Daily Archives: Şubat 22, 2026

Bir Kişi Gerçekten Dünyayı Değiştirebilir Mi?

Biz insanlar dünyayı değiştirmeyi sürekli düşünürüz. Oysa bu düşünce, aslında egoizmimizin, yani yalnızca kendi çıkarımız için haz alma arzumuzun en ileri ifadesidir. Medyayı değiştirirsek, hükümetleri devirirsek, patronları görevden alırsak dünyanın düzeleceğine inanırız. Ama aslında tüm bunlara gerek yok.

Asıl yapmamız gereken, dünyanın özünde (yani cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle insan seviyelerinde) tamamen egoist olduğunu ve bu egoist özün ıslah edilmesi, yani düzeltilmesi gerektiğini insanlara göstermek. Buradaki “ıslah” kavramı, egoizmin özgeciliğe dönüşmesini, yani alma arzumuzun üzerine ihsan etme niyetini inşa etmemizi ifade ediyor. Ayrıca, bu ıslah süreci özellikle insan seviyesinden başlamak zorunda. Çünkü doğanın tüm diğer seviyeleri, sadece insan seviyesinden başlanarak dönüştürülebilir.

Bu değişim bizden başlıyor. İnsanlar arasındaki bağlardan… Birbirimize nasıl davrandığımızdan. İşte bu bağlar dönüşmeye başladığında, doğanın tüm seviyeleri de buna uyum sağlar. En üstten en alta, hayvanlara, bitkilere ve hatta cansız doğaya kadar dalga dalga yayılır bu değişim.

Ve evet, bu şu anlama geliyor: Sıradan insanlar olarak, çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizi – farklılıklara ve çatışmalara rağmen – iyileştirerek dünyayı değiştirebiliriz. Dünyayı düzeltmenin yolu, insanın kendisini düzeltmesinden geçer. Bu da ne slogan atmakla ne de başkalarına baskı uygulamakla olur. Eğitimle, bilinçle, içsel bir dönüşümle mümkündür.

Değişmeye başladığımızda, dünyanın hep ihtiyaç duyduğu şeyin tam da bu olduğunu fark edeceğiz. Biz değiştikçe, dünya da değişimin yansıması haline gelecek. Çevremizde daha fazla iyilik ve uyum belirmeye başlayacak. Topluca tavırlarımızı değiştirdikçe, dünya da yavaş yavaş doğayla dengeye gelecek. Ve işte o zaman, insanlıkta yepyeni bir uyum, huzur ve mutluluk ortaya çıkacak.

Başıma Olumsuz Bir Şey Geldiğinde Ne Yapmalıyım?

Benden istenen tek şey, başıma gelen her şeyin doğadan – yani her şeyi yaratan ve yöneten o tek kaynaktan – geldiğini kavramaktır. Bu güç, bizi doğayla dengeye ulaşacağımız nihai amaca doğru ilerletir.

Hayatımdaki her etki, beni bu hedefe biraz daha hedefli biçimde yöneltmek içindir. Dolayısıyla asıl soru şudur: Şu anda yaşadığım bu olumsuz durumu, kendimi hedefe daha güçlü biçimde yönlendirmek için nasıl kullanabilirim? Önce hedefle bağ kurmam gerekir; ardından (ve ancak hedefle bağ kurduktan sonra) dışımdan aldığım bu etkinin içimde tam olarak nereye dokunduğuna bakmalıyım. Neyi hedef alıyor? Çoğu zaman hedef aldığı şey egomdur, yani başkaları pahasına kendi çıkarım için haz alma arzumdur. Zaten içimde bundan başka bir şey yok. Ancak arzularımda, düşüncelerimde ve ruh hâllerimde sürekli işleyen doğanın gücü; her seferinde egonun belirli bir noktasına, niteliğine, tezahürlerine ve gizli yerine dokunur.

Ego için en güçlü ve en acı verici darbe genellikle gururun zedelenmesidir. İnsan en çok utançtan korkar. Başkalarının gözünde küçülmek, aşağılanmak ve içimizdeki önemli hissetme duygusunu kaybetmek insanı dehşete düşürür. Gururun yenilgisi, “Ben” duygusunun yenilgisi, yaşayabileceğimiz en sarsıcı histir. Bu duyguyu yaşamaktansa ölümü bile tercih edebileceğimiz olur; çünkü utanç, içimizdeki insanı siler. Kişinin “ben” dediği şeyi yok eder ve geriye yalnızca hayvansal beden kalır. O seviyeye düşmeyi kabul edemeyiz. Bu nedenle, utanç yaşamamak için her şeyi göze alabiliriz.

İşte tam da bu duygu, yani utanç yaşama ve egoist benliğin sarsılması riski, doğanın bizi hedefe doğru harekete geçirmek için verdiği en büyük itici güçtür. Kabala bilgeliğine göre, yaratılış düzeninin ve dünyaların ortaya çıkışının en başında bu utanç hissi vardır. Bu nedenle, dönüşüm ve ıslah için en etkili aracımız budur.

