Category Archives: Birlik

Kendimizi Geliştirmek

Yukarıdan yönetildiğimizi ve bunun bir oyun gibi olduğunu anlamamız gerekiyor. Şu anda, gerçeklikte en önemli unsur olduğumu hissediyorum. Ama bu his, önceden belirlenmiş bir programdan başka bir şey değildir.

Aslında bende özel ya da önemli bir şey yoktur. Bu şekilde yaratıldım ki, “içimde” çok önemli bir şey gibi hissettiren şeye doğal olarak özen göstereyim, oysa bu içsel algı bana dışarıdan göründüğünden daha yabancıdır.

İçimde sürekli kendime odaklanmamı sağlayan yerleşik bir program var. Otomatik olarak sadece kendimle ilgilenerek çalışıyorum, neredeyse bir robot gibi. Bu nedenle görev, bu iç programı ayırt etmek, gerçeğe ne kadar zıt olduğunu görmek ve ardından bilinçli olarak çaba yoluyla inşa ettiğimiz dış bir programa geçmeye çalışmaktır.

Bu, yaratılış eylemine geri döndüğümüz ve Yaradan yerine, O’nun ışığının gücüyle, tıpkı Yaradan’ın bizi mevcut arzularımızla ilgili olarak programladığı gibi, kendimizi dışsal arzularımızla (Kelim) ilgili olarak yeniden programlamaya başladığımız anlamına gelir.

Bu şekilde, Yaradan’la aynı eylemi gerçekleştiririz. Yaradan’ın çalışmasını inceler, gerçeklik üzerinde kontrol elde eder, bilgelik kazanır ve gerçekliği Yaradan’ın algıladığı biçimde görmeye başlarız.

Bu çalışma “mantık ötesi” olarak adlandırılsa da aklı reddetmez. Aksine, Yaradan’ın içimde oluşturduğu şeyi sürekli kontrol ederim ve sonra aynı formu dışa doğru uygularım. Ama önce egomu adım adım dikkatlice incelemeliyim çünkü tam olarak aklın içinden mantık ötesine geçebilirim.

Yaradan beni sürekli kendimi düşünmem için programladı. Ama şimdi kontrol ediyorum ve bunun ne kadar yapay ve temelsiz olduğunu, hiçbir fayda sağlamadığını, hatta zarar verdiğini ifşa ediyorum.

Buradan programın yönünü tersine çevirmeyi; içe dönük alımdan dışa dönük ihsan etmeye geçmeyi öğreniyorum.

Kabala Biliminin Ne Söylediğini Anlamak

Doğal egoizmi, kamuoyu ya da eğitim gibi yapay araçlarla ortadan kaldıramazsınız. Bunun doğal bir din dışında tedavisi yoktur. (Baal HaSulam, Son Neslin Yazıları).

Baal HaSulam,  ne eğitimin ne de kamuoyunun insanlığa yardımcı olacağına, sadece dinin yani mutlak ve sınırsız olan aydınlanmanın yardımcı olacağına inanır. Din derken Baal HaSulam Kabala bilimini ifade eder; bu bilim üst gücü ortaya koyar, bu sistem sayesinde bu güç, sonsuzluk dünyasındaki en yüksek noktasından itibaren tüm dünyaları, yönetim sistemini, en alt dünyamızda bizleri yönetir.

Bu sistemin nasıl işlediğini anlamadan ve ona kendi tarafımızdan, aşağıdan yukarıya uyum sağlamadan, hayatın anlamına ulaşamayız. Aynı zamanda “hayatın anlamı” kavramına herhangi bir felsefi çağrışım da yüklemiyoruz; çünkü hayatın gerçek özünü anlamadan normal şekilde işlev göremeyiz.

Yaratılışın amacına doğru olan gelişim yönüyle uyumlu her eylemimizin bize fayda sağladığı ve olumlu sonuçlar verdiği bir duruma doğru ilerliyoruz. Eylem tam olarak amaca yönelik değilse, bizi ona yaklaştırmıyorsa, olumsuz bir sonuç doğurur ve acı çekeriz. Üstelik bu sistemle benzer olmadığımız için, hangi eylemlerin hangi sonuçları doğurduğunu bilmeyebiliriz.

