Category Archives: Kabala

Bir, Eşsiz Ve Birleşik

Ancak O’nun içinde, bilgelik, haz, tatlılık ve acılık, işleyiş ve işletici ve diğer bu tür farklı ve zıt formların hepsi, O’nun basit ışığında tek ve bir olarak bulunur. “Bir, Eşsiz ve Birleşik” terimi gibi, aralarında hiçbir ayrım yoktur.

“Bir”, tek bir eşitliği ifade eder. “Eşsiz”, O’ndan uzanan her şeyin, tüm bu çoklukların, O’nun içinde, O’nun kendisi kadar yegâne olduğunu ima eder. “Birleşik” ise, O’nun birden fazla eylemde bulunmasına rağmen, hala bunları gerçekleştiren tek bir güç olduğunu ve hepsinin Bir olarak geri döndüklerini ve birleştiklerini gösterir. Gerçekten de bu tek form O’nun operasyonlarında görünen tüm formları yutar.  (Baal HaSulam, On Sefirot Çalışması, “İçsel Gözlem”, Bölüm 1).

“Bir, eşsiz ve birleşik” olan bu üç nitelik, edinimimizde, duygularımızda ve hatta arzularımızda bir araya gelmelidir ve biz de bunlara bir radyo alıcısı gibi uyum sağlarız. Sonra bunların Yaradan’ın nitelikleri olduğunu hissetmeye başlarız.

Üstelik bunların birbirleriyle doğru bir şekilde bağlı olması, bize bunların bir, eşsiz, birleşik değil, hepsinin birlikte olduğu anlayışını verir.

Kesinlikle Her Şey Görecelidir!

Soru: “Edinilmeyen şeye isim vermeyiz” ne anlama gelir?

Cevap: Kabala bilgeliğinde, felsefenin ve dünya algımızın aksine, kendi başına var olan hiçbir şey yoktur. Her şey yalnızca benim algımda ve hissiyatımda vardır. Ve yalnızca bu konuda konuşma hakkına sahibimdir.

Yaradan, yaratılış, dünyalar, var diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Sadece ben bunun var olduğunu hissediyorum, düşünüyorum, görüyorum. Ancak bu şekilde onun hakkında bir şeyler söyleyebilirim. Her şey duyularımla algılanır, benim tutumuma bağlıdır ve tamamen bana görelidir.

Bu nedenle, yalnızca kişinin ifşa ettiği ve edindiği şeylerden bahsederiz. İbranice’de Yaradan’a “Bo-Reh” yani “Gel ve Gör” denir. Yaratılan olmadan Yaradan yoktur.

Kelim’imizin içinde, bizim için erişilemez olan, dışarıdaki bir şeyle form eşitliğine göre ifşa olan ihsan etme niteliğine Yaradan (“Gel ve Gör”) deriz: “Bak, ne gördüm!” Ama ben O’nu, dönüşmüş niteliklerim içinde, değişen duyu organlarımda algıladım. Bu değişim benim içimdedir.

“Yaradan içimde kıyafetlendi!” derim. Neden? “Aldığım forma bakın!” Bu forma Yaradan derim. O’nun Kendisine işaret etmiyorum, bende kıyafetlenen formdan bahsediyorum. Bu forma Yaradan diyorum. Madde yani alma arzusu, ihsan etme arzusunun formunu almıştır.

Bu nedenle, her şeyi yalnızca edinen kişiye göre değerlendirir ve tanımlarız, asla onun dışında olana göre değil. Tüm dünyalar benim Kelim’imdir, algı kaplarımdır. Sadece bana dışarıda var olan şeyler gibi görünürler.

İçsel arzumda kendimi algılarım ve dışsal arzumda dünyayı algılarım, çünkü Kelim’im içsel ve dışsal olarak ikiye ayrılır. Ama bir araya geldiklerinde, ruhumun 10 Sefirot’una sahip olacağım ve sonra dünya kaybolacak, her şey içime girecek.