Eğer kendimizi doğru hissetmeyi, içsel bir muhasebeyi sürekli canlı tutmayı, utancı fark edip onun üzerine yükselmeyi öğrenirsek, egomuz üzerinde çalışmamız kolaylaşır. Utanç artık yıkıcı bir güç olmaktan çıkar ve yol göstericiye dönüşür; bizi doğanın pozitif, özgecil gücüyle dengeye ve manevi yükselişe doğru yönlendiren bir rehber olur.

Her Şey Dua İle Edinilir

Birçok Kabalistik kaynakta, manevi olanın ancak dua gücüyle edineceği söylenir. Dünyadaki çoğu insan, duanın ne olduğunu anladığını düşünür, ancak gerçekte durum bundan çok uzaktır.

Kabala biliminde şunu öğreniriz:

Görün ki, bütün oluşacaklar oluşmadan ve yaratılanlar yaratılmadan önce, Üst Işık tüm var oluşu doldurmuştu. Ve hiçbir boşluk yoktu. (Ari, Hayat Ağacı)

Üst ışık (ifşa olmamış formunda Yaradan) yoktan yarattığı arzuyu doldurdu. “Yoktan var olma” tam olarak yaratma eylemidir.

Sonra Yaradan, bu arzuyu değiştirmeye ve dönüştürmeye başladı, böylece daha sonra bağımsız bir yaratılan oluşturulabilecek bir şeye dönüştü. Arzu birçok parçaya bölünene kadar üzerinde çeşitli eylemler gerçekleştirdi; Kabala’da buna ortak ruhun (Adem) parçalanması denir.

Bu ortak ruhun parçaları, her biri bir nokta haline gelene kadar giderek daha fazla bölündü; bu nokta, içimizde tutuşan ve Yaradan’a olan özlemimizi hissettiğimiz kalpteki noktadır.

İlk başta bu his bilinçsizce ortaya çıkar. Nereden geldiğini veya neden bize huzur vermediğini bilmeyiz, ama bu bizi Kabalistik bir gruba götürür. Manevi yolumuz böyle başlar.

Grupta çalışırken, yaratılışın doğasında egoizmden başka bir malzeme olmadığını anlamaya başlarız, çünkü şöyle denir: “Kötü eğilimi ben yarattım ve ıslahı için Tora’yı verdim.” Egoizm, Yaradan tarafından kasıtlı olarak yaratılmıştır, böylece kişi kendini ona kaptırabilir, onu yanına alabilir ve sonra onu ıslah ederek Yaradan’a yükselebilir.

Bu nedenle, bizim görevimiz içimizdeki egoizmi ortaya çıkarmak ve onu “arzu” (Hisaron) olarak adlandırılan doğru şekline getirmektir.

Mesele şu ki, dünyevi arzulara daldığımızda, manevi sistemi etkilemiyoruz, onun içinde değiliz. Ancak, Adem’ın manevi sistemine entegre olmak, onun parçalarıyla birleşmek için yönlendirilen, doğru şekilde oluşturulmuş bir arzu, onu etkiler ve buna “dua” denir, yani bu, yaratılışın genel sistemi içinde bağ kurmak ve doğru şekilde işlev görmek için yapılan bir istektir.

Bu nedenle, her şeyin sadece dua yoluyla, kişinin arzusunun doğru şekilde oluşturulmasıyla elde edildiği söylenir.

Yaradan’ın Yüceliği Hakkında Düşünün

Soru: Rabaş, grup hakkındaki makalelerinde, önce grubun gözünde Yaradan’ın yüceliğini güçlendirmek gerektiğini, ancak ondan sonra konuşmak gerektiğini yazar. Ağzımızı açmadan önce dikkatlice düşünmemiz mi gerekir?

Cevap: Evet, Rabaş önce Yaradan’ın yüceliğini düşünmeniz gerektiğini yazar. Ama hayatta her şeyin yazıldığı gibi gitmediğini görüyorsunuz; hayat hayattır. Bizim seviyemizde olduğu gibi, böyle ise böyle, değilse değil.

“Önce Yaradan’ın yüceliğini düşünmek” ne demektir? Düşünmek veya düşünmemek ne demektir? Bu benim dış zihnimde. Ama kalbim buna hazır mı? Yaradan’ı hissettiğim, O’nun kalbimde olduğunu düşündüğüm ve bu seviyeden yargılamaya başladığım bir duygu, bir seviye içinde miyim?

Bu sadece oturup basitçe düşünmek değildir. Oturup düşünüyorum, sonra bir süre ağzımı kapatıyorum ve hiçbir şeyi eleştirmiyorum. Öyleyse ne? Her şey kalpteki ıslaha, bulunduğunuz seviyeden daha yüksek ve daha yüksek bir seviyeye bağlıdır.

Çelişkiler ve tartışmalar olmadan ilerlemenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. İnsanlar gruba karşı tutumlarını ortaya koymalıdır. Ve elbette, grup olmadan ilerleyemeyecekleri, grup olmadan hiçbir şeyde başarılı olamayacakları düşüncesiyle kendilerini donatmaları gerekir.