Gelişimimizin bu noktasında tam olarak ne yapmamız gerektiğini bilmek, yerimizde saymayı ya da geriye gitmeyi bırakmak; düşmemek, darbeler almamak ve krizden krize savrulmamak için, Kabala biliminin ne söylediğini anlamamız gerekir.

Kabala bilimi, insanın hangi sistem içinde yaşadığını ve onu hangi dünyaların kuşattığını; üst gücün, Yaradan’ın, bu dünyalar aracılığıyla alt dünyada bizi nasıl yönettiğini; Yaradan’ın yönetimine nasıl karşılık vermemiz gerektiğini ve varmamız gerekeni yani Yaradan’la tam benzerlik, uyum ve yapışma hâlini açıklar.

Günümüzde Kabala bilimi çok önemli hâle geliyor; çünkü bugün hiçbir küresel liderin ne filozofların ne de bilim insanlarının, nerede olduğumuz, kendimize nasıl davrandığımız ya da yıkıma doğru gitmek yerine az çok katlanılabilir bir “yarın” sağlamak için kendimizi nasıl yöneteceğimiz konusunda sağlam bir fikre sahip olmadığını görüyoruz.

Bugün birçok insan bunun giderek daha fazla farkına varıyor, ancak insanlar hâlâ “Kabala” olarak bilinen bir bilgi sistemi olduğunu anlamıyor.

Genel olarak, dine sadece üst güce olan inanç değil, onun incelenmesi diyoruz. Yani, Kabala bilimi üst gücün bilimidir. Eğer üst güç bizi bir sistem aracılığıyla yönetiyorsa, o sistemi inceleyebiliriz. Üst gücün kendisini incelemek imkânsız olabilir, ancak en azından onun bize etkisi anlaşılabilir, incelenebilir ve uygulanabilir.

Kabala bilimine geçmişte hâkim olmuş olan Kabalistler, zamanın derinliklerinden bize şunu yazarlar, üst gücün arzusu, bizim O’nu ifşa etmemiz, O’nun iyiliğini, ebediliğini ve mükemmelliğini anlamamız ve O’na benzemeye çabalamamızdır.

Önemsemenin İyileştirici Gücü

Soru: Hastalarımdan biri şeker hastasıydı ve depresyondan muzdaripti. Yalnızdı, bu yüzden etrafta ne bulursa onu yiyor, asla kendine yemek pişirmiyor, hazır yemekleri mikrodalgada ısıtıyor ve aceleyle yiyordu. Ona bir arkadaşı olup olmadığını sordum ve olumlu cevap aldıktan sonra, birbirleri için yemek yapmalarını tavsiye ettim. Tavsiyemi dinlediler ve ikisi de iyileşmeye başladı. Neden insan kendisi için bir şey yapamazken, başkası için zevkle yapar?

Cevap: Bu durum, özellikle kadında daha güçlü bir şekilde ifade edilir çünkü o annelik içgüdüsünden gelen bakım ve sorumluluk duygusuna sahiptir. İnsanlar sadece kendilerine yemek pişirmek için çok tembeldir. Bilindiği üzere, yalnız yaşayan bir kadın asla yemek pişirmez. Ama bir ailesi varsa, işleri kendi haline bırakamaz.

Başkalarına baktığımızda neden daha sağlıklı oluruz? Sistemlerimiz birbirini dengelediği için değil, doğayla, dengeye ulaşmak için çabalayan muhteşem güçlerin dolaştığı geniş çevremizdeki dünya ile dengeye girdiğimiz için. Birbirimizle çift kutuplar gibi var oluruz: artı-eksi, eksi-artı, bu muazzam alanla, bu muazzam güçle etkileşime girmeye başlar. Ve ona benzemek için çabaladığımızdan, bizi iyileştiren olumlu etkisini kendimize çekeriz.

