Monthly Archives: Şubat 2026

İki Nokta

Yaradan’ın onu doldurabilmesi için bir Kli yaratmak zorundayım. Yaradan’dan ilham alırsam, bu benim değil, O’nun erdemidir. Dostlarımdan ilham alırsam, bu da benim değil, onların erdemidir.

Dostlarımdan ilham alırım. Ben, hiçbir şeye sahip olmayan, dostlarla birlik olamayan ve Yaradan’ı arzulayamayan önemsiz biri olarak, onlardan bu ilhamı alırım ve ona göre hareket ederim. Ben bu ilhamı kendim edindim.

Burada mutlaka iki nokta olmalıdır: Ben tamamen yokum, bir sıfırım, altın en altıyım; ancak, onları gözümde çok yücelttiğim için onlardan ilham aldım. O zaman onlardan aldığım ilham, onlarla ilgili çalışmalarım aracılığıyla benim için Keter gibi olurken, ben kendim Malhut gibiyim. Burada sanki bir Reşimo deHitlabshut ve bir Reşimo deAviut var gibidir. Ben böyle hareket ederim. Bunun başka bir yol yoktur.

Eğer sadece Yaradan’dan ilham alırsam, bu O’nun ilhamıdır. Ve eğer sadece bir dostumdan ilham alırsam, bu dostumun ilhamıdır. Öyleyse, bu nasıl benim olur? Burada iki nokta olmalı: Ne Yaradan’dan ne de başka bir şeyden ilham almayan ben, şimdi bir dostumdan ilham aldım.

Mutlaka iki nokta olmalı. Benim “ben” noktam nerede? Komşunu kendin gibi sev kuralına göre davranmazsam bunu nasıl ifşa edeceğim?

Dostlarının yüceliğini göster ki, onlar da sana bu yüceliği göstersinler.

Soru: Onlara yüceliklerini gösterdiğimde, kendimin buna muktedir olmadığımı daha da fazla görmem neden?

Cevap: Bunu dostlarınızla denediğinizde ve pratikte hiçbir şey yapamadığınızı gördüğünüzde, muktedir olmadığınızı anlayabilirsiniz. Yaradan ile ilgili olarak bunu göremezsiniz. Dolayısıyla, dostlarınızdan, gruptan hem Malhut noktasını hem de Keter noktasını almanız gerekir.

Ayrılığı Aşmak

Her şey tamamen, birbirimizden ayrılma durumuna düşmeden önce bulunduğum seviyede diğer ruhlarla olan bağımın derecesine bağlıdır.

Eğer bir şekilde bu ayrılığı aşarsam, görünüşte hepimizin ulaşmak istediği manevi koşula geri dönerim.

Bunu yapmaya çalışırsam, sonuç ne olursa olsun, başarılı olsun ya da olmasın, çaba gösterdiğim sürece, kendimi manevi bir koşula itebilmemin tek yolunun bu olduğu anlaşılır.

Ben bir Kli’yim (kap) ve benim açımdan tek bir eylem var: Hisaron’u (eksikliği) artırmak, böylece bu Hisaron’a daha büyük bir ışık girecek. Ve Hisaron’u ancak, arzuları, Adam HaRişon’un parçalarını birbirine bağlayan koşulun bozularak, parçaları birbirine bağlayan perdenin ayıran perdeye dönüşmesi sonucu ortaya çıkan, bizi ayıran perdelere rağmen, ruhun 600.000 parçası arasındaki perdeleri atlayarak artırabilirim.

Bu, yapabileceğim tek eylemdir, çünkü ben bu sayede büyük bir Kli haline gelen küçük bir Kli’yim.

Bunun dışında, gelişimimde, yolumda herhangi bir şeyi düzeltmek için başka bir imkanım yok.

Asi Bir Nesil

Yorum: Gerçekte, İsrail’deki çocukların nasıl olduğunu görüyorum; büyüklere karşı tam bir saygısızlık var, yetiştirilmeden kaynaklı…

Cevabım: Bu olabilecek en harika şey. Bunu bir İsrailli olarak söylediğim için söylemiyorum,  küçük bir insan büyük birini dinlemek istemediğinde, bu zaten iyi bir başlangıçtır.

