Category Archives: Birlik

Gerçeğin Dünyasına Giriş Kapısı

İnsan, “Gözyaşı kapısı”na nasıl gelir? Yaradan’ın benden gizlendiğini, hayatımda mevcut olmadığını, yaklaşmadığını ve Kendisini ifşa etmediğini hissederim. Yaradan’a daha yakın olmanın ve manevi dünyaya girmenin yolları olduğunu düşünmüşümdür ama şimdi hiçbir şeyin ifşa olmadığını, her şeyin kapalı olduğunu anlarım.

Ancak maneviyat arzusu ortadan kalkmaz; arzu çok büyüktür ama fırsat yoktur. Maneviyata ulaşmanın, ihsan etme niteliğine yaklaşmanın hiçbir yolu yoktur.

Ve sonra ihsan etme niteliğini edinmenin bir yolu olduğunu keşfederim! Yaradan ile bağ kurmanız gerekir. Artık anlarım ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak; ihsan etme ve sevgi niteliğiyle bağ kurmak, herkesle birleşmek ve herkesle Yaradan’ın herkese duyduğu gibi ilgilenmek demektir. İşte buna Yaradan ile bağ kurmak denir.

Bu, daha önce düşündüğüm gibi değildir. Yaradan ile bağ kurarak daha fazlasını göreceğimi, daha fazlasını hissedeceğimi ve daha fazlasını anlayacağımı – yani dolacak olanın ben olacağını – ümit etmiştim. Ama şimdi görüyorum ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak, herkese verme, herkesle ilgilenme fırsatına sahip olmak demektir. Herkesi öyle çok sevmek, herkese her şeyi vermek isterim ki, gözyaşlarına boğuluyorum! İşte bu, ‘gözyaşı kapılarının önünde durduğum’ anlamına gelir.

Bu çok iyi bir koşuldur. Sonuçta kendimi hiç düşünmek istemem ama herkese vermek isterim ve insanlara iyilik yapamadığım için acı çekerim. Başkalarına fayda sağlayamazsam tüm dünya ve hayatım bana karanlık gibi gelir.

Gözyaşı kapısı, sevgi ve ihsan etme dünyasına giriştir, kişinin kendisinden çıkıp mantık ötesi inanca gidiş yoludur. Gerçeğin dünyasına, gerçek gerçekliğe bu şekilde gireriz. Aslında, onun içinde varız, ancak şimdi dünyamızı hissettiğimiz ve kendi içimizde yaşadığımız sıkışık bir kapsülün içinde hapsolmuş durumdayız.

Bağ İçin Talep Etmek

Bu nedenle, eğer kendi iyiliğimiz için değil, sadece Yaradan’ın iyiliği için çalışmak istiyorsak, bu zor bir çalışmadır çünkü Yaradan’ın yarattığı Kli’ye karşı savaşmalıyız.

Işıkların ayrılması, kapların kırılması, Keduşa, Tuma’a, Sitra Ahra [diğer taraf] ve Klipot gibi öğrendiğimiz tüm eksiklikler, bu çalışmadan gelir. (Rabaş, 26. Makale, “Çalışmada ‘Kendini Kirletene Yukarıdan Kirletilir’ Ne Demektir?”).

Soru: Kişinin kendi yararı için olmayan çalışmanın zor olduğu, çünkü Yaradan’ın yarattığı Kli’ye karşı savaşmamız gerektiği söyleniyor.

Öyleyse, özellikle şimdi “en dar zamanlar” (bein ha-metzarim) döneminde, parçalanmanın dışsalda değil de, aramızda içsel çalışmamızda gerçekleşmesi için ne tür bir çalışma yapmalıyız?

Cevap: Sadece bunda ısrarcı olmalı ve Kelim’imizin içinden tekrar tekrar bağ, yapışma (devekut) vb. için talep etmekten korkmamalıyız. Zaten yaptığımız şey budur, yalnızca daha etkin olmamız gerekir.

Yaradan’a Olan Arzunun Merkezinde

Soru: Şöyle bir söz vardır: “Dostu için dua edenin duası, önce cevaplanır.”

Eğer dostu için dua eden bir kişi, dostunun aldığını fakat kendisinin almadığını görürse, bu bir kusura mı işaret eder, yoksa normal midir?

Cevap: Eğer kişi, dostunun çok fazla enerji harcadığını, grubun yaptığı tüm eylemlere katıldığını görürse, o zaman bunun dostun çalışması olduğunu anlar. Ve bunun tersi de doğrudur.

Biz, gerçekten nerede olmamız gerektiğini hissetmeliyiz.

