Monthly Archives: Ekim 2025

Tren Nereye Gidiyor?

Yorum: İnsanları korkutmadan Kabala’yı onlara ulaştırmalıyız.

Cevabım: Onları korkutmuyorum. Korkularına ilaç teklif ediyorum, ancak bunu, bu hayatta kalıp biraz tatlandırmaları için değil, ebedi, mükemmel, sonsuz olacakları bir seviyeye yükselmeleri için sunuyorum. Elbette kulağa hoş ve belirsiz geliyor ama özünde her insan aslında sadece bunu ister.

Yorum: Kabala’ya gelmesi gerekenin geleceği, içsel dünyasının açılacağı nettir. Ve kaderinde olmayan ise…

Cevabım: Kaderinde olmayan bile gelmek isteyecek, çünkü bu hayat çok korkutucu hale geliyor. Korkutucu! Sadece biraz bekleyin. Burada bir petrol sızıntısı olacak, orada bir yanardağ patlaması olacak, başka bir tsunami daha, birkaç yangın daha. Kışa kadar yaşayalım, bakalım nasıl bir kış olacak, belki eksi elli derece. Bu, yazın kırk derece üstü olmasından daha kötü.

Yani her şey hâlâ önümüzde. Tehdit etmiyorum, aksine hızlı ve iyi bir yolda ilerlememizi istiyorum çünkü çocuğunuzun her zaman daha akıllı olmasını, aptalca hatalar yapmamasını ve işlerin yolunda gitmesini istersiniz, onu cezalandırmak zorunda kalmamak için değil.

Soru: Ama aslında bir darbe gelir, insan kendini depresif, hasta hisseder. Gerçekten içindeki bir parçanın açılacağını veya içinde bir sürecin gerçekleşeceğini mi düşünüyorsunuz?

Cevap: Eğer birkaç darbe alırsanız, her şeye razı olursunuz! Kendi “ben”iniz yok. Bizim “ben”imiz bize ait değil. Hepimiz küçük hayvanlarız. “Ben” her şekilde bastırılabilir ve her şeye razı olursunuz.

Şu anda bile bilinçaltınızda hayvansal halinize göre hareket ediyorsunuz. Kişisel bir felsefeniz, ideolojiniz yok, hiçbir şeye dayanmıyorsunuz. Bizim dünyamızda böyle bir kavram yok. Hepimiz egoizmimizden yola çıkıyoruz; neye tutunacağımızı, neye değer vereceğimizi o dikte ediyor. Hepsi bu.

Bu dünyada insan kimdir ki zaten? Kendine ait hiçbir şeyi olmayan, programlanmış, egoist, küçük bir yaratık. Yukarıdan iplerle çekilen, özgür iradesi olmayan bir kukla. Öyleyse neden bunun hakkında düşünelim ki?

Soru: Peki süreç nasıl işliyor? Darbeden sonra kişiye ne oluyor? Ne dönüşüyor?

Cevap: Bu kukla biraz titremeye başlar. Sonra acıdan nasıl kurtulacağını duyma şansı yakalar.

Soru: Peki etrafındaki bu genel bilgi yığını arasında nasıl duyacak?

Cevap: Belki de yirmi yıl Hindistan’a gidip eli boş dönmek zorunda kalacak. Ve bir sonraki nesil hiç gitmeyecek. Şimdilik hiçbir şey yapılamaz.

Soru: Yani bu tek bir darbenin aşaması değil mi?

Cevap: Hayır, insanlık kendi kendine farkındalığa ulaşmalı, yoksa onu zorla yönlendirirsiniz. Bu işlenmemiş aşama kendi kendine ilerlemelidir. Bir roket gibidir: ilk aşama yanar, ikincisi tutuşur, sonra üçüncüsü ve böyle devam eder.

