Daily Archives: Şubat 7, 2026

İçsel Çalışma -Yaradan’a Yakınlaşmak

Fiziksel olarak emirleri yerine getirme çalışması ile bizim çalıştığımız içsel çalışma arasında hiçbir bağ yoktur, çünkü içsel çalışma ancak yukarıdan güç aldığımda, Yaradan ile bağ kurduğumda yapılabilir. Yukarıdan, O’ndan aydınlanma ve ilham aldığım ölçüde, kendimle ne yapacağımı, O’na karşı nasıl davranacağımı, O’na nasıl hitap edeceğimi ve O’na nasıl yaklaşacağımı anlarım.

İçsel çalışmam, sanki benimle O’nun arasında bir bağ ipi varmış gibi, form eşitliği ilkesine göre Yaradan’a yaklaşımımdır. Ve ben, sirkteki bir ip üzerindeymiş gibi, bu ip boyunca tırmanırım.

Buna yardımcı olan eylemler emir olarak adlandırılır; engel olanlar ise günah olarak adlandırılır ve izin verilen şeyler yani tavsiyeler vardır.

Bunların hepsi, kendi içinde Yaradan’a doğru yükselirken yaptığım içsel eylemlerdir.

İki Uç Nokta

İhsan etmenin ne olduğunu nasıl hayal edebiliriz? Bir gruba sahipsiniz. Bu grubun içindeyken, dostlarınızı sevmenin sizi Yaradan’ı sevmeye götüreceği söylenir. Dostlarınıza ihsan etmek, Yaradan’a ihsan etmeye yol açacaktır.

Neden? Çünkü onların aralarında sanki gerçekten ruhların seviyesindeymişsiniz, son ıslahtaymışsınız gibi davrandığınızda, üst dünyadan saran ışığı (Ohr Makif) kendinize çekersiniz.

Üstte olan yani “üst Partzuf” olarak adlandırılan daha yüksek derece, kişiye daha yüksek bir seviyede var olan bir formda ihsan etmenin bir görüntüsünü gösterir. Bu, iki aşamada ortaya çıkar. İlk olarak, Üst, size içindeki ışığın, içindeki hazzın bir parçasını gösterir. Eğer bundan ilham alırsanız, onu isterseniz, ona çekilirseniz, buna yükseliş deriz.

Bundan sonra, size düşüş getirir ve size onun Kelim’inin hafif bir hissini verir. Peki, onun Kelim’i nedir? Onun Kelim’i, ihsan etmek uğrunadır.

Üst olanın bu iki tür izlenim, size iki uç noktayı verir. Orada ne tür bir ışık vardır? Orada bir ışık olduğunu varsayalım, ama tam olarak orada olan şey bu değildir. Peki, orada ne tür bir Kli vardır? O zaman ışığı ne kadar sevdiğinizi ve o Kli’yi ne kadar sevmediğinizi anlarsınız.

Bu iki uç nokta arasında, kişi çalışma ve çaba yoluyla bir dizi eylem gerçekleştirir ve üst olanı edindiği bir koşula gelir.

Dost Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken İki Faktör

Soru: Bir dostu, bana verdiği amacın yüceliğine göre seçersem, bu yolda ona güvenebilir miyim?

Cevap: Bizler tek bir kritere göre birleşiriz: Yaradan ile bir olma arzusunda birbirimizi ne kadar anladığımız. Senden hiçbir talebim yok. Görünüşüne, eğitimine ve diğer her şeye rağmen seni seçiyorum.

Grubu, yalnızca Yaradan’a olan arzularına göre seçiyorum. Bu arzunun da çeşitli dışsal ifadeleri vardır. Bunları görmezden gelip yalnızca Yaradan’a olan saf arzuyu dikkate alırsak, grubun hepsi benim için aynı olabilir mi? Hayır!

Aslında, her insanın dışa farklı şekillerde yansıyan belirli bir karakteri vardır. Biri kendini daha sakin, diğeri daha rahat, üçüncüsü öfkeyle, dördüncüsü sevinçle ve hatta kahkahayla ifade eder.

Ancak, sadece Yaradan’a özlem duyan değil, aynı zamanda bu özlemin bana yakın bir şekilde ortaya çıktığı dostlar bulmalıyım, çünkü yolun başında, onlarla bağ kurmaya yeni başlıyorum. Dışsal kalıpları kırıp dostumun sıcak kalbini göremem.

Yani, Yaradan’a duyulan özlem ve bunun ifade biçimi, dost seçiminde etkili olan iki faktördür.

Manevi Bağ İçin Çaba Gösterin

Maneviyat için çaba göstermek, diğer tüm ruhlarla bağ kurmak için çaba göstermek anlamına gelir, çünkü bu bizim manevi koşulumuzdur. Bu eylem dışında maneviyatı hayal etmek imkânsızdır. Hayal edebileceğimiz diğer tüm tasvirler ve koşullar manevi değildir.

