya da beş yaşından itibaren arkadaş edinir. Onlarla oyun oynar, arkadaşlarıyla yakınlaşmak ve birlikte bir şeyler yapmak ister. Yavaş yavaş dadılardan uzaklaşıyor ve arkadaşlarıyla yakınlaşıyor.

O noktadan sonra arkadaşlar çocukların çevresinde çok önemli bir yer ediniyor. Sonra liderler oluşuyor, her türlü gruplara bölünmeler, alt gruplar vesaire. Yani kişi artık sosyalleşmeye başlamıştır.

Dört ya da beş yaşlarında başlayan bireysel, egoist gelişimden sosyal gelişime böyle bir geçiş bugün insanlıkta gerçekleşiyor.

Artık her şey doğru etkileşimlerle belirlenecek, ittifaklar kurarak değil: “Diğerleriyle ittifak halinde sana karşıyım çünkü ben senden daha güçlüyüm.” Hayır! Yani, doğanın genel yasasına uygun olarak yaratılışın parçaları arasındaki doğru, uyumlu ilişki. Yani, doğaya uymak zorundayız.

Ve bu uyum bizi giderek daha fazla çevreye duyarlı olmaya, doğanın bütününe uyum sağlamaya zorlayacaktır. Böyle bütüncül bir yaklaşım büyük talep görecek, aksi takdirde hayatta kalamayacağız.

İnsanlar tüm sorunların -bankacılık, sosyal, politik, aile- tam da yeni bir ilişkiler sistemine geçmek zorunda olduğumuz için çöktüğünü görecekler.

Bu sistem bizim doğaya, kendimize ve başkalarına yönelik egoist, hayvansal yaklaşımımızla tamamen çelişmektedir. Bu nedenle kendimizi dönüştürmemiz, sosyal olmamız ve toplumun yararının benim yararım, toplumun sağlığının benim sağlığım ve toplumun başarısının benim başarım olduğunu düşünmemiz gerekecektir.

Bu çok zor! Hatta imkansız! Bu nedenle kendimizi daha da kırmamız gerekecek.

Öncelikle bunun böyle olduğunu ve kaçamayacağımızı fark etmeliyiz. Kendimizi birdenbire böyle bir dünyanın içinde buluyoruz. Peki, bununla ne yapacağız? Doğayla doğru bir iletişim içinde olmamıza yardımcı olacak bazı gizli güçler bulmalıyız.

Bu güçleri bulmak insanlığın bugünkü görevidir. Aslında onları açıkça, yakından göremiyoruz; bu nedenle bu görevden kaçmaya çalışıyoruz, yani “çözmek imkânsız, o halde sorun yok, o halde gözlerimizi kapatalım” diyoruz. Bu işe yaramayacak! Devekuşu politikası burada işe yaramayacak çünkü tüm gelişim bu yönde ilerliyor.

Kabala kendi çözüm yöntemini sunar. Doğru olduğu konusunda ısrar etmez ve herhangi bir diktatörce yol dayatmaz. Sadece sunabileceği şeyi söyler: “Beni inceleyin. Kendiniz görün. Ve eğer öyleyse, alın ve uygulayın.” Hepsi bu kadar.

Hayatımızın Peri Masalı Mutlu Sonla Bitecek

Dünyamızda, sadece masal olduklarını bildikleri halde masalları izlemekten hoşlanan pek çok yetişkin var.

Soru: Neden böyle? Gerçeklikten kaçmak için mi?

Cevap: Aslında bizim hayatımızdan daha gerçek.

Soru: Peri masalları hayatımızdan daha mı gerçek? Ama bir masaldaki gerçeklik nedir?

Cevap: Adaletin ödüllendirildiği, sadakatin ödüllendirildiği.

Soru: Gerçekten öyle mi?

Cevap: Öyle, ama tüm bunların pek çok dönemeçten, egoizmimizin her türlü köşesinden ve labirentinden geçmesi gerekiyor.

Soru: Peki peri masalları gerçekte ne olacağını anlatır mı?

Cevap: Elbette.

Soru: İyilik kötülüğe galip gelecek mi?

Cevap: Kesinlikle. Aksi takdirde hiçbir şey başlamamış olurdu.

Soru: Peri masalları tam olarak iyi biten masallar mıdır?

Cevap: Hepsinin sonu iyi bitmek zorundadır çünkü bu en başından bellidir.

Soru: Peki ya sonu kötü biten masallar, onlar ne olacak?

