Monthly Archives: Temmuz 2025

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 20

Nazik Bir Yol Gösterici Dokunuşla Islah: İçsel, Orta ve Dışsal Arzu

Kendimizi güçlü ya da zayıf, cesur ya da korkak, bilge ya da aptal olarak yargılamak bizim rolümüz değildir. Eğilimlerimize ve içsel doğamıza göre gelişim sürecinde elimizden gelenin en iyisini yapmamız gerekir.

“Her ağzın duası” diye yazılmıştır. Bu, Yaradan’ın her insanın duasını işittiği anlamına gelir. Başka bir deyişle, kim olduğumuz ya da ne hissettiğimiz önemli değildir; her birimiz kendi duygularımızla ve daha da derinde, kalbimizle Yaradan’a dua ederiz. Bu eksiklik bizim Yaradan’a karşı tutumumuzu ve Yaradan’ın bize karşı tutumunu etkiler.

Kalpte, arzularımızı hissettiğimiz ve onları Yaradan’a yönlendirebileceğimiz bir üst ve dış katman vardır. Örneğin, manevi çalışmaya ait olan ve yaratılışın amacına yönelik özel bir arzuyla Yaradan’a hitap etmek isteyebiliriz. Böyle bir arzu, onu uyandırdığımızdan beri dışsal ve yapay olsa da yukarıda kabul edilir. Bununla birlikte, bizim için dışsal olduğu ölçüde, yukarıda da dışsaldır.

Kalbimizin gerçekten ne istediğini değerlendirerek daha derine iner ve en içteki arzumuzu incelersek, kalbimizin duamızın nesnesine özlem duymadığını keşfedebiliriz. Yaratılış amacına giden yolda ilerlemek ve yüce meseleleri hedeflemek yerine aslında dinlenmeyi ya da küçük bir zevki arzuladığımızı fark edebiliriz. Böyle bir duygu da duanın bir parçasıdır. En içteki arzumuzu ne kadar açığa çıkarırsak, yukarıda o kadar çok kabul görür.

Kalpte, farkındalık ve his seviyemizin ötesinde olan daha da derin bir içsel arzu vardır. Bizden tamamen gizlenmiştir. Ancak en içteki, en gerçek ve en derin arzu olduğu için, tüm gücü ve kuvvetiyle yukarıdan tam olarak alınır. Bu duaya, bu gizli arzuya yukarıdan bir yanıt geldiğinde, nadiren anlaşılır.

Herkes her an kalbindeki duadan kaynaklanan duygudan kaynaklanan bir koşulda bulunur. Ancak, kalbimizin en derin arzusunun farkında olmadığımız için, kalbin içsel, orta ve dışsal dualarını Yaradan’ın yanıtıyla nasıl ilişkilendireceğimizi bilmiyoruz.

Bu arzunun farkında olsaydık ve mevcut koşulumuzdan bile, mevcut niteliklerimize ve hislerimize dayanarak onu hissetseydik, yaratılış amacına doğru ilerlemek için hissetmemiz gerekenden ne ölçüde saptığımızı anlardık. Eğer bu sapmayı hissedersek, yukarıdan hangi belirli ıslahın yapılması gerektiğini biliriz ve o zaman Yaradan’ın bize ıslah olmamız için gönderdiği manevi koşulları anlarız. Ancak, şimdilik bu tür koşullar bizden gizlenmektedir.

Yine de, her zaman ve her koşulda, bir dua, MAN yükseltir ve karşılığında MAD alırız. Başka bir deyişle, kalbimizden yükselen şey yukarıda, kişisel olarak üzerimizde işleyen mekanizmayı da içeren genel sistemde alınır. Yanıt bize geri döner ki bu da esasen yönün bir ıslahıdır. Bu, ruhumuzun köküyle ve ulaşmamız gereken amaçla uyumlu olan bir sonraki manevi koşulumuzdur.

Maneviyata girmeden önce, bu mekanizmanın bu şekilde işlediğine dair bir anlayış ve duygudan yoksun oluruz. Ancak maneviyata girdiğimizde bunu net bir şekilde görmeye başlar, MAN ve MAD ile yakın bir şekilde çalışmaya başlarız. Yaradan’la, bizi O’na bağlayan ve her eylemimizi ve hayatımızın gidişatını belirleyen karşılıklı bir ilişki kurarız. Buna “yarım şekel” denir. İşin yarısı kişi tarafından, yarısı da Yaradan tarafından verilir.

