Category Archives: Birlik

Yaradan’la Sürekli Bağ

Soru: Yaradan ile sürekli bir bağ kurmak, bilinçli bir çaba mı, yoksa her şey doğal mı geliyor?

Cevap: Bunlar, var olmaya çalıştığımız sürekli çabalardır. Ancak bunların içinde doğal bir şekilde her zaman yaşayamayız; Yaradan bu çabaları keser ve bunun yerine bize dünyanın başka resimlerini verir. Biz de bu resimler aracılığıyla Yaradan’ı tanımlamaya yeniden döneriz. Ve bu süreç sürekli böyledir: giriş – çıkış, giriş – çıkış.

Soru: Bu alışkanlık haline gelebilir mi?

Cevap: Bu alışkanlık değil, zorunluluk haline gelir.

Manevi Korku

Rabbi Elazar şöyle dedi: “Yaradan, ‘Bütün dünya sadece bunun için yaratıldı’ dedi. Bu, bütün dünyanın Tanrı korkusu için yaratıldığı anlamına gelir” (Rabaş, “Toplumun Amacı – 1”).

Egoist duygularımızla, her şeyi “kendimize” alma arzusuyla algılayamadığımız yüce bir amaç vardır. “Kendimizden” çıkmak ve “benim dışımda” olan şeylere ilgi duymak, manevi korku (Yirat HaShem) olarak adlandırılır.

Şu anda, kendimi nasıl dolduracağım ve koruyacağım konusunda endişeliyim. Buna kendimiz için korku denir.

Bilinçaltında, kendimize, egoizmimize faydalı olanı çekmek ve zararlı olanı uzaklaştırmakla sürekli meşgulüz.

Manevi korku, benim dışımda olan şeylerden korkmam anlamına gelir. Bir annenin tüm düşüncelerinin küçük çocuğunda ve onunla ilgili şeylerde olduğu gibi, ben de başkaları ve Yaradan için endişelenirim.

Bu korkuda, kendi dışımdaki, egoizmim dışındaki bir başkası için duyduğum bu endişede, üst gerçekliği hissederim.

İnsanlar Dünyayı Yönetmek İçin Yaratıldı

Soru: Sözlerinize göre, insanlar bu dünyayı yönetmek için mi yaratılmış oluyor? Sizin dediğiniz gibi bu aşağı varlıklar mı?

Cevap: Evet. Onlar yaratılışın tacı olmak, dünyayı yönetmek ve Yaradan’a dünyamıza iyilik niteliğiyle etki etmesi için yalvarmak üzere yaratıldılar, bu niteliği, insan olmanın tarafından, halkın ve tüm insanlığın tarafından, bütün güçleriyle destekleyeceklerdir. Dünyada sevgi ve ihsan etme, iyilik ve merhamet niteliklerinin ifşa olmasına izin vermeleri gerekir.

Soru: Bu yüzden bu alçaklıktan geçmeleri mi gerekiyor?

Cevap: Evet. Kendi doğalarını tanımak, onu içlerinde bastırmak ve karşıt doğaya -Yaradan’ın doğasına – ihtiyaç duyar hâle gelmek için.

Soru: Ve yol bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: İnsan bunun yol olduğunu nasıl fark eder?

Cevap: Acı çekerek. Yapacak bir şey yok. Kişinin kendi güçlerinin, niteliklerinin ve yeteneklerinin önemsizliğini idrak etmesiyle.

Yaradan, yardım için O’na dönmemizi, iyilik, ihsan etme ve sevgi niteliğini O’ndan talep etmemizi bekler; işte bu sayede O’nun seviyesine yükseliriz.

İki Nokta

Yaradan’ın onu doldurabilmesi için bir Kli yaratmak zorundayım. Yaradan’dan ilham alırsam, bu benim değil, O’nun erdemidir. Dostlarımdan ilham alırsam, bu da benim değil, onların erdemidir.

Dostlarımdan ilham alırım. Ben, hiçbir şeye sahip olmayan, dostlarla birlik olamayan ve Yaradan’ı arzulayamayan önemsiz biri olarak, onlardan bu ilhamı alırım ve ona göre hareket ederim. Ben bu ilhamı kendim edindim.

Burada mutlaka iki nokta olmalıdır: Ben tamamen yokum, bir sıfırım, altın en altıyım; ancak, onları gözümde çok yücelttiğim için onlardan ilham aldım. O zaman onlardan aldığım ilham, onlarla ilgili çalışmalarım aracılığıyla benim için Keter gibi olurken, ben kendim Malhut gibiyim. Burada sanki bir Reşimo deHitlabshut ve bir Reşimo deAviut var gibidir. Ben böyle hareket ederim. Bunun başka bir yol yoktur.

Eğer sadece Yaradan’dan ilham alırsam, bu O’nun ilhamıdır. Ve eğer sadece bir dostumdan ilham alırsam, bu dostumun ilhamıdır. Öyleyse, bu nasıl benim olur? Burada iki nokta olmalı: Ne Yaradan’dan ne de başka bir şeyden ilham almayan ben, şimdi bir dostumdan ilham aldım.

