Tren Nereye Gidiyor?
Yorum: İnsanları korkutmadan Kabala’yı onlara ulaştırmalıyız.
Cevabım: Onları korkutmuyorum. Korkularına ilaç teklif ediyorum, ancak bunu, bu hayatta kalıp biraz tatlandırmaları için değil, ebedi, mükemmel, sonsuz olacakları bir seviyeye yükselmeleri için sunuyorum. Elbette kulağa hoş ve belirsiz geliyor ama özünde her insan aslında sadece bunu ister.
Yorum: Kabala’ya gelmesi gerekenin geleceği, içsel dünyasının açılacağı nettir. Ve kaderinde olmayan ise…
Cevabım: Kaderinde olmayan bile gelmek isteyecek, çünkü bu hayat çok korkutucu hale geliyor. Korkutucu! Sadece biraz bekleyin. Burada bir petrol sızıntısı olacak, orada bir yanardağ patlaması olacak, başka bir tsunami daha, birkaç yangın daha. Kışa kadar yaşayalım, bakalım nasıl bir kış olacak, belki eksi elli derece. Bu, yazın kırk derece üstü olmasından daha kötü.
Yani her şey hâlâ önümüzde. Tehdit etmiyorum, aksine hızlı ve iyi bir yolda ilerlememizi istiyorum çünkü çocuğunuzun her zaman daha akıllı olmasını, aptalca hatalar yapmamasını ve işlerin yolunda gitmesini istersiniz, onu cezalandırmak zorunda kalmamak için değil.
Soru: Ama aslında bir darbe gelir, insan kendini depresif, hasta hisseder. Gerçekten içindeki bir parçanın açılacağını veya içinde bir sürecin gerçekleşeceğini mi düşünüyorsunuz?
Cevap: Eğer birkaç darbe alırsanız, her şeye razı olursunuz! Kendi “ben”iniz yok. Bizim “ben”imiz bize ait değil. Hepimiz küçük hayvanlarız. “Ben” her şekilde bastırılabilir ve her şeye razı olursunuz.
Şu anda bile bilinçaltınızda hayvansal halinize göre hareket ediyorsunuz. Kişisel bir felsefeniz, ideolojiniz yok, hiçbir şeye dayanmıyorsunuz. Bizim dünyamızda böyle bir kavram yok. Hepimiz egoizmimizden yola çıkıyoruz; neye tutunacağımızı, neye değer vereceğimizi o dikte ediyor. Hepsi bu.
Bu dünyada insan kimdir ki zaten? Kendine ait hiçbir şeyi olmayan, programlanmış, egoist, küçük bir yaratık. Yukarıdan iplerle çekilen, özgür iradesi olmayan bir kukla. Öyleyse neden bunun hakkında düşünelim ki?
Soru: Peki süreç nasıl işliyor? Darbeden sonra kişiye ne oluyor? Ne dönüşüyor?
Cevap: Bu kukla biraz titremeye başlar. Sonra acıdan nasıl kurtulacağını duyma şansı yakalar.
Soru: Peki etrafındaki bu genel bilgi yığını arasında nasıl duyacak?
Cevap: Belki de yirmi yıl Hindistan’a gidip eli boş dönmek zorunda kalacak. Ve bir sonraki nesil hiç gitmeyecek. Şimdilik hiçbir şey yapılamaz.
Soru: Yani bu tek bir darbenin aşaması değil mi?
Cevap: Hayır, insanlık kendi kendine farkındalığa ulaşmalı, yoksa onu zorla yönlendirirsiniz. Bu işlenmemiş aşama kendi kendine ilerlemelidir. Bir roket gibidir: ilk aşama yanar, ikincisi tutuşur, sonra üçüncüsü ve böyle devam eder.
İnsanlar felsefelerdeki, bilimlerdeki, dinlerdeki ve diğer her şeydeki boşluğu görmeli. Bu boşluğu ifşa etmeli, tüm bunlarda yalnızca dünyevi bir kültür görmeli ve bu ölçüde onu makul bir şekilde kullanmalıdır. Ama bu onlara yalnızca bindikleri trene dair bir kayıt sağlayacaktır. Peki, tren nereye gidiyor? Bunu bulmaları gerekiyor.