Baal HaSulam, Negev’de yükselttikleri duadan tamamen habersiz olan çiftçilerden bir örnek verir. Yine de yağmur talepleri yukarıdan alınır ve aşağıdan yanıt alırlar. Kalbimizin her katmanı – iç, orta ve dış – yukarı doğru yükselir ve yaratılan her varlığı ıslah etmek ve köküne kavuşturmaktan sorumlu mekanizma tarafından hissedilir ve alınır. Buna göre, yaratılış amacına doğru yönümüzü sürekli olarak düzelten çeşitli dış koşullar aracılığıyla arzumuz olan kalbi ıslah ederiz.

İçsel arzu tam olarak yaratılış amacına ne kadar çok yönlendirilirse, yönün düzeltilmesi de o kadar hassas olacaktır. Yani, yürümeyi öğrenirken çocuğunu şefkatle destekleyen bir anne gibi, nazik, yol gösterici bir dokunuş olarak hissedilen küçük ve yumuşak bir düzeltme olacaktır. Yaratılış amacına yönelik mevcut koşulumuzdaki his ile kalbin memnuniyeti arasındaki sapma ne kadar büyükse, düzeltme o kadar kayda değer olacak ve mevcut koşul ile arzu edilen koşul arasındaki boşluğu kapatma çabası da o kadar acı verici olacaktır. O zaman bizi iyiliğe yönlendiren gücü daha şiddetli bir şekilde hissederiz, çünkü içinde bulunduğumuz çevresel koşullar daha zorlu hale gelir.

Ruhlardan Atzilut’un Malhut’una doğru MAN ve MAD’ın bu mekanizması ve ruhlar üzerindeki geri dönüş etkisi, On Sefirot Çalışması kitabında incelediğimiz basit bir mekanizmadır.

Duygular Yoğunlaştığında

Soru: Bağın önemine dair ortak bir anlayışın ve başkalarını sevme arzusunun olduğu, ancak belirli açılardan duyguların alevlendiği ve ıslahı ve Yaradan’ın bizden ne istediğini kavramayı imkânsız hale getirdiği koşullar nasıl ele alınmalıdır?

Cevap: Bu gibi koşullarda doğru çalışma, önünüzde duran şeyin tam da bu çalışma olduğu düşüncesinden asla sapmamayı içerir.

Tüm yaşam koşullarında, kiminle etkileşim içinde olursanız olun ya da kiminle çalışırsanız çalışın, içinizde ne kıpırdanırsa kıpırdasın, tek arzunuz birbirinizle bağ kurmaktır, böylece Yaradan’ın rızası için almak amacıyla daha büyük bir güç kazanabilirsiniz.

Dostlarla Niyetlerinizi Birleştirin

Soru: Niyetlerimizi dostlarımızla birleştirdiğimizi ve bu birleşik niyette Yaradan’ın etkisini hissedebileceğimizi söylediniz.

Niyetleri dostlarla birleştirmek ne anlama geliyor?

Cevap: Bir dostla niyetleri birleştirmek, dostunuzu örnek almanız ve ona yakınlaşmak için mümkün olan her şeyi yapmanız anlamına gelir. Kendinizi ne kadar zorladığınız önemli değildir.

Özünde, hiçbir şeyi zorlamaya gerek yoktur. Sadece birlikte, bir kucaklaşma içinde olmamız ve giderek daha büyük bir ortak arzuyla yakınlaşmaya çalışmamız gerekir.

Soru: Bir dostumda gözlemlediğim ihsan etme örneklerini alıp onlarla bütünleşmeye çalışmalı mıyım?

Cevap: Evet, öyle diyebilirsiniz.

Embriyo Koşuluna Ulaşın

Soru: Manevi bir düşük meydana gelmemesi için, bağın üzerinde çalışmaya nasıl devam edebiliriz?

Cevap: Ana görevimiz onluda birleştiğimiz Ibur (embriyo) koşuluna ulaşmaktır. On kişi olmalı, daha fazla değil. Daha azı da mümkündür.

Bu gerçekleştiğinde, “tohumun emiliminin üç günü” olarak adlandırılan dönemden geçeceğiz. Rahme nüfuz eden tohumun, rahmin iç duvarına tutunması gerekir.

Bu üç gün sürer ve bu da üç çizgiyi sembolize eder. Bizim dünyamızda tüm bunlar manevi dünyanın eylemlerinin bir sonucu olarak gerçekleşir.

Bu koşuldan geçmeli ve kendimizi bir grup olarak Yaradan’a üç çizgide tamamen bağlamalıyız.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 142

Soru: Onluya katıldığınızda, kalbinizi dostlarınıza hangi yollarla açabilirsiniz ve hangi alanlarda her zaman suskun olmalısınız?

Cevap: Kişi kendi duygularını alçakgönüllülük içinde tutmalıdır.

Soru: Eğer dostlar içsel duygularını paylaşmayıp çoğunlukla çaba gösterirlerse, bir bağın, ortak bir Kli’nin inşası nasıl gerçekleşir?