Mutlaka iki nokta olmalı. Benim “ben” noktam nerede? Komşunu kendin gibi sev kuralına göre davranmazsam bunu nasıl ifşa edeceğim?

Dostlarının yüceliğini göster ki, onlar da sana bu yüceliği göstersinler.

Soru: Onlara yüceliklerini gösterdiğimde, kendimin buna muktedir olmadığımı daha da fazla görmem neden?

Cevap: Bunu dostlarınızla denediğinizde ve pratikte hiçbir şey yapamadığınızı gördüğünüzde, muktedir olmadığınızı anlayabilirsiniz. Yaradan ile ilgili olarak bunu göremezsiniz. Dolayısıyla, dostlarınızdan, gruptan hem Malhut noktasını hem de Keter noktasını almanız gerekir.

Ayrılığı Aşmak

Her şey tamamen, birbirimizden ayrılma durumuna düşmeden önce bulunduğum seviyede diğer ruhlarla olan bağımın derecesine bağlıdır.

Eğer bir şekilde bu ayrılığı aşarsam, görünüşte hepimizin ulaşmak istediği manevi koşula geri dönerim.

Bunu yapmaya çalışırsam, sonuç ne olursa olsun, başarılı olsun ya da olmasın, çaba gösterdiğim sürece, kendimi manevi bir koşula itebilmemin tek yolunun bu olduğu anlaşılır.

Ben bir Kli’yim (kap) ve benim açımdan tek bir eylem var: Hisaron’u (eksikliği) artırmak, böylece bu Hisaron’a daha büyük bir ışık girecek. Ve Hisaron’u ancak, arzuları, Adam HaRişon’un parçalarını birbirine bağlayan koşulun bozularak, parçaları birbirine bağlayan perdenin ayıran perdeye dönüşmesi sonucu ortaya çıkan, bizi ayıran perdelere rağmen, ruhun 600.000 parçası arasındaki perdeleri atlayarak artırabilirim.

Bu, yapabileceğim tek eylemdir, çünkü ben bu sayede büyük bir Kli haline gelen küçük bir Kli’yim.

Bunun dışında, gelişimimde, yolumda herhangi bir şeyi düzeltmek için başka bir imkanım yok.

Manevi Görevi Yerine Getirmek İçin Mi?

İhsan etmeye ilişkin ıslahımız, komşumuza değil, Yaradan ile olan bağımızı ıslah etmeye yönelik olmalıdır. O zaman bu, komşunuz için gerçekten iyi olacaktır, çünkü aslında dünyada var olan her şey Yaradan’dan gelir.

Şayet bu dünyanın koşulunu değiştirmek istiyorsanız, Yaradan’dan onlara gelen şeyi değiştirmelisiniz. Ve bu, ancak O’na ihsanda bulunursanız yapılabilir. Ve siz daha iyi şekilde ihsan ederseniz, O da dünyayı daha kötü bir şekilde etkilemek zorunda kalmayacaktır.

Buna toplum aracılığıyla ulaşabilirsiniz, dostlarınıza ihsan ettiğinizde ve onlar da size ihsan ettiğinde, bir grup oluşturursunuz ve tıpkı manevi seviyede ıslahın sonunda ruhlarınız ile birleştiğiniz gibi, burada, manevi görevde birleşmeye çalışırsınız, yani aslında o seviyeye yükselirsiniz.

Bununla saran ışığı dünyamıza çağırırsınız ve böylece Yaradan’ı bu dünyaya daha fazla ışık vermeye mecbur edersiniz.

İnsan Kendini Sevmeye Zorlayabilir Mi?

Rabaş, “Alıcıların Ödülüne Dair” adlı makalesinde, yasaklanmış şeyler olduğunu; ihsan etme amacıyla alınamayacak ama gerekli olduğu için izin verilen şeyler olduğunu ve ayrıca, ihsan etme amacıyla alınamayacak, emirlerin yerine getirilmesiyle elde edilen şeyler olduğunu yazmaktadır.

Buna ek olarak, izin verilen şeyler ve emirlerin yerine getirilmesi yoluyla alınan, ihsan etme amacıyla alınabilecek şeyler vardır. Kişi, performansının seviyesine göre bir ödül alır.

Peki, bu ödül nedir? Ödül, kişinin form eşitliğine ulaşmasını sağlayan eylemi en uygun şekilde gerçekleştirmesi anlamına gelir. Neden o zaman form eşitliğinin amaç olduğunu söylemiyorlar da amacın ihsan etmek amacıyla almak olduğunu söylüyorlar? Çünkü sonuç bize bağlı değildir. Sonuç, Yaradan’ın kanunundan gelir, oysa eylem bize bağlıdır.

Bu, Rabaş’ın sevgi hakkındaki soruyu açıklamasına benzer: Buna müdahale edemediğimiz halde, nasıl olur da kendimizi Yaradan’ı sevmeye veya “komşunu kendin gibi sevmeye” zorlayabiliriz? Kalbimi birini sevmeye nasıl zorlayabilirim?