Birbirimizle hangi seviyede etkileşime girdiğimizin önemi yoktur. İki kişinin küçük hoş şeyler paylaştığını varsayalım; ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, onları bu geniş alanla uyumlu hale getiren bir eylemin gerçekleşmesi ve ardından her ikisinin de iyileşmeye başlamasıdır. Birinin diğerine bir elma göndermesi ve diğerinin de aynı derecede önemsiz bir şey göndermesi önemli değildir; mesele bu değildir. Mesele, tam olarak çevreyle olan uyumda, kendinizi neye hizaladığınızda yatmaktadır: ya sadece olumsuz etkiler aldığınız yozlaşmış insanlıkla ya da doğanın büyük gücünün olumlu etkisiyle.

Tüm Evren Ölçeğinde Büyük Yanılsama

Her ruh, ışıkların ve Kelim’in (kapların) giderek zayıfladığı, manevi derecelerin bir zinciri, bir merdiveni aracılığıyla sonsuzluk dünyasına bağlıdır. Sonsuzlukla bağ kurduğum anda, bu sistemi uyandırırım. Aslında, bu sistem benim içimde vardır ve sadece bana dışımdaymış gibi görünür.

Evrende iki şey vardır: insan ve Yaradan. Ve insana, Yaradan’ın dışında var olduğu hissi bir şekilde verilmesi gerekiyor ki, O’ndan ayrılığın, karşıtlığın, mesafenin, yakınlaşmanın ve Yaradan’a yapışmanın ne olduğunu anlayabileyim. Bu nedenle, ben kasıtlı olarak, gerçekliği içimde olan ve dışımda olan olarak ikiye bölünmüş bir şekilde algılayacak biçimde yaratıldım.

O zaman “ben” ve Yaradan’ın ne olduğunu, kırılma ve bağı, bilinçsizlik ve gizliliği, ya da tersine O’na yaklaşmayı ve tek bir bütün halinde birleşmeyi anlamak benim için daha kolay hale gelir.

Yaradan, içimde hissettiğim her şeyi dışarı atar ve algımın ikiye bölündüğü ortaya çıkar: içsel olan, aldığım her şey; dışsal olan ise, doğru niyet olmadan verdiğim şeylerdir Dolayısıyla, dış dünya, bana kasıtlı olarak yabancı ve farklı olarak sunulan Kelim’imdir, böylece ihsan etmenin ne olduğunu anlayabilirim. Eğer onlarla kendimin bir parçası olarak ilişki kurmaya başlarsam, o zaman ihsan etmenin benden ne kadar uzak olduğunu ve ne kadar zıt ve istemediğim bir şey olduğunu anlayacağım!

Komşunuzu kendiniz gibi sevmeye çalışın; bu hiç de kolay değildir. Yapamam. Ve bu da ihsan edemeyeceğim, Yaradan’a yaklaşamayacağım anlamına gelir. Hayır, durun, ben Yaradan’ı istiyorum! Ama O’nu nasıl istiyorsunuz? Bunu göstermelisiniz ve bu da doğru olan tek yoldur.

Yağ Kavanozu -Tek Bir Arzu

Soru: Şu anda onlunun içinde ne tür bir “yağ kavanozu” vardır? Bu nasıl kontrol edilebilir?

Cevap: Bu, üzerinde çalışılması gereken bir şeydir. Eğer şu anda birbirinizle bağ kurmaya yönelik tek bir arzu oluşturur ve bunu Yaradan’a yöneltirseniz, bunu hissedeceksiniz. Bu, sizin ortak arzunuz olacak.

Ve sonra bu arzunun kendisini hissetmesini sağlamalısınız; böylece onun Yaradan’la ne kadar bağda olduğunu hissedeceksiniz.

Acı Çekmek Bizi Arındırır Mı?

Soru: Diyelim ki bir kişi ciddi bir hastalık geçirdi, çok acı çekti ve sonra iyileşti. Bu, onun Yaradan’a daha da yaklaştığı anlamına mı gelir?

Cevap: Prensip olarak böyle bir acıyı deneyimlemek, kişinin koşulunu ve yeteneklerini daha ciddiye almaya başlamasına neden olur.