Peki “istememek” ne anlama geliyor? Bu onun doğasından gelir. Kendini tamamen bağımsız hisseder, tüm değerlerinizi hiçe sayar ve onlarla hiçbir ilgisi olmasını istemez. Kendisi için yeni bir şeyler keşfetmek ister.

Burada olanlardan bahsetmiyorum. Dürüst olmak gerekirse, henüz böyle ideal bir tablo görmedim, ama genç nesil büyüklerin sözünü hiç dinlemezse çok mutlu olurum. Aynı zamanda, analiz etme ve kendileri için bir bakış açısı bulma yeteneğine sahip olmalılar, kararlı, keskin, nüfuz edici ve net bir dünya görüşü, böylece herkesin içinden hedefe bakabilsinler – hedef nerede? Ancak o zaman çevrelerindeki her şeyi doğru bir şekilde kullanabilirler.

Bu, eğitimde henüz mevcut değil. Ancak yeni nesilde gördüğümüz egoizm, buna yaklaştığımızın umudunu veriyor. Ve onlar kitle iletişim araçlarında ve toplumda iktidara geldiklerinde, o zamana kadar onların Kabala’nın tam olarak yaşamın amacını aramak ve onu gerçekleştirmek için bir araç olduğunu anlamalarına yardımcı olabileceğimizi düşünüyorum.

Işığa Doğru Harekete Nasıl Başlanır?

Tüm zamanlar boyunca, tüm halklar arasında var olmuş olan bütün olumsuzlukların, aslında yalnızca birbirimizden uzaklaşmamızdan ve tam tersine nasıl yakınlaşmamız gerektiğini anlayamamamızdan kaynaklanan acılar olduğuna henüz ikna olacağız. Ve şimdi bütün bu acılar içimizde tezahür edecek ve bizi bağ kurmaya doğru itecek. O zaman onlara minnettar olacağız ve dünyada yalnızca mutluluk olduğunu ve ışığa doğru tek bir hareket olduğunu anlayacağız.

Soru: Ve bu oluyor mu?

Cevap: Zaten oluyor.

Soru: Olan her şey, mutluluk ve ışığa doğru bir hareket mi?

Cevap: Evet, olan her şey.

Kendimi Nasıl Kontrol Edebilirim?

Soru: Çabamı doğru şekilde uygulayıp uygulamadığımı nasıl kontrol edebilirim?

Cevap: Çabanızın doğru olup olmadığını kontrol etmenin birçok yolu vardır. Her şeyden önce, istiyor musunuz istemiyor musunuz? Genellikle istemediğiniz şey doğru olan olabilir. İkincisi, dostlarınızın gözünde saygı görüp görmediği.  Temel kaynaklarda yazılanlarla ve öğretmenin söyledikleriyle karşılaştırarak kontrol edin.

Mahsom’dan önce, kendimizi inceleyip değerlendirebileceğimiz net bir sistemimiz yoktur. Aslında sorduğunuz şey, kendinizi kontrol edebileceğiniz ve ona ne ölçüde uyduğunuzu ya da tam tersine ne ölçüde uymadığınızı görebileceğiniz o standardın nerede olduğudur.

Manevi dünyaya girmeden önce bu size ifşa edilmez. Bu yüzden buna “gizlenme” denir.

Ancak kendinizi alma arzunuzla, grupla ve öğretmenle olan ilişkiniz açısından değerlendirebilirsiniz; en azından bu şekilde kendinizi test edebilirsiniz. Boşuna denmemiştir: “Ölüm gününe kadar kendine güvenme.” Egoizminiz ölmediği sürece hata yapabilirsiniz — korkunç, aptalca hatalar; hatta en basit olanları bile. Ve işte ilginç olan budur.

Sanki aynı durumlarda, çok basit göründükleri hâlde, tekrar tekrar hata yaparsınız. Bu nasıl olabilir? Bu kadar büyük şeylerden geçtiniz, kafanız karışmadı, bir şekilde üstesinden geldiniz; ama birdenbire yine saçma bir hatanın içine mi düştünüz?