Cevap: Böyle bir şey yoktur. Bu onların tamamlanmamış olduğu anlamına gelir.

Soru: Onlar yazarın bitiremediği, zaman bulamadığı bir şey mi?

Cevap: Evet, söylenmemiş bir şey kalıyor.

Yorum: Yani bir peri masalı yazılmış…

Yanıtım: Sonundan itibaren. Ancak iyi bir son tüm yapıyı içermelidir: kurgu, gelişme, doruk noktası, kısacası her şey ve mutlaka iyi bir son. Hepsi başlangıçtan itibaren tasarlanır.

Benim vardığım sonuç şu: bir peri masalı bir girişle başlamalıdır. Daha sonra eğitici, suçlayıcı ve benzeri bazı kanıtlayıcı süreçler olmalıdır. Karakterler altüst olmalı ve olanlardan memnun olmamalı: bu öldürmek istedi ve yapamadı, şu kaçmak istedi ve başaramadı, bu ikisi evlenmek istedi ve yürümedi vb.

Yani tüm kurgu içinde bu masalı kimin yazdığını çözemiyorlar. Yaradan! Her biri kendi yöntemiyle kendi çözümlerinden yavaş yavaş umudunu kestiğinde ve ne yapacaklarını bilemediklerinde, o zaman üst yönetimin kontrolü altında olduklarını anlamaya başlarlar ve ancak o zaman işler yürümeye, bir araya gelmeye başlar. Bu üst yönetimin, bu üst gücün onları doğru çözüme ulaştırdığı ortaya çıkar.

Yorum: İyi bir sona. Ve iyilik, zafer kazanır.

Yanıtım: Evet.

Soru: Aslında şu anki zamanımızdan mı bahsediyordunuz?

Cevap: Tam da bizim zamanımızda bu üst güç çeşitli koşullarda kendini göstermeye başlar, insanlığın sorularına “bu üst güçtür” demekten başka bir cevabı kalmadığında.

Yorum: İnsanlığın gördüğü bu pek de hoş olmayan peri masalı değişmeye başlar…

Yanıtım: Ve o zaman iyi olur! Çünkü sizi en yüksek çözüme, onu başlatana, onu tasarlayana, onu geliştirmeye ve şekillendirmeye başlayana ve şimdi onu tamamlamak üzere olana işaret eder.

Soru: Sevgiye, mutluluğa mı yönlendiriliyoruz? Doğruca oraya mı?

Cevap: Evet!

Aynı Soru, Farklı Cevaplar

Soru: Neden farklı insanlar size aynı soruyu sorduğunda farklı cevaplar veriyorsunuz?

Cevap: Tek bir cevap veriyorum ama farklı seviyelerde. Ben iki yüzlü bir Janus değilim ve yalan da söylemiyorum. Bu, soruyu kimin sorduğuna ve cevabın kime verildiğine bağlı: küçük bir çocuk, bir yetişkin, bir erkek veya bir kadın vb.

Yani, cevabın farklı versiyonları var. Prensipte cevap tektir, ancak dışsal ifadeleri değişebilir.

Kabalistik Metinlerin Algılanması

Soru: Kabala’da tüm duygularınızın İbranice olduğunu söylüyorsunuz. Kabalistik metinleri bu dilde okuduğunuzda veya dinlediğinizde, onları nasıl algılıyorsunuz?

Cevap: Kabalistik bir metni İbranice okuduğumda, onu kendi içimde algılıyorum. Tıpkı dünyamızdaki bir durumla ilgili bir metni Rusça okuduğunuzda, içinizde belirli bir içsel resim yaratması gibi.

Kabalistik bir metin okuduğumda benim için de aynı şey geçerli. İçimde bir içsel resim yaratır çünkü bu kelimelere, terimlere, cümlelere ve bağlantılara karşılık gelen belirli bir dizi niteliğe zaten sahibim.

Bu nedenle, okurken, bu resmi bir mozaik gibi içimde birleştiriyorum ve içimde yaşamaya başlıyor. Metin boyunca devam ettikçe, hepsi içimde parıldıyor, dönüyor, bağlanıyor ve ayrılıyor. Metin içimde yaşıyor ve eylemlerini gerçekleştiriyor. Onu o anda yaşadığım hayat olarak hissediyorum.

Bu, roman okuduğunuzda hikâyenin içine dalmanıza benzer.