Her birimiz ve hepimiz birlikte, arzularımızın tamamı toplanıp birleşerek Yaradan’a yöneldiğinde, Yaradan’a olan arzunun merkezinde olmalıyız. En önemli şey budur.

Basit Bir Seçim

Soru: Yaradan’dan gelen tüm koşullarda, arzularımızı ve niyetlerimizi Atzilut dünyasının Malchut’una yönlendirmek için nasıl sıralayabiliriz? Seçimi nasıl yaparız ve bu ne tür bir seçimdir?

Cevap: Seçim çok basittir: onlunun tamamı birleşmelidir.

Ortak arzunuz, ortak niyetiniz, ortak hedefiniz temelinde – sahip olduğunuz her şeyle –  tek kalp tek adam olarak birbirinizle bağ kurduğunuzda, o zaman bunu istemeye başlarsınız.

Son Kapılar

“Gözyaşı kapıları hariç tüm kapılar kilitlidir.” 

Tüm kapılar kilitliyken, o zaman gözyaşı kapıları için yer vardır ve o zaman onların kilitli olmadığını görürüz. “Ruhum gizlice ağlayacak” sözlerinin anlamı budur, yani kişi gizlilik koşuluna geldiği zaman, “Ruhum ağlayacak” tır, çünkü başka bir seçeneği yoktur. “Edinebilmek için elinizin ve gücünüzün yapabileceği her şeyi yapın” sözlerinin anlamına budur. (Baal HaSulam – Şamati 18)

Ve sonra gözyaşı kapılarına geleceksiniz ve onu açmak için zorlayacaksınız.  Yaradan’ın sarayına, üst dünyaya bu şekilde gireriz;  sadece kendi gücünüzden tamamen umudunuzu kestiğinizde ve hiçbir şeyin size yardımcı olamayacağını, ancak hedefe ulaşmanız gerektiğini bildiğinizde, gözyaşı kapılarından geçersiniz. Bu, büyük bir çalışmanın sonucudur.

Ekleyecek hiçbir şeye sahip olmadığınızdan yüzde yüz eminsinizdir ve o zaman maneviyata giriş size açılır. Yavaş yavaş, “gözyaşı kapıları” denen bu durumu oluştururuz.

Kapılar nedir? Bir şeyler yapabileceğinizi düşündüğünüz sürece, önünüzde bir duvar görürsünüz. Sonra birden duvarda bir açıklık, bir geçit, bir giriş fark edersiniz ve içeri girersiniz.

Maneviyatta da durum böyledir: Önünüzde giderek güçlenen ve yükselen, aşılmaz bir duvar durur. Yine de onu aşmaya çalışırsınız, ama duvarda hiçbir kapı bulamazsınız ya da bütün kapılar kilitlidir.

Önünüzde bir duvar görmek, çok ileri bir safhadır. Ama sonra bu duvar açılır ve aniden içinden bir geçit belirir. Öğretmenim Rabaş, bir keresinde bana maneviyatta işlerin böyle yürüdüğünü söylemişti: ya bir duvar ya da bir giriş vardır ve duvarda girişin nerede olacağını önceden görmek imkânsızdır.

Bu, kalbinin etrafındaki duvardır. Kalbinizin duvarlarında bir delik açamazsınız ki böylelikle Yaradan’ın niteliği, ihsan etme niteliği oraya girebilsin. Kalp kapalıdır, mühürlüdür ve aşılmaz, sert bir kabukla kaplıdır. Geriye kalan tek şey duadır, gruptan gelen dua.

Onluda birlikte birleşmek ve talep etmek gerekir; herkes için talep etmek, sonra bir kişi için Talep etmek. Bugün bir dost için, yarın bir başkası için, sırayla her biri için dua ederiz. İşte bu şekilde, Yaradan’dan dostlarla ilgilenmesini talep etmeye alışmaya başlayacağız.

Birliğin İçinden Ne Doğar?

Soru: Genellikle insanlar kongrelerimizde ve birlik gecelerimizde şarkı söyler ve dans ederler. İnsanların yaklaşık %50’si içtenlikle katılmaya heveslidir, %50’si ise bunun için çaba sarf eder. Metodumuzdan haz mı almalısınız, yoksa çaba göstererek mi yapmalı ve bu yolla ışığı mı çekmelisiniz?

Cevap: Her ikisi de.