İşte durum böyle. Dereceleri bilmiyoruz. Bize her derece böyleymiş gibi görünür. Hayır. Onlar size çok basit, çok doğal bir biçimde görünebilir. Birdenbire, annesini kaybettiği için ayakta durup ağlayan bir bebek gibi olursunuz.

Mahsom’dan önceki tüm dönemler böyledir. Ondan sonra ise her şey perdeye, Yaradan’la ne ölçüde bütünleştiğinize bağlıdır.

Bağımsız Çalışma

Sevinç ve hayranlığın olağan anlayışı, doğuştan sahip olduğumuz doğal niteliklerimizden kaynaklanır. Bizler, alma arzusuyla doğarız; yani tüm düşüncelerimiz, niyetlerimiz, arzularımız ve tutkularımız kendimizi nasıl dolduracağımıza yöneliktir.

Bu, alma arzusunun en birinci şeklidir. Her birimizde var olan gerçek alma arzusu, şu anda hissettiğimizden çok daha büyüktür. Bu arzu, “bizim dünyamız” veya “bu dünya” (Olam HaZeh) olarak adlandırılan minimum bir seviyeye indirgenmiştir, böylece kendi çabalarımızla ona bir perde (Masach), yani ihsan etme niyeti ekleyebiliriz.

Bu küçük arzuya ihsan etme niyetiyle bir perde ekleyebildiğimiz anda, daha büyük arzular gelecektir. Bu nedenle, her dereceden bir üst dereceye çıktığımızda, kendimizi almak için alma arzusu içinde buluruz. Sonra içindeki kötülüğü fark eder, ihsan etme niyetiyle onu ıslah etmek ister, yukarıdan güç talep eder, ona ıslah etme niyetini ekler ve tatmin oluruz.

Başka bir yol yoktur. Elbette, neden ıslah etme niyetiyle doğmadık diye sorulabilir. Neden bunu elde etmenin yolunu kendimiz aramalıyız ve bunu alma arzusuna nasıl eklemeliyiz? Neden bunu bağımsız olarak yapmalıyız?

Cevap basit. Niyet yukarıdan gelemez, çünkü bu, verene karşı tutumumuzla ilgilidir; aksi takdirde bu, ihsan etme amacıyla olmaz. Niyet bizden kaynaklanmalıdır.

Bu nedenle, bize sadece alma arzusu ve bununla birlikte, kendimizi doldurma niyeti verilir. Öncelikle, bunları etkisiz hale getirmeli, hiç kullanmamalı ve sonra bunu ihsan etmeye dönüştürmeliyiz.

Arzularımı etkisiz hale getirip, onları hiç kullanmak istemediğim bir koşula ulaştığım ıslah, “kısıtlama yoluyla ıslah” (Tzimtzum) olarak adlandırılır. Bundan sonra, Yaradan’a ihsan etme uğruna gerçekten çalışmaya başlarım. Ve bunu bağımsız olarak yapmamış olsaydım, buna ihsan etme denmezdi ve ben de bunu hissetmezdim. O zaman alınan haz, bizim dünyamızda küçük mum (Ner Dakik) olarak adlandırılan, alma uğruna alınabilecek haz olan en küçük haz olarak kalırdı.

Manevi Görevi Yerine Getirmek İçin Mi?

İhsan etmeye ilişkin ıslahımız, komşumuza değil, Yaradan ile olan bağımızı ıslah etmeye yönelik olmalıdır. O zaman bu, komşunuz için gerçekten iyi olacaktır, çünkü aslında dünyada var olan her şey Yaradan’dan gelir.

Şayet bu dünyanın koşulunu değiştirmek istiyorsanız, Yaradan’dan onlara gelen şeyi değiştirmelisiniz. Ve bu, ancak O’na ihsanda bulunursanız yapılabilir. Ve siz daha iyi şekilde ihsan ederseniz, O da dünyayı daha kötü bir şekilde etkilemek zorunda kalmayacaktır.