Cevap: Dostlar yavaş yavaş birbirlerini, yani yerlerini ve manevi çalışmalarını hissetmeye başlarlar.

Soru: Dost sevgisi üzerine içsel ve dışsal çalışma arasında büyük bir fark varsa, tüm bunları nasıl birleştiririz?

Cevap: Kafanızı karışmayın ve sorunu çözün, Yaradan’ın yukarıdan nasıl çözdüğünü göreceksiniz.

Soru: Bazen bir dost “kendine bir Rav yap” ilkesini bir başkası için uygulamak ister. Bu prensibi onluda uygulamaya nasıl başlayabiliriz?

Cevap: Sadece dostunuzu yüceltmeniz, onun ne kadar büyük olduğunu ve diğerlerinden ne kadar farklı olduğunu anlatmanız yeterlidir. Bu şekilde kendinize bir Rav yaparsınız.

Soru: Yaradan’dan, örneğin kongrede yaşadığınız duyguları dostlarınıza aktarmasını istemek mümkün mü?

Cevap: İsteyin, bunu isteyebilirsiniz.

Soru: Onluda alçakgönüllülüğü nasıl koruyabiliriz? Ne hakkında konuşmaya değer, ne hakkında konuşmaya değmez?

Cevap: Alçakgönüllülük hakkında herhangi bir kısıtlama olmaksızın konuşabilirsiniz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 19

Neyi Aramak Doğru? Kötülüğün Farkındalığı Mı Yoksa Yaradan’ın Yüceliğinin Hissedilmesi Mi?

Kabalist Yehuda Aşlag’ın (Baal HaSulam) “O’ndan Başkası Yok” adlı makalesinde yazdığı gibi, ilerlemek için en doğru hareket tarzı üst güç olan Yaradan’a bağlanmak, tutunmak ve yapışmaktır. Ayrıca her gün yarım saatin öz yansıtma ile geçirilmesi gerektiğini, yukarıya değil, içe bakılması gerektiğini yazar. Ayrıca, içimize bakarken bile, Yaradan’da ne hissettiğimizi, incelediğimizi ve gördüğümüzü kontrol etmeliyiz.

Kendimize rutin bir şekilde odaklanmaya “bu dünyanın seviyesine tam bir düşüş” denir. İlerleme değil, umutsuzluk getirir. Düşüncelerimiz neredeyse biz de oradayız. Biz kimiz? Düşüncelerimiz. Eğer düşüncelerimiz materyalizme odaklanmışsa, materyalizmin içindeyiz demektir. Eğer Tanrısallığa odaklanırsak, Tanrısallık içinde oluruz. “Yükselişler ve düşüşler” dediğimiz şey budur.

Bu nedenle Tanrısallığa mümkün olduğunca özen göstermek faydalıdır. Kabalist Baruh Şalom Aşlag’ın (RABAŞ) yazdığı gibi, grup sürekli olarak Tanrısallığı yükseltmek için çalışmalı ve Yaradan’ın yüceliğini nasıl yükseltebileceğine odaklanmalıdır. Kendimiz hakkında değil, Yaradan’ın yüceliği hakkında düşünmeliyiz. Neden mi? Çünkü yukarıdan aldığımız şeylerden ilham alırız.

Elbette, içsel hedefi ve kötülüğün farkına varma arzusunu ihmal etmemeliyiz, ancak umutsuzluğa neden olduğu için olumsuzlukta çok uzun süre oyalanmamalıyız ki bu da yararlı değildir. Yalnızca Yaradan ile bağ kurmak faydalıdır. Kötü olduğumuz için kendimizi sürekli cezalandırarak, aslında Yaradan’ı cezalandırarak kendimizi ıslahtan uzaklaştırırız. Dolayısıyla, neşe, uyanış ve ruhun yükselişi doğru yönde ilerlediğimizin işaretleridir. Tersine, üzüntü, zayıflık, kendini cezalandırma ve suçluluk duygusu ilerlemenin değil durgunluğun işaretleridir.

Tanrısallık yönünde ilerlemek için genel yaklaşım budur. Grupta sağlıklı bir mücadele ve üstesinden gelme ruhu varsa, herkes şüphelerini daha kolay ve hızlı bir şekilde terk edecektir. Şüpheler sürekli olarak ortaya çıkar ve sürekli olarak bir kenara bırakılmalıdır. Sonsuz gibi görünebilir ama birkaç yıllık çabadan sonra gelen bir son vardır. Gereken zaman kısalmaktadır. Daha önceki zamanlarda Tanrısallığa erişmek yirmi ya da otuz yıl sürerdi ama zaman ilerledikçe daha gelişmiş ruhlar dünyaya girer ve ilerleme hızı artar, öyle ki bugün sadece birkaç yıl içinde Tanrısallığa erişmek mümkündür.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 206

Soru: Bir kişi başlangıçta Kabala’ya doğrudan Lişma’da gelebilir mi?