Şimdi etrafımdakilerin hepsinin dışarıda var olduğunu hissediyorum, çünkü Kli’m eksik, kırık. Eğer bütün olsaydı, etrafımdaki hiç kimseyi ayırt etmezdim. Her şeyi, Ein Sof (Sonsuzluk) dünyası olarak algılardım.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 141

Maneviyat Arzusu, Kalpteki Nokta, En Büyük Arzu Mudur?

Evet, maneviyat arzusu, gelişmeye başlayan bizler için en büyük arzudur, 5.000 yıl önce ya da 1.000 yıl önce yaşamış biri için bile, ne zaman olduğu önemli değildir. Tüm insanlık bir gelişim halindedir. Gelişim nedir? Arzuların büyümesi ve genişlemesi anlamına gelir.

Örneğin, 50 yıl önce bakkalda çeşitli ürünler bulmak zordu. Ekmek, süt ve belki bir çeşit yoğurt alabilirdiniz. Bugün bir süpermarkete giriyorsunuz ve gözlerinizin önünde her renk, tat ve boyutta, az yağlı ve çok yağlı seçeneklerle, yerel ve ithal ürünlerle muazzam bir ürün yelpazesi seriliyor. Böyle bir çeşitlilik daha önce hiç yoktu. Bu bize gelişimin ne anlama geldiği hakkında bir fikir veriyor.

Arzular sürekli büyür ve aynı zamanda hayal bile edilemeyecek kadar çok sayıda ayrıntılı kategoriye ayrılır, bu da birçok nüans sağlar. Bugün 50 çeşit yiyecek arasında ayrım yapabilir ve tam olarak hangisini istediğimizi bilebiliriz. Bu, neredeyse delilik ama durum böyle. Tek bir yiyecek kategorisi içinde bile ne kadar çok ayrım yapılabildiğine bakın; hayatın her alanında durum aynıdır.

Peki, bu neden oluyor? Çünkü alma arzusu sürekli bir gelişim sürecindedir ve daha büyük ve daha çeşitli tatminler talep eder. Bu artan ihtiyaca göre, kendimizi çeşitli öğelerle nasıl tatmin edeceğimize dair yeni düşünceler ve fikirler ediniriz. Birdenbire, arzumuzda başka bir tatla, başka bir öğeyle doldurulabilecek yeni bir “oyuk” ya da boşluk olduğunu fark ederiz.

Bu nedenle, tüm kötü ya da hayvansal arzular az çok tanıdık ve anlaşılır hale gelene kadar gelişiriz. Ardından yeni bir arzu ortaya çıkar: maneviyat arzusu. Bu arzuya “kalpteki nokta” adı verilir ve hayvansal arzulara karşı konumlandırılır. Artık birbirlerine karşı gelişmeye başlarlar. Bu noktada bir bölünme hissetmeye başlarız. Nereye varacağını ya da nasıl olduğunu anlamadan bu iki güç arasında salınan bir sarkaç gibi hissederiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 140

Rahatsızlıklar-Klipot, Maneviyat-Keduşa Arzusundan Daha Mı Büyüktür?

İçimizdeki arzular, her zaman birbirine karşı dengelenir. Neden mi? Çünkü amaç, bizi ilerletmektir. Yaratılışın amacına ne kadar yaklaşırsak, yani Yaradan’a ne kadar yaklaşır ve O’nun tarafından doldurulursak, yolumuzun daha verimli olması için bize o kadar çok rahatsızlık verilir.

Bu, tıpkı daha yüksek bir sınıfta okuyan bir çocuğa daha düşük bir sınıf için olan problemlerin verilmemesi gibidir. Eğer daha düşük seviyeli problemlerle meşgul olurlarsa, gerilerler. Kendilerini zorlamaları ve kendi güçleriyle bir çözüm bulmaları ve böylece şu anda bulundukları seviyenin ötesine geçmeleri için, onlara yapabilecekleri bir zorluk seviyesi ve hatta biraz daha fazlası verilmelidir. Aksi takdirde durgunlaşacak ve mevcut düşük seviyelerinde kalmaya devam edeceklerdir.