Yaradan’a Yakınlaşmanın Yolları

Soru: Biliyoruz ki asıl önemli olan niyettir. Işığı çekmek için bu ne tür bir niyette kıyafetlenebilir?

Cevap: İnsan, Yaradan’ın onu yerleştirdiği bir koşuldadır ve bu koşuldan, hedefe ulaşmak için değişim yoluna başlamalıdır. Yaradan’dan başka dönecek kimsesi yoktur.

Soru şu ki, O’na hangi yollarla başvuracak ve tam olarak ne isteyecek? Bu yolu zaten geçmiş olan insanlar yapılması gerekenleri yazarlar. Tavsiye için kime başvurmalıyım? Cevap basit; zaten deneyimi olan birine.

Bu insanlar bize ne yapmamız gerektiğini anlatırlar ve kaynağa geri dönen gücü ve ışığı elde etmek için bir çalışma olduğunu söylerler. Çalışma sırasında bu gücü isteme arzusu duymak için, çalışmadan önce sahip olduğunuz arzudan daha büyük bir arzu ile kendinizi donatmalısınız. Bu ek arzuyu gruptan edinebilirsiniz.

Tıpkı sıradan bir toplumda olduğu gibi, kişi bu topluma girdiğinde çeşitli arzular ve hedefler edinir; bunu başarmak, şunu satın almak, şöyle olmak ne iyi olurdu, vb. Sizin için de durum aynıdır. İyi bir manevi topluma girerseniz, Yaradan’a daha yakın olma arzusu size eklenir.

Ve sonra kitabı elinize alırsınız, gözleri henüz açılmamış bazı dostlarınız gibi değil, zaten bekleyen, umut eden ve kitaptan bir şeyler almak isteyen biri olarak. Yani, her şey ne tür bir topluluk bulduğunuz, ondan ne aldığınız ve tabii ki öğretmen ve kitaplara bağlıdır. Genel yön öğretmen tarafından belirlenir ve sizi manevi köklerle bağlayan doğru metinler aracılığıyla size aydınlanma verilir.

Bu nedenle sadece birkaç yol vardır: doğru kitap, doğru öğretmen, doğru grup ve onların yardımıyla Yaradan’ın ifşasını elde etmek için değişmek isteyen siz kendiniz. Önce Kelim’i (kapları) ıslah etmek, sonra ışıkları almak.

Kelim’in ıslah edilmesi, ihsan etme niyeti olan inancın kazanılması olarak adlandırılır ve ışıkların alınması, ihsan etme niyetiyle alınmasıdır.

Dostlar Toplantısı Gündemi

Bir araya geldiğimizde, gündem baştan belirlenmelidir. Başka bir deyişle, herkes elinden geldiğince grubun önemi ve grubun kendisine sağladığı faydalar hakkında konuşmalıdır. Grubun, kendisine önemli bir şey, kendi başına başaramayacağı bir şey vereceği beklentisi doğrultusunda, o ölçüde grubu dinler.

Bunun nedeni, başlangıçta grubun büyüklüğünü, doğanın amaçlarını ve bunları gerçekleştirmenin gerekliliğini oluşturmaktır. Çünkü amacın büyüklüğü ölçüsünde, egosunun ötesinde çaba gösterebilir, grubun görüşü karşısında kendi görüşünü iptal edebilir ve sadece grup için değil, doğa ve bütünlüğü için de hareket edebilir. Düşüncelerinin bu yönde olmasıyla, doğanın tüm güçlerinin yardımını hissedecektir.

Aynı şey dost sevgisi için de geçerlidir. Bir araya gelmeden önce, dostların önemini, her birinin önemini inşa etmek gerekir. Ve grubun büyüklüğünü takdir ettiği ölçüde, gruba saygı ile davranabilir. Bundan sonra, grubun yararı için ne kadar çaba gösterdiğini kontrol etmelidir. Grubun yararı için hiçbir şey yapmaya gücü yetmediğini fark ederse, o zaman gruba başvurarak güç almak ve komşusuna sevgi duymak için çalışma arzusu isteyebilir.

Ve eğer düşüncelerinde bile gruba dönerse, grubun gücüne ve ıslaha ulaşmasına yardım etme isteğine inandığının bir göstergesi olarak, birleşmek ve kendisinin neşe içinde olup olmadığını kontrol etmek için güç alacağından emin olmalıdır.

Ve bu durumda tüm dostlar tek bir arzuyu temsil ettiğinden, herkesin mutluluğunu görmek ister. Bu nedenle, tüm hesaplamalardan sonra, dostların sevgisinin mutluluğu için zaman gelir. Ve her biri, sanki iyi bir iş yapmış ve bununla çok para kazanmış gibi mutlu hissetmelidir. Ve artık, bu dünyada gelenek olduğu gibi, dostlarına öyle davranır.

Benzer şekilde, burada da durum böyledir; herkes, dostunun iyi bakıldığından emin olmalıdır, çünkü şimdi mutludur ve dostlarının da iyi hissetmesini ister. Bu nedenle, toplantının kapanışı neşe ve ilhamla sonuçlanmalıdır. Ve sonra herkes mükemmelliği hissedecektir.