Ancak hiç kimse acı çekerek Yaradan’a yaklaşmaz, bu yanlış bir metottur. Yaradan’ın bizim acımıza kesinlikle ihtiyacı yoktur. Aksine Yaradan, kişinin, dünyayı yarattığı, içinde insanı yarattığı ve ona kendisine yaklaşma imkanı verdiği gerçeğinden dolayı sevinç duymasını ister.

Bu nedenle, hiçbir koşulda acıya boyun eğmemeliyiz. Bu hem Yaradan’a hem de hayata karşı yanlış bir tutumdur. Her zaman kendimizi Yaradan’ın iyiliksever alanında hissetmeye çalışmalıyız. Çektiğimiz acılar bize böyle koşullara tekrar girmemeyi öğretmelidir.

Soru: Peki ya acı çekmenin sonucu olarak kişi “Ne için yaşıyorum?” sorusuna gelirse, bu Yaradan’a daha fazla yakınlaşmak mıdır?

Cevap: Bu, onu ne için yaşadığını açıkça netleştireceği özel bir koşula getirmesi gereken bir sorudur.

Ancak hiçbir koşulda kişi kendi kendine azap çekmenin içine batmamalıdır, çünkü bu bizi Yaradan’dan uzaklaştırır. İnsan, acı çekerek daha saf hale geldiğini düşünebilir. Bu yanlıştır. Kabala’da böyle bir görüş yoktur. Birçok dinin bunu kabul etmesi oldukça olasıdır, ancak Kabala hiçbir koşulda bunu kabul etmez.

Acı çekmek, insanı asla egoizmden arındırmamış, egonun üstüne çıkma yeteneği de vermemiştir. Aksine, acı çekmekten korktuğu için onu egoizmi kullanmaktan uzaklaştırır. Ama bu bir ıslah değildir.

Acı çekmek, bizi sadece daha doğru bir karara doğru iter. Doğru sonuca varmalı ve gerektiği gibi hareket etmeliyiz.

Arzularımızın Fiziği


Gerçekten de Yaradan’a olan muazzam mesafemiz ve O’nun arzusunu çiğnemeye bu kadar meyilli olmamızın tek sebebi var ki bu tüm ızdırap ve çektiğimiz acıların ve sınıfta kaldığımız günahların ve hataların kaynağıdır. Açıkçası, bu nedeni ortadan kaldırarak tüm ızdırap ve acıdan anında kurtuluruz ve derhal kalpte, ruhta ve yücelikte O’na tutunma ile bahşediliriz. Ve size şunu söylemeliyim ki ilk neden “O’nun Yaratılanları üzerindeki İlahi Takdirini anlama eksikliği”nden başka bir şey değildir, yani O’nu tam olarak anlamıyoruz. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”).

Doğru tanımlamalar konusunda büyük bir sorunumuz var. Kabbalistik metinlerin üslubu bazen o kadar dindarca görünür ki, bizi gerçeklikten ve kendimizle ve dünyayla, karakteristik karşılıklı ilişkileri, vektörleri, sayısal göstergeleri ve ölçüm verileriyle belirli bir güç ve sistem düzeni olarak ilişki kurmamız gereken doğru bakış açısından uzaklaştırır.

Bizler böyle özel bir yaklaşıma alışkınız; bu nedenle, yüzyıllardır kullanılan terimlerin, varsayımlarımızdan dolayı hata yapmamamız veya kafamızın karışmaması için modern, açık tanımlara ihtiyacı vardır.

İşte bu yüzden Baal HaSulam, Yaradan’dan uzaklaşmamızın nedeninin O’nu anlamamamız olduğunu yazar. Bu yanlış anlama öncelikle terimlerin tanımıyla ilgilidir.

“On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”, Baal HaSulam’ın tüm giriş yazıları arasında en önemlisidir. Bu, onun ana eserinden önce gelir ve bize ne tür bir karşılıklı ilişki sisteminde olduğumuzu, aramızda neler olduğunu ve birbirimizle ve gerçekliğin tamamıyla nasıl bağ kurduğumuzu gösterir. Kendimizden çıkıp, insanları birbirinden uzaklaştıran gücün olduğu, aramızdaki boşluğa adım atarız. Bu gücü aşmaya başlayarak, farklı bir alan oluştururuz; bir reddetme alanı değil, bir yakınlaşma alanı – mesafe.

