Category Archives: Kabala

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 90

Yaradan’ın İmgesi

Çalışma nedir ve ödül nedir? Bu sorular her zaman kafa karıştırıcıdır. Yaratılışın amacı, O’nun yarattıklarına memnuniyet vermektir ve tamamlanmış çalışmanın koşulu dinlenme halidir, ancak her şey alıcıların algısına bağlıdır. Çalışmanın kendisi ödül olabilir ve çalışma dinlenme olarak da deneyimlenebilir. Çaba kavramı, yalnızca çalışmaya karşı tutumumuz ve onu nasıl algıladığımız, onu efor ve eksiklik olarak mı yoksa haz olarak mı hissettiğimizle belirlenir. Sonuçta, şu anda bile ıslahın sonu (Gimar Tikkun) koşulundayız ve ıslah etmemiz gereken tek şey bu tanımlamalar, yani çalışmayı ve çabayı algılama şeklimiz ve acı ile ödülü tanımlama şeklimizdir.

Baal HaSulam, “55. Mektup”unda, tüm acıların, çalışmayı yapma zamanına göre ödülün gecikmesinden kaynaklandığını yazar. Her eylemimiz için anında ödeme alsaydık, belirli bir ürünü on dolara satan ve her satıştan iki dolarının doğrudan cebine gireceğini bilen bir dükkân sahibi gibi olabilirdik. Her anda, her çabada, dükkân sahibi hemen iki doları cebine atar, böylece çabanın karşılığını bir anda alır ve bu da artık bir yük olarak değil, anlık bir ödül olarak hissedilir.

Bütün mesele budur. Her şey çalışmamıza karşı tutumumuza bağlıdır. Bu nedenle, çalışmamız, kaplarımızı, duygularımızı ve ödül, çaba ve ödeme kavramlarına ilişkin içsel tanımımızı ıslah etmekle sonuçlanır. Sonuçta, çaba kavramı ortadan kalkar; ödeme, tüm emeğin, zahmetin ve acının yerini alır ve bizim için sürekli iyilik ve haz koşulunu oluşturur.

Bunun nedeni, kaplarımızı ıslah etmiş olmamızdır. Bu sayede, bize önceden bahşedilmiş olanı şimdi algılayabilir, ancak bunu yeni kaplarda, farklı algılarda ve yeni bir anlayışla hissederiz.

Kabala’da Edinim Nedir?

Soru: Kabala’da “edinim” nedir?

Cevap: Yaradan’dan gelen her şeyin, arzularımın derinliklerine kadar, insanın arzuları içindeki farkındalığıdır. Tüm birincil, ikincil ve diğer olgular, tüm kapsamları ve birbirleriyle bağlantıları içinde ortaya çıkar ve edinimi oluşturur.

Soru: İnsanın üç safhadan geçtiğini söyleyebilir miyiz: önce bilgi, sonra anlayış ve sonra da edinim? Yoksa insan her şeye anında hissederek mi ulaşır?

Cevap: Bu, kişinin manevi çalışmasına nasıl yaklaştığına bağlıdır.

Soru: “O’ndan başkası yoktur” veya başka bir prensip duyduğumu varsayalım, bu, anlamasam bile O’nun var olduğunu bildiğim anlamına mı gelir?

Cevap: Eğer kişi çalışmaya yeni başlamışsa ve henüz hiçbir şey edinmemişse, evet. Ancak eğer zaten ediniyorsa, hissediyorsa ve belirleme, hissetme ve ifşa etme araçları olan manevi kaplara (Kelim) sahipse, yaklaşımı farklıdır.

Bunları ilk kez okuyup duyan biri için, her şey anlaşılmaz bir alfabe gibi gelir: “Bunlar nerede oluyor? Hangi dünyada? Kiminle?” Onun zamana ihtiyacı vardır. Aklın izin vermediğini zaman başarır.

Yavaş yavaş Kabalistik terimlerin sesine, kelimelerin ifadelerine, sonra cümlelere ve en sonunda cümlelerin bağlantısına alışır. Tüm bunlar ona yavaş yavaş, akıl yoluyla değil, kalp yoluyla girer.

Dostlarıyla bir grup halinde bir araya gelip onlara yardım etmeye, vermeye ve desteklemeye çalıştığı ölçüde, duyduklarının içsel anlamını edinmeye başlar.

