Arzularımızın Fiziği

Gerçekten de Yaradan’a olan muazzam mesafemiz ve O’nun arzusunu çiğnemeye bu kadar meyilli olmamızın tek sebebi var ki bu tüm ızdırap ve çektiğimiz acıların ve sınıfta kaldığımız günahların ve hataların kaynağıdır. Açıkçası, bu nedeni ortadan kaldırarak tüm ızdırap ve acıdan anında kurtuluruz ve derhal kalpte, ruhta ve yücelikte O’na tutunma ile bahşediliriz. Ve size şunu söylemeliyim ki ilk neden “O’nun Yaratılanları üzerindeki İlahi Takdirini anlama eksikliği”nden başka bir şey değildir, yani O’nu tam olarak anlamıyoruz. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”).
Doğru tanımlamalar konusunda büyük bir sorunumuz var. Kabbalistik metinlerin üslubu bazen o kadar dindarca görünür ki, bizi gerçeklikten ve kendimizle ve dünyayla, karakteristik karşılıklı ilişkileri, vektörleri, sayısal göstergeleri ve ölçüm verileriyle belirli bir güç ve sistem düzeni olarak ilişki kurmamız gereken doğru bakış açısından uzaklaştırır.
Bizler böyle özel bir yaklaşıma alışkınız; bu nedenle, yüzyıllardır kullanılan terimlerin, varsayımlarımızdan dolayı hata yapmamamız veya kafamızın karışmaması için modern, açık tanımlara ihtiyacı vardır.
İşte bu yüzden Baal HaSulam, Yaradan’dan uzaklaşmamızın nedeninin O’nu anlamamamız olduğunu yazar. Bu yanlış anlama öncelikle terimlerin tanımıyla ilgilidir.
“On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”, Baal HaSulam’ın tüm giriş yazıları arasında en önemlisidir. Bu, onun ana eserinden önce gelir ve bize ne tür bir karşılıklı ilişki sisteminde olduğumuzu, aramızda neler olduğunu ve birbirimizle ve gerçekliğin tamamıyla nasıl bağ kurduğumuzu gösterir. Kendimizden çıkıp, insanları birbirinden uzaklaştıran gücün olduğu, aramızdaki boşluğa adım atarız. Bu gücü aşmaya başlayarak, farklı bir alan oluştururuz; bir reddetme alanı değil, bir yakınlaşma alanı – mesafe.
Şimdi aramızda olumsuzluk, reddetme (“–”) var; hepimizin birbirimizi reddettiği bir alan. Herkes sadece kendini hissetmeye hazırdır ve bu koşula “bu dünya” denir. Kendimizden dışarı çıkıp aramızda olanı hissetmeye başlarsak, bu koşula “üst dünya” denir.
Aramızdaki reddetme bir “suçtur”: Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, Yaradan’ın arzusuna karşı günah işleriz. Aramızdaki birlik arzusu, bir “emir” (+) olarak adlandırılır. Günahtan emre geçiş bir “ıslah”tır. Günahtan emre, egoizmimden, almaktan vermeye geçmek için gösterdiğim çaba bir “çaba” olarak adlandırılır.
Bütün bu güçleri ölçebilirim: ne kadar almak istediğimi, ne kadarını aştığımı, almaktan vermeye ne kadar yöneldiğimi, ne kadar güç harcadığımı, ne kadar çaba gösterdiğimi, daha önce egoist arzularımı ve bu dünyayı ne ölçüde hissettiğimi, şimdi kendimden ne ölçüde çıkıp dışsal yönde, üst, manevi dünyayı hissetmeye başladığımı ve ne kadar güçle, hangi seviyede hissettiğimi ölçebilirim. Bütün bunlar ölçülebilir.
Kabala bilimi işte bununla, insan arzularının fiziğiyle ilgilenir. Elbette, siz ve ben henüz ilgili güçlere hakim olmadığımız için pratikte bu tür ölçümleri yapamayız. Ancak genel olarak, tüm bu parametrelerle gerçek bir şekilde çalışabilir, ilişkimizi fiilen doğrulayabilirsiniz: size ne kadar veriyorum ve sizden ne kadar alıyorum. Bunu yapmak için, doğamızın üstüne çıkmalı ve onun dışında (almanın ötesinde, ihsan etmenin ötesinde, her şeyin ötesinde) objektif bir pozisyon almalı, dışarıdan kontrol etmeli ve olanları gözlemleyip ölçmeliyiz.
Bunu yapabilme yeteneğine “kısıtlama” denir ve bu da basitçe doğamızdan kopmamızı sağlar. Tamamen ondan kurtulamayabiliriz, ancak onun bize hükmetmesini engelleyebiliriz. Buna “özgürleşmek” denir. Bundan sonra, tüm parametreleri gerçekten ölçebiliriz.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