Kitlesel festivallerin, pop gruplarının, şarkıcıların ve dünyanın “Madonnalarının” insanlara nasıl ilham verdiğine bakın. Siz ne yapabilirsiniz? Kitleler bu şekilde ortak bir düşünceyi, bir birlik duygusunu ifade etmenin yolunu bulurlar. Her şey bu yolla yapılır. Başka bir şey icat edemeyiz. En önemli şey genel ortak izlenimdir.

Elbette bana sorarsanız, birliği en çok hepimiz birlikte öğrenirken, tek bir fikri özümserken, tek bir bütün olarak bunun içindeyken hissediyorum. Umarım yeni bir düşüncenin, yeni bir fikrin, yeni bir duygunun birliğimizde nasıl doğduğunu hissedebileceğimiz bir koşula ulaşırız. Bu, tam olarak aramızdaki bağda, tutunmada ortaya çıkacak ve bu düşünce, bizim tarafımızdan üçüncü bir güç, Yaradan olarak hissedilecek. Tabii bu noktaya yavaş yavaş ulaşacağız.

Doğal olarak, çalışma sırasında, dans ederken olduğundan daha fazla ortaya çıkacaktır. Ancak her ikisi de gereklidir.

Sonuç olarak, insanlar birkaç gün süren bir kongre boyunca; dersler, soru-cevaplar, çalıştaylar ve kültürel etkinlikler gibi her şeyin bir araya gelmesinden doğan belirli bir izlenim edinirler.

Karanlık, Yeni Bir Derecenin Başlangıcıdır

Soru: Kongrenin ilk gününde bir ışık okyanusu hissettik. Ama ikinci gün, sanki bir yere daldık ve iniş – çıkışı duygumuzu tamamen kaybetmiş gibiydik; dengemizi kaybetmiştik.

Bunun akmasını ve bizi birleştirmesini sağlamak için ne eklememiz gerekir?

Cevap: Karanlıktan yoksunuz. Tüm dünyanın küçük doyumların yokluğu olarak hissettiği boşluk değil, gerçek karanlık. Karanlık, Yaradan’ı ifşa etme özleminden kaynaklanan acıdır; hayatın anlamından, kaynağından ve olması gerekenden kopuk olmanın acısıdır.

Bir yandan, tüm yaratılış bize ne kadar birbirine bağlı, mükemmel ve bizden üstün olduğunu gösterir. Öte yandan, kendimizi yönlendirmeye çalıştığımızda, içinde hiçbir şey görmediğimizi hissederiz: ne başlangıç, ne son, tam bir yönsüzlük.

Aslında bu, en iyi histir; bu, manevi alanda ustalaşmaya, Yaradan’ı ifşa etmeye doğru her ilerlediğimiz her an içimizde ortaya çıkar. Her an, ya O’na yaklaştığımızı ya da uzaklaştığımızı, düştüğümüzü ve karanlığı hissederiz.

Eğer dün bir “ışık okyanusu” hissettiyseniz, bugün tam tersini hissedeceksiniz, hem de sadece aynı şekilde değil, hatta daha da kötüsü. Bu durum her seferinde tekrar edecek. Düşüşler daha derin olacak ve buna karşılık edinimler daha yüksek olacaktır.

Karanlıkta ve yönsüzlükte ilerlemeye alışmalıyız; çünkü tam olarak bu, bizi egoist yönlendirmelerden, rehberliklerden ve tanımlardan tamamen kurtulmamıza yardımcı olur.

Alıştığımız parametrelerde, yönlerde ve duygularda yönümüzü kaybettiğimizde, hiçbir şey anlamadığımızda ve bilmediğimizde, kaybolmuşluk ve hatta belki de karanlık hissettiğimizde, bunun yeni bir aşamanın başlangıcı olduğunu fark etmeliyiz. Tam da bu karanlıkta yükselme ve onun içinden ışığı, Yaradan’ı görme fırsatı bize verilir. Bu, ilerleyişimizde büyük bir yardımdır.

Bu nedenle, kendimizi özellikle bu karanlık koşuluna gömmeli ve ondan ışığı ifşa etmeliyiz.

Bizim çalışmamız budur. Aksi halde Yaradan’ı asla ifşa edemeyiz; çünkü O’nu ancak O’na zıt durumdan ifşa ederiz.

Onluda Birliği Nasıl Hayatımız Haline Getirebiliriz

Soru: Onludaki birliği, tüm hayatımız ve Yaradan’a ihsan ettiğimiz büyük bir haz haline nasıl getirebiliriz?

Cevap: Bu, bizi etkileyen şeye, ihsan etme veya almaya ilişkin tutumumuza ve bunlar arasında ne kadar seçim yaptığımıza ve kutsallık ile Klipa (saf olmayan güç) arasındaki farklılıklar aracılığıyla bilgelere veya Yaradan’a ne kadar yakın olmak istediğimize bağlıdır.