Şimdi aramızda olumsuzluk, reddetme (“–”) var; hepimizin birbirimizi reddettiği bir alan. Herkes sadece kendini hissetmeye hazırdır ve bu koşula “bu dünya” denir. Kendimizden dışarı çıkıp aramızda olanı hissetmeye başlarsak, bu koşula “üst dünya” denir.

Aramızdaki reddetme bir “suçtur”: Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, Yaradan’ın arzusuna karşı günah işleriz. Aramızdaki birlik arzusu, bir “emir” (+) olarak adlandırılır. Günahtan emre geçiş bir “ıslah”tır. Günahtan emre, egoizmimden, almaktan vermeye geçmek için gösterdiğim çaba bir “çaba” olarak adlandırılır.

Bütün bu güçleri ölçebilirim: ne kadar almak istediğimi, ne kadarını aştığımı, almaktan vermeye ne kadar yöneldiğimi, ne kadar güç harcadığımı, ne kadar çaba gösterdiğimi, daha önce egoist arzularımı ve bu dünyayı ne ölçüde hissettiğimi, şimdi kendimden ne ölçüde çıkıp dışsal yönde, üst, manevi dünyayı hissetmeye başladığımı ve ne kadar güçle, hangi seviyede hissettiğimi ölçebilirim. Bütün bunlar ölçülebilir.

Kabala bilimi işte bununla, insan arzularının fiziğiyle ilgilenir. Elbette, siz ve ben henüz ilgili güçlere hakim olmadığımız için pratikte bu tür ölçümleri yapamayız. Ancak genel olarak, tüm bu parametrelerle gerçek bir şekilde çalışabilir, ilişkimizi fiilen doğrulayabilirsiniz: size ne kadar veriyorum ve sizden ne kadar alıyorum. Bunu yapmak için, doğamızın üstüne çıkmalı ve onun dışında (almanın ötesinde, ihsan etmenin ötesinde, her şeyin ötesinde) objektif bir pozisyon almalı, dışarıdan kontrol etmeli ve olanları gözlemleyip ölçmeliyiz.

Bunu yapabilme yeteneğine “kısıtlama” denir ve bu da basitçe doğamızdan kopmamızı sağlar. Tamamen ondan kurtulamayabiliriz, ancak onun bize hükmetmesini engelleyebiliriz. Buna “özgürleşmek” denir. Bundan sonra, tüm parametreleri gerçekten ölçebiliriz.

Boş Beslenme Kabında

İnsanlığa ölüm için bir çare, ölümsüzlük iksiri olduğunu göstermeliyiz. Ama bunu, bir kişinin denemesine izin verecek şekilde değil; kişi dener o kadar; ona daha fazlasını vermeyeceğim.

Kişi Kabala’yı çalışmaya başladığında, birkaç ay boyunca, başka koşulların var olduğu ona biraz gösterilir ve sürekli olarak bu koşullardan geçer.

Kendisinde bir şeylerin değiştiğini görür: ruhu, psikolojisi, dünyaya, hayata ve kendine karşı tutumu; bilinci genişler; iki seviyede düşünmeye başlar – manevi ve dünyevi seviyede.

Tamamen yabancı birine, metot hakkında biraz bilgi vermek, mantıklı örnekler vermek yeterlidir. Baal HaSulam, Son Nesil adlı kitabında başka bir çıkış yolu olmadığını yazar.

Dünyamızdaki örneklerde, hem dünyayla hem de kendimizle ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini göstermemize nasıl yardımcı olunduğunu her şekilde görüyoruz. Dünyamız iyi durumda olsaydı, bir insanı maddi beslenme kaynağından koparmak çok daha zor olurdu. Ama şu anki durumda, insan beslenme kaynağının çoktan boşaldığını ve yakında her şeyin biteceğini görüyor.

Dağıtımın Uygunluğu

Soru: Dağıtım nasıl ifade edilmelidir? Aşamayacağımız belirli sınırlar var mı?