Sorular Sorun

Soru: Kişi sorularını dile getirmeyip sadece yazsa bile, yine de onları sisteme bıraktığını ve eninde sonunda yanıt alacağını söylüyorsunuz. Soruyu dile getirmek önemli mi, yoksa iyice düşünüp yazmak yeterli mi?

Cevap: Her ikisi de gereklidir: iyice düşünün, seslendirin ve yazın.

Kendini yazılı veya sözlü olarak ifade etmenin farklı seviyeleri vardır. Yazılı düzeye ulaştığında zaten ciddidir ve sözlü düzeye de ulaşabilirse, o zaman daha da ciddidir. Maneviyatta da durum böyledir. Maddesellikte ise tam tersidir.

Yorum: Yani önce düşünce, sonra onu işlemek.

Yanıtım: Düşüncenin yazılı olarak işlenmesi ve ardından sözlü olarak ifade edilmesi.

Soru: Soruları yazmak, Kabala çalışan bir öğrencinin çalışmasını, sinemadaki gibi sadece dinlemeye kıyasla güçlendirir mi?

Cevap: Elbette güçlendirir. Bu yüzden dersler sırasında öğrencilere kalem, tükenmez kalem ve kâğıt dağıtıyoruz. Lütfen oturun ve not alın.

Herkesin gerçek öğrenciler gibi çalışmasını, sonra düşüncelerini formüle etmesini ve kısa bir rapor yazmasını destekliyorum.

İnsanları daha fazla çalışmaya teşvik edecek bir simülatör yaratmak istiyoruz.

Soru: Ama bir ders sırasında ortaya çıkan bilgi zaten belli bir güç taşımıyor mu? Yani, kişi buna dayanarak bir makale yazarsa, büyük bir güce sahip olur mu?

Cevap: Elbette büyük bir güce sahiptir, zira en azından ders sırasında birkaç bin kişi bir arada bulunmakta ve bu bilgiyle aşılanmaktadır. Bu dünyada muazzam bir güçtür.

Düşünce Düzeyinde İletişim

Yorum: Kabalistlerin kelimeler olmadan iletişim kurabildiğini söylüyorsunuz. Bizim dünyamızda iletişim genellikle harfler ve sesler aracılığıyla gerçekleşir.

Yanıtım: Ancak manevi dünyada bu, düşünceler aracılığıyla gerçekleşir. Düşünce en büyük, ebedi, en sadık ve mükemmel güçtür.

Hiçbir sınırlaması yoktur ve sonsuz bir hızla her yöne, her yere, her şekilde, dünyalar arasında, yaşayanlar ve ölüler arasında yayılır. Düşünce her şeydir.

Soru: Geçmişin Kabalistleri ile düşünce yoluyla iletişim kurabilir misiniz?

Cevap: Elbette. Kiminle olduğu önemli değil. Öğretmenimle, kesinlikle, hala onunla iletişim kuruyorum; hala onu hissediyorum.

Ne de olsa, fiziksel olarak bana yakın olduğunda, onu hissettim ve bu his içimde kaldı.

Öyleyse onu gözlerimle görmem ya da kulaklarımla duymam ne fark eder?

İçimde olan şey onun içsel imgesiydi, dışsal değil. Şimdi de aynı şey geçerli. Bu imge içimde kalmaya devam ediyor – fiziksel bir imge değil, onun dünyaya, bana, kendisine ve Yaradan’a karşı tutumu, başka bir deyişle manevi imgesi.

“Yaradan’ın Günü”

“Yaradan’ın Günü”, kişinin hiçbir şeyin eksikliğini hissetmediği ve tek bir koşul altında tüm yaşamı boyunca ve ötesinde bu durumda kalmaya hazır olduğu bir durumdur: sürekli olarak Yaradan’a ihsan etme arzusuna sahip olmak. Ve bu herhangi bir karşılık, bilgi veya telafi olmadan, sadece Yaradan için iyi bir şey yapmak uğruna, hiç kimse, hatta Yaradan’ın Kendisi dahi bilmese bile, kişinin O’nun uğruna çaba göstermesidir.

Bunun kanıtı sevinç ve mükemmellik hissidir. Bu, kişinin zaten ıslahın sonuna geldiği anlamına gelir, zira bundan başka bir şey istemezler. Böyle bir duruma Yaradan’ın Günü denir. Herhangi bir kişi, nerede olursa olsun, bunu kendisi için hayal edebilir ve sürekli olarak buna doğru çabalayabilir. Aksi takdirde buna gün ya da mükemmellik denmezdi.