Metodu Herkes İçin Basitleştirin

Soru: Geçmişteki Kabalistler metodu herkese indirgemeye çalıştılar mı?

Cevap: Hayır! Bu asla olmadı! Eşiği düşürmek için, sadece bizim zamanımızda, son 100 yılda çok çabaladılar.

Yorum: Ama metodun, egoizmin neredeyse sonuna değecek kadar alçaltılması gerektiğini söylediniz.

Cevabım: Böylece herkes, kesinlikle herkes tarafından anlaşılabilir hale gelir.

En basit egoist seviyede yaşayan bir kişi, Kabala bilgeliğinin dünyanın sırlarını açığa çıkardığını, kaderini anlamasını ve hatta değiştirmesini sağladığını açıkça anlamalıdır.

Gerçekten de, üst ışığı çekerek kaderimizi değiştiririz! Geleceğimizi şekillendiren şey bu değilse ne olabilir?

Bu yüzden, bunun ciddi bir içsel çalışma, doğamızdaki yanlışları ıslah etme çalışmasını içerdiğini yavaş yavaş ortaya koyarken, her insana basit ve doğrudan bir şekilde açıklanması gerekir.

İnsan Genomunun Düzenlenmesi

Yorum: Bazen insanlar kusurlu genetiğe sahip olurlar. Ancak bilim insanları, hatalı kalıtsal bilgiyi kesip çıkarabilen moleküler makaslar geliştirmiştir, böylece bu bilgi sonraki nesilleri etkilemeyecektir. Kusurlu bir gen kesilip çıkarılabilir ve kişi farklılaşır: hastalanmaz, karakteri bile değişir.

Cevabım: Tüm bunların eleştirel bir şekilde kontrol edilmesi gerektiğine inanıyorum. Doğal olarak, burada birçok sorunla karşılaşacağız çünkü tüm hastalıklar aslında sağlık getirir. Ölen kişiyi iyileştirmese bile, en azından insanlık bundan kurtulur.

Diğer hayvanları yiyen kurtlar ormanın “hizmetlileri” olduğu gibi, bize yöneltilen hastalıklar da öyle. Bu tür sorunlar olmasaydı, ne yaparsak yapalım, kim bilir kaç milyar insan olurdu. Sadece daha fazla hastane ve yaşlı bakım evi inşa ederdik.

Doğanın bunu zaten kendi yöntemiyle yapacağını anlamalıyız, ancak biz bunu kendi kaynaklarımızla yapmaya çalışıyoruz ve yüce yönetim olan doğa da bunu kendi yöntemleriyle yapıyor.

Ve bilim insanlarının tüm bu icatları bize aynı doğal programdan veriliyor. Fakat genel olarak, bunun ne kadar rasyonel olacağını hâlâ kontrol etmemiz gerekiyor.

Gerçek şu ki, doğanın kanunlarını, bize ne ölçüde verildiğini ve kendimizde tam olarak neyi ıslah etmemiz gerektiğini ve doğanın bizi buna göre ne ölçüde ıslah edeceğini ve bunun yerine başka sorunlar, başka hastalıklar ortaya çıkacağını anlamıyoruz. Aralarındaki bağlantıyı göremiyoruz.

Diyelim ki bir soğuk hava dalgası, bir küresel ısınma ya da başka sorunlar, belki bir savaş ve birkaç milyar insan daha bundan ölecek. Bunun nedeni, genlerimizi değiştirip kendimizi sağlıklı kılmaya çalışmamız olabilir.

Kısacası sistem hala kapalı bir resim; işte bu yüzden yapmak istediğinizi yapamazsınız: bir yeri iyileştirirsiniz ama başka bir yeri sakat bırakırsınız.

Soru: Eğer bunlar, doğanın yasalarını, evreni yöneten güçleri ve aramızdaki bağlantıları hisseden bir Kabalist tarafından yapılsaydı, bunu nasıl yapardı?

Yanıt: Bunu yapmazdı. İnsanlara hayatlarının, sorunlarının kökenini nasıl etkileyeceklerini öğretirdi ki, bunu orada düzeltsinler, böylesine önemsiz bir antik seviyede moleküler makasların yardımıyla değil. Neden birkaç kromozomu kesip her türlü geni yeniden düzenleyeyim ki?! Buna neden ihtiyacım olsun ki?

