Category Archives: Kabala

Tüm Dünya İçin Işığın Öğretisi

Adem’den başlayarak, bir Kabalist ne kadar eski bir zamanda yaşamışsa, köke o kadar yakın ve o kadar yüksek bir konumda olmuştur. Ondan sonra gelenler ışığı onun aracılığıyla almıştır.

Fakat sonsuzluktan gelen ışık demetiyle bağ kurmak isteyenler için, en son, en yakın Kabalist her zaman daha önemlidir, çünkü bizi ışıkla, Yaradan ile bağlayan ve birleştiren odur. Bizim için bu Kabalist, Baal HaSulam’dır.

O, bize Kabala bilgeliğini aktarmakla onurlandırıldığını yazıyor. Ve biz de, Kabala metodunu bize getiren, Yaradan’ı ifşa edebilmemizi sağlayan böyle bir ruhun bize ifşa olmasıyla onurlandırıldık.

Baal HaSulam’ın yazıları, günümüzde manevi hedefe ulaşmak için uygun olan tek yazılardır. Sadece Baal HaSulam’ın yazıları, ıslah olmamız için gereken ışığı taşır. Onlara hazırlanmak için ise Rabaş’ın makaleleri gereklidir.

Yaradan’ın yaratılanlara ifşası yani manevi kurtuluş, herkes için tam anlamıyla gerçekleşmelidir, yani onların öğretisi tüm dünya için bir öğretidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 81

Yaradan İle İlişkimiz Bireysel İse, Nasıl Gruptan Güç Alabiliriz?

Grup davranış kuralları, tam bir metodoloji, bir tekniktir. Kabalistler her zaman gruplar halinde çalışmışlardır, örneğin Rabbi Şimon Bar Yohai, ARİ, Maymonides, Baal Şem Tov ve diğerleri. Onlar, eksiksiz bir metodoloji ve grup davranış kurallarına dair birkaç örnek aktardılar.

RABAŞ’ın toplumla ilgili makaleleri, bir grupta nasıl davranılacağını, grubun doğru bir şekilde nasıl inşa edileceğini, gruptan nasıl güç alınacağını ve grubun nasıl güç sağlaması gerektiğini açıklar. Bir grup olmadan hiçbir şey başaramayız.

Grup kurmak neden gereklidir? Grup, manevi bir meseledir. Manevi ilerleme için gerekli gücü elde etmek için, bir grup kurmak çok önemlidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 80

Özgür Seçimimiz Nasıl İfade Edilir?

Baal HaSulam, “Özgürlük” makalesinde şöyle yazar: “Bu nedenle, sürekli olarak daha iyi bir çevre seçmeye çalışan kişi övgü ve ödüle layıktır.” Tek bir seçeneğimiz vardır: sürekli olarak daha iyi bir çevre seçmek. Buna, “kitaplar ve yazarlar”, olumlu düşüncelere ilham veren, bizi amaca doğru yönlendiren ve devam etmemiz için bize güç veren bir çalışma ve grup, yani “yakıt” da dahildir.

Başka bir seçenek yoktur, çünkü 1. Koşul ve 3. Koşul içinde, hepimiz “tek kalpte tek adam” olarak, tek bir ruhta birbirimize bağlıyız. Bu ruh şu anda 600.000 parçaya bölünmüştür, ancak mükemmel olan koşulda hepimiz birleşmiş durumdayızdır. Bu birlikten, yukarıdan, ek arzular ve güç alabiliriz. Bunu nasıl yapacağımızı bize sadece toplum gösterebilir.

Neden toplum? Bu dünyada, toplumda olan ama biz bireylerde olmayan şey nedir? Biz kökümüzde, ruhlar olarak, doğuştan birbirimize bağlıyız; çevremizdekilerle iç içe yaşıyoruz. Bu dünyada, dostlarımızla bağ kurarak, ek arzular ve güçler elde ederek kuvvet alabiliriz. Düşüş halindeyken, grubun kolektif güçlerinden, kuvvet alma fırsatımız vardır.

Bu nedenle, sahip olduğumuz tek gerçek seçim, toplum seçimidir. Baal HaSulam, bir kişinin özgür seçimini ancak sürekli olarak daha iyi ve daha uygun bir çevre bulmak için çaba göstererek gerçekleştirebileceğini yazar. Hayatta yapılacak tek şey, “küçümseyenlerin yeri” olarak adlandırılan toplumdan sürekli kaçmak ve bilge kişilerin toplumunu aramaktır.

