Category Archives: Kabala

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 94

Yaradan İle Olan Bağımızı Kontrol Etmekten Ne Kazanırız?

Yaradan ile olan bağımızı, O’ndan ne aldığımızı, ne amaçla aldığımızı vb.ni kontrol etmek, Yaradan ile kompleks bir ilişki ortaya çıkarır. Yaradan ile olan ilişkimizde sağ, sol ve orta olduğunu fark etmeye başlarız. Yaradan’ın eylemlerini incelemeye devam ederiz, çünkü “Biz Seni eylemlerinden bileceğiz” ve ayrıca “Eğer biri Efendisinin arzusunu bilmiyorsa, O’na nasıl hizmet edebilir?” diye yazılmıştır. Yaradan’dan bizi sürecin kalbine yerleştirecek bir şey almak üzereyizdir.

Üstte olanla bağ kurmak istediğimiz andan itibaren, bu ilişkiyi sürekli olarak incelemeliyiz. Başka bir şey yoktur. Aldığımız her şey bu bağın bir sonucudur, her şeyi belirleyen bir bağ. Nasıl hissettiğimiz, başımıza gelenlere bağlıdır. Bize gelen her şeyi -anlayışlar, duygular, Yaradan’ın bizden ne istediği, ne olmamız gerektiği, nasıl tepki verdiğimiz, ne düşündüğümüz- Yaradan’ın üzerimizdeki etkisini hissetme çabamızın bir sonucu olarak, içsel olarak deneyimleriz.

Islah Gücünü Etkisi

Soru: Ders sırasında gelen ıslah gücü beni nasıl etkiler?

Cevap: Sizi sadece sizin istediğiniz ölçüde etkiler.

Burada Yaradan’ın otoritesi altında değiliz. O bizi, kim olduğumuzu, O’na karşı hislerimizi ve neyi değiştirmek istediğimizi kendimiz belirleyebileceğimiz bir durumda tutar.

O, tüm bu dürtüleri, arzuları ve güçleri ekler ve çıkarır ve sonuç olarak, bize ne olduğunu hissederiz.

Hakaretlere Karşılık Vermeli Miyiz?

Soru: Hakaretlerle nasıl çalışmalıyız? Çocuklar ebeveynlerine yardım etmiyor; onları pratikte terk etmiş durumdalar. Birisi bir başkasını gerçekten ihanet etmiş, birisi bir arkadaşını satmış, vb. Bu tür suçlarla nasıl çalışmalıyız?

Cevap: Bence, çevremizdeki tüm insanların Yaradan tarafından kontrol edilen kuklalar olduğunu anlayacak bir gelişim düzeyine ulaşmamız gerekiyor ki, bu insanlara karşı kendimizi düzgün bir şekilde ıslah edebilmemiz, onları haklı çıkarabilmemiz ve onlara iyilik dilememiz mümkün olsun.

Soru: Bu mümkün mü?

Cevap: Genel olarak evet. Her zaman ve hemen değil, ama yine de…

Soru: Bu uzun bir süreç, ama gitmemiz gereken yön bu mu?

Cevap: Evet! Aksi takdirde, Yaradan’a iftira atmış olursunuz. Ve bu tamamen farklı bir konudur. Burada hesap tamamen farklıdır — bu, evreni nasıl algıladığınızla ilgilidir: evren kendi başına mı var olur, yoksa siz mi onu yönetirsiniz? Her şey yukarıdan geliyorsa, o zaman kendimizi tamamen itaatkâr, uyumlu ve bu üst güce benzemek için değişebilecek hale getirmekten başka seçeneğimiz yoktur.

Yorum: Bu çok güzel. Tüm dünyamızın günahkârların dünyası olduğunu ihtiyatla söylemek isterim. Hepimiz nefret ve sürekli saldırganlık hali içinde yaşıyoruz.

Cevabım: Kum havuzundaki küçük çocuklar gibi.

