Category Archives: Kabala

Faydalı Bilginin Anahtar Sırrı

Soru: Bilgiyi kontrol edenin her şeyi kontrol ettiği söylenir. Ancak son yıllarda, yeni teknolojilerin ortaya çıkmasıyla, bilgi sadece bollaşmakla kalmadı; aşırı derecede bollaştı! Bunu yönetmek ise inanılmaz derecede zorlaştı. Psikologlar insanların artık bilgi stresi yaşadığını savunuyor.

Bilgi nedir? Neden onu bu kadar çok istiyoruz? Ve neden “çöp” olduğunu bile bile onu kaybetmekten korkuyoruz?

Cevap: Bu “çöp”ten, bu “atıklar”dan besleniyoruz. Bizim için bu “atıkları” kaybetmek, beslenmemizi kaybetmek anlamına geliyor. Ve insanlık bundan çok korkuyor.

Doğru, gerçek, doğal bilgiyi, uygunluktan, gereklilikten ya da hakikatten bahseden bilgiyi özümseyemiyor. Sarı, gri haberlerle, “kirli çamaşırları” yayınlamakla büyür. Onu ayakta tutan şey budur.

Modern toplum insanlığı bu şekilde yetiştirmiştir. Ve sonuçlarını da görebiliyoruz. Elbette, tüm bu sahte içeriği kaldırıp sadece gerçeği bırakırsanız, insanlar feryat edecektir. O zaman ne tüketirlerdi?

Soru: İnsanlık neden bilgiye bu kadar ilgi duyuyor? Bilgide ne arıyor?

Cevap: Modern insan onsuz yaşayamaz. Bilgi, içinde var oldukları ortamdır. Onu ellerinden almak onları evlerinden, ailelerinden, işlerinden ya da başka herhangi bir şeyden ayırmak gibi olacaktır. Ancak onları bilgiden ayırmak daha da yıkıcı olur çünkü bilgi onları içten içe doldurur.

Bilgi akışı olmadan, modern bir insan basitçe aklını kaybeder.

Soru: “Doğru” bilgi nedir?

Cevap: Doğru bilgi, bu dünyadaki rolümü, dünyaya olumlu etki getirebileceğim ve karşılığında dünyadan olumlu etki alabileceğim ölçüde ifşa eden bilgidir.

Soru: Doğru, gerçek ve hakiki bilginin tamamen tatsız, istenmeyen bir şey olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: İnsanlar gerçeği duymak istemez! Gerçek acı vericidir. Gerçek tatsızdır. Kendilerini memnun eden şeyleri duymak isterler: biraz dedikodu, biraz seks, biraz korku, biraz neşe, hepsi ölçülü dozlarda, uzmanlar tarafından dikkatle kontrol edilir.

Soru: Bir Kabalist için bilgi ne anlama gelir?

Cevap: Bir Kabalist için bilgi, tamamen farklı bir anlama gelir. Onlar insanların kablolar veya diğer iletişim yöntemleri aracılığıyla tartıştıkları şeylerle ilgilenmezler. Onlar dünyamızdaki tüm eylemlerin, koşulların ve olayların kaynaklandığı üst güç ile olan bağ ile ilgilenirler. Kişi bu bağa sahip olduğunda, başka hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Bu onların aynı anda her yerde ve her şeyin içinde, her iki dünyada da olmalarını sağlar.

Soru: Tüm medya kuruluşlarının kontrolünün size verildiğini varsayalım. Nasıl bir bilgi sunardınız, ne tür?

Cevap: Her şeyi şu anda olduğu gibi bırakırdım ve yavaş yavaş, küçük, kontrollü dozlarda “ilaç” -daha doğru bilgi- sunardım. Kişideki olumlu değişimleri destekleyen, doğruluk duygusunu geliştiren, özdenetim sağlayan vb. bilgiler. Bu şekilde insanlar çevrelerine doğru bir şekilde uyum sağlamaya, kendi doğalarını, çevrelerindeki dünyanın doğasını ve nihai amaçlarını anlamaya başlayacaklardır.

Biz Kabalistler, insanlığın kötülüğün ifşasına ulaşmasını bekliyoruz – kötülükte, yalanlarda var olduğunun, ikamelerle beslendiğinin ifşasına. Bunların hepsinin çöp, gerçek zehir olduğunu anladığımız ölçüde, yavaş yavaş sahte bilgiyi bizi besleyen doğru bilgi ile değiştirebileceğiz.

Neden bilgiye ihtiyacım var? Dünyaya ilişkin anlayışımı şekillendirmek ve kendimi yeni bir dünyayla uyumlu hale getirmek için. Bu bilgi doğru, gerçekçi ve en önemlisi şefkatli olmalıdır.