Yaradan Benim İçin Savaşıyor

Bizim büyük haz alma arzumuzda bir kıvılcım, ruhun embriyosu vardır. Bu nedenle, Yaradan’dan gelen her şey iki kısma ayrılmalıdır: Biri, “beden” denen, egoizm olan haz alma arzusuna göre hareket eder; diğeri ise, yaratılışın amacı olan, bu noktayı büyütmek ve onu giderek Yaradan’a daha çok benzer hale getirerek manevi merdivenin basamaklarında yükseltmek için, ruha göre hareket eder.

Bu nedenle, günahkârların tökezlediği yerde, erdemliler sevinir ve yükselir. Sonuçta, günahkârlar ve erdemliler, kötü ve iyi eğilimlerdir.

Yaradan için çalışmayan kişi, hayatın zorluklarından dolayı ağlar; diğeriyse bu zorluğu kendisine değil, haz alma arzusu olan egoizmine vurulan bir darbe olarak görür. Dolayısıyla, bunda Yaradan’a yükselmek için bir araç görür. Yaradan onu bu şekilde uyandırır ve egoizmini iptal etmesine, kalbindeki noktaya, üst güce bağlanmasına yardımcı olur.

Hayatınızın her anına bu şekilde yaklaşmalısınız. Yaradan, herkese “engeller” gönderir. Eğer kişi bu nahoş etkilerin, egoist arzusunu ezmek için gönderildiğini anlarsa, sevinir. Çünkü artık bu darbeyi egosuna yönelik olarak değerlendirebilir ve kalbindeki noktayla Yaradan’a tutunmaya ve daha da yükselmeye çalışabilir.

Anlaşılan o ki, tüm engellerimiz, Yaradan’a daha sıkı tutunmak adına, onları doğru bir şekilde aşmak amacıyla çaba göstermemiz için birer çağrıdır. Hoş olmayan duygular, egomuza karşı çalışır; onun varlığını işaret eder ve onu ezmemize yardımcı olur.

Kişinin savaşması gerekmez, sadece Yaradan’ın etkisini ayırt etmeli, olumsuz etkiyi egomuza yönlendirmeli ve olumlu etkiyi ise Yaradan’a bağlanmamıza, kalpteki noktayı yükseltmemize yardımcı olması için kullanmalıyız. Bu nedenle “erdemlilerin geçtiği yerde günahkârlar tökezler.”

Yaradan, bize engeller göndererek zaten bizim için savaşıyor. Kral’ın sarayında savaşılacak düşman yoktur. Sadece yukarıdan gönderilen sorunları egomuza ait olarak değerlendirip, onu daha fazla bastırmaya ve kalpteki noktayı giderek daha çok yükseltmemiz gerekir.

O zaman, Yaradan’ın, Yaradan’ın çalışması denilen, bu işi yaptığını görürüz. Yaradan, bu savaşı yürütüyor ve benim için tamamlayacaktır. O her şeyi yapacak; benim ise her defasında duyarlı olmam ve Yaradan’ın nahoş etkisinin nereye yöneldiğini, nasıl egoma vurduğunu ve kalbimdeki noktayı davet ettiğini doğru bir şekilde belirlemem gerekir.

Kişi kendisini daima ikiye ayırmalıdır: ezilmesi, kullanılmasının durdurulması ve kısıtlanması gereken bir egoist arzu; ve her fırsatta Yaradan ile birleşmeye yönlendirilmesi gereken bir kalpteki nokta.

Ortak Bir Kli Yaratmak

Soru: Onluda birbirimize tavizler vermemiz, ortak bir Hisaron’un (eksiklik) ortaya çıkmasıyla nasıl ilişkilidir?

Cevap: Bu şekilde, diğerinin ne hissettiğini hissetmek istersiniz ve o da size karşı aynı şeyi yapar. Bu, ortak bir Kli yaratır.

Her biriniz, diğerinin ihsan etme arzusunda birleşmeye çalışırsınız: birinci ikincinin içinde, ikinci de birincinin içinde.

Soru: Dostlarımız karşısında kendimizi iptal ettiğimizde onlardan alabiliriz. Peki, bu durumda onlara ne verebiliriz?

Cevap: Onlarla, ortak bir Kli yaratmak amacıyla birleşirsiniz. Dost bana ihsan eder, ben de ona, birleşebildiğimiz ölçüde ihsan ederim.