Sevgi Ve Nefret Arasında
Soru: Bir keresinde tüm hayatımızın sevgi ve nefret arasında geçtiğini söylemiştiniz. Peki, bu iki duygu birbirine nasıl bağlıdır?
Cevap: Nefret olmasaydı sevgi de olmazdı. Eğer bir şeyi arzulamasam ve ondan tatmin hissetmesem, o zaman onu sevdiğimi nasıl hissedebilirim ki?
Sevginin ölçüsü, niteliği ve derinliği her zaman nefretin ölçüsüne, niteliğine ve derinliğine bağlıdır.
Nefret, bir şeyi reddedip onu kendimden uzaklaştırmak istemem ya da ona sahip olmadığım için derinden acı çekmemdir. İlişkilerimizin tüm çeşitliliği bu yelpazede yer alır. Gerçekte, hayattaki her şey yalnızca nefret ettiğim ve sevdiğim şeyler olarak ikiye ayrılır.
Bizler haz alma arzusuyla yaratıldık. Bu nedenle, haz alma arzumu olumsuz etkilediği için nefret ettiğim ve kendimi uzaklaştırmak istediğim şeyler var ve haz alma arzumu olumlu etkilediği için sevdiğim ve yakınlaşmak istediğim şeyler var. Tüm hayatım bu iki kutup arasındadır, benim için iyi olanla kötü olan arasında, kötü hissettiren şeyden nefretle iyi hissettiren şeye duyulan sevgi arasında örülmüştür.
Belki de neyin iyi neyin kötü, neyin haz almaya değer neyin değmediğini yeniden değerlendirmek için kendimizi yeniden eğitmeliyiz. Bu anlamda eğitim, çekici ve hoş görünene ve nahoş veya zararlı görünene karşı tutumumuzu yeniden şekillendirmek anlamına gelir.
Bu değişim, neyi sevip neyden nefret edeceğimiz gibi basit bir sorunun ötesine geçmemizi ve bunun yerine şu soruyu sormamızı sağlar: Ne doğru, ne yanlış? Sonuçta, sevdiğim bazı şeyler aldatıcı ve zarar verici çıkarken, içgüdüsel olarak reddettiğim bazı şeyler doğru ve nihayetinde faydalı olabiliyor. Onlara dikkat etmeli, onlara yaklaşmalıyım ve beni gerçekten iyiliğe yönlendirdiklerini keşfedeceğim.
Başka bir deyişle, içgüdüsel veya kültürel olarak edindiğim iyi ve kötü (sevdiğim ve nefret ettiğim) anlayışıma göre yaşamamalıyım, Bunun yerine ona rasyonel bir sorgulama eklemeliyim: Gerçekten iyi ve gerçekten kötü nedir? Hoş veya nahoş hissettiren şeyin perspektifinden değil, iyi veya kötü olarak deneyimlemeye değer olanın daha yüksek perspektifinden. Dolayısıyla, artık iyi ve kötüyü kişisel zevklerimle veya doğal çekim veya itmeyle değil, içgüdülerimin ötesinde mutlak iyi ve mutlak kötüyle tanımlayacağım.
Bu mümkündür çünkü insan sosyal bir varlıktır. Neyin iyi neyin kötü olduğunu yalnızca kişisel hislerimizle değil, aynı zamanda çevrenin etkisiyle de belirleyebiliriz. Sonuçta, çevremizdekilere ihtiyacımız vardır: bize saygı duyabilirler veya tam tersine bizi utandırabilirler. Çevrenin etkisine maruz kaldığımız için, bir zamanlar sevdiğimiz şeylerden nefret etmeyi öğrenerek değerlerimizi tamamen değiştirebiliriz.
Örneğin, bir zamanlar keyfine göre düşüncesizce davranan birini ele alalım. Sonra, çevresinin etkisiyle, başkalarının ona saygı duymadığını, hatta özensizliği veya görgüsüzlüğü nedeniyle onu küçümsediğini fark eder.
Toplumun etkisinin güçlü olduğunu ve olumlu ya da olumsuz olarak keskin bir şekilde hissedildiğini düşünerek, değişmek ve kendini düzeltmekten başka seçeneği olmadığını hisseder. Başkalarını ihmal etmesinin kendisine zarar verdiğini görmeye başlar ve bu nedenle davranışlarını ve tutumlarını düzeltmek için çaba harcar. Bunu yaparken değerlerini de yeniden şekillendirir.
Sevdiklerimizi ve nefret ettiklerimizi bu şekilde dönüştürebiliriz.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