Kabalistlerin Görevi

Soru: Dağıtım çalışmalarımızda, insanlara dünyanın insan vücudu gibi işleyen bütünsel bir sistem olduğunu anlatıyoruz. Onlar da bunu olumlu algılıyorlar. Birleşik bir sistem olmamız gerektiği konusunda hemfikirler.

Bir sonraki adımımız nedir? Onlara Kabala ya da başka bir şey çalışmaları gerektiğini söylememiz gerekir mi?

Cevap: Onlara nasıl bütünsel bir sistem haline gelebileceğimizi açıklamamız gerekiyor. Sonuçta, bunu kendi başımıza yapamayız, ancak bizi birleştirebilecek özel bir üst güçten etkilenirsek yapabiliriz.

Vücuttaki hücreler gibi birbirimizi tamamlamamız için egoist arzularımızı birleştirebilecek üst gücün etkisini nasıl uyandırabiliriz? Bunu kendi başımıza yapamayız.

Her birimiz kendi içine kapanmış ayrı birer küçük egoistiz. Ancak bunu yapabilecek bizim dışımızda pozitif bir güç var. Ve Kabala bilimi bize onun etkisini kendi üzerimizde nasıl uyandıracağımızı öğretir.

Nasıl bir araya geleceğimizi, nasıl bağ kurmaya çalışacağımızı, hangi eylemlerde bulunacağımızı yani üst gücün bizi etkilemeye başlaması için her şeyi nasıl yapacağımızı açıklar. Bu bizim görevimizdir. Biz kendimiz bu fırsatı kullanmayı ve başkalarına göstermeyi öğrenmeliyiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Bölüm 41

Hislerin Gelişimi İle İlgili Sağ Ve Sol Çizgiler Nelerdir?

Sağ ve sol çizgiler görecelidir. Manevi gelişimimizin hazırlık aşamasında, bu çizgilerin manevi formunu henüz bilmiyoruz. Kendimiz için alma arzusu ve ihsan etme arzusuyla, ikincisine “sağ” ve birincisine “sol” denir ve her ikisi de çeşitli formlara ayrılır.

Bariyerin altında, her şey hala Lo Lişma (Yaradan rızası için değil) olduğunda, sağ ve sol çizgiler öneme göre belirlenir. Yaradan’ın önemini arttırmak “sağ” olarak adlandırılırken, bedenin talep ettiklerinin önemini arttırmak “sol” olarak adlandırılır.

Henüz bu çizgilerle çalışamadığımızda, ana odak noktası incelemedir. Entelektüel inceleme bizim tüm çalışmamızdır. Bu inceleme hislerle birleştirilebilirse, başkalarının bir haftada başardığını biz bir saatte başarabiliriz. Bu, Kabalistik makaleleri okumanın ve tartışmanın neden bu kadar yorucu olduğunu açıklar, zira hızlı çalışma önemli bir enerji gerektirir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Bölüm 40

Hisleri Mantıkla Kontrol Etmemize Ne Yardımcı Olur?

Bu konuda sadece korku yardımcı olabilir, başka hiçbir şey değil. Bu korku, amacı kaybetme olasılığından kaynaklanıyor olabilir, ancak nihayetinde hayatın anlamının eksikliğinden kaynaklanır. “Hayatın amacı nedir?” sorusu bizi hislerimiz yerine aklımızı harekete geçirmeye zorlar. Hayatı boş ve hazdan yoksun hissedenler, durumlarını iyileştirmek için akla yönelirler.

Bütünsel Sistem Yasası

Ulaşmamız ve kabul etmemiz gereken bu kolektif sorumluluk ile ulusun her bir üyesi kendi bedeninin ihtiyaçları hakkında endişelenmekten kurtulmuş ve “Dostunu kendin gibi sev” emrini tam anlamıyla yerine getirebilir ve sahip olduğu her şeyi ihtiyacı olan herhangi bir kişiye verebilir, çünkü artık kendi bedeninin varlığını umursamıyordur, çünkü etrafının kendisine bakmaya hazır altı yüz bin [Kabalistik bir sayı] sadık sevgili ile çevrili olduğunu kesin olarak biliyordurBaal HaSulam, “The Arvut (Karşılıklı Garanti)”.

Karşılıklı garanti koşulunda, sağlıklı bir organizmada, tamamen ortak beden için çalışan hücreler gibiyiz. Hiç kimse kendisi için çalışmaz. Bu, parçaların bütünsel olarak birbirine bağlanması yasasıdır.

