Category Archives: Kabala

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 261

Soru: Dostlarımla nihayet bütünleştiğimden emin olmak için ne hissetmeliyim?

Cevap: Onları anladığınız ve onların da sizi anladığı ölçüde, kendinizi onlarla yakınlık hissedeceksiniz. Ve böylece ilerleyeceksiniz.

Soru: Sırf ihsan etmek için ihsan etmek, yapışmaya daha mı yakındır?

Cevap: Hayır, yapışma ve ihsan etmek iki farklı işlevdir.

Soru: Maneviyata girmek için ne yapmalıyız?

Cevap: Bunun için sadece devam etmek gerekir. Tekrar tekrar. Ve göreceksiniz ki her şey yavaş yavaş size ifşa olacak.

Anlamak Ve Edinmek

Soru: RABAŞ’ın “Toplumun Amacı – 1” adlı makalesinde, yaratılış nedeninin Tanrı korkusu olduğu yazmaktadır. Bu ne tür bir koşuldur?

Cevap: Bu, dünyada her şeyden çok Yaradan’dan korkmayı arzulayan ve bu amaçla dünyada ve grubunda olup bitenlerin tüm ayrıntılarına dalmaya hazır olan bir kişinin koşuludur.

Sonuçta, dünyadaki her şey, kişinin Yaradan’a karşı tutumunu ifşa etmesi için yaratılmıştır, bu tutuma “Yaradan korkusu” denir. Anlamamız ve edinmeye çalışmamız gereken şey budur.

Soru: RABAŞ ayrıca, düşük bir durumda olmamız gerektiğini yazıyor. Bu ne anlama geliyor?

Cevap: Düşük bir durum, kişinin arzularının ve isteklerinin Yaradan’ın arzuları ve istekleriyle çeliştiğini hissettiği durumdur. Ve bu durumdan nasıl çıkacağını henüz bilmiyordur.

Hazırlık Sürecinde

Soru: Bizler ortak bir Kli inşa ediyoruz, sürekli birleşiyoruz. Kelim’imiz bu duruma aşina bile değilken, Yaradan’ın merhamet ışığını nasıl hissedebiliriz? Henüz buna hazır değiliz.

Cevap: Bunun için hazır olacağız. Ona doğru ilerliyoruz. Her şey yolunda, endişelenmeyin. Bağ sisteminin tamamı size yavaş yavaş ifşa olacak.

Soru: Yaradan ile ilgili olarak ne yapmalıyız?

Cevap: Aramızda birleşelim ve birlik için dua edelim, yapmamız gereken tek şey bu.

Nasıl Gerçek Bir Kabalistik Grup Olabiliriz?

Soru: Bnei Baruch için ne dilersiniz? Öğretmenlerin, özellikle Baal HaSulam ve RABAŞ’ın yazdıkları gibi bir Kabalistik grup olmak için, öncelikle nelere dikkat etmeliyiz? Sonuçta, sizi sadece teorik olarak dinlersek hiçbir şey elde edemeyiz.

Cevap: Birleşmeliyiz. Başka bir şey yok! Sadece birleşin! Farklı örneklerle, farklı formülasyonlarla.

Soru: Sizce Bnei Baruch şu anda ne durumda?

Cevap: Birliğimizin ilerlediğini ve güçlendiğini söyleyebilirim. Birliğin bileşenlerini giderek daha iyi anlıyoruz. Umarım aramızdaki birlik hepimize ifşa olur ve kendimizi tek bir arzu içinde, Yaradan’ın birleşik arzusu içinde hissederiz.

Prensip olarak, ifşa etmemiz gereken budur. Hepsi bu. Ama herkes bunu dilemelidir.

Yaradan’a Dönüş, Çabalarımızın Sonucudur

Soru: Dönüş koşulu nedir? Ne için çabalamaktayız?

Cevap: Bu, Yaradan’a dönüşle ilgilidir. Yaratılanın kendisi, Yaradan’dan uzaklaşmaktır. Ve dönüş ise çabalarımızın sonucudur.

Soru: Eğer Yaradan’ın bizimle bağ kurması ve bu bağı kendi gücüyle doldurması O’na bağlıysa, O’nun gerçekten buna karşılık vermesi için bizden ne tür bir dua gelmelidir?

Cevap: Bizi, O’na benzer hale getirecek bir bağa ulaştırmak Yaradan’a bağlıdır.

Bize düşen tek şey, bunun için çabalamak ve bunun gerçekleşmesini arzulamaktır.

