Daily Archives: Ekim 10, 2025

Geçiş Koşulu

Hazırlık dönemi, sabırla donanıp bunun geçmesini beklememiz gerektiği anlamına gelmez. Bir sonraki anda bunun sona ermesini sağlamak için elimizden gelen her şeyi yapmadıkça, bu dönem geçmeyecektir.

Beklemek, umutsuzluğa kapılmadan, her an, tekrar tekrar çaba göstermeye hazır olduğum anlamına gelir. Ve her an, istediğim ödülü yani ihsan etme gücünü alacağımı umarım ve böylece, tekrar tekrar, her an, yorulmadan beklerim.

Bunu yapabiliyorsam, koşullar (girişler ve çıkışlar) hızla birbirinin yerini alıyorsa, bu, gerçekten daha yüksek ve daha derin bir dereceye layık olabileceğimin işaretidir. Sonuçta, kişi hazırlık sürecinde ne kadar çok günah ve hata ifşa ederse, Machsom’un ötesinde tek ve çift ifşada o kadar çok ilerler ve ıslaha ulaşır.

Hazırlık döneminde, grup herkese tutarlılık, azim, güven ve sabır gücü sağlamalıdır, başka seçeneğimiz olmadığını, bu şekilde ilerlediğimizi anlamalıdır. Ve böylece, yıl be yıl ta ki her an, anlık ödülden vazgeçmeye ve onsuz bile çalışmaya hazır olana kadar. Bu, Machsom’u geçmeye layık olduğumuz anlamına gelir.

Kişi, içindeki muazzam, tutkulu, yakıcı ihsan etme arzusu nedeniyle, bir sonraki dereceye ulaşmak için o kadar çaba gösterir ki, bundan vazgeçip hazırlık aşamasına devam etmeye hazırdır. Yaradan bana sadece bu hazırlığı vermek istiyorsa ve ben sadece ihsan etmeye ulaşmak istiyorsam, o zaman ben buna razı olurum ve Machsom’a ihtiyacım olmaz ve o zaman onu alırım.

Einstein’ın Ölümsüz Sözleri, Bölüm 2

 

Bütün insanlar yalan söyler ama bu korkutucu değildir, kimse birbirini dinlemez.

Cevabım: Korkutucu olan şey, dinlememeleridir. Bu doğrudur.

Dinlemek, farkına varmak, anlamak demektir. Mutlaka aynı fikirde olmak değil, karşınızdaki kişinin ne demek istediğini, neden böyle bir dünya görüşüne sahip olduğunu anlamaktır.

Yorum: Onu biraz içinize almak mıdır?

Cevabım: Hayır, onu içinize almak bile değil. Onun içine girip, nasıl davrandığını, nasıl düşündüğünü anlamaktır. Onun düşünme şekli, hayata yaklaşımı doğru olabilir. Onunla tartışmaya çalışın, bir şekilde onunla aynı fikirde olun, vb.

Başka birini dinlemek budur. Dinlemek, her şeyden önce anlamak demektir.

Soru: Sizce insanlar birbirlerini dinliyor mu, dinlemiyor mu?

Cevap: Hayır. Egoistler birbirlerini dinleyemezler. Onlar başlangıçta egoizmlerini açıkça tatmin etmeye ayarlıdırlar.

Soru: Yani, sadece kendi fikirlerini dayatmaya mı?

Cevap: Sadece kendi görüşlerini değil, istediğim her şeyi elde etmek için. Bu, tüm davranışlarımın temelidir ve kimse beni bundan vazgeçiremez. Sadece büyük bir acı altında fikrimi biraz değiştirebilirim; yine de egoistçe, bir tarafa ya da diğer tarafa meylederken, yine de egoistçe hareket etmeye devam ederim.

Yorum: Bu, prensip olarak, tüm sorunların sebebidir — insanlar başkalarını dinlemezler.

