Monthly Archives: Temmuz 2025

Manevi Çalışma İçin Bir Tat Geliştirmek

Soru: Tadını kaybettiğinizi hissettiğinizde başkaları için nasıl isteyebilirsiniz?

Cevap: Bu aslında iyi bir şeydir.

Soru: Mekanik olarak çalışmaya devam etmeli miyim?

Cevap: Kesinlikle! Mekanik olarak çalışmak yapabileceğiniz en iyi şeydir. Bu yeni bir derecenin başlangıcıdır.

Mesele şu ki, tat olmadığında, kendiniz için hiçbir şey talep etmiyorsunuz. Tat olmadığında, arzu olmadığında, başkaları için dua edebilirsiniz. Fakat bu küçük bir koşuldur.

Büyük bir koşul, kendinizi doldurmayı derinden arzuladığınız ama yine de başkaları için dua ettiğiniz koşuldur. Şu anda bunun için hazırlanıyorsunuz.

Bu yüzden başkaları için dua edin ve göreceksiniz ki o tat ortaya çıkacaktır: “Peki ya ben?! Bana ne oluyor?” -ve işte bu şekilde yavaş yavaş bu arzuların üzerine yükseleceksiniz.

“Ben”im Ne Zaman Bağımsız Olur?

Yaradan neden O’na benzeyecek şekilde dönüşebilmemiz için, O’na doğru yönlenerek O’nu uyandırabilmemiz için bunu yarattı? Bunun amacı nedir?

Yaradan, kim olmamız gerektiğini bağımsız olarak keşfedebilmemiz için bizi Kendisininkinden çok farklı niteliklerle yarattı.

Bir yandan, Yaradan’ın yanında iki muhatap olarak, birbirinin karşısında, sanki fiziksel anlamda değil ama niteliklerimiz, eylemlerimiz ve arzularımız anlamında birbirinin karşısında durmamız amaçlanmıştır. O’nun doğası ve bizim doğamız birbirine karşı olmalıdır. Bu ayrım bize O var ve ben varım hissini verir.

Öte yandan, O’na benzer bir koşula ulaşmalıyız. Bu benzerlik ölçüsünde birbirimizi algılamaya, anlamaya ve bir bağ kurmaya başlayacağız. Bu bağ iki bağımsız bileşen arasında gerçekleşecektir: her birimiz ve Yaradan’la birlikte hepimiz.

Yaradan’la aramızda belirli koşullar olduğunu anlamalıyız; bu koşullar başlangıçta bizi etkisiz kılmayacak ya da yok etmeyecek şekilde belirlenmiştir ki O’nun etkisine yenik düşmeyelim ve O’nun hâkimiyeti altında ya da O’nun her şeyi belirlediği gerçeği altında O’nun içinde kaybolmayalım.

Yaradan var olan tek güçtür ve “O’ndan başkası yoktur.” Yine de O, var olmamıza izin vermek için gizli kalmak ve bizimle O’nun arasında bir mesafeyi korumakla yükümlüdür.

Eğer Yaradan’ın etkisi tamamen ifşa olsaydı, o zaman basitçe yok olurduk. Bu, Yaradan’ın kendi içinde alma arzusunu yaratmasına ve bunu geliştirmeye başlamasına rağmen, bu arzunun tamamen O’nun gücü altında olacağı ve o zaman yaratılışın var olmayacağı anlamında gerçekleşmedi. Var olduğunu bile hissetmeden Yaradan’ın iradesini körü körüne yerine getirirdi.

Gerçek şu ki, kişinin varlığı, onu yaratan, besleyen ve çeşitli şekillerde etkileyen üst güce karşıtlığı anlamına gelir. Yani, eğer ona zıtsam, ona aykırıysam veya onunla aynı fikirde değilsem, o zaman “benliğim” var demektir. Ve bu “benlik” üzerine “giysi” adı verilen çeşitli eklemeler yapılabilir, bunlar beni O’na benzetir, içsel olarak ben olmasam bile. O zaman ben varım ve O da var ve O’nu anladığım, O’nu ifşa ettiğim ve O’nunla temasa geçtiğim ölçüde kendimi O’na benzetiyorum.

Kendinizi Alt Üst Etmek İçin Bir Kaldıraç

Egoistçe başkalarını sevmeyi dileyebilir ve egoistçe onlarla ilgilenebilir miyim? Evet, bunu yapabilirim.

Başkalarını önemseyen bir kişinin onlardan saygı, ilgi ve onur gördüğünü görürsem, o zaman kıskançlık hissine kapılırım. Ve bu duygu çok güçlüdür çünkü mevcut durumumu küçümser ve şöyle der: “Sen değersizsin. Bak o nasıl saygı görüyor, seviliyor ve takdir ediliyor; ona ne kadar ilgi gösteriyorlar. Ya sen?”

Ve sonra, her şeye rağmen, ben de ihsan etme niteliğini geliştirmek için çaba göstermeye hazırım. Eğer bir kişi bunun için saygı görüyorsa, o zaman ben de ihsan etmeye hazırım.