Herhangi bir bütünsel, analog sistem, unsurlarının her biri yalnızca tüm sistemi düzende tutmak için çalışacak ve kapasitesi dahilinde her şeyi yapacak şekilde tasarlanmıştır. Sonuç olarak, sistem mutlak bir bağ, karşılıklı garanti ve kesinlikle istikrarlı bir durumdadır. Ne olursa olsun, her bir unsur tüm sistemi korumaya özen gösterir ve sürekli dengede kalmasını sağlar.

Bu denge dinamiktir, ancak asla kesintiye uğramaz çünkü her bir unsur diğerlerinin duygularını içerir ve yalnızca kolektif varoluşlarını önemser. Hiç kimse kendini düşünmez ve böylece tüm sistem düzgün bir şekilde işler. Biz insanlar dışında tüm doğa bu yasaya göre düzenlenmiş ve işlemektedir.

Endişelenmemiz Gereken Şeyler

Soru: Bana 1995 yılında küçük bir odaya sığabilen küçük bir grupla çalışmaya nasıl başladığınızı anlattınız. Daha sonra daha büyük bir odaya taşındınız ve daha sonra şu anki binayı satın aldınız. O zamandan bu yana uzun yıllar geçti. Bina daha da büyümeli mi?

Cevap: Bunu henüz düşünmedim.

Kabala çalışmaya devam edin ve bu konuda hiçbir sorunuz olmadığını göreceksiniz çünkü Yaradan’ın, üst gücün merhametindesiniz. O size ne verirse onu alın ve bu çerçevede ıslah edin. Başka bir şey değil.

Diyelim ki binlerce kişi yerine 50 kişi kalmış olsun, endişeleneceğimi sanmıyorum çünkü bu yukarıdan geliyor. Bu benim kararım değil, benim seçimim değil. Gelip giden insanlar var ve ben onları durdurmak için hiçbir adım atmıyorum. Siz gidiyor musunuz? İyi şanslar! Hepsi bu kadar.

Neden bu konuda endişeleniyorsunuz? Tüm dünya için ve ne zaman ıslah olacağız diye endişelenin.

Herhangi bir kusur aramayın. Aksine, dostlarınızla bağ kurmanın, onlara bir şeyler vermenin, onlardan bir şeyler almanın ve onlarla birlikte olmanın doğru yolunu arayın. Sadece birlik olma üzerinde çalışın. Birliğin dışında hiçbir şey sizi rahatsız etmemelidir.

Kişinin Yaradan’a Karşı Tutumunu İfşa Etmek

Soru: Günahın ıslah edilmesi nereden başlar? Her şeyi Yaradan’ın iradesine mi bağlamalıyız yoksa kişisel kusurlarımızı mı tanımalıyız?

Cevap: Kusurlarınızı tanımalısınız.

Soru: Bu farklı noktaları nasıl birbirine bağlayabiliriz? Bunun sorumlusu kim? Bunu bana Yaradan mı kurguladı yoksa bende bir kusur mu var? Hangisi önce geliyor?

Cevap: Kusur, en baştaki egoizminizdir.

Soru: Kusurun kökeninin egoizmim olduğunu kabul ettiğimi varsayalım. Bunu yapanın aslında Yaradan olduğunu ve kendimi suçlayıp eziyet etmek yerine O’na dönmem gerektiğini anlamamın bağlantısı nedir?

Cevap: Kendinizi suçlamayın ve kendinize eziyet etmeyin. Sadece bizimle, kitaplarla, çalışmayla ve grupla bağda kalmalı ve buradan Yaradan’a olan tutumumuzun çerçevesini ortaya çıkarmaya çalışmalısınız.

Yaradan’a Ve Yaratılışa Memnuniyet Getirin

Yaradan bunu arzu ettiği zaman, kişi ihsandan haz almaya başlar. O’nun bunu istemesini sağlamak için, kişi O’ndan talep etmelidir.

Soru: Arzumun Yaradan’ın arzusuyla örtüştüğünü nasıl anlayabilirim?

Cevap: Bunu O’nun sizinle olan ilişkisinde hissedeceksiniz.

Soru: Yaradan’ın bundaki hazzı nedir?

Cevap: Bu, kişinin ne arzuladığına bağlıdır.

Yaradan İle Netlik

Soru: Yaradan’ın aramızda açığa çıkardığı haz ve neşeyi netleştirmek için ne yapmalıyız? Bunların ihsan etmekten mi yoksa almaktan mı olduğunu nasıl belirleriz?

Cevap: Bu tür ayrımlar yapmak için henüz çok erken. Şimdilik aramızdaki tüm olası ilişkileri açığa çıkarmaya ve bunları bir düzene sokmaya odaklanmalıyız.