Tüm bu manipülasyonların zaten başka bir şekilde sonuçlanacağını öncesinden biliyorum. Doğayla uğraşamazsınız; işe yaramaz! Kesinlikle başka bir şey yapacaktır. Yine de, daha yüksek bir gücün yardımıyla, daha yüksek bir yönetime ve Tanrı’nın örneğine uygun olarak kendinizi yeni bir şekilde inşa etmeniz gerekecek.

Soru: O halde bir Kabalist doktor ne yapardı?

Yanıt: Bu, kişinin içsel gelişiminin en üst safhasına ulaşması ve içsel gelişimden, geri kalan tüm dış etkenlerin ve dolayısıyla insan sağlığının da bundan etkilenmesi olurdu.

Yolda Sebat Etmek

Eğer kişi, Yaradan’ın kendisine manevi ifşaya gelmesi için yardım etmesini istiyorsa, o zaman kişiden büyük bir sebat beklenir: bilgelere inanç ve Yaradan’a inanç. Bu, kişinin kendi görüşünü iptal ettiği ve öğretmenin görüşüne katıldığı, öğretmenin tavsiyelerine uyduğu bir tür bağlılıktır.

Öğretmen, binlerce yıldır bizim için kitaplar yazan ve açıklamalar yapan, bütün Kabalistlerdir. Öğrenci, tıpkı nerede olduğunu bilmeyen ve ne yapacağını anlamayan, ancak yetişkinlere itaat eden küçük bir çocuk gibi, ilerlemesinde onlara inanmalıdır.

Buna tam inanç denir ve bu inanç olmadan hiçbir gelişim mümkün değildir. Küçük köpek yavruları annelerine bakar ve onun peşinden koşarlar; onlar her zaman böyle başlarlar.

Her şey, öğrencinin başka seçeneği olmadığı için, yaptığı basit, mekanik eylemlerle başlar ve o da başkalarının örneğini izler. Ve işte bu eylemlerle, ıslah eden ışığı çekeriz.

Yaradan, çaba göstermemiz için her türlü koşulu bizim için düzenler ve böylece biz de bu yola başlayarak ilerleriz. İlerlemenin başka bir yolu yoktur. “Boyunduruğa koşulmuş bir öküz ve yüke koşulmuş bir eşek gibi.” denmesi boşuna değildir. Bu nedenle, kişi duygularına aldırış etmemeyi öğrenmelidir. Bir yandan, hoş ve nahoş deneyimlerle doluyumdur, giderek daha hassas hale gelirim; ama aynı zamanda, tüm koşullarıma rağmen ilerlemeye devam ederim. Bu çok önemlidir.

Talep Herkesten Gelir

Soru: Kabalistlerin duasını örnek alıp, onun nasıl yoktan var olduğunu, büyüdüğünü ve sonunda nasıl dolduğunu sizinle birlikte çalışabilir miyiz?

Cevap: Bu duayı her biriniz, ayrı ayrı oluşturmaya çalışmalı ve sonra bunları birleştirmeye başlamalısınız, böylece sonunda çoğunluğun duası ortaya çıkacaktır.

O zaman, Yaradan’a dönmek için birbirinizle nasıl birleşeceğiniz daha net hale gelecektir. Yaradan çok fazla şey talep etmez, asıl önemli olan bunun mümkün olan en yüksek nitelikte olmasıdır. Ve siz buna sahipsiniz.

Soru: Genellikle herkes onlu grubun duasını oluşturmaya katılmıyor; aynı dostlar, örneğin üç kişi katılıyor. Her bir kişinin duaya katkı yapması ne kadar önemli? Yoksa bu üç kişinin, onlunun tamamı adına talebi sunması yeterli mi?

Cevap: Fark etmez. Yine de talep herkesten gelir.

Gerçeğin Dünyasına Giriş Kapısı

İnsan, “Gözyaşı kapısı”na nasıl gelir? Yaradan’ın benden gizlendiğini, hayatımda mevcut olmadığını, yaklaşmadığını ve Kendisini ifşa etmediğini hissederim. Yaradan’a daha yakın olmanın ve manevi dünyaya girmenin yolları olduğunu düşünmüşümdür ama şimdi hiçbir şeyin ifşa olmadığını, her şeyin kapalı olduğunu anlarım.