İnsanlar felsefelerdeki, bilimlerdeki, dinlerdeki ve diğer her şeydeki boşluğu görmeli. Bu boşluğu ifşa etmeli, tüm bunlarda yalnızca dünyevi bir kültür görmeli ve bu ölçüde onu makul bir şekilde kullanmalıdır. Ama bu onlara yalnızca bindikleri trene dair bir kayıt sağlayacaktır. Peki, tren nereye gidiyor? Bunu bulmaları gerekiyor.

Talep Edin, Başka Yapılacak Bir Şey Yok

Soru: Yargılayan kişinin, Yaradan’ı yüceltmekle meşgul olması gerektiği ve o zaman Yaradan’ın ona utanç ekmeğini hissetmeyeceği armağanlar vereceği söylenir. Kişi, Yaradan’ı yüceltirken nasıl yargıda bulunabilir?

Cevap: En önemlisi, Yaradan’ı yücelterek, O’nun tüm yaratılanlara ifşasını etkilemenizdir.

Soru: Kişi, Yaradan’dan bir armağanı, armağanın kendisi için değil de, Yaradan’ın yüceliği için nasıl alabilir ki, odak noktası bu olsun?

Cevap: Talep edin, başka yapılacak bir şey yok. Talep edin.

Neden Sevgi İçin Çabalarız?

Soru: Sevgi, herkes sevmek, sevilmek, sevdiği bir işte çalışmak, sevdiği yerleri ziyaret etmek ister. İçimizde sevmeye doğru muazzam bir dürtü vardır. Şahsen, tüm hayatımız boyunca sevgiyi aradığımızı, sevilmek istediğimizi hissediyorum.

Neden sevginin peşinden koşuyoruz, neden bu güçlü duyguya bu kadar çekiliyoruz?

Cevap: Çünkü biz yaratılan varlıklardan başka bir şey değiliz ve doğamız haz alma arzusudur. Bu arzuyu tatmin eden şey, hissettiğimiz hazdır. Her insan ne için çabaladığına, nerede boşluk hissettiğine ve neyin onu doldurduğuna bağlı olarak sevgiyi deneyimler.

Balıkları severim, annemi severim, çocuklarımı severim, güneşi severim, serinliği, sıcaklığı severim, her ne olursa olsun. Eğer çabaladığım şeyle doluysam, arzumu tatmin ediyorsam, buna, o anda beni mutlu eden şeye sevgi derim.

Önceden bildiğim, alışkanlıktan veya doğam gereği sevdiğim şeyler vardır çünkü yaratılışım budur. Kendimi alıştırdığım şeyler de vardır ve onları da severim.

Sonuç olarak, hayatımızda sevgi dediğimiz şey, arzumu tatmin ettiği için uğruna çabaladığım hazla tatmin olmaktır. Arzumun tatmin edildiği hissine de sevgi diyoruz.

Örneğin, balık severim. Bu, onu yemek istediğim ve tabağımda duran balıkla kendimi doyurabileceğim anlamına geliyor.

Soru: Yine de, maddi sevgiden çok insan sevgisine doğru çabalıyoruz…

Cevap: Sevgi, neyi sevdiğimize yani bizi neyin tatmin ettiğine bağlı olarak birçok seviyeye sahiptir. Kişinin tatmin olma ihtiyaçları vardır ve Kabala bilimi bunları bir arzu ve istekler merdivenine göre ayırır. Bu merdiven yiyecek, seks ve aile arzularıyla başlar. Ardından zenginlik, onur ve bilgi arzuları gelir.

Özünde, tüm arzu ve isteklerimiz bu altı tür arzuya dahil edilebilir. Bir tür doyum için çabalıyorsam, bu onu sevdiğim anlamına gelir. Dahası, sadece doyumun kendisini değil, kaynağını da severim; bu da bana haz verdiğinden benim için önemli hale gelir.

Hayatımızı böyle inşa ederiz. Ve tüm hayatımız nefret ve sevgi arasında geçer.