Yorum: Ve biz de karşılık veriyoruz ve karşılık veriyoruz; karşılık vermeye devam ediyoruz. Tüm diplomatik heyetlere bakın, nasıl çatışıyorlar: “Diplomatlarımı sınır dışı ettiniz…”

Cevabım: Dalga geçmeyi bırakın! Kesin şunu. Bunların hepsi…

Soru: O zaman neden bizimle böyle dalga geçiliyor?

Cevap: Sonunda tamamen hayal kırıklığına uğramamız için. Yaradan’ın bizi bu şekilde yaratmış olmasına değil, O’nun bizi bu şekilde yaratmış olmasının nedenini anlamadığımız için ne kadar aptal olduğumuza. Cevap insanın gözünün önünde ama o görmek istemiyor. Ama tüm bunlar birikip, kırılıp, içine sığmayıp, patlaması içindir.

Soru: İnsanlar bu yönde yavaş yavaş ilerlemeye başlarsa, dünyamız ne hale gelir?

Cevap: Dünyamız bugünkü akıl hastanesinden, insanların kendini araştırma, kendini iyileştirme ve kendini geliştirme ile meşgul olduğu bir dünyaya dönüşür.

Soru: Ve bu sayede, Yaradan’ı bu dünyaya mı getirirler?

Cevap: Evet, bu gerçekleştiği ölçüde, Yaradan onların içinde ifşa olur.

Soru: Peki, “Yaradan’ın onların içinde ifşa olması” ne anlama geliyor? Bu ne demek?

Cevap: Bizi dünyayı algılama konusunda tamamen farklı bir düzeye yükselten, ihsan etme ve sevgi niteliği.

Soru: Tek bir yol olduğunu ve başka yol olmadığını kesin olarak biliyor musunuz?

Cevap: Hayır, başka bir yol olamaz.

En Önemli Şey Arzu Etmektir

Soru: Birleşme ile meşgul olmazsak Kabalistik kaynakların ölü olduğunu söylediniz. Kaynaklar olmadan, birleşmemizin hayatta kalabileceğini hayal etmek mümkün mü?

Cevap: Kitaplar olmadan ilerleyebilir miyiz? Elbette ilerleyebiliriz.

İnsanlığın hiç kitabı olmadığı dönemler oldu. Daha sonra, insanlar hala doğru düzgün okumayı ve yazmayı bilmedikleri bir dönemde kitaplar ortaya çıktı. Yani bu önemli değil. Önemli olan şey arzu etmektir. Her zaman arzularımızda edindiğimiz şeyi elde ediniriz. Bu nedenle, bizim için en önemli şey arzu duymaktır.

Bir Kadının Hisaron’u

Soru: Bir kadının Hisaron’u nedir?

Cevap: Bir kadının Hisaron’u, içinde oluşan ve daha yoğun bir şekilde çalışılması gereken doğal eksikliktir. Bunda yapay bir şey yoktur!

Diyelim ki bir şey istiyorum, o zaman bugün onu isteyeyim. Daha sonra onu daha bilinçli bir şekilde isteyeceğim, o zaman daha bilinçli bir şekilde isteyeyim ve böyle devam eder. Bu, var olmayan bir şey için yapay bir arzu değildir. Bizim meşgul olduğumuz şey, gerçek doğaya girmektir, bizi çevreleyen aldatıcı, egoist doğaya değil, %100 alturistik ve tamamen ihsan etmeye yönelik olan ebedi ve mükemmel doğaya.

Şu anda, her şeyin ihsan etmeye zıt şekilde işlediği, rüya gibi küçük, yanıltıcı bir hacimdeyiz içindeyiz. Ama gerçekte, tüm doğa özgecilik, Yaradan’ın niteliği olan ihsan etme ve sevgi üzerine kuruludur. Bu bulanık algıyı ancak zıt durumdayken deneyimleyen sadece biziz.

Yorum: Öyleyse kadınları rahat bırakmalıyız.