Ancak bundan sonra çeşitli durumlarda Yaradan’a ne ihsan ettiğimizi ve O’nun bizi nasıl farklı etkilediğini birleştirebiliriz. Bu duyguları birleştirerek, onları ihsan etme seviyesine yükseltebiliriz. Yaradan’a bu şekilde yaklaşırız.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 47

Hayvansal Korkudan Manevi Korkuya Geçiş Nasıl Gerçekleşir?

Tüm korkular bir süreç içinde birbiriyle bağlantılıdır: korku içinde korku içinde korku. Örneğin, korku polis korkusu olarak başlayabilir, daha sonra toplumsal utanç korkusuna dönüşebilir ve bu böyle devam eder. Yine de tüm korkuların kökü yukarıda, Yaradan’la birleşme yerinde yatar; burada nihai korku O’na verememektir. Korku bu kökten pek çok seviyeye iner ve bu dünyada polis, utanç ya da başarısızlık gibi dışsal şeylerden duyulan korku olarak tezahür eder.

Tıpkı bir çocuğun dışarıdaki hayali bir ayıdan korkması gibi, bu hayali korkuya kapılırız. Tehlike gerçek değildir ve korkmak için bir neden yoktur. Yine de korkmaya gerek olmadığını rasyonel olarak anlamamıza rağmen, duygusal kap hala korkuyu deneyimler. Ne kadar çok mantıksal güvence alırsak alalım, bu hissin içinde sıkışıp kalırız.

Zamanla, çalışma, çaba ve öğretmenlerle ve destekleyici bir grupla bağ yoluyla, kabımız açılmaya başlar. Yavaş yavaş, korkumuzun kökenine iner ve örneğin polis korkusunun aslında Yaradan’a bağlı olduğunu fark ederiz. Yaradan’ın bu korkuyu bizi O’na yaklaştırmak için düzenlediğini görmeye başlarız.

Bu aşamada, Yaradan’dan korkmanın ne anlama geldiğini ayırt etmeye başlarız. Yaradan’ın bizi neden dışsal şeylerden korkuttuğunu sorgular ve bunun bizi şu soruyu sormaya sevk etmek için olduğunu fark ederiz: “Hangisi daha güçlü – polis mi yoksa Yaradan mı?” Bu içsel inceleme, tüm korkuların Yaradan’dan kaynaklandığını algılayana kadar büyür.

Sonunda, iki korku, polis korkusu ve Yaradan korkusu, tek bir korku haline gelir. Artık onları iki ayrı güç olarak değil, birleşik, üst bir kaynak olarak deneyimleriz: Yaradan. Yaradan’ı korku merceğinden görmeye başlarız, O’nu terk etmenin bizi dışsal şeylerden korkmaya geri götüreceğinden korkarız.

Bu süreç sayesinde, daha da yüksek bir kökün farkına varırız. Yaradan’ın korku uyandırmaktaki amacının bizi korkutmak değil, bizi O’na bağlamak olduğunu anlarız. Dahası, bu bağ korku aşılamak için değil, bizi birleşmeye ve sevgiye yönlendirmek içindir. Sevgi yasası ihsan etmek olduğundan, Yaradan’a nasıl vereceğimize dair içsel bir arayışa gireriz. Bu noktada, tüm korkular ve rahatsızlıklar yok olur, çünkü bunlar vermenin zıttıdır.

Geçiş nerede gerçekleşir? Sıradan korkudan Yaradan korkusuna geçiş – ihsan edememe korkusu – ille de korku anlarında gerçekleşmez. Herhangi bir hoş olmayan duyumdan, hatta belli belirsiz bir rahatsızlıktan bile kaynaklanabilir. Tüm hoş olmayan hisler yukarıdan gelen ve bizi kökümüzü aramaya çağıran sinyallerdir.

Yaradan neden hoş olmayan hisler gönderir? Yaradan hoş olmayan hisleri doğrudan göndermez. Bunun yerine, yukarıdaki mükemmel safhanın ipuçlarını gönderir. Ancak bu ipuçları kişiye ulaşmadan önce dünyaların ve seviyelerin katmanlarından geçerken olumsuz olarak algılanır, çünkü kişinin kapları zıt bir şekilde şekillenmiştir.

“O’ndan başkası yoktur” üzerinde çaba ve emek sarf ederek, yavaş yavaş doğru çözüme ulaşırız ki bu da durumun bize öğretmek için Yaradan’dan nasıl kaynaklandığını görmektir. Bu anlayış kendiliğinden değil, derin içsel çalışma ve deneyimlerden çıkarılan incelemeler yoluyla gelir.