Category Archives: Kabala

Yaradan Bize Cevap Verir Mi?

Soru: Baal HaSulam’ın TES’te (On Sefirot’un Çalışılması) anlattığı sistem, bizim sorumuza Yaradan’ın bir cevabı olarak mı ifşa oldu?

Cevap: Evet.

Soru: Baal HaSulam’ın yazdıklarını ifşa etmek için bu soruyu nasıl oluşturabiliriz?

Cevap: Çalıştığınız konuyu okuyun ve okuduklarınıza dayanarak birkaç soru oluşturmaya çalışın. O zaman Yaradan’ın onlara cevap verip vermediğini göreceksiniz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 255

Soru: TES’te (On Sefirot’un Çalışılması) maneviyatın parçalara ayrılamayacağı yazılmıştır. Bu ne anlama geliyor?

Cevap: Bu, üst seviyenin, alt seviye üzerindeki etkisinin onu değişmeye zorladığı anlamına gelir.

Soru: Dördüncü safha (Behina Dalet), yaratılanın utanç hissettiği yer midir?

Cevap: Evet, Kli’nin ışığın etkisini hissettiği yer dördüncü safhadır.

Soru: Işığın tam olarak ortaya çıktığı, ancak bir çizgi olarak geri döndüğü söyleniyor. Ortaya çıkan ışığa göre çizgideki ışık nedir?

Cevap: Çizgi, ışığın dört parçasının arzunun dört parçası üzerindeki etkisidir; bu, arzunun (Kli’nin) her bir parçasının ışığın farklı etkileri altında değişmesiyle oluşur.

Soru: Işık ve Kli arasındaki etkileşimin doğasını daha derinlemesine incelememiz gerektiğini söylediniz. Ayrılmanın ilk kez gerçekleştiği noktayı kavramak neden bu kadar zor?

Cevap: Orijinal kaynakları okuyun, her niteliğin doğru tanımını o zaman anlayacaksınız.

Her Şey Yalnızca Yaradan’dan Gelir

Soru: Bu dış dünya giderek üzerime baskı yapıp beni ayartıp hedefimden uzaklaştırırken, kendimi, içimdeki üst dünyaları incelemeye nasıl zorlayabilirim?

Cevap: Bu, bilerek böyle düzenlenmiştir! Hiçbir şey, sizi kendi egoizminizin içinde bu şekilde “yıkayan” ve böylece O’na ulaşmanızı sağlayan Yaradan’ın iradesi dışında değildir. İçinizde sizi engelleyecek tek bir düşünce veya duygu bile ortaya çıkmaz. Her şey yalnızca Yaradan’ın birliğine ve tekilliğine ulaşmaya yöneliktir.

Soru: Ama siz, Yaradan’ın var olmadığını, O’nun yalnızca benim edinimimim ve ifşamın ölçüsü olduğunu söylüyorsunuz. Öyleyse beni “yıkayan” kim; kendim miyim?

Cevap: Hayır! Bu, sizi bu şekilde seven Yaradan’dır. Tüm bunları önünüze koyan O’dur. O’na dönmelisiniz, “O’ndan başkası yoktur.” Hem kötü hem de iyi yalnızca O’ndan gelir.

Soru: Kabala’da anlatılanları araştırmak için hangi araçlara ihtiyaç vardır?

Cevap: Kabala ile meşgul olna kişi, bu araçları kendi içinde keşfeder.

Soru: Yani insan bu araçlarla doğmaz mı?

Cevap: İnsan bunlara yatkınlıkla doğar.

Kök Ve Dal Yasası

Her dalın doğasının köküne eşit olduğu bilinmektedir. Bu nedenle dal, kökteki her davranışı arzular, sever ve imrenir ve kökte olmayan hiçbir davranışa tahammül etmez ve ondan nefret eder. Bu, her dal ve kökü için geçerli olan, bozulmaz bir yasadır. Çünkü O, tüm yarattıklarının köküdür, O’nda bulunan ve O’ndan doğrudan uzanan her şey, bizim için hoş ve keyiflidir. (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılması, “İç Gözlem”)

Üst güç, Yaradan, ihsan etme niteliğidir. Biz O’nun içinde var olanları severiz, O’nun kendisini değil. Örneğin, güzel yemek yemeyi severim ama yemek yapmayı sevmem; çok para sahibi olmak isterim ama çok çalışmayı sevmem.

Bizler, Yaradan’da bulunandan haz almayı seviyoruz. Ancak bunu elde etmek için O’nun niteliklerini edinmemiz gerekiyor ama bunu yapamıyoruz; bizim için bu tamamen gerçek dışı, çok uzak ve tatsız görünüyor.

Soru: Ben ve bir dal olarak benim doğam, kökümle hangi bakımdan örtüşüyor?

Cevap: Yaradan’da iyi olan şey benim için de iyidir. Üst Işığın sunduğu tüm doyumlar benim için hoştur: O beni bu şekilde yaratmıştır. Tek sorun, niteliklerim bakımından Yaradan’ın tam tersi olmamdır.