Yazıldığı gibi, “Komşunu kendin gibi sev” Tora’nın büyük bir kuralıdır. Bu, ışığın, Tora’nın ve Yaradan’ın mutlak şekilde girebileceği bir kabın inşasıdır.

“Toplantının Gündemi” başlıklı makalesinde Rabaş, gruba gelirken kişinin sahip olması gereken beklentileri, sahip olması gereken düşünceleri ve toplantıdan elde etmek istediği sonucu özetler. Kişi, tüm arzularını, hissettiği tüm yüceliği, meyve vermesi için grubun toprağına “ekmelidir”. Bu nedenle, dostlarla yapılan toplantının, günün ve haftanın diğer saatlerine güç vermesi sağlanmalıdır.

Grup için hissedilen yücelik, grubun övülmesine ve Yaradan’ın övülmesine ve büyüklüğüne yol açar. Kişi, yaratılışın amacına ulaşmasına yardımcı olacak gücü kazandığını hissederek grup toplantısından ayrılmalıdır.

Kişinin gruptan başka bir güç kaynağı yoktur. Kendi Kli’sini inşa etmek için çalışmalıdır ve Kli’si mutlaka diğer tüm ruhları içermelidir.

Kadın Kocasını Seviyorsa

Yorum: Bir kurt, tüm hayatını tek bir dişi kurtla geçirir ve asla onu aldatmaz. Ve av sırasında kurt ya da dişi kurt ölse bile, hayatta kalan eş yerine birini aramaz ve hayatının geri kalanını yalnız geçirir. Bunu hayal edebiliyor musunuz?

Cevabım: Bizler hâlâ bundan çok uzağız.

Yorum: Hayatınız için seçim yapmayı hayal edebiliyor musunuz? Kurtlar bunu başarıyor.

Cevabım: Öğrenecek çok şeyimiz var.

Soru: Böyle bir karar verdiğinizde ne oluyor?

Cevap: Onlar için bu doğadır.

Soru: Peki ya bizim için? Böyle karar verdiğinizde ne oluyor?

Cevap: Bizim için, bizi deli eden şey egoist doğamızdır.

Soru: Ama karar verip böyle yaşadığınızda, bu bir şekilde onu ehlileştirdiğiniz, egoist doğanızı dizginlemeyi başardığınız ve hayat için seçim yaptığınız anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet.

Soru: Ama siz diyorsunuz ki: “İnsan hayatı için seçim yapmalıdır.”

Cevap: Olması gereken budur.

Soru: Ve tutunmak mı?

Cevap: Evet, tutunmak. Ama bizim için bunun nasıl sonuçlandığını görüyorsunuz.

Soru: Dişi kurtla ilgili olarak. Erkek kurt tehlikedeyken dişi kurt onun boynunu korur, bu kendisi için de çok tehlikeli olabilir ama bunu düşünmez.

Peki, insan hayatında, bir kadının kocasını koruması, onu savunması ne anlama gelir?

Cevap: Dişi bir kurdun duygularını bilmiyorum.

Yorum: Ama biz zaten bir insandan bahsediyoruz.

Cevabım: Bir insan için bu, ona bağlı olduğunu ve bunun onun temel görevi olduğunu anladığı anlamına gelir. O hayatta ve güçlü olduğu sürece, hem kendisi hem de çocuklar korunur.

Soru: Peki, kocasını seven bir eş ne demektir?

Cevap: Kocasını seven bir eş, ona kötü bir şey olabilecekse, bunu hiçbir tereddüt duymadan onunla paylaşmaya hazır olduğuna inanır.

Kendine Güvenen Hiçbir Şey Öğrenmeyecek

Soru: Alt Partzuf’un başının, üst Partzuf’un bedeninde kıyafetlendiği söylenir. Daha üst olanda kıyafetlenmek ne anlama gelir?

Cevap: Üst Partzuf’un bedeni, onun eylemleridir; arzularla yaptığı çalışmadır, baş ise kararların alındığı yerdir.

Alt olan, kendi başıyla, kendi seviyesinde hiçbir şey yapamaz. “Seni, yaptıklarından biliriz” denir. Yani alt olan, üst olanın bedenine girmelidir.

Ve kişi, üst olanın yaptığı şeyi bizzat kendisi yaparak, pratikte öğrendiğinde, ancak o zaman üst olanın bununla neyi kastettiğini anlamaya başlar. Üst olanın size yapmanızı söylediği şeyi yapana kadar, onun ne dediğini anlamayacaksınız.