Tora’nın Gizli Gücü

Soru: Yaradan ile yaratılış arasındaki bağı kuran ve bizim için kitaplar yazan büyük Kabalistlerin, “Tora” adı verilen bir metod yarattıklarını söyleyebilir miyiz?

Cevap: Bu büyük Kabalistler bizim için kitaplar yazdılar. Ama gerçekte bunlar kitap değil, Yaradan ile aralarındaki bağın bir ifşasıdır. Bize kâğıtlara yazılmış harfler ve kelimeler aracılığıyla, bu bağı kavramamız için bir fırsat verdiler ve bu şekilde biz de bu bağa katılabiliriz.

Sonuçta, kitap ve içinde yazan kelimeler nedir? Ben ne olduğunu bilmiyorum. Bu, bir bebeğin bir şeye dokunması gibidir. Kabalistler öyle bir düzen kurdular ki, bir kitaba temas ettiğimde ve onun aracılığıyla onlara bağlanmak istediğimde, onların birbirleriyle bağ kurarak yarattıkları bu gücü zaten kullanmaya başlıyorum.

Bunu yaparak Tora’yı yarattıkları doğrudur. Sonuçta, gerçekte Tora, tam da bu Kabalistler ve bizim için bu fırsatı hazırlayan özel ruhlar aracılığıyla, yani aralarındaki bağ sayesinde egoizmi ıslah etmek için verilmiştir. Eğer onlar harekete geçmemiş olsalardı, ıslahı başaramazdık, birbirimizle bağ kuramazdık, kaynağa dönen ışığı uyandıramazdık.

Sonuçta, basit bir fiziksel yasa işler: Eğer ihsan etme niteliğine sahipseniz, ışık üzerinize parlar; ihsan etme niteliğine sahip değilseniz, içinizde ışık yoktur.

Bu nedenle, Kabala bilgeliğini kitaplarda ifşa etmeden, onu çalışmadan, kişinin kaynağa geri dönen ışığı uyandıramayacağını anlamak gerekir. Kişi, güzel dünyasını inşa etmek isterken diğer insanlarla bağ kurabilir, ancak ışığın gücünü, ıslahın gücünü alamayacaktır. Kabalistlerin tavsiyelerine göre gerçek kitapları kullanan bir sisteme, bir grubu, anlayışı ve bir bağa bağlı olmalıdır. Aksi takdirde, ıslahı başarmak imkânsızdır.

Niyetimizi Yaradan’a Aktarmak

Soru: Kişi, Yaradan’a memnuniyet getirme niyetine dahil olduğunda, bunu mantığa dönüştürmekten nasıl kaçınır? Sonuçta, Yaradan’a ihsan ettiğini, O’na bağlandığını anlar ve hisseder.

Cevap: Ancak kişi, Yaradan’a yalnızca niyet aracılığıyla bağlıdır. Başka hiçbir şey yapmaz. Yalnızca niyetini Yaradan’a atfeder.

Soru: Peki, bundan haz almaktan, bunu mantığa dönüştürmekten nasıl kaçınır? Bu niyetin bir sonraki aşaması, devamı nedir?

Cevap: Yaradan’ın kişiden ne yapmasını istediğinin bir önemi yok. Bu konu alakasızdır. Hemen orada durabiliriz.

En önemli şey, niyetimizi değiştirmiş olmamızdır ve bu durumda ne ortaya çıkarsa çıksın, her şeyi Yaradan’a aktarmayı arzulamamızdır. İşte o noktada, bu belirli durumun o anda bittiğini söyleyebiliriz.

Soru: Doğru niyette olduğumuzda, eylemler eklememiz gerektiğini söylediniz. Bu nasıl yapılır?

Cevap: Tek başına niyetin hiçbir anlamı yoktur; mutlaka eylem de olmalıdır. Ancak maneviyattaki eylem, elle tutulur, elden ele aktarılabilecek bir şey değildir; çünkü maddesel değildir.

Aksine, yalnızca düşüncemin başlangıcını ve sonunu kendimden Yaradan’a aktarırım.

Neden Bir Çocuk Yük Hâline Gelir?

