Category Archives: Kabala

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 251

Soru: Utanç koşulunu ıslah etmek için, Yaradan bizi öyle uzak bir dünyaya yerleştirdi ki, O’nun, yaşamın kaynağı olduğunu bile hissetmiyoruz. Manevi dünyanın perspektifinden hayatın ne olduğunu nasıl hissedebilir ve hayal edebiliriz?

Cevap: Yavaş yavaş, bunu hissedeceğiz. Şimdilik, mümkün olduğunca düşünmeye çalışın ve hissetmeye çabalayın.

Soru: Bunu O’nun için yapmak istediğimiz gerçeğine tutunmak istediğimizde, “Yaradan’a memnuniyet verme uğruna” niyetiyle olan eylemi ne kıyafetlendirir?

Cevap: Niyetiniz yani düşündüğünüz şey, içinizdeki bu eyleme neden olan şeydir.

Soru: Utanç duygusu, “sonsuz haz almaya özlem duymamak” için bir tür koruma mıdır?

Cevap: Evet.

Soru: Eğer onluda Yaradan’ı hissetmediğimizi fark edersek ne yapmalıyız? Hangi pratik eylemler uygulanabilir?

Cevap: TES (On Sefirot’un Çalışması) çalışmasında bize ne emredilmişse, hepsini kabul etmeli ve uygulamaya çalışmalıyız.

Soru: Utancın içimizde ortaya çıkması için çabalamalı mıyız, yoksa bu Yaradan’ın bir armağanı mıdır?

Cevap: Utanç, Yaradan’ın planlarına uymadığınız hissidir.

“Edinmediğimiz Şeye İsim Vermeyiz”

Soru: “Edinmediğimiz şeye isim vermeyiz” ilkesi ne anlama gelir?

Cevap: Hala netleştirme sürecinde olduğu için, henüz edinmediğimiz bir şeyi anladığımızı iddia edip ileri gitmeyiz. Herhangi bir manevi nesne veya olguya, onun eylemine, dünyalarda yarattığı şeye göre isim verilir. Onun tüm sonuçlarını henüz tam olarak bilmiyorsak, ona manevi olgunun özünü tanımlayan gerçek bir isim veremeyiz.

Soru: Yaradan’ın adı nedir? Yaradan’ın birçok adı vardır. Bu ne anlama gelir?

Cevap: Yaradan’ın adı, O’nun etkisinin kendimizde hissettiğimiz sonuçlardır. Dahası, bir isim ışıkla dolu bir arzudur ve orada bulunan ışığın türüne göre Yaradan’ın adı belirlenebilir. Dolayısıyla, O’na bir isim veren benim.

Yorum: Başkaları tarafından verilen isimleri sıklıkla kullanırız. Yani, birileri ismi vermiş ve başkaları da kullanmıştır.

Cevabım: Eğer bir isim, bir nesnenin veya olgunun tanımını gerçekten belirlemiş bir Kabalist tarafından verilmişse, o zaman materyali çalışırken onu kullanırız.

Gençlik Bilseydi, Yaşlılık Yapabilseydi

Soru: Öğrencilerinizin çoğu, Kabala’nın dağıtımı için maddesel niteliklerini kullanıyor. Önce egoist tutumlarından çıkmaları gerektiği söyleniyor ama kimseyi dinlemek istemiyorlar. Bu konuda ne yapılmalı?

Cevap: Kabala’da, tıpkı bizim dünyamızda olduğu gibi, buna ebeveynlerin ızdırabı denir: “Gençlik bilseydi, yaşlılık yapabilseydi.” Böyle bir kişiyle, onu mümkün olduğunca eğitmeye çalışmak dışında yapılabileceğiniz hiçbir şey yoktur.  Ama esasen her şey ona bağlıdır.

Öğrencilere elinizden geleni verirsiniz, gelişimlerini yumuşatır ve hızlandırırsınız ama bundan fazlasını yapamazsınız. Ve sonra yavaş yavaş bunu içselleştirmeye başlarlar.

Bugüne dek, öğretmenimin yanında geçirdiğim on iki yıl boyunca yaşadıklarımla besleniyorum. Eğitim, öğrenciye sizinle bir bağ kurmanın başlangıcını verdiğinizde ve sonra bu ruhlar arasındaki bağ sayesinde – ister dünyamız seviyesinde ister dünyalar arasında olsun, fark etmez – onun daha da gelişimi gerçekleşir.