Bunu, eğitimlerini tamamlayıp çalışmaya başladıktan sonra, kendilerini daha fazla ilerletmeden tüm hayatlarını aynı şeyi yaparak geçiren insanlarda görebilirsiniz. Örneğin, bir kişi binaları hesaplamayı ve taslaklarını çıkarmayı öğrenir ve ardından tüm hayatını yalnızca hesaplama ve çizimle geçirir. Aynı seviyede kalırlar ve gelişmezler; durağanlaşırlar.

Bunun aksine, sürekli öğrenenler de vardır. Onlar nasıl öğrenir? Mevcut yeteneklerinin ötesindeki sorunları ele alır ve çözüm ararlar. Aslında tüm öğrenme şu ilkeye dayanır: kişiye mevcut yeteneklerinden daha büyük problemler vermek, böylece çözümler aramasını ve keşfetmesini sağlamaktır. Bu arayış sayesinde büyürler ve bilim insanı ve araştırmacı olurlar. Aynı şey, diğerleri gibi bir bilim olan Kabala için de geçerlidir ve aynı ilkeleri takip eder.

Bu nedenle, en azından sağ çizgiden aldığımız güce göre, hatta biraz daha fazlasıyla, sol çizgi, Klipot ve rahatsızlıklar bize verilir. Yetersiz olduğumuzu bu şekilde görürüz; başarısızlığı deneyimleyerek, Yaradan’la bir bağ bulmamız gerektiğini fark ederiz. Nihayetinde amaç, sadece sol çizgiyi aşıp sonra sağa geçmemiz ve tekrar solu aşıp sağa geçmemiz değildir. Eğer durum böyle olsaydı, alma arzumuzu asla terk etmezdik. Amaç, sağ ve sol arasındaki hareket yoluyla yeni bir doğa edinmemizdir. Aksi takdirde, bu dünyada olduğumuz gibi kalırdık.

Farklı bir doğa, ancak Yaradan’ın doğasını edinmeyi arzuladığımızda edinilebilir. Bu, sorunu kendi gücümüzle çözemeyeceğimiz anlamına gelir; Yaradan’dan ek güç almalıyız. Bu nedenle, tekrar tekrar sol tarafa, Klipa’ya girmemiz, yetersiz olduğumuzu kabul etmemiz, başarısızlık yaşamamız ve sonra – önce bilinçsizce, sonra da bilinçli olarak – üst güce, Tanrısal güce dönmemiz ve oradan ek güç almamız gerekir.

Arzumuz, özlemimiz ve kırılmışlığımız sağdan ek güç alan kaplardır. Bu nedenle Klipot’a ihtiyacımız vardır, çünkü onlar olmadan sağ taraftan ek güç, ek nitelikler alamayız.

Gözyaşı Kapılarında Durmak

Bilgelerimiz şöyle der (Berahot 59): “Rabbi Elazar dedi ki: ‘Tapınağın yıkıldığı günden beri dua kapıları kilitlidir. Dua kapıları kilitlenmiş olmasına rağmen, gözyaşı kapıları kilitlenmemiştir.’” (Rabaş, Madde 3: Gözyaşı Kapısı ile Diğer Kapılar Arasındaki Fark Nedir?)

Bizler birleşmeye çabalıyoruz. Gerçek bağın ne olduğunu simgeleyen birlik günleri ve diğer etkinlikleri düzenliyoruz. Yaradan’la birlik, yaratılanlar arasında, birbirimizle birleşerek ıslah ettiğimiz ortak bir Kli aracılığıyla elde edilir.

Bunu yapmak için, kişinin Yaradan ile birliğe ulaşmanın koşullarını derinlemesine düşünmesi ve böylece bu koşulları net bir şekilde tanımlayabilmesi için tüm bileşenleri doğru bir şekilde düzenlemesi gerekir.

Bu koşullar üzerine düşündükçe kendilerini sorgulamaya başlarlar: Yaradan ile birlik olma ihtiyacı hissediyor muyum? Dostlarımla gerçekten birleşmek istiyor muyum?  Onların önünde eğilip, onları neslin en yücesi olarak kabul etmeye hazır mıyım?