Soru: Eskiden insanlar tanışır, aile kurardı. Çocuk sahibi olmak mutluluktu. Size garip bir soru sorayım: Çocuk sahibi olmanın ebeveynler için mutluluğu neydi?

Cevap: Geleceklerini çocukta görmek.

Soru: Peki bu böyle mi olmalı?

Cevap: Evet, elbette. Çocuklar doğmalı ve aile soyunu devam ettirmelidir.

Soru: Bugün bu durum ortadan kalkmış gibi görünüyor. Birdenbire, birçok çift için çocuk bir yük haline geldi. Neden?

Cevap: Egoizmimiz bizi böldü, birbirimizden uzaklaştırdı, herkesi kendi köşesine sıkıştırdı ve hepsi bu.

Soru: Peki egoizmin buna neden ihtiyacı var?

Cevap: İşleyişi bu şekilde. Egoizmimiz, yalnızca kendimize odaklandığımızda ve yalnızca ona hizmet ettiğimizde bundan fayda sağlar.

Yorum: Ve egoizmimiz, bize en yakın ve en değerli olan şeydir; biz ise onun bize yük olduğunu söylüyoruz.

Cevabım: O en yakın ve en değerli olan değildir. Ona yük diyoruz çünkü içimizdeki gerçek “çocuğumuz”la ilgilenmemize engel oluyor!

Soru: Yani bu “ben,” yani egom, en yakın ve en değerli olan mı?

Cevap: Evet.

Yorum: Nerelere geldik! Merak ediyorum, sonra ne olacak?

Cevabım: Daha da kötüleşecek. Herkesin kendi köşesine çekilip kimseyle konuşmak istemediği bir hâle geleceğiz. Hepsi bu! Sadece pizza ve kola ya da başka bir şey sipariş edeceğim.

Soru: Peki sonra ne olacak? Sürekli insanlığı bir çıkmaza doğru sürüklüyoruz.

Cevap: Bu bir çıkmaz. İnsanlık kendi çıkmazını görmeli. Ama bunun gerçekten bir çıkmaz olduğu netleştiğinde, işte o zaman bu çıkmazdan bir uyanış doğacak, böyle devam edemeyeceğimiz anlaşılacak.

Soru: Bundan önce bir uyanış olamayacağını mı düşünüyorsunuz?

Cevap: Hayır, bence bu idraka ulaşmalıyız. Başka bir deyişle, savaşlar, ayaklanmalar, şiddetli patlamalar olmamalı, fakat umutsuzluk ve çıkmazın açık bir farkındalığı olmalı. O zaman düşünmeye başlayacağız: “Ne yapmalıyız?” Ve sonra hatırlayacağız: “Dur, bir zamanlar Kabalistlerden bir şey duymuştum.”

Soru: Evet, rafımda bir kitap var, kaydedilmiş bir video var, vs. Yani bakıp düzeltmeye doğru ilerlemeye başlayacaklar mı?

Cevap: Bundan eminim.

Soru: O hâlde biz de sürekli olarak bunu damlatmalı, raflara, bilgisayarlara koymalı mıyız?

Cevap: Kesinlikle! Başka seçeneğimiz yok.

Soru: Hep aynı sonuçlara varsak bile mi?

Cevap: Fark etmez. Büyüyen ve gelişen küçük bir çocuğunuz varsa, ona ne yapması gerektiğini ve nasıl düzgün davranması gerektiğini söylemeye devam etmek zorundasınız. Onu kendi hâline bırakamazsınız.

Karanlık, Yeni Bir Derecenin Başlangıcıdır

Soru: Kongrenin ilk gününde bir ışık okyanusu hissettik. Ama ikinci gün, sanki bir yere daldık ve iniş – çıkışı duygumuzu tamamen kaybetmiş gibiydik; dengemizi kaybetmiştik.

Bunun akmasını ve bizi birleştirmesini sağlamak için ne eklememiz gerekir?

Cevap: Karanlıktan yoksunuz. Tüm dünyanın küçük doyumların yokluğu olarak hissettiği boşluk değil, gerçek karanlık. Karanlık, Yaradan’ı ifşa etme özleminden kaynaklanan acıdır; hayatın anlamından, kaynağından ve olması gerekenden kopuk olmanın acısıdır.