Cevabım: Biz böyle yaratıldık. Sonuçta, ortak ruhun, ortak arzunun parçalanmasından geldik. Bu nedenle, her birimizin içinde sadece kendi içinde hareket eden egoist bir arzu vardır. Her birimiz kendi içimizde yaşıyoruz.

Yorum: Eğer insan bunun egoist doğasının bir sonucu olduğunu duysaydı, bu küçük bir değişimin başlangıcı olur muydu?

Cevabım: Hayır, bu yardımcı olmaz. Duymak yeterli değildir; mesele de budur.

Burada, doğanın üs güçleri gereklidir, doğanın içindeki gizli güçler, bizim farklı olmamıza, şu anki durumumuzun tam tersi olmamıza yardımcı olabilir. Bu da, bütün bir metodu gerektirir.

Soru: Einstein’ın, doğanın gizli güçlerinin olduğunu anladığını düşünüyor musunuz?

Cevap: O, insanı değiştirmenin mümkün olduğunu anlamamıştı.

Her şey mümkün olduğunca basit hale getirilmeli ama daha basit hale getirilmemelidir.

Cevabım: Bu doğru. Çünkü her şeyi ayrı ayrı, birbirinden yalıtılmış olarak değil, birbiriyle bağlantılı olarak algıladığımızda, üst dünyanın yani ihsan etme dünyasının, sevgi dünyasının ne kadar basit, bize yakın ve zıt olduğunu hayal bile edemeyiz.

Yorum: “Sevin, bu çok basit! Birleşelim, birbirimizi sevelim.” diyoruz. Siz ise “Bu o kadar basit değil!” diyorsunuz.

Cevabım: Hayır. “Bu o kadar basit değil” diyorum, çünkü bunu yapabilecek durumda değiliz.

Aynı tuzağa tekrar düşmemeliyiz. Ayrıca, sevgi, bizim dünyamızda sevgi olarak tanımladığımız- bazı hormonal, psikolojik veya cinsel tatminler- değildir. Hayır.

Burada kastedilen, insanların içsel bir birlik içinde birbirleriyle kurdukları bağdır; bedenlerimizin değil (bedenler sanki yok olur), kendimizin içsel olarak birbirine bağlı olduğunu hissettiğimiz, bir tür içsel birleşmenin, kaynaşmanın gerçekleştiği ve bunun yeni bir topluluk, içsel, manevi bir topluluk yarattığı durumdur. Bu içsel, manevi toplulukta, kendimizi sanki başka bir balonun içinde, yeni bir dünyada yaşıyormuşuz gibi hissetmeye başlarız.

Soru: Bu sevgi midir?

Cevap: Bu, sevgi ile elde edilir. Böyle bir bağa sevgi denir.

Eğer dağınık bir masa, dağınık bir zihnin işareti ise, boş bir masa neyin işaretidir?

Soru: Sık sık gerçekliğin algılanmasından bahsediyorsunuz. Boş bir masa, bu aslında ne anlama geliyor?

Cevap: Bu bir alegoridir. Genel olarak, içsel düşünceleri, mücadelesi, sürekli kafa karışıklığı, sürekli arayışı olmayan bir kişi ilerlemez, gelişmez. Kişi her zaman kendinden şüphe duymalı ve sürekli araştırmalıdır.

Soru: Hayat dediğiniz şey bu mu?

Cevap: Evet. Ama böyle bir insana baktığımızda, “Muhtemelen hiçbir şey bilmiyor. Muhtemelen emin değil.” diye düşünürüz. Gerçekte ise tam tersidir.

Hayvansal huzur, her şeyi öldürür. Bu elbette korkunç bir şeydir! Yaradan’ın bizi gözetmesini ve huzur bulmamıza izin vermemesini umalım.

Einstein’ın Ölümsüz Sözleri, Bölüm 1

Yorum: Einstein’ın sözleri oldukça basit ve aynı zamanda çok derindir. Lütfen onun tam olarak ne demek istediğini yorumlayın.