Bu dünya çerçevesindeki bedensel etkileşimlere değil, ruhlar sisteminde var olduğumuz ve her şeyin orada gerçekleştiği gerçeğine bakmalıyız.

Karşılıklı Etkileşim

Soru: Yaratılanın, sonsuzluğa dokunmasını sağlayan bu durum nedir?

Cevap: Sonsuzluk, Yaradan ve yaratılanın sonsuz karşılıklı etkileşimidir.

Bizler, Yaradan’ın, yaratılışı istediği gibi etkilemesini çalışıyoruz. O’nun, yaratılanı sürekli olarak dönüştürerek onu Kendisiyle daha da doldurduğu bir planı vardır.

Buna göre, yaratılanlar değişiyor ve Yaradan’a daha da çok benzer hale geliyorlar. Birbirlerini bu şekilde etkiliyorlar.

Soru: Bu durumda, utanç, bu kombinasyonda hala mevcut mu, yoksa dönüşüyor mu, ya da yok mu oluyor?

Cevap: Utanç mevcuttur. Yaratılan, Yaradan’dan uzaklaştığını hissettiği her yerde utanç duyar.

Hâlâ Elde Edecek Çok Şeyimiz Var

Soru: Bilgiden duyulan utanç duygusu, mantık ötesi inanç içinde yükselişimize bir şekilde katkıda bulunuyor mu?

Cevap: Muhtemelen evet. Ancak bu şimdi değil, bir sonraki, daha yüksek seviyelerde ortaya çıkacak. Arzularımızdan, koşullarımızdan utanacağız.

Soru: Ve bu şekilde mantık ötesi inançla yükselecek miyiz? Yoksa hâlâ başka parametrelere mi ihtiyacımız var?

Cevap: Hâlâ ihtiyacımız olan daha çok şey var. Bu yüzden, çalışmaya devam edin.

Dualar Neden İşe Yaramaz?

Soru: Duaların binlerce yıldır var olduğunu, insanların binlerce yıldır dua ettiğini söylüyorsunuz. Yanlış mı dua ediyorlar? Çünkü gerçekten pek mutlu değiliz ve çok paramız da yok.

Cevap: Binlerce yıldır, gerçek ıslahın ne olduğunu nihayet anlayacağımız noktaya doğru yavaş yavaş olgunlaşıyoruz. Ve bu, hiçbir şey istememek, elimizde olanı kullanmaktır. Dünyayı ıslah etmemiz için tüm koşullar mevcut ve bunlar, birbirimizle sevgiyle ilişki kurmakta yatıyor. Eğer bunu yapamıyorsanız, gerçekten yapamıyorsanız, o zaman Yaradan’a dönebilirsiniz.

Soru: Dua bu mudur?

Cevap: Evet, başka istenecek bir şey yoktur. Bizlere, Senin bizimle ilişki kurduğun gibi, başkalarıyla da sevgiyle ilişki kurma yeteneği ver.

Adam Harishon’un Ruhu İle İsrail’in Ruhu Arasındaki Fark

Adam HaRishon’un ruhu, üst güç tarafından sönük, zar zor parlayan bir mum gibi yaratılmıştır. Bu bir küçüklük durumudur (VAK) ve bu nedenle Adem hakkında, bir melek gibi kötü eğilimlerden arınmış, “sünnetli olarak doğduğu” söylenir. Bir melek, cansız, bitkisel ve hayvansal seviyelere aittir.

İsrail, aşama aşama düşüşle, parçalamadan geçmiş bir arzudur. İsrail, sonsuzluğun ışığının alma arzusuna girmesi ve onu büyütmesi nedeniyle, muazzam bir egoizme sahip olur.

Beyaz ışıktaki küçük bir siyah nokta, sonsuz ışığın tam büyüklüğüne kadar genişler. O, ışıkla aynı güce sahip olmalıdır; Ay, tıpkı Güneş gibi parlamalıdır.