Ancak maneviyat arzusu ortadan kalkmaz; arzu çok büyüktür ama fırsat yoktur. Maneviyata ulaşmanın, ihsan etme niteliğine yaklaşmanın hiçbir yolu yoktur.

Ve sonra ihsan etme niteliğini edinmenin bir yolu olduğunu keşfederim! Yaradan ile bağ kurmanız gerekir. Artık anlarım ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak; ihsan etme ve sevgi niteliğiyle bağ kurmak, herkesle birleşmek ve herkesle Yaradan’ın herkese duyduğu gibi ilgilenmek demektir. İşte buna Yaradan ile bağ kurmak denir.

Bu, daha önce düşündüğüm gibi değildir. Yaradan ile bağ kurarak daha fazlasını göreceğimi, daha fazlasını hissedeceğimi ve daha fazlasını anlayacağımı – yani dolacak olanın ben olacağını – ümit etmiştim. Ama şimdi görüyorum ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak, herkese verme, herkesle ilgilenme fırsatına sahip olmak demektir. Herkesi öyle çok sevmek, herkese her şeyi vermek isterim ki, gözyaşlarına boğuluyorum! İşte bu, ‘gözyaşı kapılarının önünde durduğum’ anlamına gelir.

Bu çok iyi bir koşuldur. Sonuçta kendimi hiç düşünmek istemem ama herkese vermek isterim ve insanlara iyilik yapamadığım için acı çekerim. Başkalarına fayda sağlayamazsam tüm dünya ve hayatım bana karanlık gibi gelir.

Gözyaşı kapısı, sevgi ve ihsan etme dünyasına giriştir, kişinin kendisinden çıkıp mantık ötesi inanca gidiş yoludur. Gerçeğin dünyasına, gerçek gerçekliğe bu şekilde gireriz. Aslında, onun içinde varız, ancak şimdi dünyamızı hissettiğimiz ve kendi içimizde yaşadığımız sıkışık bir kapsülün içinde hapsolmuş durumdayız.

Baal HaSulam’ın Gelecek Nesillere Büyük Hediyesi

Baal HaSulam öyle bir yol yaptı ki, sıradan bir insan onun yolunu izlerse, tıpkı özel bir bilge öğrenci gibi Yaradan ile Dvekut’a (yapışma) ulaşabilir. Ondan önce, biri Yaradan ile Dvekut ile ödüllendirilmek için yüce bir bilge öğrenci olmak zorundaydı. (RABAŞ Çeşitli Notlar 75, “Ulustaki En Yücelerin Çalışması”)

Bu fırsatı, Kabala bilgeliğini bize ifşa eden ve onu daha da yakınlaştıran Baal HaSulam sayesinde elde ettik. Ve görüyoruz ki, O’nun metodunu takip ederek, gerçekten ilerliyoruz ve yavaş yavaş Yaradan’a yaklaşıyoruz. O’nunla ilk temasa ulaşmak için geriye sadece küçük adımlar kaldı.

Kabalistlerin eylemleri çok yönlüdür. Kabalistler, Kabala bilgeliğini, metodolojisini geliştirmek ve aynı zamanda kendilerini üst ışığı bize iletmek için bir kanal yapmak için çalıştılar. Yani, Yaradan’ı hem O’nun tarafından bize, hem de bizim tarafımızdan O’na yaklaştırmak için mümkün olan her yolu denediler.

Ve Baal HaSulam, “yolunu takip eden sıradan bir insan bile, Yaradan’a bağlılıkla ödüllendirilebilsin” diye son nesil için özel olarak hareket etti. Umarız biz de bunu hak ederiz.

Kesin olarak bilin ki, ARİ’nin zamanından bugüne kadar, ARİ’nin metodunu tam olarak anlayan hiç kimse olmamıştır… çünkü onlar üst köklerindedirler…

Ve şimdi Yaradan’ın izniyle, iyi amellerim nedeniyle değil fakat yüce olanın arzusuyla, ARI’nin ruhunu idrak etmekle ödüllendirildim. Ölümünden bugüne kadar hiç kimseye nasip olmamış bu olağanüstü ruh için neden benim seçildiğim ise beni aşan bir konu. (Baal HaSulam, Mektup 39).