Başarılı olmak için değil, değerli olmak için çabalayın.

Cevabım: Ancak bu şekilde gerçek başarıya ulaşabilirsiniz. Kendinizi diğer insanlarla karşılaştırarak değil, doğayla karşılaştırarak ulaşabilirsiniz: onu gerçekten nasıl ifşa edebileceğiniz, tanıyabileceğiniz ve onunla uyum içinde olabileceğinizi. Doğa ile uyum içinde olmak, işte hayatın anlamı budur.

Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsanız, onu insanlara veya nesnelere değil, bir hedefe bağlayın.

Cevabım: Burada ekleyecek hiçbir şey yok; bu çok doğru. Elbette nesnelere değil. Ve insanlara da değil, çünkü insanlar kendileri eşyalara bağlıdır.

Bu, her şeyden kendinizi koparmanız, en büyük hedefinizi belirlemeniz ve sadece ona doğru çabalamanız gerektiği anlamına gelir. Aynı zamanda, bir şekilde başkalarına da bunu açıklamaya, onları aynı hedefe yönlendirmeye çalışın. Einstein da hayatı boyunca bunu yaptı.

Öğrenmemi engelleyen tek şey, aldığım eğitimdir.

Cevabım: Herhangi bir eğitim, prensip olarak, kişiyi belirli sınırlar içine hapseder ve bu sınırların dışına çıkmasına izin vermez.

Ama öte yandan, eğitim olmadan da yapamazsınız. Yine de, eğitimin sizi sınırlamaması için bir şekilde hareket etmelisiniz. “Çocuğu kendi yoluna göre eğitin” sözü bunu ifade eder. Onu, kendini geliştirebileceği şekilde yönlendirin.

Bazen kafamı karıştıran bir soru: Ben mi deliyim, yoksa diğerleri mi?

Cevabım: Ben deliyim demek daha doğru olur. Peki, bu yüzden ne değişirdi?

Yine de, benim “deliliğimin” dünyaya bir şeyler katacağına, bir şekilde onu sarsacağına, bir gün yardımcı olacağına ve insanların yaratılış hedefine ulaşmalarını kolaylaştıracak bir iz bırakacağına inanıyorum.

Soru: Bu durumda, kendinizden mi bahsediyorsunuz?

Cevap: Elbette. Onun yerine başka nasıl konuşabilirim ki?

Yorum: Dürüst olalım; insanlar sizi deli olarak görmüyor, ancak olup biteni anlamadığınız için pek de mantıklı bulmuyorlar.

Cevabım: Neler olup bittiğini anlamıyor muyum? Aksine, herkesle konuşmaya hazırım. Politikacılar ve bilim adamları bu stüdyoya geliyor.

Yorum: Ama insanın değişmesi gerektiği yönündeki önerileriniz onları caydırıyor. “O değişemez!” diyorlar.

Cevabım: Evet, bizim bedensel yöntemlerimizle haklılar. Bu konuda onlara tamamen katılıyorum.

Ama insanı ve insanlığı değiştirebilecek başka bir metod daha var. Burada hiçbir şey yapılamaz, bunu yapmak zorunda kalacağız. Aksi takdirde, ölümün eşiğine gelince, insanlık ne olura olsun kabul edecektir.

Yaradan’ın Önemini Hissedin

Soru: Dostlarımdan gelen, Yaradan’ın önemini ve yüceliğini hissetmek için ne yapmalıyım?

Cevap: Bir dosta, onun sahip olduğu nitelikler için, kendini grupta ifşa ettiği gerçeği için saygı duymalısınız; o zaman onun aracılığıyla Yaradan’ın ışığını almaya başlarsınız.

Soru: Peki bana Yaradan’ın bu önemini kim veriyor? Yaradan mı? Yoksa kendi çabam mı?

Cevap: Yaradan başlar, ancak siz tamamlarsınız. Bu eylemlerin temelinde dua yatar.