Bir yandan, tüm yaratılış bize ne kadar birbirine bağlı, mükemmel ve bizden üstün olduğunu gösterir. Öte yandan, kendimizi yönlendirmeye çalıştığımızda, içinde hiçbir şey görmediğimizi hissederiz: ne başlangıç, ne son, tam bir yönsüzlük.

Aslında bu, en iyi histir; bu, manevi alanda ustalaşmaya, Yaradan’ı ifşa etmeye doğru her ilerlediğimiz her an içimizde ortaya çıkar. Her an, ya O’na yaklaştığımızı ya da uzaklaştığımızı, düştüğümüzü ve karanlığı hissederiz.

Eğer dün bir “ışık okyanusu” hissettiyseniz, bugün tam tersini hissedeceksiniz, hem de sadece aynı şekilde değil, hatta daha da kötüsü. Bu durum her seferinde tekrar edecek. Düşüşler daha derin olacak ve buna karşılık edinimler daha yüksek olacaktır.

Karanlıkta ve yönsüzlükte ilerlemeye alışmalıyız; çünkü tam olarak bu, bizi egoist yönlendirmelerden, rehberliklerden ve tanımlardan tamamen kurtulmamıza yardımcı olur.

Alıştığımız parametrelerde, yönlerde ve duygularda yönümüzü kaybettiğimizde, hiçbir şey anlamadığımızda ve bilmediğimizde, kaybolmuşluk ve hatta belki de karanlık hissettiğimizde, bunun yeni bir aşamanın başlangıcı olduğunu fark etmeliyiz. Tam da bu karanlıkta yükselme ve onun içinden ışığı, Yaradan’ı görme fırsatı bize verilir. Bu, ilerleyişimizde büyük bir yardımdır.

Bu nedenle, kendimizi özellikle bu karanlık koşuluna gömmeli ve ondan ışığı ifşa etmeliyiz.

Bizim çalışmamız budur. Aksi halde Yaradan’ı asla ifşa edemeyiz; çünkü O’nu ancak O’na zıt durumdan ifşa ederiz.

Onluda Birliği Nasıl Hayatımız Haline Getirebiliriz

Soru: Onludaki birliği, tüm hayatımız ve Yaradan’a ihsan ettiğimiz büyük bir haz haline nasıl getirebiliriz?

Cevap: Bu, bizi etkileyen şeye, ihsan etme veya almaya ilişkin tutumumuza ve bunlar arasında ne kadar seçim yaptığımıza ve kutsallık ile Klipa (saf olmayan güç) arasındaki farklılıklar aracılığıyla bilgelere veya Yaradan’a ne kadar yakın olmak istediğimize bağlıdır.

İnsan Olmak İçin Burada Toplandık

Bizler, burada, Baal HaSulam’ın metodunu ve yolunu izlemeyi arzulayanlarla beraber, insan derecesine yükselip, bir hayvan gibi kalmamak için bir grup oluşturmak üzere toplandık. (Rabaş, Makale No. 1, Bölüm 1, 1984 – Toplumun Amacı – 1)

Bu makaleden çıkarmamız gereken temel ilkeler şunlardır:

  1. Toplanmak ne demektir?
  2. Baal HaSulam’ın metodu nedir?
  3. İnsan derecesi nedir?
  4. İnsan, haz almak için mi yoksa Yaradan karşısında huşu için mi yaratıldı?
  5. Tüm bunlara ulaşmanın koşulu, Yaradan’la niteliklerin benzerliğidir.
  6. Alma arzusu kendi başına kötü değildir; bu, yaratılışın özüdür. “Kötü eğilim” (Yetzer Ra) denen şey, birleşmek istemeyişimiz, ruhun parçalarına (bireysel ruhlarımıza) ayrılışını ıslah etmeyi reddetmemizdir.
  7. Egoist arzuyu yok etmeyiz, yalnızca onun niyetini, kendim içinden, başkaları içine ıslah ederiz.
  8. Alma arzusunda, her zaman Yaradan’ın zıttıyız, fakat ihsan etme niyetinde O’na bağlanırız.
  9. Yaradan’la yapışma, O’nun niteliklerine benzemekle mümkündür. İhsan etme niyeti, grup içindeki çalışma ile elde edilir. Bu, hem ulaşılabilir hem de doğrulanabilir bir görevdir. İnşa ettiğimiz ortak ihsan etme arzusu, Yaradan’ın doldurduğu ortak ruhtur.
  10. İçinden geçtiğimiz her koşul, iki zıtlıktan oluşur ve ilerledikçe bu ikisi arasındaki uçurum büyür. Şunları ifşa ederim:
    • Değersizliğimin giderek artması
    • Amacın yüceliğinin giderek artması

Bunları tek bir noktada birleştirmeliyim ki, ruhlar arasındaki parçalanmayı öyle derinden hissedeyim ki, bu da üst ışığı beni ıslah etmesi için zorlasın. O zaman, ihsan etme, benimle başkaları arasında hüküm sürecektir.