Yaradan’ın Hazzı İçin

Soru: Yansıyan ışık, Hassadim ışığında kıyafetlenmiş Hohma ışığını da içeren ihsan etme Kli’sini oluşturur. Yansıyan ışık ile Hassadim ışığı arasındaki ilişki nedir?

Cevap: Yansıyan ışık (Ohr Hozer), Kli, ışığın kendi içinden geçişine katılmama gücünü bulduğunda üretilir.

Kendini ışığın etkisinden korur ve böylece o andan itibaren, yalnızca Yaradan’ın hazzı için üst ışığı almak istediği bir duruma gelir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 254

Soru: Gerçeklik, kişiye “O ve O’nun İsmi Birdir” şeklinde sunulur, ancak biz yalnızca İsmi algılarız. Kişi bu isim aracılığıyla O’nu nasıl tam olarak ayırt edebilir?

Cevap: Yaradan, kişinin üst ışıkla hangi koşulda bağ kurmak istediğine karar vermez. Biz bunu henüz ifşa edemeyiz.

Soru: Şimdi dostlar size sorular soruyor ve ben de cevabınızı beklediğimi fark ediyorum. Aynı zamanda, alma arzum, dostun ihtiyacına dahil olmaktan daha büyük olduğu için soruyu da kaçırıyorum. Dostumun soruyu açıklığa kavuşturma arzusunu nasıl benimseyebilirim?

Cevap: Sanırım aynı metni birkaç kez okumanız ve kendinizi daha dikkatli bir şekilde dahil etmeniz yeterli. O zaman onunla daha net bir bağ kuracak ve ona karşı daha yönlendirilmiş bir arzu geliştireceksiniz.

Yaradan’ı Duymak

Soru: (11 yaşındaki Idan’dan) Eğer Yaradan İncil’de ve Tevrat’ta insanlarla konuştuysa, neden şimdi bizimle konuşmuyor? Ve eğer O bizimle, bugünün nesliyle konuşuyorsa, o zaman bunu nasıl bilebiliriz?

Cevap: Yaradan sürekli olarak sizinle konuşuyor ama siz O’nu duymuyorsunuz. O kalbinizde yaşıyor ve size hitap ediyor ama siz kalbinizi açmak istemiyorsunuz!

Kalbine kapı çalar gibi vuruyor ama sen açmıyorsun çünkü O’nun vuruşlarını duymuyorsun; işitmekten, Binah’tan, ihsan etme niteliğinden yoksunsunuz. Birisi kapıyı çalarsa ve senin işitme sorunun varsa, bunu duyamazsın. Maneviyatta “kulak” yani işitme, Binah seviyesidir, ihsan etme gücüdür. Eğer ihsan etmeye, komşunu sevmeye açık olsaydın, O’nun sana seslendiğini duyabilirdin.

Soru: O ne diyor?

Cevap: O diyor ki: “Hadi kucaklaşalım! Hadi birlikte olalım.” Ama Yaradan’ı kucaklamak, O’nun gibi olmak, ihsan etme ve komşunu sevme niteliği içinde yaşamak demektir ve ben bunu istemiyorum! “Bana benim için kişisel olarak bir şey ver, sonra gel! Ama bana sunduğun şeyle gelme! Sana kapımı açmak istemiyorum.” İşte O’na söylediğimiz budur.

Sadece “Boş Bir Yer” Olmayın

Soru 44. “Boş” nedir? (Bölüm 1, Kısım 1, İç Işık, 4)

Bu, ıslahları ve bütünlüğü almaya hazır bir yerdir (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması Cilt 1, Bölüm 1).

Maneviyatta bir yere, arzu denir. Ve bu arzu “boş” olabilir, ıslahları kabul etmeye hazır olabilir veya olmayabilir; yani, doldurulmaya uygun ya da uygun olmayabilir.

Peki, bir arzunun doldurulmaya hazır olup olmadığı nasıl kontrol edilir? Basit, başlangıçtaki bir arzu yeterli değildir, kendinizi ıslah etmeye ve doldurulmaya hazırlamanız gerekir! Dolayısıyla, salt bir arzu henüz bir “yer” değildir. Kullanılmaya uygun bir arzuya “yer” denir.

Baal HaSulam şu örneği verir: Kişinin birkaç parça ekmek alabilecek kadar boş bir midesi varsa, bu onun bir “yer”e sahip olduğu anlamına gelmez. Sonuçta, kötü bir ruh halindeyse veya bir sorunu varsa, kişi açlık hissetmez. Başka endişeler onu ele geçirir.

Bu nedenle, “boş bir yer” sadece bir boşluk değil, aynı zamanda ıslahları veya doldurulmayı kabul etmeye hazır olma halidir. Yani, haz alma arzusunun dört safhadan geçerek “yer” denen bir duruma ulaşması için, belirli bir gelişim gereklidir. Ve ancak arzu son yani dördüncü safhaya (Dalet) ulaştığında, doldurulmak isteyip istemediğine ve ne tür bir ıslah ve doluma ihtiyacı olduğuna kendisi karar verebilir. İşte o zaman “boş bir yere” dönüşür.