Buna toplum aracılığıyla ulaşabilirsiniz, dostlarınıza ihsan ettiğinizde ve onlar da size ihsan ettiğinde, bir grup oluşturursunuz ve tıpkı manevi seviyede ıslahın sonunda ruhlarınız ile birleştiğiniz gibi, burada, manevi görevde birleşmeye çalışırsınız, yani aslında o seviyeye yükselirsiniz.

Bununla saran ışığı dünyamıza çağırırsınız ve böylece Yaradan’ı bu dünyaya daha fazla ışık vermeye mecbur edersiniz.

Dostlar Arasındaki İlişkiler

Bir grup içindeki dostlar arasındaki ilişkiler dışsaldır, ancak içsel hale gelmelidir.

Bu ilişkiler ihsan etme formunu aldıkça, o ölçüde Yaradan’ın var olacağı manevi bir kap haline dönüşeceklerdir.

Dostlarla Çalışmak Ne Anlama Gelir?

Bir dostla çalışmam, ondan uyanış, yükseliş, amacın önemine, Yaradan’ın yüceliğine ve Yaradan’a övgüye dair bir anlayış almaktır. O bana bunları verebildiği ölçüde, ben de O’nunla olan bağı yüceltirim. Bu, grup içindeki bağı yücelttiğim ve sonra bir şeyin diğerini tetiklediği anlamına gelir.

Ancak bir dostumda kontrol ettiğim, analiz ettiğim ve değerlendirdiğim her şey, ona karşı tüm tutumumum, sadece onun Yaradan’a karşı tutumuna uygun olmalıdır. Bana ne kadar farklı görünürse görünsün, durum böyledir.

Onun ruhuna girmemeli, onu Yaradan ile olan ilişkisi hakkında konuşmaya zorlamamalıyım. Ancak, Yaradan’a olan özlemini ifade ettiği dışsal biçim, bana onun Yaradan’ı tutkuyla arzuladığını anlamamı sağlar.

Dostlarımın etkisi altında olmak, onlarla olan bağım aracılığıyla arzularımı artırmak ve onlarla etkileşimde olmak zorundayım. Bu etkileşim iki yönde işler: benden onlara ve tersine.

Onların burada olduğunu ve buna gerçekten hazır olduklarını görürseniz, Yaradan’ın onları size getirdiğini söyleyebiliriz ve buna göre onlarla özel bir şekilde ilişki kurmalısınız. Sizin seçeneğiniz yok, ama O’nun bir seçeneği var ve O tam olarak onları seçti. Bu noktadan itibaren tüm gruba karşı tutumunuzu geliştirmeye başlayın.

Bir Dostun Değeri

Soru: Bir dostla bağ kurmak ne demektir?

Cevap: Bir dostla birlik olmak, benim Yaradan’a bağlılığı istediğim anlamına gelir. Ama ne yazık ki, sizinle bağ kurmadan bunu başaramam. Sizler de aynı farkındalığa gelmelisiniz; benimle bağ kurmazsanız, Yaradan’ı asla edinemezsiniz.

Yaradan, O’nunla bağlılık ve O’nunla benzer nitelikleri edinmek, hem sizin hem de benim hedefimizdir. Hiç kimse başkalarıyla bağ kurmadan bunu edinemez, ancak başkaları aracılığıyla edinir.

Birlik, Yaradan’ı edinmek için gerekli olan Kli’nin (kap) dostunuzun içinde bulunduğu anlamına gelir. Kli, izlenimdir, özlemdir, amacın yüceltilmesi, Yaradan’ın yüceliğidir.

Yaradan’ı övdüğünüzü, O’nu yücelttiğinizi hissettiğinizde, bunu size getirenin siz değil, dostunuz olduğunu bilin. Ancak ilhamı, dostunuza verdiğiniz kendi katkınız karşılığında alabilirsiniz. Bunu gerçekleştirirseniz, o zaman bununla Yaradan’a doğru çabalayacağınız bir Kli yaratılmış olacaktır.

Ve bir dostunuzla bağ kurup ondan Yaradan’ın yüceliğini özümsediğinizde, size Kendisi’ne olan özlemi verenin Yaradan olduğunu anlayacaksınız. Size karşı arzusunu ifade eden O’dur, O’na karşı siz değil.