Elbette bu, dostların bedensel bağını değil, ruhsal bağını ifade eder. Baal HaSulam, dostların önünde kendimizi dışsal olarak alçaltmanın faydalı olabileceğini yazsa da, henüz buna hazır değiliz ve bunu zamanından önce yapmak, yapaylığa, kafa karışıklığına neden olabilir ve içsel ilişkilerimize zarar verebilir.

İnsan, nihai hedeften (Yaradan’a bağlanmaktan) başlayarak, yolun aşamalarını açar ve araçları değerlendirir. Ardından, hedefin onlar için ne kadar gerekli olduğunu ve bu hedefin onları gözyaşı kapısına götürüp götürmediğini görürler.

Gözyaşları kapısı, kişinin arkadaşlarıyla gerçekten birleşmek istemesi ama bunu başaramaması anlamına gelir.

Bu durumda, Yaradan’la birlik yolunu aramaya devam etmenin bir anlamı yoktur; çünkü ilk şartı bile yerine getiremezler. Gözyaşı kapılarında dururken; kişi gerçekten ağlayabileceği bir noktaya ulaşmak adına, yalnızca arzulanan hedef için kederi aramalıdır.

Bu tamamen grup içindeki karşılıklı çalışmaya ve kişinin çevrenin manevi özlemini ne kadar özümsediğine ve bundan daha önemli bir şey olmadığını ne kadar fark ettiğine bağlıdır. Henüz hedefe ulaşamamış olmanın verdiği yakıcı ateşi hissetmeli, arzunun ve acının yoğunluğuyla parçalanmalıdır.

İnsanı böyle bir safhaya ancak çevre getirebilir. O zaman onların haykırışları mutlaka karşılık bulacak, dostlarla birliğe, yüce gücün ifşa olduğu büyük bir ortak arzuya yol açacaktır.

Her şey o içsel zorunluluğa, özleme, MAN yükseltmeye, birlik eksikliğinin hissedilmesine ve parçalanmış koşulun ıslahına bağlıdır. Sonunda her şey buna dayanır.

En Büyük Egoist

Yorum: Hong Konglu aktör ve film yapımcısı Chow Yun-Fat, bir milyoner; ancak kısıtlı bir bütçeyle yaşıyor, toplu taşıma kullanıyor, kıyafetlerini yalnızca indirimden alıyor ve “Rahat olduğum sürece başka hiçbir şeye ihtiyacım yok” diyor. 17 yıldır küçük bir telefonu vardı ve yakın zamanda akıllı bir telefonla değiştirdi. Servet uğruna servete ihtiyacı olmadığını söylüyor.

Cevabım: O, bu şekilde yaratılmıştır. Tamamen böyle bir yaşam tarzını seven insanlar vardır; bu şekilde kendilerini daha iyi hissederler. Bu, egolarının üstesinden gelmek değil, daha çok doğalarının bir ifadesidir.

Onun egoizmi dengelidir. Her şeye hevesli ve dünyevi, egoist bir hedefe ulaşmak için hayatlarını feda etmeye hazır çok sayıda insanda büyük bir egoizm vardır. Burada, mutlu olmak için bu özlemleri nasıl dengeleyebileceğimizi göstermeliyiz.

Soru: Egoları tavan yapmış, patlayan insanlara kendinizi daha yakın hissediyor musunuz?

Cevap: Evet, bu tür insanlar bana daha yakın çünkü onlar insan. Ama o şöyle diyor: “İşte yeşil çimenlerim var ve bu güzel. Güneş, su… hepsi bu!”

Soru: Siz, giderek daha çok ve daha çok para kazanan, hatta başkalarının üzerinden geçen milyonerlere daha yakın olduğunuzu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet, onlar, doğanın muazzam egoizminin insanlığın içinde de var olduğunun farkındalar. Bu nedenle insanlık, egoizmin kötülüğünü fark etmeye başlayacak. Tam olarak bu milyonerler sayesinde. Onlar, doğanın genel yasasına uygun şekilde çalışıyorlar ve onlara minnettar olmalıyız. Tüm insanlığa, bu egoizmi ne kadar çabuk yakmamız gerektiğini gösteriyorlar; aksi takdirde hiçbir şey gerçekleşmeyecek.