Ve bu, sadece size söyleneni yapmanın yeterli olduğu, sıkıcı, hayvansal bir eylem değildir; bunu yapmalı ve öğrenmelisiniz! Çocuklara bakın: Yetişkinlerin yaptıklarını nasıl tekrarlarlar. Eylemlerimizin anlamını anlamadan kopyalarlar.

Bir çocuğa plastik bir çekiç ve çiviler verildiğinde, onlarla ne yapacağını bilemez. Ama sizin çivileri nasıl çaktığını izler ve aynısını yapar; işte bu sayede, bunun ne için olduğunu anlamaya başlar.

Başka türlü öğrenmek mümkün değildir. Eğitim programları oluştururken, insanın ancak örnek yoluyla eğitilebileceğini hesaba katmalıyız. Bunun nedeninin, manevi köklerde gizli olduğunu ve Partzufim’in (ruhların bağının kökeni) yukarıdan aşağıya doğru yayılmasında gömülü olduğunu görüyoruz.

Alt olana verilen tüm akıl, yalnızca üst olanın eylemlerini tekrar edebilmesi için gereklidir. Alt olanın başı, sadece bu şekilde işlev görmelidir.

Alt olanın başı, üst olana bakıp ondan örnek almak ve onun eylemlerine benzer eylemler yapmak için yukarıya yönelirse, başarı alt olanı bekler. Ancak alt olan, kendi aklıyla yargılayabileceğini, karar verebileceğini ve bir şeyler yapabileceğini düşünürse, onu başarısızlık bekler.

Kişi kendisinin bir şeyler yapabileceği bir seviyede olduğunu düşünecektir. Oysa bütün eylemler üst olanın bedeninde gerçekleşir. Eğer alt olan, kendi aklını ve idrakini iptal edecek kadar anlayışa sahipse, o zaman yükselir ve üst olanın aklını ve idrakini alır.

Bilgelere İnanmalı Mıyız?

Bilgelere inancı üstlenmemiz gerekir. (RABAŞ, Makale No. 4, 1989, “Çalışmada Su Seli Nedir?”)

Diyelim ki bilgeliğin sözlerine inanmaya hazırım, fakat bu ne anlama gelir? Bilgelerin sözlerini anlıyor muyum? Onların mesajı nedir?

Öncelikle, Kabala bilgeliğinde bedenlerle ilgilenmeyiz. Beden yok, ruhlar var. Önümüzde beliren bedenler, hayali bir dünyanın görüntüleridir.

Ben arzunun içinde var olurum ve bu arzu; cansız, bitkisel, hayvansal ve insan olmak üzere çeşitli biçimlerde tezahür eder. Bilgeler, Adam HaRişon’un kırılmış sistemi içinde var olan ıslah edilmiş ruhlardır. Onlar bana yardım ve destek olabilir; kırılmış ruhum için rehberler ve eğitmenler olabilirler.

Bu nedenle, onların öğütlerini bu şekilde almamız gerekir. Örneğin, Zohar Kitabı bize Rabbi Şimon’un grubundaki on bilgeden; ayrıca peygamber İlyas’tan, Musa’dan, Harun’dan, Kral Davud’dan, Kral Süleyman’dan ve başkalarından bahseder.

Onları kendi dünyamızda yaşamış insanlar olarak değil, ıslah olmuş arzular, ıslah olmuş ruhlar olarak algılarız. Onlar, kırılmış sistemin içinde yavaş yavaş yeniden canlanmaya başlarlar. Kendilerini kısmen ya da tamamen ıslah etmişlerdir ve tüm sistemin ıslahına katılırlar.

Zohar Kitabı’nda “Rabbi Şimon dedi ki… Rabbi Abba dedi ki…” diye okurum. Benim için bunlar, üst dünyayı edinmiş ve onun hakkında konuşan insanlar değildir; benim için bu isimler, edinim dereceleridir.

Bu sözler aracılığıyla manevi derecelerin merdivenini incelerim: bir seviyede gerçeklik bir şekilde görünürken, diğerinde farklı şekilde görünür. Sanki Kabalistler bana bunu söylüyormuş gibidir; fakat benim için onlar, güçler, algı kaplarıdır.

Her bir bilge benim için belirli bir manevi kavramı, gücü, kuvveti ya da niteliği temsil eder. Karşımda tarihsel şahsiyetlerin isimleri değil; manevi olguların ve derecelerin isimleri vardır.

“Bilgelere inanç” demek: okuduğum derecelerdeki ihsan etme niteliğinin aynısını edinmek istiyorum demektir. “İnanç”, ihsan etmek demektir.

Çalışma sırasında kişi kendini buna dâhil etmeli ve bunun onu nasıl etkileyeceğini anlamaya çalışmalıdır. Kitap ne hakkında konuşuyorsa, her bir kelimenin manevi özüne nüfuz etmek isterim. Bilgelerin sözlerine inanmamın anlamı işte budur.