Huzur Ve Mükemmellik İçinde

Soru: Kabalistik ilke olan “Işık hareketsiz ve mükemmellik içindedir” ne anlama gelir?

Cevap: Işık, vermek, etkilemek, doldurmak yani yalnızca iyilik üretmek dışında başka bir amacı, eylemi veya arzusu olmadığı için hareketsizdir.

Bu, hiçbir eylemde bulunmadığı anlamına gelmez. Işık, dönüşümlü eylemler de dahil olmak üzere çeşitli eylemler gerçekleştirir, ancak bunların hepsi yalnızca indiği nesnenin tatminini, doyumunu ve hazzını en üst düzeye çıkarmayı amaçlar.

Ölümsüzlüğe Doğru Çekiliyoruz

Yorum: Ünlü fizikçi Michio Kaku şöyle yazıyor: “Bugün her birimiz geride devasa bir dijital ayak izi bırakıyoruz. Kredi kartınıza bakarak hangi ülkeleri ziyaret ettiğinizi, hangi yemekleri tercih ettiğinizi, hangi kıyafetleri giydiğinizi, nerede çalıştığınızı görebilirsiniz. Blog yazılarınız, günlükleriniz, e-postalarınız, videolarınız, fotoğraflarınız orada. Tüm bu bilgilerle, tıpkı sizin gibi konuşup hareket eden, aynı alışkanlıklara ve anılara sahip holografik bir görüntü oluşturabilirsiniz. Peki ya beyninizdeki nöronları tek tek yeniden üretebildiğimizde ne olacak?”

Başka bir deyişle, bir insan görünüşte ayrılabilir, ancak yine de kalır, tüm arzuları kalır. Buna ölümsüzlük diyor.

Cevabım: Ölümsüzlük zaten var çünkü düşüncelerimiz ve arzularımız havada uçuşuyor. Gerçekten de öyle. Manevi kalp ve zihin, onların içerikleri (arzular ve düşünceler), hepsi kalır. Bedenle birlikte ölmezler. Kalpte değil, başka bir taşıyıcıdadırlar. Kalbin yerine bir pompa, beynin yerine bir bilgisayar koyabilirsiniz; hiçbir şey değişmez.

Yorum: Michio Kaku, insanın biyolojik bedeninin gittiğini, ancak tüm bilgilerin kaldığını söylüyor.

Cevabım: Peki ona nasıl bağlanacaksınız? Kredi kartlarıyla mı?!

Yorum: Sanki bir veri kütüphanesi, bir “ruh kütüphanesi” aracılığıyla.

Cevabım: Nasıl? Nerede bulunuyor? Sonuçta, yaptığınız şey kütüphanelerde, tiyatrolarda, iş yerlerinde vb. bir yerde yazılı değil. Manevi bir formda kaydediliyor; uzayda ama maddi dünyada değil. Maddi bir uzayda var oluyormuşuz gibi görünüyor, ama aslında bu uzay manevi. Dijital, matris benzeri, kendi birimlerinin on, yüz ve binlercesiyle ölçülen bir uzay olduğu söylenebilir.

Yorum: Yani başka bir biyolojik beden yaratıp onu ölen kişinin tüm bilgileriyle dolduramam; ne düşündüğünü, ne hayal ettiğini, blogunda ne yazdığını.

Cevabım: Hayır, içsel içerikle hiçbir uyum olmayacaktır. O fiziksel beden, içsel içeriğiyle tamamen uyumluydu. Aynısını yaratamazsınız. Onu yaratmanın bir yolu yok çünkü prensipte amacını çoktan tamamlamış ve artık ona ihtiyaç yoktur.

Yorum: Yani aynı nehre iki kez giremezsiniz.

Cevap: Hayır, gerek de yok!

Soru: Öyleyse ölümsüzlük nedir?