Dünyamızda dikkat çekmek ve tanınmak için çalışmaya istekliyizdir çünkü bunlar bizi yüceltir ve egomuzu tatmin eder. Burada belirli bir kaldıraç ortaya çıkar, bu da egoisttir ama bu kaldıraçla kendimi alt üst edebilirim.

İşte tam da bu şekilde ilerleyebiliriz.

Tüm Olası Koşullar Boyunca

Soru: Bir insanı kalbinin derinliklerinden Yaradan’a dua etmekten alıkoyan nedir?

Cevap: Bizi en içsel, gerçek arzularımızın derinliklerinden dua etmekten alıkoyan nedir? Egoist arzuların kendileri. Sayısız çabanın sonucunda onları daha keskin bir şekilde hissetmeye başlayana ve onları Yaradan’a yönlendirebilene kadar bize Yaradan’a doğru bir şekilde hitap etme fırsatı vermezler. Her şey bizi Yaradan’dan ayırmak için değil, Yaradan’la birleşme koşuluna getirmek için yapılır.

Şimdi kendinize bakın: bazılarınız uyuyor, bazılarınız yarı uykuda, bazılarınız daha gerçek bir koşulda ve hatta bazılarınız heyecanlı bir koşulda. Bu sayede Yaradan bize birbirimizle ve Kendisiyle olan gerçek ilişkimizi ifşa ediyor. Bu, biz bunu daha derinden hissetmeye başlayana ve içsel olarak bu koşullar içinde yaşamaya başlayana kadar devam edecektir.

Çevremizdeki tüm dünya, hayal ettiğimiz her şey, bize dışsal gelmeye başlayacaktır. Dünya, Yaradan ile aramızdaki içsel bağı derinleştirmek için bir araç olarak algılanacaktır.

Bu süreç içimizde yavaş yavaş ortaya çıkacak ve gerçekleşecektir. Daha fazla dinlersiniz, daha fazla hissedersiniz ve ders sırasında uyumamaya çalışırsınız, bu koşula direnirsiniz. Bu sayede, sonunda sonraki aşamaları deneyimlemeye başlayacaksınız.

Bütün bunlar size bilinçli olarak verilir. Yorgunluk ya da bizim dünyamızdan gelen başka nedenler diye bir şey yoktur – böyle bir şey yoktur! Bunlar tamamen manevi nedenlerdir. Burada fiziksel hiçbir şey yoktur, yalnızca önem vardır. Ve önem Yaradan’ın hissini daha derinden aramaktan doğar.

Dünyadaki Tek Güç

Yaradan’a yönelmek bizim için neden bu kadar önemli? Çünkü her şeyi içeren ve her şeyi kontrol eden dünyadaki tek üst güçle ilişkiden başka bir şeyimiz yok.

Üstelik bu temelsiz bir ifade değil, açık ve net bir şekilde ifşa etmemiz gereken bir şeydir. Bunu da “O’ndan başkası yok” inancımızdan hareketle ifşa ederiz. Yani O’nu hem varlığından hem de tek güç olduğu gerçeğinden, hem pozitif hem de negatif bileşenlerinden ediniriz.

Eğer bizi yaratan ve bize sadece var olmamız için değil, aynı zamanda Yaradan’ı edinmemiz için de eşsiz nitelikler veren tek güç buysa, o zaman elbette bu niteliklerin ne olduğunu, nasıl geliştirileceğini ve gerçekleştirileceğini bilmek, bu gücü gerçekten anlamak, onu edinmek, ona değer vermek, yaklaşmak ve belki de kendi üzerinizde bazı eylemlerde bulunmak bizim için çok önemlidir: sizin ya da O’nun iyiliği için fark etmez.

Bir yandan kendinizi ondan uzaklaştırmanın, kendinizi ondan izole etmenin bir yolu olmadığı ortaya çıkıyor. Öte yandan, onu etkilememenin de bir yolu yok. Öyle bir şekilde yaratılmışız ki, her halükarda onun üzerinde hareket ediyoruz, onun içindeyiz. Görünen o ki en kritik soru bu gücün bize nasıl davrandığı ve bizden ne istediği değil, genel olarak bizim onu nasıl etkilediğimiz.

Bu konu hayatımızdaki en önemli konudur çünkü sadece biz ve bu güç bir arada var oluruz: biz onun içindeyizdir ve hayatımızı her şeyiyle o belirler.

Doğru Yolun İşaretleri

Soru: Doğru yolda olduğumu bana hangi ilkeler bildirebilir?

Cevap: Eğer Kabalistlerin talimatlarını makine gibi takip ederseniz hakikat yolundasınız demektir. Bu talimatlar yüzyıllar boyunca açıkça belirtilmiştir.

Koşullar, Adem (“Adomeh”-benzer kelimesinden) olarak bilinen Yaradan’ı edinen ilk kişiden kaynaklanır, çünkü o bu yöntemle Yaradan’la benzerliğe ulaşan ilk kişiydi. Yaradan’ı edinmek için olan Kabalistik metodoloji ondan aktarılmıştır.