Kabala bilgeliğinin tüm zorluğu, tüm Kabalistik kitapların okunmaya hazır olmasına rağmen, öğrencinin zihnini geliştirmek ve ruhunu düzenlemek için sürekli olarak çalışan bir öğretmenin ayrıntılı açıklamaları olmadan onları anlamanın imkânsız olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Kabala bağımsız olarak çalışılamaz ve gerçek bir öğretmenle çalışmak bile uzun yıllar alır.

Bir öğrencinin, maneviyatta olan, üst ışığa bir bağlantı kanalı olarak hizmet edecek ve manevi çalışmasının her adımını, tıpkı dünyamızdaki bir bebeğe bakar gibi organize edecek tanınmış bir öğretmene ihtiyacı vardır. Bu olmadan, büyüme, sanki ormanda yalnız bırakılmış bir bebek gibi imkânsızdır.

Tutkuyla maneviyata erişmeyi ve çalışmaya başlamayı dileyen birçok insan var. Ancak öğretmenleri yoksa, kitaplardan tamamen mekanik bilgi çıkarabilirler, bu da onları hiçbir şekilde Yaradan’a yaklaştırmaz.

Ne de olsa, bu çalışma olağanüstü derecede zordur ve ancak öğrencinin öğretmen tarafından sürekli özen göstermesi ve uygun bir gruba katılması koşuluyla yapılabilir. İnsanların kendi icatları olan her türlü metodlara nasıl karıştıklarını görmek acı verici.

Baal HaSulam, Kabala bilgeliğini tüm uydurmalardan ayırdı, böylece Yaradan çalışmasıyla meşgul olmak isteyen bir kişi, doğru yolda olup olmadığını açıkça bilecekti. Ve bu nedenle, insanları Baal HaSulam’dan uzaklaştırmaya çalışan güçler var.

Her şeye rağmen, O’nun metodunu mümkün olan en geniş şekilde yaymayı ve her insana ruhunun farkındalığını ve ifşasını edinme fırsatı vermeyi başaracağımızı umuyoruz.

Rabaş, “Pri Haham Kitabına Giriş” adlı eserinde Baal HaSulam hakkında şöyle yazar: “Böyle bir ruh on nesilde bir dünyaya iner.” Gerçekte, onun ruhunun gerçek yüksekliğini kavramamız imkansızdır, tıpkı küçük çocukların babalarının ve annelerinin kim olduğunu anlayamamaları veya büyüdükleri evi takdir edememeleri gibi- bunun için önce büyümek gerekir.

Umuyoruz ki büyüyeceğiz ve öğretmenimizin gerçekte kim olduğunu anlayacağız, ki o bugün bile bizimle üst güç arasında bağ kuran bir bağlantı halkası olarak hizmet etmektedir. Onun metodunu uygulamaya çalışacağız; bu, ARİ ve RAŞBİ’nin metoduyla aynıdır. Başka bir metot yoktur; sadece bunun nasıl doğru bir şekilde uygulanacağını bilmek gerekir. Ve Baal HaSulam’ın içinde ARİ’nin ruhunun dahil olduğunu hissetmek gerçekten mümkündür.

Baal HaSulam, Kabala bilgeliğini göklerden hafifçe indirmek ve onu bize daha yakın hale getirmek için tüm gücünü verdi. Sadece modern neslin erişebileceği kitapların nasıl yazılacağı ve nasıl yayılacağı üzerine düşündü.  Bu adamın, 60-70 yıl sonra bizim bu kitapları alıp manevi çalışmanın tüm prensiplerini onlardan çıkarabilmemiz için ne kadar fedakârlık yaptığını biz anlayamıyoruz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 86

Kendimizi Grubun Kararına Nasıl Boyun Eğdirebiliriz?

Toplumdaki diğer gruplardan farklı olarak, Kabala’da gruba boyun eğmek, aptallığa yol açan kendini sınırlama yoluyla elde edilmez. Normal bir toplumda, kişi toplumun taleplerine ne kadar uyarsa, o kadar iyi bir vatandaş veya dindar bir birey olarak kabul edilir. Bundan fazla bir şey gerekmez.

Hayatlarını fazla kargaşa olmadan sessizce yaşamak isteyen insanlar, içlerindeki yoğunluğu azaltmalı ve gizlemelidir. Gerçekte olduklarından biraz daha azmış gibi davranmalıdırlar. Böylece toplumun etkisini ve kurallarını kabul ederler ve karşılığında toplumun desteğini alırlar. İnsanlar hayatlarını bu şekilde huzur içinde sürdürürler ve sanki hiç doğmamışlar gibi hayatlarını sonlandırırlar.