Onun boşluğunu, işe yaramazlığını ve anlamsızlığını fark etmeliyiz. En önemlisi, bizi hiçbir iyi hedefe götürmüyor. Bu bilgi ve olumsuz sonuçların birikimiyle edinilen deneyim bizim için gereklidir.

Soru: Yani her şey tam tersi. İnsanlar bu kişiye hayranlık duyuyor. Ancak siz, insanları ezip geçen, milyonlar ve milyarlar kazanan birine daha yakınsınız, hepsi bu. O kırıp geçiriyor! Ve o size daha mı yakınsın?

Cevap: Elbette. Tam da onlar sayesinde insanlık, içinde neyi ıslah etmesi gerektiğini anlıyor.

Soru: Bu kadar çabuk mu gelecek?

Cevap: Elbette. Bu, ancak kötülüğün ve egoizmin doğasının giderek büyüyüp herkes tarafından daha da fazla farkına varılmasıyla ve bizim tarafımızdan, onun yozlaşmışlığının ifşasıyla mümkün olacaktır.

Soru: Sadece bu yolla mı?

Cevap: Bir şeyi iyi bir şekilde yapma imkânı varsa, o zaman tek seçenek budur. Eğer yoksa, o zaman acı çekerek olur. Umalım ki böyle olmasın.

Hayatınızın Patronu Olun

Bir hafta, bir ay, bir yıl, on ya da yirmi yıl içinde başıma ne geleceğini öğrensem ne kazanırdım ki? Bence, hiçbir şey bilmeden yaşamak çok daha ilginç. Hiçbir şey bilmiyorsun! Bu çok daha ilginç, heyecan verici.

Her şeyi bildiğinde, sanki bir sinema salonuna film izlemeye gelmişsin, koltuğa oturmuşsun ve birden bu filmi çok iyi hatırladığını fark etmişsin gibi olur; zaten izlemişsin. Tüm heyecan yok olur.

Yorum: Yani, sizin dediğiniz gibi yaşamak daha iyidir: yarın yarındır, ne olacaksa olur. Her şey üsttekinin ellerindedir. Bu yüzden bu akışla ilerlemeliyiz.

Cevabım: Evet, en iyisi bir şey bilmemek ve kendi hayatının patronu olmaktır.

Patron olduğun kadar patronsundur; olmadığında ise bunu anlamaya başlayacaksınız; sadece böyle olması gerekmiyor. Yaradan’ın bana ulaşmam için belirlediği kurallara göre ilerliyorum. Tamamen bana sunduğu koşullar içinde O’na yaklaşıyorum. Daha fazlasını istemiyorum. Bundan fazlasını görmek istemiyorum, en ufak bir parça bile! Başka bir şey istemiyorum! Tam olarak böyle olmak istiyorum -Yaradan’ın sadık bir takipçisi.

Bu olabilecek en harika şeydir! Bir insan böyle davranabildiğinde, bu onun için büyük bir ödüldür!

Ve aynı zamanda, onların senin geleceğin hakkında konuştuğunu duymak mı? Asla! Biz ihsan etme koşuluna gelmeliyiz.

Soru: Ya dediğiniz gibi, kendinizi Yaradan’a adama hareketinin hemen köşesinde aniden korkunç şeyler olursa?

Cevap: Korkunç ya da korkunç olmayan diye bir şey yoktur. Her şey, ona nasıl yaklaştığınıza bağlıdır. Eğer açık bir kalp ve ruhla kendinizi ona verirseniz, o zaman ne olursa olsun olur, ancak bu Yaradan’dandır; korkunç hiçbir şey yoktur.