Bizim dünyamızda bu, çaba göstererek başarılabilir — birine kendimi adadığımda, ona değer verdiğimde, onu önemsediğimde. Bu, bir çocuğu büyütmek için evine alan ve ona yatırım yaptığı için onu tamamen kendi çocuğu gibi gören insanların örneğinde açıkça görülür.

Ona yatırım yapmadan önce, ona karşı hiçbir sevgi hissetmiyorlardı — ne doğal, içgüdüsel sevgi, ne de doğanın üstünde bir sevgi. Ancak kendilerinden bir parçayı ona yatırdıktan sonra, o, onlar için çok önemli hale gelir, çünkü onun içinde olan kendilerinden bir parçayı severler ve bu sevgiden çocuk için bir sevgi doğar.

Aynı şey bizim için de geçerlidir: Almak ve onu birisine aktarmak arzusunda olduğumuzda, aramızda bir bağ oluşur. Ve maneviyatta, tamamen yabancı birini, ihsan etme amacıyla sevmek istediğimizde (almak amacıyla değil, çünkü o zaman hayvansal bir duygudan bahsediyor oluruz), bu farklı bir yasadır, çünkü şöyle denir: “Efendin Tanrını sev.”

Kabalistik Sürü Yasası

Soru: Anne kurt ava çıktığında, bakıcılar onun yavrularını gözetir ve onlarla oynar. Sürüdeki yavrulara karşı tutum en şefkatli şeydir. Her yetişkin, onlarla yiyeceklerini paylaşmaya, onlarla oynamaya ve onlara avlanma veya hiyerarşi kurallarını öğretmeye her zaman hazırdır. Kurt sürüsünün bu kadar birleşik ve etkili olmasının nedeni tam da budur.

Bu bir yetiştirme süreci mi? Bu bütün toplumun sadece kendi çocuklarına değil, başkalarının çocuklarına da bakmaya başladığı bir süreç mi? Kendi çocuğumdan nasıl kopabilirim? Burada, başkasının çocuğuna baktığım, bütün sürünün ona baktığı söyleniyor. Bu hangi durumda mümkün olabilir?

Cevap: Hepinizin tek bir bütün olduğunuzu anladığınızda. Bunlar Kabalistik ilkelerdir.

Soru: Kesinlikle! Bu olmadan yok olurum, değil mi?

Cevap: Evet.

Soru: Komşumun çocuğu benim için kendi çocuğum kadar mı önemli?

Cevap: Evet.

Soru: Bu bir insan için çok gerçekçi görünmüyor. Ama böyle olmalı, değil mi?

Cevap: Elbette böyle olmalı!

“Ben” Yerine “Grup”

Aramızdaki bağ nedir? Birbirimizle bir bağımız olduğu ve bunu koruduğumuz ölçüde, bu bağın içinden sonrasında dışarıdan biriyle bağ kurarız. Dahası, aramızdan sadece biri dışarıdan biriyle bağ kurar, ancak bunu tüm grubun oluşturduğu bağın içinden yapar.

Dostlar arasındaki bağın içinden bağ kurmak, her dostun kendini bu şekilde hissetmesi, tüm grubun temsilcisi olarak kendini sunması ve tüm grup olarak biriyle bağ kurması anlamına gelir.

Soru: Kendimi tüm grup gibi hissetmek ne anlama gelir?

Cevap: Bunlar zaten içsel hislerdir. Ancak grupta dostlar arasında bir bağ varsa, o zaman her birinde, “ben” yerine “grup” kavramı vardır ve “ben” yok olur. “Ben” silinir ve yerine “grup” ortaya çıkarsa, o zaman “grup” olarak adlandırılan bu nitelikle, dışardan biriyle bağ kurmuş olur.

Üzerimize Düşen Tek Şey

Kişi, dostlarını Yaradan’ın kendisi için bir araya getirdiği, kendi Kli’sinin parçaları olarak görmelidir. Ona, tam da yanında bulunan kişilerle bu eylemi gerçekleştirme fırsatı verilmiştir ve onlar gerçekten de onun çalışma alanıdır.

Onlarla bağ kurarsa, her bir dostu dünyadaki milyonlarca veya milyarlarca insanın temsilcisi gibidir. Bunu görmüyoruz, ancak bu açık hale geldiğinde, durumun gerçekten böyle olduğunu anlayacağız.

Bu nedenle, dostlara, gruba, dostların bir araya gelmesinin önemine bu şekilde yaklaşmalıyız. Kendimizden ve inşa ettiğimiz çevreden tam da bunu talep etmeliyiz.

Kendimi, sahip olduğum her şeyi almış ve hiçbir şeyim eksik değilmiş gibi görmeliyim. Çünkü “komşunu sev” kuralına göre dostlarımla olan bağımı gerçekten fark edersem, o zaman form eşitliği yasasına göre ışığın hemen görüneceği ve her şeyin ifşa olacağı bir Kli’ye sahip olacağım.

Yani, her şey sadece inşa etmem gereken Kli’ye bağlıdır. Üzerime düşen tek şey budur.