Cevap: Asla.

Soru: Kendim ve tüm dünya için teraziyi erdemliliğe doğru nasıl çevirebilirim?

Cevap: Bu büyük bir çalışma. Ben yardımcı olamam; bunu kendiniz çözmelisiniz.

Soru: İbrahim, İshak ve Yakup’un nitelikleri arzularımızın her birinde var mıdır?

Cevap: Her arzuda değil ama her insanda.

Soru: Üç atanın nitelikleri, çalışmamıza nereden başlamamız gerektiğini anlamamıza nasıl yardımcı olabilir?

Cevap: Tek bir grupta birleşerek başlarız – kadınlar ayrı, erkekler ayrı. Ve herkes haftalık Tora bölümünün etrafında toplanır.

Ortak Ruhu Hissedin

Soru: Bir insanın kendine ait hiçbir şeyi olmadığını, sadece Yaradan’dan aldığı ve başkalarına verebileceği şeyleri olduğunu söylediniz.

Eğer herkesin ortak ruhu hissetmesi gerekiyorsa, hangi noktada onu baştan sona görmeye başlar?

Cevap: Manevi bir embriyo haline geldiğimizde ortak ruhu hissedeceğiz. Bu, yükselmeyi hedeflediğimiz ilk manevi derecedir.

Birinci bağ derecesine ulaşır ulaşmaz, kendimizi hemen Aviut de Shoresh seviyesinde, yani tüm ruhun 1/125’i seviyesinde tek bir bütün olarak hissetmeye başlayacağız. Bununla birlikte, bu hepimiz için birlikte hissedilen bir his olacaktır.

Ölüm, Son Değil Yeni Bir Doğum Mu?

Igor soruyor:

Bir keresinde ölüm saatinin, ölüm saati değil yeni bir doğum saati olduğunu söylemiştiniz. Bunu nasıl anlamalıyız? Ben ölümden sonraki yaşama inanmıyorum. Peki, bu ne anlama geliyor?

Cevap: İnanıp inanmamanız size bağlı değil. Bu sadece yeni bir döngünün başlangıcıdır.

Soru: “Ölüm saati” dediğinizde, bu Igor için ne anlama geliyor?

Cevap: Bu yaşamla, ondan yaptıklarınızla, onu nasıl yaşadığınızla yollarınızı ayırırsınız ve bir sonraki döngüye geçersiniz.

Soru: Bu, bir yerlerde bir çocuğun aniden çığlık atması, bir çocuğunun doğması vb. anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır.

Soru: O zaman yeni doğum sizin için ne demek?

Cevap: Doğum elbette bir çocuğun doğmasıdır. Ama genel olarak bu, insan denilen şeyin üst dünyaya ve Yaradan’a ulaşmaya başlamasıdır.

Soru: Ölüm saati mutlaka benim fiziksel ölümüm müdür, yoksa öyle olması şart değil midir?

Cevap: Hayır, zorunlu değildir. Eski olan her şeyin, yaşadığım her şeyin, önemli saydığım her şeyin ölmesi anlamına gelir.

Soru: Önemli olduğunu düşünmediğim bir şey doğabilir mi?

Cevap: Doğal olarak, bir sonraki aşamada.

Soru: Geçmiş yaşamımda neyi önemli görmediğimi bana söyleyebilir misiniz?

Cevap: Tipik olarak, insanlarla bağlar, sevgi ve Yaradan ile ilişkidir.

Soru: Her zaman sevgiden bahsetmeme rağmen mi?

Cevap: Ne olursa olsun.

Soru: Başka bir sevginin ortaya çıktığını söylediğinizde, bu ne tür bir “başka” sevgidir?

Cevap: Bu daha doğal, daha yakın, kalbinizi basitçe açmaktan başka türlü açıklanamayan bir sevgidir.

Karşılıklı Garanti Ve Destek

Soru: Gebelikten (Ibur) önce veya sonra karşılıklı garantiye (Arvut) ulaşabilir miyiz?

Cevap: Arvut, embriyonun oluşması için gerekli bir koşuldur, ancak özellikle şu anda içinde bulunduğumuz koşullarda.

Her an farklı koşullardayız ve dostlarımızın önünde kendimizi iptal etmek ve diğerleriyle karşılıklı destek içinde bağ kurmak için çalışmalıyız. Bu koşula karşılıklı garanti ve karşılıklı destek anlamına gelen karşılıklı garanti (Arvut) adı verilir.