Her şey bir sonraki anda basit, net ve yumuşak hale gelir. Yaradan’a karşı tutumunuz, O’nu Yaradan yapan şeydir. Hepsi bu. Burada, aynı zamanda aranızdaki doğru bağ da devreye girer.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 139

Maneviyat Arzusu

Yaradan, alma arzusunu “yarattıklarına iyilik yapma” amacına uygun olarak, alma arzusunu mükemmellik durumuna getirmek için yarattı. Çünkü Yaradan’a göre “iyilik yapmak”, bunu O’nun gibi mükemmel bir şekilde yapmak anlamına gelir. Mükemmellikten daha azı gerçek iyilik olarak kabul edilmez. Sadece Yaradan mükemmelliktir.

Yaratılan varlığı denkliğe, böyle bir mükemmelliğe getirmek için, yaratılan varlığın ıslah olmayı, değişmeyi ve mükemmelliğe zıt olan durumu nihai mükemmelliğe getirmeyi istemesi gerekir. Mükemmellik, “karanlıktan ışığın avantajı”, “akşam vardı ve sabah vardı” ifadelerinde olduğu gibi, ancak zıttından elde edilir. Eksiklik hisseden bir kapta dolum hissedilir ve hissedilen bir eksiklikten haz algılanır. Hiçbir şeyi karşıtından başka bir şeyle anlayamayız veya elde edemeyiz.

Hazzın özü, ışığın özü, Yaradan’dır. O’na edinmek ve hissetmek, ancak zıt bir forma sahip olmakla mümkündür. Bu, yaratılan varlığın doğasının, mükemmellik koşulundan, Yaradan’ın derecesinden haz alması için Yaradan’ın doğasına zıt olması gerektiği anlamına gelir. Bu nedenle kapların kırılması gerçekleşir. “Yoktan varoluş” olan yaratılan varlığın alma arzusuna kapların kırılması yoluyla, Yaradan’ın nitelikleri (“varlıktan varoluş”) yerleşir. Dolayısıyla, doyumlar için zorunlu olarak Yaradan’dan gelen arzular ediniriz.

Yaratılışın amacına ulaşma yolu, hayvanlarda da bulunan yiyecek, seks ve barınma gibi temel bedensel-hayvansal arzulara sahip olduğumuz en alt dereceden başlar. Yalnız yaşarken bile onları arzularız. Daha sonra, toplumun aşıladığı zenginlik, onur ve bilgi için insani-sosyal arzular geliştiririz. Bu arzuları az ya da çok bildikten, tanıdıktan ve tatmin ettikten sonra, ne bedenin ne de toplumun yerine getiremeyeceği, sadece Yaradan’ın yerine getirebileceği “manevi arzular” olarak adlandırılan arzulara ulaşırız.

Arzunun gelişiminin üç aşaması vardır. Gelişim, “bu dünyanın arzuları” olarak bilinen hayvani ve insani arzuları yerine getirmekle başlar. Bir insandan, ancak manevi arzular uyandığı andan itibaren bahsetmeye başlarız, bu arzular sadece üst ışıkla, Yaradan’la, Yaradan’ın hissiyatıyla doldurulabilir. Bunlara “gelecek dünyanın arzuları”, manevi dünya denir.

Maneviyat arzusu geliştiren bizler, maneviyat arzusunun doğduğu yerde, bu arzuyu diğer tüm arzulara karşı geliştirmek ve yerine getirmek için çalışırız. Kalpteki nokta üzerinde, diğer tüm bedensel ve insani arzulara karşı, manevi tatmin arzusu üzerinde çalışırız. Bu zıtlıklara karşı, toplumu, çalışmayı ve içsel arayışı kullanarak, tüm gücümüzle mücadele ederiz. Kalpteki noktayı, maneviyat arzusunu, diğer tüm bedensel arzulara karşı büyütmek ve beslemek isteriz.

Bu çalışmayı tamamlarsak (ve bunun ne zaman olacağını bilmiyoruz), gece ve gündüz, “uyumama izin vermeyene kadar” olarak tanımlanan bir koşulda sadece maneviyatı arzularız ve diğer arzuları lüks olarak değil, yalnızca temel varoluş için gereklilikten dolayı yerine getiririz. Eğer tüm bu koşullar yerine getirilirse, bu dünyadaki çalışmamızı tamamladığımızın bir işaretidir ve ardından bize yeni bir derece verilir: çalışma seviyesi yükseltilir. Kalpteki genel bedensel arzular yerine, bize Klipot adı verilen arzular verilir.