Yaradan’la Bağı İfşa Edin

Soru: Sevgi, kardeşlik ve dostluk içinde bir araya gelmemiz gerektiği söylenir. Bu neyle ilgilidir?

Bir keresinde, kişinin sizi yıllarca ekranda izleyebileceğini, ancak biz gerekli adımları atmadığımız sürece hiçbir sonuç elde edemeyeceğini söylemiştiniz.

Cevap: Evet, çünkü Yaradan’ı, hepimizle bu bağı ifşa etmeye zorlayacak kadar birleşik ve güçlü bir duruma ulaşmak için aranızda bağ kurmaya çalışmalısınız.

Arzuların Buluşması

Bu, birbirimize tutunup bağlanmamız ve her birimizin kalbinde birbirimize kenetlenmemiz gerektiği anlamına gelir, böylece tüm kalbimizle Yaradan’a hizmet etmek için tek bir bütün haline geliriz (Maor vaShemesh, “Ki Tetze”).

Soru: Birbirimize nasıl nüfuz ederiz? Yoksa bu, arzularımla çalışırken doğrudan Yaradan’a giden içsel bir çalışmam mı?

Cevap: Bu, herkesin arzularıyla Yaradan’da başkalarıyla bağ kurma içsel çalışmasıdır. Herkesin kalbinde birbiriyle kenetlenmesi, arzuların buluşmasıdır.

Soru: “Birbirine kenetlenme” koşulu çok arzu edilir, çok davetkâr görünüyor. Bir dostun Yaradan’a duyduğu derin arzusunu hissetmek doğru sonuç mudur? Yoksa Yaradan’ın onun arzusunu yerine getirmesi zaten bir ifşa mıdır?

Cevap: Yaradan’ın tüm dostlarını O’nun içsel ışığıyla doldurduğunu hissetmektir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 260

Soru: Yaradan’a memnuniyet getirmek için Yeni Yılı, yeni değişimleri, yeni ışıkları nasıl doğru bir şekilde kabul etmeliyiz?

Cevap: Yaradan’dan aramızda öyle bir bağ kurmasını istemeliyiz ki, birbirimizi kalbimizde hissedelim ve hepimiz tek bir kalbe sahip olalım. O zaman mevcut koşulumuzdan yükseleceğiz.

Soru: Işık bizi etkilediğinde, tam bir yapışma hissi yaratır.

Ancak coşku geçince, sanki biri bizi arkadan itip ilerlememizi istiyormuş gibi olur. Bu gibi birkaç safhadan sonra alışkanlık yerleşir ve tembellik ve ilerleme isteksizliğiyle boğuşuruz. Bunun neyle bağlantısı var?

Cevap: Bunun nedeni, itildiğiniz halde karşılık vermemenizdir. Onlunun tamamı daha güçlü bir şekilde karşılık vermelidir.

Manevi Edinim Kurgu Değildir

Soru: Manevi edinim neden bu dünyanın bir yanılsaması gibi hayali değildir? Edinimin türlerini nasıl ayırt ederiz?

Cevap: Manevi edinim, kişinin kendi üzerine yükselme çabasından kaynaklandığı için, kurgu veya hayal ettiğimiz başka bir şey değildir.

Bu, doğama, özüme aykırı davrandığımda olur ve bu niyet ve çaba içinde kendimin üzerine yükselir ve yeni bir dünya hissettiğim, sevgi ve ihsan etme niteliğini edinirim. Orada kişi bu dünyaya zıt nitelikler bulur ve kendini tersine dönmüş, değişmiş bulmaya başlar.

Soru: Kabalistler neden manevi dünyayı sade ve güzel bir şekilde anlatan kitaplar yazmadılar?

Cevap: Zaten anlayamazdınız. Manevi dünyayı nasıl tasvir ederlerdi ki, hangi kelimelerle? Bizim dünyamızın kelimeleriyle mi? O zaman bizim dünyamızı hayal ederdiniz.

Üst dünya hakkında söylenebilecek her şey Tora’da, Talmud’da ve tüm kutsal kitaplarda anlatılmıştır ancak alegorik olarak, çünkü yalnızca On Sefirot’un Çalışılması bunu doğrudan tanımlayabilir. Saf işleyen sistemi özetler: çeşitli perdelerin yükselişi ve düşüşü, arzulara getirilen kısıtlamalar, ışığın ayrılışı ve gelişi vb. Bunların ardında hangi duyguların yattığını söylemek imkânsızdır, zira bu duyguları henüz yeterince algılayamıyoruz.