Buna Tora’nınıslah ışığının – verilmesi denir.

Ve bundan sonra, Tora’nın vereni, başkalarına karşı ıslah olmuş tutumumuzun içinde, ortak manevi kap (Kli) içinde ifşa olur.

Yaradan Benim İçin Savaşıyor

Bizim büyük haz alma arzumuzda bir kıvılcım, ruhun embriyosu vardır. Bu nedenle, Yaradan’dan gelen her şey iki kısma ayrılmalıdır: Biri, “beden” denen, egoizm olan haz alma arzusuna göre hareket eder; diğeri ise, yaratılışın amacı olan, bu noktayı büyütmek ve onu giderek Yaradan’a daha çok benzer hale getirerek manevi merdivenin basamaklarında yükseltmek için, ruha göre hareket eder.

Bu nedenle, günahkârların tökezlediği yerde, erdemliler sevinir ve yükselir. Sonuçta, günahkârlar ve erdemliler, kötü ve iyi eğilimlerdir.

Yaradan için çalışmayan kişi, hayatın zorluklarından dolayı ağlar; diğeriyse bu zorluğu kendisine değil, haz alma arzusu olan egoizmine vurulan bir darbe olarak görür. Dolayısıyla, bunda Yaradan’a yükselmek için bir araç görür. Yaradan onu bu şekilde uyandırır ve egoizmini iptal etmesine, kalbindeki noktaya, üst güce bağlanmasına yardımcı olur.

Hayatınızın her anına bu şekilde yaklaşmalısınız. Yaradan, herkese “engeller” gönderir. Eğer kişi bu nahoş etkilerin, egoist arzusunu ezmek için gönderildiğini anlarsa, sevinir. Çünkü artık bu darbeyi egosuna yönelik olarak değerlendirebilir ve kalbindeki noktayla Yaradan’a tutunmaya ve daha da yükselmeye çalışabilir.

Anlaşılan o ki, tüm engellerimiz, Yaradan’a daha sıkı tutunmak adına, onları doğru bir şekilde aşmak amacıyla çaba göstermemiz için birer çağrıdır. Hoş olmayan duygular, egomuza karşı çalışır; onun varlığını işaret eder ve onu ezmemize yardımcı olur.

Kişinin savaşması gerekmez, sadece Yaradan’ın etkisini ayırt etmeli, olumsuz etkiyi egomuza yönlendirmeli ve olumlu etkiyi ise Yaradan’a bağlanmamıza, kalpteki noktayı yükseltmemize yardımcı olması için kullanmalıyız. Bu nedenle “erdemlilerin geçtiği yerde günahkârlar tökezler.”

Yaradan, bize engeller göndererek zaten bizim için savaşıyor. Kral’ın sarayında savaşılacak düşman yoktur. Sadece yukarıdan gönderilen sorunları egomuza ait olarak değerlendirip, onu daha fazla bastırmaya ve kalpteki noktayı giderek daha çok yükseltmemiz gerekir.

O zaman, Yaradan’ın, Yaradan’ın çalışması denilen, bu işi yaptığını görürüz. Yaradan, bu savaşı yürütüyor ve benim için tamamlayacaktır. O her şeyi yapacak; benim ise her defasında duyarlı olmam ve Yaradan’ın nahoş etkisinin nereye yöneldiğini, nasıl egoma vurduğunu ve kalbimdeki noktayı davet ettiğini doğru bir şekilde belirlemem gerekir.

Kişi kendisini daima ikiye ayırmalıdır: ezilmesi, kullanılmasının durdurulması ve kısıtlanması gereken bir egoist arzu; ve her fırsatta Yaradan ile birleşmeye yönlendirilmesi gereken bir kalpteki nokta.