Kalpteki noktanın karşısında, genişlemiş nokta yerine, bize Yaradan’ın hissi verilir. Artık, hayvani ve insani arzularla dolu bir kalp ve maneviyata yönelik belirsiz bir arzu duyan küçük bir nokta yerine, içinde Keduşa’yı barındıran yeni bir kalp, bir Klipa alırız. Klipot, Yaradan’a karşı, O’nun birliğine karşı, topluca “Firavun” olarak adlandırılan, çeşitli düşünceler ve arzulardır. Keduşa, Yaradan’a, ruha duyulan arzu ve özlemdir. Klipa ve Keduşa arasındaki ilişki, bu dünya seviyesindeki kalp ile kalpteki nokta arasındaki ilişki gibidir.

Böylelikle çalışmalarımıza devam ederiz. Tüm bağımız, hayatımız ve özlemimiz Yaradan’a yönelirken, Firavun (Klipot, karışıklıklar) sürekli olarak onlara direnir. Yine de yazıldığı gibi, “Firavun, İsrail oğullarını Gökteki Babalarına yaklaştırdı.” Tam da bu rahatsızlıklar aracılığıyla, Klipot aracılığıyla, Yaradan’a olan bağımızı, özlemimizi ve arzumuzu güçlendirir ve büyütürüz.

Çalışmayı tamamladığımızda, çalışmanın sonuna “ıslahın sonu” denir, tüm arzularımızın mükemmellik ve Tanrısallığa uygun olarak tamamen ıslah olduğu bir duruma gireriz ve üst ışıkla tamamen dolarız. Bunlar, bu dünyanın dereceleri ile öbür dünyanın dereceleri arasındaki, hayvani ruh ile Tanrısal ruh arasındaki farklardır.

Kli’nin Temel Özelliği

Soru: Birçok ışık türü vardır. Örneğin, Hasadim ışığı, yaratılıştan gelen ve sürekli olarak netleştirilen ve değişen bir taleptir. Işığın, ancak talep çok kesin, çok spesifik hale geldiğinde Hasadim olarak adlandırılabileceğini söyleyebilir miyiz? Yoksa yine de farklı türlerde olabilir mi?

Cevap: “Ohr” ve “Ohr Hohma” terimlerinden kaçmamamız en iyisidir, çünkü bunlar bize Kli’nin, alma arzusunun ışıkla nasıl ilişki kurduğunu ve kendini ona nasıl gösterdiğini ve ışığı nasıl çektiğini ve onu nasıl aldığını anlatır. Yani, bu Kli’nin temel özelliğidir.

Soru: Bunun, birleşme için bir talep gibi olduğunu söylediniz. Bu, bir sevme ihtiyacı olarak ifade edilebilir mi?

Cevap: Evet, haklısınız. Öyle diyebiliriz.

Gerçekten Çok Çaba Göstermelisiniz

Soru: Alttaki, Hasadim ışığını aşağıdan yukarıya üretme yeteneğini nereden alıyor?

Cevap: Aşağıdaki hiçbir şey üretemez; sadece talepte bulunabilir. Bu talepler sonucunda, üstteki onları yerine getirerek aşağıdakini inşa eder ve bu da onda yeni niteliklerin ortaya çıkmasına neden olur.

Böylece, Kelim ‘in alt niteliklerinde belirli eylemler var gibi görünüyor, ancak gerçekte, bunlar yalnızca alttakinin üst olana yaklaşmak ve ondan almak için eksik olduğu şeyleri ifşa eder.

Soru: Bir onlu grup olarak Yaradan’a yönelik Hasadim ışığını nasıl üretebiliriz?

Cevap: Bunu henüz yapamazsınız çünkü üst olanla bir bağınız yok. Bunun için çok çaba göstermeniz gerekir.