Cevabım: Evet, her şey olması gerektiği gibi gitsin! Sadece daha fazla arzu, daha fazla içsel gerilim, daha fazla özlem ve her şey meyvesini verecektir. Yoğunluk, genel çabaya, birbirimiz üzerindeki kolektif etkiye bağlıdır.

Bir Kabalist Kendini Büyük Bir Egoist Gibi Hisseder Mi?

Soru: Kabalistlerin kimseye karşı hiçbir şikâyeti yoktur mu? Yani, kendini en büyük egoist olarak mı görür?

Cevap: Kabalist kendini egoist olarak görmez. Kendisinde büyük bir egoizm olduğunu anlar, ancak bunu, ıslah etmesi için kendisine verilmiş bir şey olarak görür. Bununla çalışır ve egonun kendisini kontrol etmesine izin vermez. Egoizm, kişinin onu kontrol edebilmesi için uyanır.

Soru: Bir insanda üç tür egoizm vardır: hayvansal, sosyal ve manevi yani Yaradan’ı kendi iyiliğim için kullanmak istediğimde ortaya çıkan egoizm. Bunların arasındaki fark nedir?

Cevap: Aradaki fark, onların niteliklerinde yatmaktadır. “İyi” bir egoist, egosu tüm seviyelerde genişleyen ve onu mümkün olan her şeyle doldurmaya iten kişidir.

Soru: Bu üç egoizm türünden hangisi ıslah edilmelidir?

Cevap: Onları ıslah etmesi için üst ışığı çekmelisiniz. Tam olarak neyi ıslah edeceği ona bağlıdır. Sonuçta, neyin ıslah edilmesi gerektiğini gerçekten bilmiyorsunuz.

En önemli şey, grupta, onluda aramızdaki bağ aracılığıyla üst ışığı çekmektir. O zaman, sizin belirli egoist niteliklerinizi ıslah etmeye başlar ve oradan, bir sonraki eylemlerinizin ne olması gerektiğini görürsünüz.

Kalbin Söylüyorsa

Soru: Kişinin Yaradan için hiçbir şey yapamayacağı söylenir. Peki, kişi Yaradan uğruna hareket edebileceğini hissettiğinde, inanç ve kalbin isteği ne olacak?

Cevap: Eğer bir kişinin kalbi bunu söylüyorsa ve kişi kalbini dinleyip harekete geçiyorsa, bu iyidir. Yani, kişi dostlarının kalplerini kendi kalbinde toplamayı ve onları Yaradan’a yöneltmeyi kabul eder.

Soru: Ama makalede bunu yapamayacağını söylüyor. Yanılıyor olabilir miyim?

Cevap: Sonrasında yanılıp yanılmadığınızı anlayacaksınız. Bu tür bağların içimizde uyanmasını ve çalışmaya başlamasını talep edersek, bu doğrudur.

“Dostunu Kendin Gibi Sev” Doğanın Temel Kanunudur

Tora’nın tüm emirleri, tek bir ana emri yerine getirmeye yönelik emirlerdir: ”Dostunu kendin gibi sev.”.

Bu sebeple, buna doğanın temel kanunu denir.

Diğer emirler ise esasen bunun parçalarıdır ve farklı seviyelerde ve çeşitli koşullarda “dostunu sev” ilkesini nasıl uygulayacağımızı, yani bizi ayıran ve birbirimizden uzaklaştıran egoizmin üstünde, birbirimizle nasıl birleşeceğimizi gösterir.

Ruhun Yenilenmesi Üzerine Çalışma

Yorum: Kabala metodunu uygulamak için üç bileşen gereklidir: benzer düşünen bireylerden oluşan bir grup, orijinal kaynaklar ve bir eğitmen. Benzer düşünen bireylerden oluşan bir grupla çalışmak, Kabala’nın bahsettiği hedef için yani Yaradan’ın ifşası için birbirimize yakınlaşma çalışmasıdır.