Soru: Bunu, gerçek bir dua haline gelmesi ve sadece benim sızlanıp şikayet etmemem için, nasıl bir araya getiririm?

Cevap: Bunu düşünün. Bunu her zaman düşünün.

Dairesel Işık

Bu nedenle ARİ, Eyn Sof ışığı ile yapışık olmadığını yazmıştır. Bu, dairelerin Keter’inin dairesel ışığının formunun, Eyn Sof’taki ışıkla aynı olmadığı anlamına gelir. (Baal HaSulam “On Sefirot’un Çalışılması” Cilt 1, Kısım 2, Bölüm 1, No. 9).

Soru: Dairesel ışık nedir?

Cevap: Dairesel bir ışık diğerlerinden (ışıklardan) farklıdır ve kaynağına bağlıdır. Ari’nin söylemek istediği tam olarak budur.

Soru: Neden İgulim’e (dairelere) “Behinot” değil de “Sefirot” diyor?

Cevap: Artık tamamen alakasızdır. “Sefirot” ve “Behinot”, her Partzuf’taki bireysel seviyeler için kullandığımız isimlerdir.

İç Dünyanızın Hacklenmesine İzin Vermeyin

Yorum: Tüm bu propaganda ve manipülasyon yöntemleri köşe bucak her yere nüfuz ediyor. Bu, kişinin kendi düşüncelerinin doğruluğundan şüphe etmesine ve kendine güvenini kaybetmesine ve manipülatöre bağımlı hale gelmesine neden olan psikolojik manipülasyondur.

Cevabım: Bu manipülasyon, kişiye kontrol edildiğini anlatmak ister. Genel olarak. Ancak kişi kendini kontrol ettiğini hissetmelidir. Ve o zaman kişi ile onun bağımsızlığını ihlal eden kişi arasında teke tek bir mücadele başlar.

Soru: Bu gerçekten bir saldırı mıdır?

Cevap: Evet! Başka ne olabilir ki! Bu esarettir. Peki, ne yapabilirsiniz ki? Dünya böyle işte.

Yorum: Temel olarak, neredeyse yüzde 90’ının veya daha fazlasının esarete maruz kaldığını görüyoruz.

Cevabım: Ve onlar bunu istiyor!

Soru: Öyleyse kişi buna direnmeli, ölümüne istememeli midir?

Cevap: Kişi bunu yapmamalıdır! Sadece böylesi bir saldırıya maruz kalabileceğini ve bundan sonra artık özgür iradesinin olmayacağını anlaması gerekir. Ve bundan kaçınmak için kendini inşa etmelidir.

Soru: Bunun hakkında biraz konuşalım. Kişinin kendi içinde inşa etmesi gereken bu öz, ne tür bir şeydir?

Cevap: Başkaları size yapmak istediklerini, siz kendinize yapın. Yani, başkaları size kendi bakış açılarını, dünya görüşlerini ve dünyaya karşı tutumlarını dayatmak isterler, ama siz bunların hepsini kendiniz inşa edersiniz!

Soru: Kişi onlardan öndedir ve kendini inşa eder öyle mi?

Cevap: Evet. Dahası, onlardan o kadar öndedir ki, onlarla savaşabilir. Kendisiyle onlar arasına bir duvar örebilir. Anlamamız gereken şey budur.

Soru: Bu neyden oluşur? Bu duvar tam olarak neyden yapılmıştır?

Cevap: Bu duvar, kendi içimdeki dünyayı istediğim gibi inşa etme yöntemime olan güvenimden oluşur. Ve her şeyden.

Soru: Hangi duvar buna dayanabilir? Onu ayakta tutmak için nasıl bir dünya inşa etmeliyim?

Cevap: Mümkün olduğunca materyalist bir dünya, bu da insanın iç dünyasını parçalamaya yönelik her türlü girişime direnecektir.

Soru: Bu sadece güçlü insanlar için mi mümkündür, yoksa neredeyse herkes bunu yapabilir mi?