İlerlediğinizden nasıl emin olabilirsiniz? Kesinlikle doğru görünseler bile, içsel hislerinize ve düşüncelerinize güvenerek değil.

Dünyada kaç kişinin maneviyatta olduğuna, üst dünyayı edindiğine, anladığına ve hissettiğine inandığını biliyor musunuz? Ancak bu hisler yolda olmanın kanıtı değildir. Kanıt her şeyden önce dünyamızın gerçekliğine dayanmalıdır.

Bu nedenle, tercihen bir grup içinde tutarlı bir çalışma çok önemlidir. Eğer fiziksel bir grup mevcut değilse, o zaman sanal bir grup zorunludur. Günlük derslerimiz adım adım yapılandırılmıştır. Bunları kaçırırsanız, birkaç haftalık dersleri kaçırmış olmanıza rağmen bugün her şeyi anlamış gibi görünseniz bile çok şey kaybedersiniz.

Birkaç haftadır devamsızlık yapıyorsanız, bugün bir şeyleri anladığınızı hissetseniz bile, bu her şeyi doğru veya eksiksiz anladığınız anlamına gelmez. Bir grup içinde sistematik çalışma temeldir.

Ayrıca, dağıtım ve diğer yardımcı faaliyetler de hayati önem taşımaktadır. Belki herkesin yazma fırsatı olmayabilir, ancak herkes materyallerimizin çevrimiçi olarak dağıtılmasına yardımcı olabilir. Mümkün olan her yerde paylaşın. Deneyin.

Ancak, ana dağıtım merkezine bağlı kalmalısınız. Yanlış dağıtım size zarar verebilir. Dahası, dağıtım sizi bize, merkezi küresel gruba bağlar. Bu bağ olmadan ilerleme mümkün değildir.

Bizimle birlikte yolu yürüyen ancak kendilerini izole edenler, yolculuklarını önemli ölçüde uzatırlar. İnsanlık ilerledikçe, teknolojik olarak bile, kolektif çalışmanın önemi giderek daha belirgin hale geliyor.

Yatırım Ne Kadar Büyükse…

Gruba ne kadar çok yatırım yaparsanız, o kadar zor koşullarla karşılaşırsınız, bu koşullar sizin onların üzerine çıkmanıza yardımcı olmak için tasarlanmıştır. Ve bu koşulları takdir etmeye başlayacaksınız çünkü grup, egoizm kendini ifşa ettiğinde bunun olumlu olarak görüldüğü bir ortam yaratacak ve sürdürecektir. Bu size dostlarınız aracılığıyla Yaradan’a dönmeniz için bir neden verir.

Dostlarınızla ilişkilerinize gelince, yasa çok basittir: “Komşunu sevmekten Yaradan’ı sevmeye.”

Bu demektir ki, bunu önce birbirinizle olan bağınızda ve ancak ondan sonra Yaradan’la olan bağınızda fark etmelisiniz. Yaradan’la olan bağ grubun merkezinde, dostlar arasındaki bağda ifşa olur.

Ortak merkezlerini hissettikleri yerde, Yaradan’la olan bağ ortak koşullarından, minyan denen şeyden ortaya çıkacaktır. Minyan bir “onlu”dur.

Üst Aklı Nasıl İfşa Edebiliriz?

Soru: Bağımızda ifşa ettiğimiz aktif akıl nedir?

Cevap: Bağımızda, üzerimizde olan ve bizi yöneten şeyi ifşa ederiz. Tüm bu ayırt edilen nitelikler ve ifşaatlar “Yaradan” (Boreh) dediğimiz şeydir.

Soru: Kendi niteliklerimizin üzerinde, bu yöneten gücü, bu aklı ifşa edebilmemiz için onlunun bir araya gelmesi sırasında ne olmalıdır? Bunun için nasıl çaba göstermeliyiz? Ne yapılması gerekir?

Cevap: Bunu başarmak için, Tora’da yazılanları nasıl gerçekleştireceğinizi kendi aranızda netleştirmeniz gerekir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 37

Yüceltme Cennet Korkusuyla Aynı Şey Midir?

Yaradan’a yönelik yüceltme ve kendimizi O’na ihsan etmeye yöneltme arzusu genellikle “Cennet korkusu” olarak adlandırılır. Eğer acı çekmekten kaçınmak için Yaradan’dan korkuyorsak, bu Cennet korkusu değil, ceza korkusudur. Bu, annenin kendisinden korkmak yerine annenin azarlamasından korkan bir çocuğa benzer.

Gerçek Cennet korkusu cezadan korkmak değil, Yaradan’dan kopmaktan ve O’na verememekten korkmaktır. Aksi takdirde, zarar da yukarıdan gelse bile, bu Cennetten değil zarardan korkmaktır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 36

Toplum Bilgelik Verir Mi?

Toplum bilgelik veremez. Bilgelik kişinin kendi çabalarının bir sonucudur. Toplumun rolü yalnızca kişiyi hedefe doğru yükseltmektir. Bu yükselişi aldıktan sonra kitaplarla, öğretmenlerle ve toplumla çalışırız ve bu çabalarla bilgelik ortaya çıkar.