Cevabım: Dünyamız, ruhun yenilenmesi adı verilen çalışmayı yapmamız için tasarlanmıştır. Kabala bilgeliğine göre, Yaradan, “Âdem” adı verilen tek bir ortak ruhtan oluşan bir sistem yaratmıştır. Bu sistem, orijinal halinde, birbirine bağlı ve birbirini desteklemek olan tek bir hedefe doğru çalışan egoist arzulardan oluşuyordu.

Sonra bir parçalanma meydana geldi ve tüm yapı, artık birbirleriyle göreceli bir bağ halinde olan çok sayıda cansız, bitkisel, hayvansal ve insan unsuruna bölündü. Görecelidir, çünkü birbirleriyle olan ilişkileri yalnızca karşılıklı tamamlayıcılığı yani birbirlerini kullanmayı ve diğer yandan da sürekli olarak başkalarının pahasına gelişme, birbirlerini yutma arzusunu ifade eder. Bu, tüm sistemin egoist varoluş ilkesidir.

Şimdi onu, tüm parçalarının birbirleriyle ilişki kuracağı, salt tüketimci bir bakış açısıyla egoistçe değil, tüm sistemin bir bütün olarak, herkesin iyiliği için çalışması gerektiği anlayışıyla, orijinal haline geri döndürmeliyiz. Bu nedenle, sistemin her olgun ve sağlam unsuru “komşunu kendin gibi sev” koşuluna ulaşmalıdır.

Ancak bu koşul altında, tüm unsurlar başlangıçtaki egoizmlerinin ötesinde birleşecek ve düzgün bir şekilde var olabilecek ve Yaradan olarak adlandırılan özel bir güçle dolu tek, birleşik ve bütünsel bir sistem oluşturacaktır.

Bu çalışmayı burada, bu dünyada, şimdi bizim neslimizde gerçekleştirmeliyiz. Bizler, bu çalışmanın önemini, doğanın veya Yaradan’ın bize sağladığı koşulları, misyonumuzun önemini anlayan ve bunun için böyle bir dürtü ve sorumluluk hissedenleriz.

Bu nedenle, karşılıklı yardımlaşma, karşılıklı çabalar içinde birleşmek ve tüm bağlarımızı Yaradan’ın küresel gücüne benzer şekilde birbirine bağlamak için bir grupta toplanıyoruz. Yaradan, ihsan etme, bağ kurma, sevgi ve karşılıklı tamamlama gücünü temsil eder. Ve bu gücü, ilişkilerimizde O’na benzeyecek şekilde aramızda üretmeliyiz.

Bunu kendi başımıza yapamayız çünkü başlangıçta birbirimize zıtız. Her birimiz egoistiz ve başkalarını düşünemeyiz. Ancak O’ndan bizi değiştirmesini isteyebiliriz. Ve o zaman, grup içinde bu düşünceyi gerçekleştirebileceğiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 91

İhsan Etme Eksikliğini Nasıl Alırız?

İhsan etmek için olan eksikliği yalnızca Yaradan’dan alabiliriz, çünkü sadece O, tabiri caizse, ihsan etmek için eksikliğe sahiptir. RABAŞ bu makaleye “İnsanların Dua Etmesi Gereken Asıl Eksiklik Nedir?” adını vermiştir. Bu asıl eksiklik için dua etmemiz gerekir, çünkü ihsan etmek için arzu aldığımızda, kabımızda ortaya çıkan şey “ıslahın sonu” olarak adlandırılır ve o zaman kendimizi iyi hissetmekte hiçbir sorun yaşamayız.

Eksiklik olmadan bu imkânsızdır. Bir kap olmalıdır. Soru şudur: Eksiklik, kap nedir? Ne için çabalıyoruz? O zaman ödülümüz ne olacak? Ne olmasını istiyoruz? Ödül, ihsan etmek için fırsat ise ve ihsan etmek için yetenek kazanırsak, o zaman huzur ve mutluluğa ulaşmış oluruz.