Cevap: Hayır, herkesin bunu yapabileceğini düşünmüyorum. Ama prensipte bu öğretilebilir ve insanlar bağımlılıktan, böylesine yarı-yeraltı, esaret koşulundan kurtarılabilir.

Yorum: Siz ve ben, günümüzde dünyanın bunun altında olduğunu görebiliyoruz.

Cevabım: Günümüzde, kesinlikle herkes kontrol altında tutulduğu bir koşul içindedir: düşünceler, görüntüler, bakış açıları vb. dayatılıyor. İnsanlık genel olarak gider, tabii ki… mağaralara geri sürünerek geri döner.

Yorum: O zaman yine de, eğer öyle diyorsanız, bir duvar örme olasılığı var… Ve size başka bir şey daha söyleyeceğim; çok ilginç bir gözlem var. İnternette, bir yerlere, bir tür inziva yerine gidenler hakkında milyonlarca görüş var. Biri taygaya gitmiş ve 20 yıldır, 30 yıldır orada yaşıyor. Bir kişi. Bir kişi gidiyor ve hepsi bu, insanları terk ediyor. Ve insanlar izliyor ve “Keşke ben de yapabilseydim.” diye yorumlar yazıyorlar.

Cevabım: Evet, ama bu kolay değildir.

Yorum: Kolay değil. Ama bu duvar bazıları tarafından inşa edilmiş. Ve siz de aktif bir dünyada sunuyorsunuz…

Cevabım: Kesinlikle aktif, hiçbir şeyi değiştirmeden, sadece kendi içinizde.

Soru: Yine de, bunun ne olabileceğini söylemiyorsunuz? Öyle mi? Nasıl yapılır? Bana pratik bir tavsiye verin.

Cevap: Bilmiyorum. Ben kendi içimde böyle bir duvar ördüm. Sanki kendimi dünyadan, herkesten uzaklaştırmışım gibi. Kendi içimde sessizce, yalnız yaşıyorum. Kimse böyle yaşadığımı tahmin etmiyor.

Yorum: İlginç! On binlerce, yüz binlerce öğrenci var ve siz “Ben böyle yaşıyorum” diyorsunuz.

Cevabım: Bunun önemi yok.

Yorum: Öyleyse sırrı paylaşın.

Cevabım: Sır çok basit. Bu dünyayı kendi içimde inşa ediyorum ve bu nedenle, bana dayatılan dünyayla çatışma halinde olsam bile, bu çelişki beni ezmiyor, benimle savaşmıyor. Ben sadece onu bir kenara bırakıp devam ediyorum.

Soru: Orada, o dünyada nasıl bir şey olduğunu bize biraz anlatabilir misiniz?

Cevap: O dünyada ben kralım. Ve yüce Yaradan’a hizmet ediyorum. Hepsi bu. Her şey çok basit.

Soru: Söylemesi kolay ama yapmak kolay değil. Ancak ben gerçekten böyle bir dünyaya gitmek istiyorum. Bu koşula, bu dünyaya nasıl girileceğine dair bir tavsiyeniz var mı?

Cevap: Yavaş yavaş ilerleyerek.

Soru: Nasıl?

Cevap: Onun inşa edilmesi gerekir. Kişi onu kendi içinde inşa etmelidir. Ve onu inşa ettiğinde, evet bunun yapılabileceğini, yapılması gerektiğini ve sonsuza kadar süreceğini keşfeder.

Soru: Bu hem güvenlik hem de barış mı?

Cevap: Kesinlikle her şeyi kapsar! Bu, yüce kralın krallığıdır.

Soru: Yüce kral. Ve O da kral mı?

Cevap: Evet, ama siz O’nun için inşa ediyorsunuz.

Soru: Bunu O’nun için mi inşa ediyorsunuz? Sonra da kendinizi içinde mi buluyorsunuz? O’nun orada hüküm sürmesi için mi?

Cevap: Benim, O’nun için her şeye hükmetmem adına.