Ve aslında, bu yerin dışında, maddede kıyafetlenmemiş soyut bir form olarak, Yaradan’ın kendisini değil, “yer”i ifşa ederiz. Bizler sadece maddeyi ve maddede kıyafetlenmiş formu ifşa ederiz. İşte bu yüzden Yaradan’a “yer” de denir. Işık da arzunun yerinde, maddede kıyafetlenmiş bir formda bir tezahürdür. Ve bu yerin dışında konuşacak hiçbir şeyimiz yoktur.

Dolayısıyla, insanın emirleri yerle ilgili olarak söylendiğinde, doğru formu almış arzuya atıfta bulunur. İşte biz bu doğru forma yöneliriz ve bu form bizim için Yaradan’ı (Bo-reh) yani “gel ve gör”ü temsil eder.

“Boş bir yer, ıslahları ve mükemmelliği almaya hazır bir yerdir.” Ve geri kalan her şey, kişi başka kaygılara daldığı için yiyecek alamayan “boş bir mide”den ibarettir. Buna “boş yer” denmez.

“Boş”, tanımı gereği, ihsan etme niteliğine benzeyecek kadar ıslah edilmiş bir yerdir; bu da Yaradan, “gel ve gör” olarak adlandırılacaktır.

Elinize Çok Para Geçerse

Kendime nasıl güvenebilirim? Ben tamamen Yaradan’ın elindeyken, birdenbire kendi kendimin efendisi mi oluyorum?

Soru: İnsan kendine güvenmemeli mi?

Cevap: Hayır. Bu yüzden “Ölene kadar kendine inanma” denir.

Soru: Hangi ölümden bahsediyoruz?

Cevap: Egoist benliğin ölümünden. Ve kim bilir içimizde hâlâ ne kadar egoizm var?

Yorum: Yani piyango bileti kazanırken veya YouTube ya da TikTok’ta milyonlar kazanırken, insanların içinden geçtiği bu sınavların doğru olmadığını mı düşünüyorsunuz?

Cevabım: Bu talihsizliktir!

Yorum: Yani bu mutluluk değil, minnettar olunacak bir şey değil, aksine dikkat edilmesi gereken bir şey.

Cevabım: Ben bundan kaçtım. Ve yeterince gücüm vardı; Tanrı genel olarak tüm bunlardan kaçınmam için bana çok iyi rehberlik etti.

Soru: Ama eğer olursa? O zaman bu en azından bir çıkış yolu, küçük bir kaçış noktası sağlar. Olur böyle şeyler, yetenekli bir insan gençken çılgınca paralar kazanmaya başlar!

Cevap: Bu talihsizliktir.

Soru: Peki insan ne yapmalı?

Cevap: Hiçbir şey yapılamaz. Buna karşı yapılabilecek bir şey olduğunu sanmıyorum.

Böyle durumlar yaşadım, ama bunlar beni zenginlikle falan cezbedebilecek güçlü, ciddi insanlarla karşılaştığım zamanlardı. Ve güvende kalmayı başardım. Elbette, bunu yapan Yaradan’dı ama ben kaçmaya çalıştım.

Soru: Bu bir imtihan mı? Bir insan bu şekilde mi yönlendirilir?

Cevap: Evet! İnsan sınırlar olmadan yaşayamaz; içinde var olduğu sağlam, katı sınırlar olmadan yaşayamaz. Mümkün değil!

Soru: Peki, Yaradan neden insana bunu yapar?

Cevap: Başkalarına onun aracılığıyla örnek olmak için. “Hazineni evsizlere dağıt ve köleleri özgür bırak.” Bu Şota Rustaveli’dir.

Yorum: Yani sonuç şu: Eğer elinize çok para geçerse kaçın.

Cevabım: Evet.

Egoizm Kendi Başına Bir Amaç Değil Islah İçin Bir Araçtır

Soru: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma” emri ne anlama geliyor? Hem maddi hem de manevi seviyeler için nasıl evrensel olabilir?

Cevap: Üst dünyaya hâkim olmak için bize egoizm verildi ve onu dönüştürerek üst dünyaya uyum sağlayabiliriz.

Temelde egoizm yapay bir durumdur; öyle ki, onu dönüştürerek manevi dünyanın yapısını anlayabilelim. Egoizm, kendi başına bir amaç değildir; genel olarak onu ıslah etmek zorunda da değiliz. O, bir ıslah aracıdır, üst dünyaya uyum sağlamak için bir yardımcıdır.

Yaradan’ın  “Egoizmi Ben yarattım” demesine şaşmamalı. Onu, insanın her seferinde onu yavaş yavaş ıslah ederek manevi dünyayı daha fazla anlaması ve ifşa etmesi için yaratmıştır.

Soru: Kabalistik metotta iki ilke vardır: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma” ve “Komşunu kendin gibi sev.” Bu adımlar nelerdir?

Cevap: “Nefret ettiğin şeyi başkalarına yapma”, egoizmin ıslahıdır yani onun ego olarak kullanılmasının sonlandırılmasıdır. “Komşunu kendin gibi sev” ise artık bir devrimdir; egoizmi tam ters yönde, başkalarının iyiliği için kullanmaktır.