Cevap: Sınırlar kabul edilebilir, uygun olmalı, ancak korku, belirsizlik veya ima içermemeli. Basitçe, direkt bir şekilde. Arkadaşlar, bugün sahip olduklarımıza bakın: bir yanda ızdırap yolu, diğer yanda ıslah yolu. Akabinde kendinizi ve dünyayı hemen farklı hissetmeye başlayacaksınız.

Evet, bu kolay değil. Ama birlikte olursak basit. Bu ne anlama geliyor? Sosyal ilişkilerde bir değişim anlamına geliyor. Bu, kardeşlik, dayanışma, karşılıklı yardımlaşma ve tek bir sistemin unsurları olduğumuz gerçeği üzerine kurulu yeni sosyal ilişkiler anlamına geliyor. Kendimizi tam olarak bu sistemin içimizde var olduğu haliyle inşa etmeye başlayalım. Bu ağ aramızda var.

Öncelikle birbirimize zarar vermemeyi bir hedef olarak kabul edelim. Her yerde—evde, işte, yolda, nerede olursanız olun—kendimizi tek bir ailenin üyeleri olarak düşünelim.

Yorum: Bu içgüdü, karıncaların yuvalarını koruma içgüdüsüne özgüdür.

Cevabım: Ne fark eder ki? Bunun yardımıyla Yaradan seviyesine ulaşırsınız! Ve aslında, bugün siz bir karıncasınız.

Kabala yasalarını yerine getirerek kendimizi alçaltmayız, aksine kendimizi yükseltiriz çünkü aramızdaki doğru bağda, doğanın üst gücünü ifşa ederiz.

Doğa Bizi Kendimizi Islah Etmeye Zorlayacak

Soru: Doğa yani Yaradan, kişiye o kadar baskı uygulayacak ama ölmesine izin vermeyecek ki, kişi Kabalistleri dinlemeye hazır hale gelecek, öyle mi?

Cevap: Peygamberler Kitaplarında, özellikle de Ezekiel’de, merhametli annelerin çocuklarını pişirip yiyeceği yazar. Bu bir senaryodur. İkinci senaryo ise, ıslah metodunu benimsemek ve doğaya benzemek için kendini ıslah etmeye başlamaktır.

Prensip olarak, egoizmin geliştiğini anlıyorsunuz. Bir yanda ışık var, diğer yanda ise yavaş yavaş gelişen, ışığa giderek daha fazla zıtlaşan ve bu zıtlığı çeşitli acılar olarak hisseden egoizm var: hastalıklar, kişisel, sosyal, politik ve ekonomik düzeylerde, her düzeyde birçok türden acı.

Peki, bu acılar ne kadar sürecek? İntihar etmenize izin verilmeyecek, hayatınızı değiştirmelisiniz. Doğa size bu seçeneği sunmayacak; uyuşturucuya veya başka bir şeye kapılmanıza izin vermeyecek. Bu geçici bir olgudur.

Uyuşturucu kullanamayacaksınız. Uyuşturucular yanınızda olacak ve onları alıp yutabilir, kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz. Ama “Yapamam.” Ama acı çekiyorsunuz, değil mi? “Hayır, alamam.”

Doğa, bizim ona zıt olduğumuzu, Yaradan’a karşı olduğumuzu fark etmemizi sağlayacaktır. Mısır’da Firavun’un yaptığı gibi, bir şeyler yapılmalıdır; bu yolu yumuşatmak ve sürekli büyüyen egoizm içinde acı merdivenini tırmanmamak için egoizmimizden kaçmalıyız.

Egoizmi azaltamayız; onun büyümesini hiçbir şekilde sınırlayamayız. Peki, ne yapabilirsiniz? Sadece onu ıslah etmeye başlayabilirsiniz. Islah metodu Kabala’dır. Yaradan’ın gücüyle, ışığın yardımıyla egoizmi nasıl değiştirebileceğinizi gösterir. Başka bir çıkış yolunuz yok.

Sadece bu nedenle, bu metoda sahip olan bizler, Kabala’yı mümkün olan en kısa sürede ve her türlü yolla tüm dünyaya yaymalıyız. Bu bizim görevimizdir.