Sevgi Ve Nefret Arasında

Soru: Bir keresinde tüm hayatımızın sevgi ve nefret arasında geçtiğini söylemiştiniz. Peki, bu iki duygu birbirine nasıl bağlıdır?

Cevap: Nefret olmasaydı sevgi de olmazdı. Eğer bir şeyi arzulamasam ve ondan tatmin hissetmesem, o zaman onu sevdiğimi nasıl hissedebilirim ki?

Sevginin ölçüsü, niteliği ve derinliği her zaman nefretin ölçüsüne, niteliğine ve derinliğine bağlıdır.

Nefret, bir şeyi reddedip onu kendimden uzaklaştırmak istemem ya da ona sahip olmadığım için derinden acı çekmemdir. İlişkilerimizin tüm çeşitliliği bu yelpazede yer alır. Gerçekte, hayattaki her şey yalnızca nefret ettiğim ve sevdiğim şeyler olarak ikiye ayrılır.

Bizler haz alma arzusuyla yaratıldık. Bu nedenle, haz alma arzumu olumsuz etkilediği için nefret ettiğim ve kendimi uzaklaştırmak istediğim şeyler var ve haz alma arzumu olumlu etkilediği için sevdiğim ve yakınlaşmak istediğim şeyler var. Tüm hayatım bu iki kutup arasındadır, benim için iyi olanla kötü olan arasında, kötü hissettiren şeyden nefretle iyi hissettiren şeye duyulan sevgi arasında örülmüştür.

Belki de neyin iyi neyin kötü, neyin haz almaya değer neyin değmediğini yeniden değerlendirmek için kendimizi yeniden eğitmeliyiz. Bu anlamda eğitim, çekici ve hoş görünene ve nahoş veya zararlı görünene karşı tutumumuzu yeniden şekillendirmek anlamına gelir.

Bu değişim, neyi sevip neyden nefret edeceğimiz gibi basit bir sorunun ötesine geçmemizi ve bunun yerine şu soruyu sormamızı sağlar: Ne doğru, ne yanlış? Sonuçta, sevdiğim bazı şeyler aldatıcı ve zarar verici çıkarken, içgüdüsel olarak reddettiğim bazı şeyler doğru ve nihayetinde faydalı olabiliyor. Onlara dikkat etmeli, onlara yaklaşmalıyım ve beni gerçekten iyiliğe yönlendirdiklerini keşfedeceğim.

Başka bir deyişle, içgüdüsel veya kültürel olarak edindiğim iyi ve kötü (sevdiğim ve nefret ettiğim) anlayışıma göre yaşamamalıyım, Bunun yerine ona rasyonel bir sorgulama eklemeliyim: Gerçekten iyi ve gerçekten kötü nedir? Hoş veya nahoş hissettiren şeyin perspektifinden değil, iyi veya kötü olarak deneyimlemeye değer olanın daha yüksek perspektifinden. Dolayısıyla, artık iyi ve kötüyü kişisel zevklerimle veya doğal çekim veya itmeyle değil, içgüdülerimin ötesinde mutlak iyi ve mutlak kötüyle tanımlayacağım.

Bu mümkündür çünkü insan sosyal bir varlıktır. Neyin iyi neyin kötü olduğunu yalnızca kişisel hislerimizle değil, aynı zamanda çevrenin etkisiyle de belirleyebiliriz. Sonuçta, çevremizdekilere ihtiyacımız vardır: bize saygı duyabilirler veya tam tersine bizi utandırabilirler. Çevrenin etkisine maruz kaldığımız için, bir zamanlar sevdiğimiz şeylerden nefret etmeyi öğrenerek değerlerimizi tamamen değiştirebiliriz.

Örneğin, bir zamanlar keyfine göre düşüncesizce davranan birini ele alalım. Sonra, çevresinin etkisiyle, başkalarının ona saygı duymadığını, hatta özensizliği veya görgüsüzlüğü nedeniyle onu küçümsediğini fark eder.

Toplumun etkisinin güçlü olduğunu ve olumlu ya da olumsuz olarak keskin bir şekilde hissedildiğini düşünerek, değişmek ve kendini düzeltmekten başka seçeneği olmadığını hisseder. Başkalarını ihmal etmesinin kendisine zarar verdiğini görmeye başlar ve bu nedenle davranışlarını ve tutumlarını düzeltmek için çaba harcar. Bunu yaparken değerlerini de yeniden şekillendirir.

Sevdiklerimizi ve nefret ettiklerimizi bu şekilde dönüştürebiliriz.