Kabala ile meşgul olan bir grupta ise tam tersi geçerlidir. Grubu birleştirmek için arzularımızı, kişiliklerimizi ve içimizdeki her şeyi tam olarak kullanmamız gerekir, herkesten farklı olmak için değil, herkesi bir araya getirmek için. Bu, normal bir toplumdan nasıl farklıdır? Dış toplumda, yani manevi amaca doğru ilerleyen bir grubun dışında, arzularımızı güçlendirerek değil, kendimizi azaltarak ve gizleyerek birliği sağlarız.

Kabala’da, sosyal uyum için ne kadar çok çalışırsak, özgüvenimiz o kadar güçlenir, yeteneklerimiz o kadar artar ve grubu birleştirmeye o kadar çok katkıda bulunuruz. İki tür toplum, zıt yaklaşımlar kullanır. Kabala’da, her üyenin tüm gücünü ve enerjisini kolektifi birleştirmek için adadığı bir grup oluştururuz. Buna göre, birlik, önceden boyun eğme, kendini gizleme veya kolektifin içinde erime değil, çabanın bir sonucudur.

Kabala’da herkes öne çıkar ve birbiri ile bağ kurar. Böyle bir ortamda elde ettiğimiz birlik çok yüksek bir seviyededir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 85

Kendimizi Farklı Bir Görüşe Nasıl Boyun Eğdirebiliriz?

“Çoğunluğu takip etmek” ve “bireyi takip etmek” gibi kavramlar vardır. Maneviyatta, “bireyi takip etmemiz” gerektiği belirtilir. Bu, insanlık arasında veya büyük bir grup içinde gerçekten benzersiz, eşsiz ve olağanüstü olan, görüş ve bilgisine saygı duyduğumuz bir bireyi takip etmek anlamına gelir. Böyle bir durumda, çoğunluğu göz ardı eder ve sadece o bireyi dikkate alırız. Milyonlarca diğer insana ve onların söyleyip düşündüklerine kayıtsız kalır ve sadece bu benzersiz ve olağanüstü kişinin söylediklerine odaklanırız.

Örneğin, milyonlarca insan bir zamanlar yaygın olarak kabul edilen belirli kanunlara inanıyordu. Sonra Albert Einstein gibi biri ortaya çıktı ve “Hayır, kanunlar farklı” dedi. Bu milyonlarca insan, zamanın bükülmesi, uzaması, hatta sıfırlanması ve uzayın bozulması hakkında söylediği garip şeyleri anlayamadı. Ayaklarının altındaki tanıdık temel ortadan kalktı ve onları havada asılı bıraktı. Kitleler anlayamasa da bu eşsiz ve olağanüstü birey, doğru olmasına rağmen henüz yaygın olarak kabul edilmese de, gerçekten yenilikçi, sağlam ve ileri bir bakış açısıyla kararlı bir şekilde durdu. Sonra, onu takip etmeyi seçtim. Nasıl? Mantığın ötesinde, çünkü ben de kalabalığın bir parçasıyım. Eğer ben de o eşsiz ve olağanüstü birey gibi olsaydım, kimi takip edeceğim sorusu bile ortaya çıkmazdı. Kimseyi takip etmeme gerek kalmazdı. Ama eğer manevi bir yol izliyorsam, o eşsiz ve olağanüstü bireyi takip etmeliyim, tek başına olsa bile, çünkü o yücedir.

Bu fikri entelektüel olarak anlayabiliriz. Ancak, bu anlayışı entelektüellikten eyleme dönüştürmek için güç bulmamız gerekir. Belirli bir eşsiz ve istisnai bireyin, kendi bakış açısında kararlı olduğunu ve haklı olduğunu biliyor olabiliriz. Öyleyse, ona katılmak için gücü nereden bulabiliriz? Sonuçta, mantıklarıyla hareket eden kitleler ona karşı çıkar. Kamuoyunun fikrine karşı ona nasıl katılabiliriz? Bunun, “Yüce olana tutunan yüce olur” ilkesiyle mümkün olduğu söylenir. Ancak, bunu nasıl başaracağımızı hala merak ediyor ve adım adım, o yüce olana bağlı kalmanın yolunu aramaya başlıyoruz.