Cevap: Ölümsüzlük, birbirleriyle doğru bir şekilde ilişkili ve geri kalanıyla bağlantılı olan arzu ve düşüncelerin hacminde varoluştur çünkü artık bedenlere bölünmezler ve birlikte duyusal – bilgisel bir bulut oluştururlar.

Bu beden değil, beden doğmadan önce ve öldükten sonra var olan şeydir: duyusal – bilgisel bir bulut, arzularımız ve düşüncelerimiz.

Eğer yaşamım boyunca bu bilgisel-duyusal buluta girip onunla ilişki kurmaya, etkileşime girmeye, bağ kurmaya, içinde duyusal olarak var olmaya başlarsam – ve bedenim buna müdahale etmez, hatta belki de direnerek ve beni yönlendirerek bir şekilde yardımcı olursa – o zaman ölümsüzlüğe adım atmış olurum.

Orada, var olan herkesin, var olmuş olan herkesin ve hatta dünyamızdan geçmeyenlerin bilgisel ve duyusal verileriyle karşılaşırım, çünkü orada çok daha büyük bilgisel ve duyusal alanlar vardır.

Soru: Bu resmi biraz daha insanileştirebilir miyiz? Orada eski liderlerle veya başka biriyle tanışabilir miyim?

Cevap: Hayır, o bize göründüğü kadar somutlaşmamış. Annelerimizle, büyükannelerimizle ve büyükbabalarımızla orada buluşamayız. Çocuklar böyle düşünür. Ama öyle değil.

Bunların hepsi bir sonraki, daha yüksek seviyededir. Çünkü kişinin kaydı (İbranice’de “Reşimot”) olarak adlandırılan, tüm küçük duyusal-bilgisel alanları tek bir ortak sistemin içinde yer alır ve bu sistemde sürekli olarak var olurlar. Bedenimiz ise, içinde yaşadığımız sürece, bizi bu sistemden uzaklaştırır. Yaşamımız boyunca bedenimizin bizi bu sistemden uzaklaştırmamasına dikkat etmeliyiz ki, “ruh” adı verilen tek bir duyusal-bilgisel sistemin içinde birleşelim.

Ve bedenimiz (bunun yalnızca özel bir tür engel olduğunu anlamalıyız) yalnızca tüm bu parçalanmış varlıklarla, bu duyusal-bilgisel kayıtlarıyla bağlantısını 620 kat güçlendirmek için var olur.

Bize bedenimiz varmış gibi gelir ama aslında yoktur. O, diğer bilgi parçacıklarıyla birleşmeye karşı bir dirençtir. Ve Reşimo (duyusal-bilgisel kayıt), diğer parçacıklarla bağ kurmayı özler ve ona doğru çabalar. Beden beni ölüme doğru çeker ama benim Reşimom beni ölümsüzlüğe doğru çeker! Onu dinleyelim!

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 259

Soru: Yargıcın, Yaradan değil de ben olduğum yanılsamasına düşmekten nasıl kaçınabilirim?

Cevap: Bu, belirli adımlardan sonra, kişi eylem yoluyla doğru karara varmak, hedefi görmek ve ona doğru bir şekilde yönelmek istediğinde gerçekleşir. İşte o zaman dünyadaki her şeyin kendisi için yapıldığını ifşa eder.

Soru: Yaradan’ın benim üzerimde çalışmasına izin verdiğimden nasıl emin olabilirim?

Cevap: Kişi egoizmini olabildiğince azaltmalıdır, o zaman eğilimli olduğu şeyi hisseder. Bu doğru yön olacaktır.

Soru: Yargının iyilik ve sevgi gücüne dönüşmesini ne sağlar?

Cevap: Bunun öyle olmasını istediğinizde, sizin kararınız sağlar.

Soru: Mantık ötesi inançla ilerlememiz gerekiyorsa, bilgiye olan güveni nasıl talep etmeliyiz?

Cevap: Mantık ötesi inancı edinmek için talebiniz, sizin kendi üzerinize yükselişinizdir.