Klipot Olmadan İlerleme Olmaz

Soru: Yozlaşmanın kökü, alma arzusunun kendisi mi, yoksa alma arzusuna bağımlılığım yani onun emirlerini bilinçli veya bilinçsizce yerine getirmem mi?

Cevap: Hayır, alma arzusunun kendisi tüm Klipot’un, tüm yanlış eylem ve niyetlerin temelidir.

Soru: Klipot’un gizlilik yarattığı söylenir. Bu, sonuçta onların gerekli olduğu anlamına mı gelir?

Cevap: Elbette gereklidirler. Arzularımızın, niyetlerimizin ve eylemlerimizin hangi durumlarda yanlış olduğunu bize gösterirler. Dolayısıyla, Klipot olmadan ilerleyemeyiz.

Işığın her eylemi için, bir Klipot eylemi vardır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 138

Erkek Ve Dişi Neden Her Biri Kendi Türünden Değil De Birlikte Erkek Ve Dişi Yavrular Doğurur?

Erkek ve dişi, birlikte hem erkek hem de dişi doğurur çünkü her derece her iki tarafı da içerir. Çiftleşmeleri sayesinde bir sonraki dereceyi üretirler. Bir sonraki derecede, erkek ve dişi arasında yine bir bölünme olur, iki karşıt taraf, “O’na karşı bir yardım”, ta ki birbirlerine tutundukları bir ıslah bulana kadar ve birleşmeleri yoluyla başka bir dereceyi, bir sonraki koşulu doğururlar. Girdiğimiz her yeni koşulda, erkek ve dişinin bu iki karşıt unsurunu keşfeder ve onları birleştirmeye başlarız.

İçimizde “dişi” (dişi arzular) olarak adlandırılan anlayışları buluruz. Bu arzuları “erkek” adı verilen, bir eylem olan hedefe doğru ıslah ederiz. “Erkek” içimizdeki Yaradan’ı, ihsan eden parçayı ifade eder. İkisi arasında bir çiftleşme (Zivug) yaparız ve böylece bir sonraki koşullarını doğururuz. Bir sonraki koşulda da aynı süreçten geçeriz. Bunlar geçirdiğimiz içsel reenkarnasyonlardır. Sadece birkaç saat boyunca bir derste oturabilir ve nesilden nesile, ebeveynlerden çocuklara binlerce reenkarnasyondan geçebiliriz ve bunların hepsi içimizde gerçekleşir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 137

Çalışmamızdaki “Atzilut Dünyası” Kavramı Nedir?

Yaratılışın amacı ve Yaradan ile olan ilişkimiz hakkında çeşitli incelemeler yapıyoruz. Karşılaştığımız birçok sıkıntıyı “O’ndan başkası yok”a entegre etmeye çalışıyoruz. Çalışma budur: Yaradan tarafından gönderilen her türlü sıkıntıya karşı, “O’ndan başkası yok” bilincine geri dönmeliyiz. Her şey yukarıdan gönderilir, bizler böylece Yaradan’a bağlanacağız.

Ancak, bu çalışmadan hala hiçbir fayda görmüyoruz. Eyleme geçmek için mücadele ediyoruz ama yapamıyoruz. Sürekli içsel olarak savaşır, çeşitli yakarışlar ve darbelerle karşılaşır, hayal kırıklığına uğrar ve tükeniriz ve sıkıntılar gelmeye devam eder.

Bu çalışmanın belirli bir bölümünü tamamladıktan sonra, yukarıdan bir aydınlanma gelir. Tüm çabalarımızın üzerinde olan “O’ndan başkası yok” düşüncesine bağlanmamız için yardım alırız. Buna, hiçbir sıkıntının olmadığı “Atzilut dünyası” denir. “Tüm yargılar ondan kaldırılmıştır.” Yargılar altımızdan alçalır. Kalbimiz ve zihnimiz temizlenir ve birkaç dakikalığına da olsa, “O ve O’nun Adı Birdir” e bağlı kalabiliriz. Buna “Atzilut” denir.

Bu duygu içimizde yayılır ve tüm farkındalıkları bir araya getirdikten sonra, tüm sıkıntılar üzerinde, önceki tüm çabalarımızla kendimizi onun aracılığıyla gerçekleştiririz. Bu henüz ıslahın sonu değildir ama ona doğru bir koşuldur.